Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gsbasket/public_html/index.php:2) in /home/gsbasket/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Oğuzhan Günebakan – GSbasket.Org http://gsbasket.org Galatasaray Basketbol Sitesi Fri, 17 Feb 2017 07:11:08 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.3 Oyuncu Değerlendirmeleri-3 (4-5 Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-3-4-5-rotasyonu/ Sat, 27 Aug 2016 13:24:59 +0000 http://gsbasket.org/?p=4158 Yazı dizimizin 5.ayağından merhabalar efendim, bügünkü konuklarımız Daye, Thompson, Tyus, Krstic, Ege ve Hacıyeva.

4-5 NUMARALAR (Austin Daye – Deon Thompson – Orhan Hacıyeva – Ege Arar – Alex Tyus – Nenad Krstic)

Austin Daye: Euroleague’de bu yılın fiyat-performans transferi kendi adıma Austin Daye. 400-500k dolaylarına hücumda böylesine spektaküler bir oyuncu almak gerçekten büyük iş. Transferde yarışa girdiğimiz bir kulübün olmaması da hayli enteresan, özellikle Milano’dan bir hamle geleceğini düşünüyordum.

Austin Daye Ergin Ataman’ın 4 numaralardaki isteklerini karşılayan ve bonusları olan bir oyuncu. Mühim olan da bonuslarını kullanabilmek. Koçun geçtiğimiz günlerde yaptığı Erceg benzetmesini biraz sakıncalı buluyorum bu açıdan. Austin Daye sadece pick and pop oynayacağımız, spot up şut attıracağımız bir oyuncu değil. Herşeyden evvel 2.11 ve topu yere vurabiliyor. Savunma ribaundu sonrası topla rakip sahaya geçişleri rakiplere ciddi tehdit yaratıyor. Geçtiğimiz yıl Pesaro’nun aldığı savunma ribaundlarının %27.6’sı Austin Daye’e ait. NCAA yıllarından itibaren %25’lerin çok fazla altına düşmediğini görüyoruz. Takım yapıları farklı olmakla birlikte örnek oluşturması açısından Stephane Lasme’de geçtiğimiz yıl bu oran %19.47’ydi. 4-5 ikili oyunları ve P&R sonrası şutlarıyla klasik Avrupa 4 numaralarından ayrışıyor Daye. Yüzü dönük stepback’leri ve sırtı dönük oyundaki fadeaway’leri de barındırdığı net silahlar.

Gelelim Daye’deki soru işaretlerine. Temel olarak 3 sıkıntı görüyorum ki ilki mental. Austin Daye konsantrasyon sorunları yaşayabilen bazen kendini tamamen soyutlayabilen bir oyuncu. Ama bu periyotlar ciddi sorun teşkil edecek kadar uzun periyotlar değil, bu açıdan çok sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. İkinci soru işareti rolünü ne kadar kısacağımıza dair. Geçtiğimiz yıl Pesaro’da Daye’in Usage Rate‘i(kabaca hücumda topa dokunma yüzdesi) %33.87.(Maç başına 16.7 şut) Russ Smith ve Justin Dentmon’ın da başarılı yıllarına bakarsak benzer oranları görüyoruz. Top paylaşımı açısından Daye’in Usage Rate oranı bu yıl düşecek. Bunu düşürürken bonuslarından vazgeçme tehlikesi onun verimini düşürebilir fakat Ergin Ataman’ın bu konuyu zamanla ideal normlarda tutacağını ve Daye’den en doğru verimi alacağını düşünüyorum. Üçüncü soru işareti Daye’in savunma performansı fakat hücumda katacakları kar-zarar dengesinde kesinlikle pozitif yönde ağır basıyor.

Kişisel olarak bu yaz en sevindiğim transfer hamlesi Austin Daye’di. Avrupa’nın en iyi 4 numarası olmaya aday Austin Daye’e başarılar diliyor, kendisini parçalı altında izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Deon Thompson: Transfer döneminin başından itibaren 4.5 arayan Ergin Ataman’ın rotasyon hamlesi Deon Thompson oldu. İlk 12’de 6 yabancı olacağını (3 kısa 3 uzun) ve rotasyonda aktif kullanabileceğimiz yerli 4’ün olmayışını düşündüğümüzde kağıt üzerinde mantıklı bir seçimdi 4.5.

Deon’un en temel silahları orta mesafeleri ve pick and pop’ları. Alçak postta ve pota dibinde (bitirişleri, hücum ribaundları) fiziksel özellikleriyle etkili olan, hücumda birden fazla kutucuğu doldurabilecek bir oyuncu. Savunmada kalıplı uzunlar karşısında sıkıntı çekmeyen oldukça sert bir uzun Deon. Fiziksel özellikleri ile ortayı kapatsa da buradaki lateral çabukluğu ve ayak hızındaki defektler dolayısıyla penetre eden kısayı savunmakta zorlanabiliyor. Deon’un tekrar 4’e uyumlu olabilmek adına yazın kişisel antremanlar yapıp biraz kilo verdiği söyleniyor ki transferdeki verimi belirleyecek noktaların başında 4’e uyumluluğu geliyor. Daye, Krstic, Tyus sonrası daha atlet bir 4.5 bulmamız gerektiğini düşünsem de özellikle orta mesafe şutundan ciddi faydalanacağımızı düşünüyorum. Buradaki itirazım bireysel değil sistematikti dolayısıyla hala aynı yerdeyim. Şöyle ki Daye, Tyus, Deon hamlelerini yapmış olsak ve son hamlemiz kalmış olsa yine atlet, ayakları hızlı bir uzun almamız gerektiğini söyleyecektim isimlerden bağımsız. Uzun rotasyonundaki çabukluk ve atletizm eksikliğini muhtemelen yıl içinde yeni bir hamle ile giderme ihtiyacı hissedeceğiz. Yani temel soru işaretim hem Krstic hem Deon’u almamız ki buradaki seçimim Deon alma yönünde olurdu. Deon Thompson’ın yeni Erwin Dudley’imiz olması dileğiyle…

tyus2

Alex Tyus: Sezonun en kritik oyuncularından Alex Tyus ile devam ediyoruz. Lasme’nin gidişini uzun bir süre hazmedemesek de yerine ikame edebileceğimiz FA oyuncular içinde en güvenilir seçim Alex Tyus’dı. Piyasada hemen hemen sadece Lawal, Mbakwe, Samuels oluşu; D-League’de direkt etki edecek çok fazla oyuncu olmayışı koçu daha güvenilir gördüğü Tyus’a itti muhtemelen ki haksız da değildi. D-League’den Dakari Johnson, Henry Sims ve özellikle de Jeff Ayres’in muhakkak Avrupa yapması gerektiğini düşünüyorum bu arada. Tofaş’ın aldığı Ronald Roberts da en iyilerden seçim, ciddi çıkış yapması kuvvetle muhtemel.

Alex Tyus savunma, sisteme uygunluk ve guardlara uygunluk bakımından mevcut havuzu düşündüğümüzde doğru transfer. Özellikle Russ Smith sahadayken oynamak isteyeceğimiz erken P&R’lerde Russ Smith’in birincil partneri. Ribaundlarda savaşan, ikinci şans sayıları için emek koyan yetenekleri sınırlı bir uzun Tyus. Kendisinden kalıplı uzunlar karşısında yaşadığı zorluk ve ara ara pozisyonunu kaybedişi savunmasında eksi atacağımız yerler. Alex Tyus Maccabi yıllarında yaklaşık 20-21 dakika alıp Efes yılında ortalama 12.6 dakika sahada kaldı. Bu yıl özellikle ligde daha fazla süre alacak; artan dakika ve role vereceği cevap da transferin verimindeki kritik noktalardan birisi. Havuzda çok fazla seçenek olmaması ve genel oyun tarzı olarak makul karşıladığım bir transfer oldu Tyus. Umarım artan rolüne uyum sağlayıp Maccabi senelerinin üzerine çıkar.

Nenad Krstic: Esasında ilk 2 yazıda Krstic hamlesine dair birşeyler karalamıştık. Koçun bu yazki kumarımız diye nitelendirdiği Krstic’in savunma perfromansı kendi adıma büyük soru işareti. 5 numaraların alçak post tehditi hala bir silah olsa da değişen basketbolda artık eskisi kadar efektif değil. Krstic’in sadece alçak post silahı olmayıp iyi bir ikili oyun ve orta mesafe bitirici olması onu verim alamadığımız salt alçak post uzunlarından ayırsa da savunma-hücum terazisinde dengenin pozitif tarafa kayacağını öngörmüyorum. CSKA yıllarındaki Krstic’i bu bütçelerde istememek delilik ve koç da kumar diyerek bunu kastediyor. Fakat kadroyu Krstic’e göre dizayn etmedik. Ne ön alanda sert savunmacımız var ne de forvetlerde atletizm desteğimiz. Nenad Krstic Efes yılında içinde bulunduğu ikili oyunların %38’inde sayıya izin verirken diğer transferimiz Tyus’ın Efes yılında bu oran %18. Sakatlık sonrası daha da ağırlaşmış olabileceğini düşündüğüm Krstic’in takıma katılışını eleştirmek için savunma, sistem ve kısalara uygunluk bakımından kendimce sebeplerimin olduğunu düşünüyorum. Nedenselliğe dayalı her veri değerlidir, eleştirler de öyle. Krstic’in kar-zarar dengesi pozitif yönde ağır basarsa eleştirilerim dolayısıyla “yanıldım” diyeceğim tabi ki. Umarım ben yanılırım ve Krstic ile birlikte pozitif ivme yakalarız.

Ege Arar: Yaklaşık 1 ay önce u20 Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçında İtalya’ya karşı attığı 24 sayıyla kariyer rekoru kıran Ege’nin yaz dönemi performansı özellikle bu yıl için umut veriyor. İyi yapabileceği işlere kanalize olması ve bir basketbol kimliği kazanması bu yıl için oldukça kritik. Kariyeri için kritik senelerden birisi olduğunu düşünüyorum. Artan Avrupa maçları ve lig rotasyonundaki yeri dolayısıyla muhakkak fırsatı değerlendirmeli, ligdeki sürelerini artırmalı. 4-5 oynayıp, şut performansı ve ribaund sezgileriyle öne çıkacak şekilde çalışmalar yapması bana göre kariyer planlaması açısından oldukça sağlıklı olacak. Yine fiziksel olarak kuvvetlenmesi de şart. Yürüyedur!

Orhan Hacıyeva: Yaklaşık 3-4 yıl önce iyi bir yerli alternatifi olabileceği dolayısıyla istediğimiz Hacıyeva’nın transferi birçoğumuz için sürpriz oldu. Lig rotasyonunda dönem dönem kullanacağımız Hacıyeva’nın Ege’den süre çalmaması dileğiyle…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-2 (2-3 Numaralar) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-2-2-3-numaralar/ Thu, 25 Aug 2016 12:45:30 +0000 http://gsbasket.org/?p=4065 Sezon öncesi yazı dizimizin 4.ayağından hepinize merhabalar. Guard rotasyonu dedikten sonra bugün Micov, Göksenin, Sinan, Diebler ve Schilb’i konuk ediyoruz. Micov diyerek başlayalım, keyifli okumalar.

2-3 NUMARALAR ( Sinan Güler – Blake Schilb – Vladimir Micov – Jon Diebler – Göksenin Köksal )

Vladimir Micov: Ne desem, nasıl başlasam bilemiyorum. Öyle şeyler yaşattı ki duygulanmamak elde değil. Hayatımın en sancılı günlerinden birisiydi 6 Nisan akşamı; Canaria deplasmanı. Uzun bir süre zihnimde yankılanacak “Oldu, oldu, oldu Hakan oldu” sesleri. Maç bitiminde yaşadığım duygu boşalması, sokağa çıkıp attığım depar ve nefes nefes kalışım silinmeyecek hafızamdan. Maçı uzatan ve son saniye bloğunu yapan Micov’a sonsuz teşekkürler.

Spot-up’ların efendisi Micov yine takımın ana dişlilerinden birisi oluyor 16/17 sezonunda. 25-30 dakikaları göreceğini düşünüyorum bu yıl da. Sahada her an her saniye ne yaptığını bilen, gerektiğinde bitirici gerektiğinde yaratıcı pozisyona geçen müthiş bir takım oyuncusu. Savunmada pozisyon bilgisi ve muazzam yardım savunmalarıyla var olarak kendinden daha hızlı ve atlet oyuncuların arkasında durabilen, asla defo yaratmayan bir adam. P&R oynayan ve P&R üzeri şut atabilen 3 numaraları savunmakta biraz zorlandığını söyleyebiliriz zira savunmasında eksi atabileceğimiz yer P&R savunması. Ancak rakiplere baktığımızda bu tip 3 numaraların sayıca az olması bunu ciddi bir savunma sorunu haline getirmiyor. Soğukkanlılığı özellikle deplasmanlarda reaksiyon vermemiz gereken anlarda negatif yansısa da madalyonun diğer yüzüne geçtiğimizde deplasman atmosferinden etkilenmeyerek performansını rahatça sergilemesine sebep oluyor. 4 numaraya geçtiğinde savunmada yaptığı yardım savunmalarıyla rakibin ikili oyunlarını bozuyor, hücumda da yılların 4 numarası gibi doğru pozisyon alıp pick and pop’ı en doğru şekilde oynuyor. Herşeyiyle özellikle de karakteriyle büyüdü bu topraklarda, stay with us Vlado!

Göksenin Köksal: Türkiye’de büyük takımların kadrolarında barındırmaları gereken bazı oyuncular vardır. Neredeyse yazılı kural hükmündedir ki ülke gerçekleri bunu gerektiriyor. Göksenin Köksal da bunlardan birisi yani cimbombomun çocuğu. Yanlış anlaşılmasın; Göksenin Köksal bu kontenjandan ekmek yiyen ve yeterliliği olmayan futbol takımı oyuncularından değil. Her geçen gün üzerine koyduğu savunması, hücum ribaundlarındaki etkinliği ve ceza şutlarıyla rotasyonun sağlam parçalarından birisi; taraftarın sevgilisi. Göksenin’in savunma özellikleri uzunca bir dönem yanlış algılandı ülkede fakat geldiğimiz noktada kendisini bu yönde ciddi anlamda geliştirdi. Rakibin üzerinde yaptığı kontrolsüz baskılar onu iyi savunmacı yapmıyordu ama artık rakibin karşısında kalma eğilimi, inatçılığı ve fizik gücü ile iyi bir savunmacı Göksenin. Kenardan getirdiği enerji ve ribaundlarda koyduğu emek de bonusları. Abdi İpekçi’de dönem dönem tam saha baskılı savunma tercih ederek momentumu kazanmayı amaçlayan Ataman’ın yine burada başvuracağı isimlerden birisi Göksenin. (Russ-Sinan-Göksenin-Daye-Tyus ; tam saha baskı 5’i) Tabi olay bununla sınırlı kalmıyor. Tek yönlü oyuncuları oynatmak ve onları sadece savunma ya da hücumda değerlendirmek gün geçtikçe zorlaşıyor. Savunmada koyduğunuz emek hücumda değerlenmiyorsa sonuca direkt olarak yansımıyor. Göksenin’in savunma performansı dış atışları ile birleştiğinde değerli hale geldi. Ondan beklentimiz başarılı olduğu alanları daha da geliştirmesi ki son yıllarda gösterdiği azim bu konuda umutlu olmamızı sağlıyor. Yürüyedur Aslan parçası!

göksennn

Sinan Güler: Geldik kaptana… Ergin Ataman’la olgunlaştırdığı oyunu ve ellerinde yükselen Eurocup kupası ile değerli bir yılı geride bıraktı. Errick McCollum’un guard yetilerinin sınırlı olması dolayısıyla Blake Schilb’le beraber kendisine fazla yük verdik geçtiğimiz yıl. Kadroda primer yönlendirici olmaması Blake ve Sinan gibi sekonder yönlendiricilerimizi bu yönde kullanmamızı gerektirdi. Caleb Green’li günlerde temponun yüksek sayılabilecek seviyelerde olması ve sahanın boyuna uzaması Sinan ve Blake’in verimini artırdı fakat Caleb Green’in sakatlığı tüm düzeni bozdu. 3 numarada yaratıcılığından faydalandığımız Micov’un 4 numaraya geçişi (daha çok bitirici olarak kullandık), oyun ve set temposunun düşüşü ile guard eksikliğini çokça hissettik ve oyun planımız sekteye uğradı. Düşük tempoda Sinan ve Blake’e kalan organizasyon yükü de haliyle beklentileri karşılamadı. Oyun kalitesindeki bu düşüş bizi Chuck ve Errick gibi bire biri olan oyunculara gereğinden fazla itti Münih ve Canaria serilerinde.

Sinan bu yıl Euroleague’de daha az dakikalar almalı zira artık takımın ana liderlerinden değil. Dentmon ve Russ gibi net guardlarımızın oluşu onun üzerindeki yükü alacaktır lakin kar-zarar dengesine baktığımızda Sinan’ın sürelerindeki artış hanemize ciddi artılar katmıyor. İkili oyun savunmasındaki zamanlama hataları ve perdelere yenik düşüşü tepede kolay geçilmemize yol açıyor ve savunma dengemiz kayıyor. Yani demem o ki savunmada her perdeye takılan, savunma dengesinin kaybolmasına sebebiyet veren bir oyuncuya ciddi süreler verebilmek için hücumda size ciddi artı değerler kattığını görmek gerek. Russ ve Dentmon’ın olduğu yerde; karar anlarında Sinan’ın birincil ihtiyaç olmadığını, maçın seyrine göre sürelerinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum Euroleague’de. (Sinan, Blake ve Diebler’a vereceğimiz süre tahmini olarak 35-40 dakika. Maça ve rakibin durumuna göre birisini o maç çok fazla değerlendirmeyeceğimizi düşünüyorum.) Ligde ise yine ana ihtiyaçlardan birisi Sinan. Yabancı kontenjanının ve 9 yabancının sıkıntılı yanlarından birisi bu durum maalesef. Yani Euroleague’de 10-12 dakika oynatacağınız bir oyuncuyu ligde 25’li dakikalarda kullanmak durumunda kalıyorsunuz bu da takımda rollerin oturmasını zorlaştırıyor. Bu gibi karışıklıkların önüne tam manasıyla geçmek kolay değil mevcut sistemde fakat biraz daha rahatlamak adına; Diebler veya Schilb’den biriyle sözleşme imzalamayıp yerine Simmons almak, ikisine verdiğimiz yaklaşık 1.1m‘a tek oyuncu almak ya da başka bir yabancı + Simmons almak bana göre daha mantıklı seçeneklerdi.

Jon Diebler: Avrupa’nın en iyi set şutörlerinden Jon Diebler ile devam ediyoruz. Tepe P&R’leri ve devamındaki doğru alan paylaşımı üzerine kurguladığımız hücum düzenlerinde malumunuz şut tehditiyle spacing’e pozitif katkıda bulunup ve sahayı enine genişletmemizi sağlayacak Diebler. İkili oyunlarda ters tarafta pozisyon alan bir Diebler, yardımları zorlaştırarak oynanan tepe P&R’unün kalitesini muhakkak artıracaktır. Yine perde çıkışı kullanacağı 3’lükleri de sıkışan set hücumlarında cephanemizde bulunduracağız. Kariyer senesini Karşıyaka’da Ufuk Sarıca’yla geçiren Diebler’ın yüksek tempoda verimi daha da artıyor. Özellikle erken yerleşim üzerine çalışılan setlerde doğru açılarda bulunarak çok etkin oluyor. Karşıyaka’da Strawberry kaynaklı oynanan penetre-pas kombinasyonlarının da bitiricisiydi. Bahsettiğimiz üzere Jon Diebler yaratıcı değil bitirici bir oyuncu ve bitirişlerindeki kalite sadece iyi şutör olması kaynaklı değil aynı zamanda yüksek oyun bilgisiyle de ilintili. Diebler’ın geçtiğimiz yıl Euroleague’de true shooting yüzdesi %71 ki bu yüzde sanırım sıralamanın en tepesindeki yüzde.

Gelelim Diebler’daki soru işaretlerine. Schilb’in mi Diebler’ın mı 9.yabancı olacağını net olarak bilmiyoruz lakin duyduğum kadarıyla planlama Diebler’ı sadece Euroleague’de kullanmak üzerine. Şut ritm işidir, devamlılık gerektirir. Ligde hiç kullanmadığınız bir oyuncuyu sadece Avrupa’da kullanmak belirli zorlukları da beraberinde getirir ki 9 yabancıya karşı olma sebeplerimden birisi de bu. Yani Diebler için hazırlayacağımız perde oyunlarını ligde kullanmayacak ve bu çözüme sadece Avrupa’da başvuracağız. Bu da devamlılık açısından sıkıntı oluşturuyor. Topu yere vuramıyor oluşu ve Micov’u da topsuz kullanabiliyor olmamız; yarı sahada çözüm üreten Schilb’e çeviriyor okları Ergin Ataman penceresinde. Diebler’ın savunmaya daha fazla konsantre olup daha fazla aranan adam olması gerektiğini düşünüyor, Avrupa’nın en doğru şut kullanan, en iyi set şutörüne (Carroll hariç diyelim, tartışmalara mahal vermeyelim) hoşgeldin diyoruz!

Blake Schilb: Tempoyu çok düşürmediğimiz 2015/2016 sezonunun ilk yarısında önemli performans veren Blake Schilb taraftar bazındaki beklentilerin aksine takımda kaldı. Errick McCollum, Sinan Güler, Vladimir Micov, Blake Schilb ve Stephane Lasme ana dişlileriyle kupa kazanan Ergin Ataman, aralarındaki iyi ilişkileri bozmamak adına bu oyuncuların hepsiyle masaya oturdu. Savunmadaki defoları ve düşen oyun temposunda hücumdaki verimsizliği ile gün geçtikçe kredisini düşürdü Blake. Takımda topu eline isteyen oyuncular kervanına bir de Blake’i eklemiş olduk. 2 numara oynadığında rakibin karşısında çok zorlanan Blake’in savunmaya verdiği en büyük destek kuşkusuz ribaundlar ancak bu yeterli olmuyor. Ön alanda yenilmemek artık savunmanın ana şartı ki savunma dengesinin bozulmaması herşeyden kıymetli. Hücum tarafında ikili oyunları pozisyonuna göre çok iyi oynayan, P&R üstü şutlarla kendi şutunu yaratabilen bir oyuncu. O oynadığında hücumdaki akışkanlık artıyor fakat geçen sene de gösterdi ki uzun maratonda takımın en güvenilir eli olarak Blake’e güvenmek sizi sıkıntıya sokabiliyor. Beklentimiz Blake’in 15/16 sezonu ilk yarısındaki performansını yinelemesi.

  • 1-2-3 rotasyonuna (120dk) kabaca baktığımızda Euroleague’de Dentmon’ın 30, Russ Smith’in 25-27 dakika civarında süre alacağını düşünüyorum. Micov’un da yaklaşık 28 dakikaları göreceğini düşünürsek bu 3 oyuncuyu 85 dakika kullanmış olacağız. Kalan 35 dakika Sinan Güler, Jon Diebler, Blake Schilb ve Göksenin Köksal’a gidecek. Deplasmanlarda Göksenin’in süre almayacağını düşünürsek kalan 3 oyuncunun maç maç değerlendireleceğini ve genellikle 1’inin o maç çok süre almayacağını düşünüyorum.

Bir sonraki yazımız 4-5 rotasyonu ile tekrar görüşmek üzere, arkası yarın.

Oğuzhan Günebakan 

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-1 (Guard Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-1/ Tue, 23 Aug 2016 19:51:04 +0000 http://gsbasket.org/?p=3998 Sezon öncesi yazı dizimizin 3.ayağından hepinize merhabalar. “Mr.Ataman” ve “Neydi, Ne Oldu” dedikten sonra nihayet parkeye iniyoruz. Bu bölümde pozisyon pozisyon oyunculara dair kısa değerlendirmelerle sizlerle birlikteyiz. Sitemiz yazarlarından Engin Ağzıdeli’den de bol istatistikli bir yazı sözü aldık sezon öncesi yazı dizimiz için. Muhtemelen bu bölümün hemen akabinde rakamların dilinden konuşacak ve en son genel kadro değerlendirmeleriyle noktalayacağız. Yine yazar kadromuzdan Eren Akın’ın da gaza gelip “bir yazı da benden” dediğini öğrenmiş bulunmaktayız. Guard rotasyonu diyoruz efendim, keyifli okumalar.

GUARD ROTASYONU ( Justin Dentmon – Russ Smith – Can Korkmaz )

Russ Smith: Avrupa basketbolunda daralan yetenek havuzu NCAA ve D-League takibinin önemini gün geçtikçe katlıyor. Bu tip hamleler artık risk değil ihtiyaç. Tabi ki D-League’den oyuncu almak hala belirli riskler içeriyor fakat yetenek tavanınızı artırmak artık sadece Avrupa içi çözümlerle mümkün değil. 2015/2016 D-League sezonunun en iyi guardları Russ Smith, Bryce Cotton ve Quinn Cook‘tu. Kısa dönem gelip gidenler değil uzun süre kalanlara bakarsak bana göre bu üç oyuncu öne çıktı 1 numaralar içerisinde. Hatta Sean Kilpatrick ve Jordan McRae de uzun bir dönem “Avrupa’ya gelirsem yakarım.” mesajı veren skorer kanat oyuncularıydı fakat güzide Avrupa kulüplerimiz ne yazık ki bundan bihaberdi. (Kaliteli, Avrupa’ya uyum sağlayabilecek D-League oyuncularına dair raporlar çıkarma düşüncem vardı yaz başında, tembelliğime verin) Yani demem o ki Avrupa’da oyuncu bulmak özellikle de guard bulmak zorlaşmışken, skorer kısaların Çin’e gitme eğilimi artmışken artık Russ Smith gibi takip hamleleri oldukça değerli. Beşiktaş’ın Avrupa’ya en uyumlu D-League 4 numarası Earl Clark‘ı alışı gibi.

D-League goygoyumuzu döndürdükten sonra gelelim Russ Smith’e. Ölümcül penetreleriyle geliyor efendim, dikkat edin yakar. Russ Smith yüksek tempoya yatkın bir oyuncu. Yugoslav faulünün tedavülden kalkışı (sportmenlik dışı faul olarak sınıflandırılacak) ve Russ’ın geçtiğimiz yıl 4.6 ribaund ortalamasına sahip oluşu bu konuda elimizi güçlendiriyor.(tempo için tek veri bu değil tabi ki) Kontrolü Russ ve Dentmon’a vereceğimiz bir takımı kurmuşken bu konuda geçen sene Caleb Green’in sakatlığı sonrası düşen oyun ve set tempolarına geri dönüş yapmayacağız. Russ Smith Avrupa basketboluna ve topun değerinin arttığı nispeten daha düşük tempolara bir şekilde uyum sağlayacaktır lakin onu biraz daha verimli kullanmak adına potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar ve erken yerleşim üzerine kurguladığımız setler daha da önem kazanacak. Bu iki olguda da Russ Smith’in birincil partneri ayakları çabuk, koşan uzun olmak durumunda zira uzunun koşu mesafesini hem sette hem de tüm sahada artırıyorsunuz. Yani uzunda arayacağımız parametrelerden birisi ayak çabukluğu, atletizm (Erken yerleşim için koşan uzun; Tyus). Potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar için uzunda aradığımız diğer parametre şut performansı. Krstic ve Deon‘un orta mesafesi, Daye‘in dış şut tehditi bu oyunlarda bize katkıda bulunacak lakin iki parametreyi birlikte barındıran uzun olarak elde sadece Daye var. İşte Lasme bunun için önemliydi, sadece savunma bakanı değildi. Hem sete sette hem de açık alanda uygulanabilecek planların hemen hepsine uyum sağlıyordu. Russ Smith’in penetrelerinden maksimal verim almak adına -özellikle Dentmonla birlikteyken- bazı anlarda Russ’ı hand off’tan veya perdeden çıkararak topla buluşturmak set temposunu yukarı çekip doğru şutu bulmamızı kolaylaştıracaktır.

Russ bana göre bu takımın en kritik oyuncusu konumunda. Onun genetiğiyle biraz oynamak zihinlerdeki “Bu takım topu nasıl paylaşacak?” sorusunun yanıtı olabilir lakin bu kolay değil. D-League’in en skorer 2.oyuncusunun bu gibi alışkanlıklarını değiştirmek epey zor zira arka arkaya 4-5 hücumda topu kendisinin kullandığı maçları var. Bunu ne kadar başarabiliriz bilmiyorum ama Russ’ı biraz törpülemek ve bireysellikten uzaklaştırmak takım olgusu için çok kritik nokta. Yeteneklerini salt kendi skorunu üretmek adına değil takımı işin içine dahil etmek adına kullandığında ciddi keyif veren bir ekip olacağımız kanaatindeyim. Russ’ı bu role itmek adına yapacağımız ilk iş onu ilk 5 başlatmamak olmalı. Bu hem ikinci 5’in sürükleyicisi olarak istediği imtiyazı alıp oyuna başlamasını sağlayacak hem de takıma kenardan patlayıcı güç getirecek. Dentmon’la birlikte sahadayken ise bahsettiğimiz o törpüleme mevzusunda ne kadar başarılı olacağımız sezonun gidişi adına oldukça kritik. Dentmon gibi şutuyla öne çıkan skorer guard ve Russ gibi penetre silahını üst seviye barındıran skorer guardın birbirleriyle uyumunun bizi büyütmesini umuyor, Russ Smith’e başarılar diliyoruz. Parkede 25 dakika civarı kalacağını düşünüyorum Euroleague’de.

SMITH

Justin Dentmon: Ataman’ın kendisine vereceği özgürlük ile güzel bir uyum yakalayacağımıza inandığım şutörlerin şahı Justin Dentmon takımımızın bu yılki muhtemel lideri. Şutun her türlüsünü muazzam yüzdeyle atan Dentmon, 13/14 Zalgiris senesinde Euroleague’de maç başına 6.95 üçlük denemesinde bulunup %45’lik bir yüzde tutturdu. Takımın lideri olacaksınız, savunmalar özellikle sizi takip edecek, tüm zorlama toplar elinize kalacak ve %45 ile atacaksınız. Muhteşem bir şut performansı. Tek ayak üzerinden sağa kayarak attığı şutlar imzası. Bunun yanında daha çok kullandığı P&R sonrası şutlar ve dribling’ini kesip gönderdiği şutlarla her an skora ulaşabilecek bir oyuncu. Tüm bunları yaparken topu aşırı domine etmiyor ve pozisyonunu bekliyor. Yani daha çok şut üzerinden oynayan ve bunu yaparken pozisyonun, spacing’in gerekliliklerine dikkat eden bir saha içi lider Dentmon. (Dentmon’ın 13/14 sezonundaki true shooting yüzdesi %60.2) Savunmada ise liderlik ve skorerlik içgüdülerine kapılıp sinen oyunculardan değil.

Dentmon sahada her an çözüm sunabilecek değerli bir oyuncu. Anlık yaşadığı karar karmaşaları ve top kayıpları bazen takımı bambaşka noktaya sürüklese de genel olarak çok dağınık bir oyuncu değil. Sahada 30 dk civarında kalacak, Russ’la birlikte 10-15 dakika beraber oynayacaktır diye düşünüyorum. Basketbolun gittiği nokta ve Ataman’ın ona vereceği özgürlükle güzel bir sinerji yakalamamız kuvvetle muhtemel. Unutmadan; Austin Toros ve Zalgirisle yaşadığı şampiyonluklara geçtiğimiz yıl bir yenisini de Çin’de ekledi.

Can Korkmaz: Geçtiğimiz yıl başarılı bir sezon geçirdikten sonra Şafak Edge’nin yerine gelen yerli guard hamlemiz Can Korkmaz oldu. 2.yazı “Neydi, Ne Oldu” bölümünde yerli rotasyonu üzerinde durmuş; bu mevki için öncelikli tercihlerimin Kenan Sipahi ve Doğuş Balbay olduğundan bahsetmiştim sebepleriyle. Can ligde Russ Smith’i veya Justin Dentmon’ı tribüne yollayacağımız maçlarda daha aktif süre alacak muhtemelen. Umarım kendini ispatlar ve rotasyona dahil olur ligde. Can’ı tekrar aramızda görmekten mutluluk duyuyor kendisine başarılar diliyoruz.

Yazı dizimiz 2-3 numaralarla devam ediyor, görüşmek üzere. Takipte kalın…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Neydi, ne oldu? http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/neydi-ne-oldu/ Tue, 23 Aug 2016 14:13:42 +0000 http://gsbasket.org/?p=3982 Evet hanımlar beyler, yazı dizimizin 2.ayağı ” Neydi, ne oldu ” ile tekrar karşınızdayız. Bu yazımızın konusu esas olarak yerli rotasyonu ve uzun transferinde yaşadığımız eksen kayması. İlk yazımızda Ergin Ataman’ın başarısının şifrelerini, oyunculara verdiği özgürlüğü ve olması gereken seçimleri makro pencereden aktarmıştık. Bir sonraki yazımızda nihayet oyuncu değerlendirmelerine geçiyoruz efendim. Şimdiden keyifli okumalar.

NEYDİ, NE OLDU?

i) Euroleague’in yeni formatının kesinleşmesinin ardından birçok basketbolsever sistemin eksik yönlerini kurcalamak yerine şimdiden 16 iyi takımın birbirleriyle yapacağı çetin maçların büyüsüne kapılmıştı. Oysa FB ve Efes taraftarlarında “A Lisans” güvencesi varken bizim elimizde ise sadece Euroleague/Eurocup’ı kazanma kartı bulunacaktı bu saatten sonra. Federasyonun Eurocup konusunda yaptığı sert çıkışı da hesaba katarsak ilerleyen yıllarda GS-Euroleague birlikteliğine dair olumlu hayaller kurmak pek mümkün değil, en azından şimdilik. Bu eleştirilerimizi dile getirsek de biz de taraftar içgüdüsüyle ” gsbasket.org ” olarak yeni sezonu beklemeye başladık.

Neyse fazla uzatmadan esas mevzuya geçelim; ilk sırayı Euroleague’in yeni formatıyla ilintili olarak yerli rotasyonundaki son durum alıyor. Eurocup şampiyonluğu ve Euroleague’deki değişim sonrası Ergin Ataman LİGTV stüdyolarında; İsmail Şenol, İhsan Bayülken ve Kaan Kural da NTVSPOR stüdyolarında takımlarımızın 2016/2017 kurgularında bu seneden farklı olarak muhakkak ekstra yerli takviyeleri yapmaları gerektiği üzerinde duruyordu. Şafak, Doğukan, Sinan, Göksenin, Ege ve Dusan ile geçtiğimiz yerli rotasyonunu Can, Sinan, Göksenin, Hacıyeva, Ege olarak devam ettiriyoruz. Nitelik ve nicelik olarak çok fazla üzerine koyamadığımız bir alan oldu yerli rotasyonu. Şahsi fikrim yeterliliklerinden emin olduğumuz bir veya iki hamle yapmak; sezon başlamadan evvel koyduğumuz hedefi yerine getirmek adına oldukça sağlıklı olacaktı. Ergin Ataman, rotasyonu ” rotasyon yapmak “ maksadıyla uygulayan bir koç değil. Bunun sebebi de basketbol felsefesinin temelinde yatan pragmatist bakış açısı. Ataman o gün, o an sahada nasıl kazanacaksa buna uygun hamleler yapmaktan kaçınmaz ve bunda ısrar eder. Sahada o gün kim iyiyse onu mümkün olduğunca tutmaya çalışır. Maça çok iyi başlayan 5’i kesintisiz 1 periyot sahada tutmaktan geri durmaz. Rotasyon ezberi yoktur, anı değerlendirir.

Şimdi koçun bakış açısına göz attıktan sonra gelin onun penceresine geçelim. Kadroda bulunan yabancı oyuncularla havuzdaki yerli oyuncular arasındaki kalite farkı ortada. Burada herşeyden biraz yapan yerli oyuncuları tercih etmek zamanla bu oyuncuları rotasyonun kenarına itmek anlamına gelecek zira yerli-yabancı arasında ciddi kalite farkı var. O halde bir yönü görece keskin yerlileri tercih etmek, koçun belirli dakikalarda onların bu yönlerinden faydalanması anlamına gelecek. (Bknz: 2015/2016 sezonunda Göksenin’in aldığı Şafak’ın alamadığı dakikalar.) Koçun Göksenin’i oyuna alması için bir sebebi var çünkü ondan beklentisi savunma, sertlik, rakibi psikolojik olarak yıldırma ve ceza şutları. Göksenin’den ilk etapta diğer alanlarda da etkili olmasını değil başarılı olduğu alanlarda daha da üstüne koymasını istiyor koç. Yani oyuncunun genetiği ile oynamak yerine iyi olduğu alanlarda uzmanlaşması üzerine yoğunlaşılan bir metod.

Tüm bunları baz alarak; set şutörü olarak kullanabileceği Mutaf; oyunu kontrol edip savunma katkısı alabileceği Kenan; atletik özellikleri ve pas kanallarına baskı, oyunu kaotikleştirme adına parkeye sürebileceği Doğuş ve 2-3 hatta 4 rotasyonuna esneklik, sertlik getirebilecek Simmons tercihlerimizden olabilirdi. Uzun rotasyonu için Oğuz Savaş’a tahmini 500-600k arası vermek yerine Sertaç Şanlı ve Ahmet Düverioğlu değerlendirilebilecek seçimlerdendi. Can Korkmaz iyi bir yıl geçirerek geliyor umarım faydalı olur fakat ilk tercihlerim yukarıda bahsettiğimiz oyunculardan ikisi olurdu ki kısa sürelerde daha net bir rol çizebilelim. Yerli rotasyonunu nitelik ve nicelik olarak yukarı çekmek gerekiyor fikriyle yola çıktığımız bir dönemde burayı bir şekilde pas geçmek “Neydi, ne oldu” bölümündeki yerini alıyor. Kişisel fikrim 8 yabancı ile başlayıp, Sinan ve Göksenin’e ilave rotasyona katabileceğimiz bir yerli daha alınması yönündeydi. Bu alandaki temel beklentimiz Ege Arar’ın geçen yıla göre daha kararlı olması ve rotasyondaki yerini kazıyarak alması. Her ne olursa olsun Sinan ve Göksenin gibi 2 milli oyuncumuz ve Ege gibi genç potansiyelimiz bizimle devam ediyor. 

ii) Bu bölümün ikinci mevzusu uzun rotasyonunda yaşadığımız karmaşayla ilgili. Belki de bu dönemin en kritik hadiselerinin olduğu yer burası. 13 Haziran’da gelen Lasme ve yasaklı madde haberi; 15 Haziran’da Birch’ün teklifimizi reddedip Olympiakos’un yolunu tutuşu olası Lasme-Birch hattını bozduğu gibi koçun ” post up ” oynayan uzun sevdasını da yeniden filizlendiriyordu. 23 Haziran’da Lasme’nin 3 ay ceza alacağını öngörerek yaptığımız sözleşme yenileme çabaları ve yine aynı gün İsmail Şenol’un Austin Daye haberi Daye-Lasme hayalleri kurdurtsa da Lasme’nin FB maçı örnekleri hayallere şimdilik(!) nokta koyuyordu. Lasme varken Birch’e teklif yapıp burayı Lasme-Birch ile geçmek isteyen staff’ın Nenad Krstic hamlesi “Neydi, ne oldu” bölümündeki yerini alıyor. Nenad Krstic’in Efes yılında içinde bulunduğu ikili oyun savunmalarının %38’inin sayı ile sonuçlanmış olması ve sağlıklıyken dahi savunma problemlerine yol açıyor olması kurduğumuz kadro yapısı açısından ciddi soru işareti. Sezon ilerledikçe buraya yeni hamle yapma ihtiyacının iyice gün yüzüne çıkacağını düşünüyor, Lasme’nin 6 ay ceza alması halinde (13 Haziran-13 Aralık)  ” bitsin artık bu hasret buluşalım gayrı” diyeceğimizi umuyorum.

Bir sonraki yazımızada nihayet parkeye iniyor, guard rotasyonunu ve Russ Smith, Justin Dentmon, Can Korkmaz transferlerini değerlendiriyoruz efendim. Takipte kalın…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Mr.Ataman http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/mr-ataman/ Mon, 22 Aug 2016 16:43:23 +0000 http://gsbasket.org/?p=3947  

Yeni heyecanlar, güncellenen kadrolar, yer yer tartışmalar çoğunlukla da yeni kazanımlar; karşınızda “ Transfer Sezonu ” . Transferler sonrası oluşan yeni kimya, yerli rotasyonu ve akışı değiştiren kritik olaylara geçmeden evvel yazı dizisinin ilk ayağında Ergin Ataman ve başarılı olduğu yapılardaki tercihlerine göz atacağız. Koçun kendi sistemine dair altın vuruşlar yaptığı röportajdan bir kesit ile yazıya başlayalım.

Aynı anda 12 oyuncunun oynadığı bir sistemin maç bazlı çok verimli olmadığını düşünüyorum. Üç tane uzun sakatlık problemi yaşamadığı takdirde onları dönüşümlü kullanma şansınız son derece yüksek. Altı kısayı da ekleyin, dokuz yapıyor. Sakatlıklar, problemler derken bunun yedi sekize indiği oluyor… Gelecek sezon kadroyu Euroleague’e uygun tutup Caleb Green’deki gibi eksik yakalanmak istemiyoruz. Ben takım savunmasına çok inanıyorum. Hücumda ise oyunculara kapasiteleri oranında insiyatif verme taraftarıyım. Oyuncu karşı potada sınırlandığı zaman rahat hareket edemiyor, kapasitesinin altında kalıyor. Mesela bu sezonu ele alalım, bizim hücumda bir sürü modelimiz vardı. Oyuncular nasıl rahat ediyorsa ona göre setleri dizayn edip ilerledik. Blake Schilb, bizim takımda ikili oyunları en iyi oynayan oyuncu. Normal düzen içinde ikili oyunlar onun üzerinden dönmeli ama maçların son bölümünde McCollum’un direksiyonda olmasını istedik. Göksenin’in bazen çok kritik işler yapması, Sinan’ın her geçen yıl artan performansı… Hep düzen içindeki serbestlikten, hep rahat hissetmekten.

Ergin Ataman

Evet, bu sözler Ergin Ataman’a ait. Nasıl başarıya ulaştığını anlattığı muazzam bir röportaj, çok kritik mesajlar içeriyor. Koç özellikle kısaların mesafe katedişini onlara verdiği serbestiye bağlamış; ” Hep düzen içindeki serbestlikten, hep rahat hissetmekten .” Eurocup sonrası LİGTV’ye konuk olan Sinan Güler de Ergin Ataman için özellikle şu cümleleri kuruyordu; ” Ergin ağabeye Avrupa’nın en iyi 4-5 koçundan birisi diyorsak bunun temel sebebi rolleri çok iyi ayarlayabilmesi. Oyuncular kendisinden ne istendiğini ve ne yapması gerektiğini bilerek adım atıyor parkeye. ”  

Ataman; oyuncusuna saha içinde özgürlük veren, onları hücumda keskin kalıplar içerisine sıkıştırmayıp görece fazla hata yapma payı bırakan bir taktisyen. Oyunculara biçtiği roller ve dakikalarla bunu pekiştiren; bu yüzden de başarıya dar rotasyon / keskin roller ile giden bir koç. Aslında burada önemli olan rotasyonun dar veya geniş olması değil. Rotasyonun niceliği çoğunlukla da darlığı koçun rolleri keskinleştirip düzenini oturtmasını sağlayan bir araç. Yani dar rotasyonla yaptıklarını pekala geniş sayılabilecek bir rotasyonla da yapabilir. Mühim olan serbestiyi yakalayan oyuncuların konfor alanlarını bozmadan rotasyonu genişletebilmek. Dar rotasyondaki gibi öne çıkan oyuncular ve kenardan gelip görev tanımı belirli yan parçalar Ergin Ataman takımında rotasyonu genişletirken temel alınması gereken noktalar.

Koç son yıllarda kısalara verdiği serbesti ile beraber onlara kariyer seneleri yaşattı; Carlos Arroyo, Jamont Gordon, Vladimir Micov, David Hawkins, Manuchar Markoishvili, Errick McCollum, Sinan’ın oyunundaki değişim, yarım dönem Blake Schilb diye uzar liste. Peki kısalar bu özgürlüğü nasıl olumlu kullandı? Koçun saha içi ve dışı verdiği güven cevabın büyük çoğunluğunu oluştursa da cevap salt bu değil. Kısalara uygun uzun seçimleri bunun diğer ayağı. Yani yetenekli kısalar ve onlara yeteneklerini sunabilmesi adına alan açan daha çok bitirici konumdaki uzunlar; işte size Ergin Ataman & Başarı kompleksi. Ergin Ataman doğru uzunları seçtiği sürece kısalara kariyer seneleri yaşatmaya devam edecek çünkü röportajda bahsettiği oyuncu bazlı setler ve özgürlükler artık onun tarzı, başarıya giden yoldaki en büyük kozu. Yıllarca büyük bir kesim bunu sistemsizlik olarak adletti fakat bu sistemsizlik değildir, bu bir tercihtir ve sistematik ilerler.

Şimdi gelelim uzunlara; Ergin Ataman sisteminde doğru uzun nedir ve kısalar için ideal uzunlar nasıl seçilmelidir? Aslında bu sorunun cevabı biraz da basketbolun geldiği nokta ile alakalı. Günden güne nesli tükenen “post up” uzunları ve her anlamda artan çabukluk ihtiyacı burada karşımıza çıkıyor. Bourousis’li Laboral ve Raduljica’lı Panathinaikos haricinde oyun içinde aktif olarak bu katkıyı isteyen elit kulüp yoktu geçtiğimiz yıl Euroleague’de. Artan oyun temposu, yönetimsel yeni kurallar oyundaki durağanlığın gün geçtikçe önüne geçiyor.

Euroleague announced that from next season an intentional foul made to stop a fastbreak should be classified as unsportsmanlike. (01.07.2016)

*Yeni kuralı Russ Smith ve Justin Dentmon hamlelerini incelerken tekrar ele alacağız.

Yeni düzenin ortaya çıkardığı 5 numaralar çoğunlukla ayak çabukluğu üst seviye, lateral hızı yüksek, perde sonrası roll veya pop yapan atletik çember koruyucuları. Avrupa basketbolunda yalnızca geleneksel uzunların değil eski tip guardların da neslinin tükeniyor olması değişimi zorunlu kılıyor. Yani artık tek kısaya bağımlılık ve oyunu sadece onun yaratıcılığı üzerine kurgulamak sizi daha tahmin edilebilir kılıyor. (Geride bıraktığımız yıl için bknz: Arroyo-Barcelona, Huertel-Efes, Spanoulis-Olympiakos). Bu yüzden çözüm üreten kısaların sayıca fazlalığı ve uzunların bu çözüme taktiksel ve fiziksel katkısı yeni oyun yapılarının değişilmezi olma yolunda ilerliyor. Çok sapmadan ideal Ataman uzunlarını özetleyelim; kabaca 3 sayı denemesi ve yüzdesi yüksek 4’ler; devrilen veya açılan ve bunu üst seviye yapan sert, çabuk atlet 5’ler. Burada gelmek istediğim nokta günümüz oyuncu yapısı ile Ergin Ataman’ın başarılı yılları arasındaki kesişim kümesi. Dilerseniz pekiştirmek adına koçun yakın geçmişte başarılı olduğu sezonlardaki uzun seçimlerine göz atalım;

Eurocup şampiyonluğu; Micov-Lasme

Euroleague Top8; Erceg-Bonsu

Lig şampiyonluğu; Macvan-N’dong

BJK senesi; Erceg-Bonsu

Yukarıda gelişiminden bahsettiğimiz kısalar (Jamont, Hawkins, Errick …) serbestiyi bu uzunlarla beraber oynayarak değerlendirdiler ve büyüdüler. Son yıllardaki alçak post uzunları; Jawai, Vougioukas, Maric ve daha da eskiye gidersek Kasun. (Bu verileri Nenad Krstic hamlesini değerlendirirken tekrar konuşacağız) Aradori ve Pocius’taki hayalkırıklığının sebebi de yukarıdaki satırlarda kendine yer buluyor; geniş rotasyona giderken oturtulamayan roller, dakika paylaşımı ve buna ilave olarak  Jawai (sakatlık çıkışı), Vougioukas gibi ağır iki uzun seçimi.

Kişisel fikrim yine saldırı noktalarının geniş konforlarla donatıldığı, topu yere vuran kısaların çözüm ürettiği ve bu çözüme en doğru katkı sağlayacak uzunların seçimi ile kadro oluşturmak gerektiğiydi. Yeni Euroleague formatı sebebiyle rotasyonu nitelik kadar nicelik olarak da artırmak gerekirken; bunu dar rotasyonlu yılların bizlere verdiği şifreler doğrultusunda yapmak, yani ana yapıyı çeşitliliği sağlamak üzerine değil mevcut yapıyı upgrade etmek üzerine kurgulamak şarttı. Sistemi upgrade etmek, sistemin merkezini değiştirmekten daha evladır Ergin Ataman’da. Bu yaz hamlelerimize baktığımıza çoğunlukla bu doğrultuda hamleler yaptığımızı (Russ Smith, Justin Dentmon, Austin Daye, Alex Tyus) bazen de geçmişimizden ders almadığımızı gördük. (9 yabancı, Nenad Krstic)

Bu yazımızda daha çok Ergin Ataman’ın sistemi ve başarısının şifreleri üzerinde durduk. Bırakmaya niyetimiz yok; yerli rotasyonu ve uzun rotasyonunda yaşadığımız tercih karmaşasına dair Neydi, ne oldu” ve oyunculara dair analizlerin de içinde bulunduğu genel kadro değerlendirmeleriyle sıcak sıcak geliyoruz efendim. Takipte kalın, arkası yarın.

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

 

]]>
İÇİMİZE SİNMEDİ AMA BUNUN İPEKÇİ’Sİ VAR http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/icimize-sinmedi-ama-bunun-ipekcisi-var/ Sat, 23 Apr 2016 12:10:23 +0000 http://gsbasket.org/?p=3777 Bu takımın bu yıl ana kuruluş amacı şüphesiz Eurocup’ı alıp tarihimize Avrupa’da bir kupa daha eklemek ve de Euroleague arenasına Abdi İpekçi’yi ve sarı kırmızıyı tekrar hatırlatmaktı. Bu doğrultuda 22 maça çıkmıştık dün akşama kadar ve bunun adı finaldi; olmak istediğimiz yer..

Olmadı, içimize sinmedi. Tüm sezon hedeflediğimiz yerdi burası ve rakip ne Bayern Munich’ti ne de Gran Canaria. 66-62’lik sonuç iki ayaklı sistemde bir deplasman maçına göre ideal skor sayılabilir hele ki dönüşünde Abdi İpekçi’ye çıkacaksanız. Nitekim kupayı kaldıracağımıza her zamanki kadar net inanıyorum ve bizim finalimizin Gran Canaria olduğunu Unics Kazan elenmeden önce dahi defalarca söyledim. Fransa’dan 10 sayılık mağlubiyetle de dönsek benim inancım değişmeyecekti, kaç zamandır “27 Nisan’da acaba müsait olur muyum, işlerimi sınavlarımı ayalayabilir ve bilet bulabilir miyim” gibi sorular zihinlerde yer alırken; biz bu kadar inanmışken bunun geri dönüşü yok. Ama bunun adı finaldi ve buna yakışır oynamamız gerekirdi. Skor +5,-5 lehimize veya aleyhimize olmuş sorun bu değil, sorun kendimiz gibi oynamayıp izleyicilere içi dolu birşeyler sunmamamızdı. Eğer mevzu finalse o sporla ilgilenenler ekran başına toplanır. Böylesine  bir ortamda Galatasaray gibi oynamamız gerekirdi ama olmadı. Morallerimiz bozuldu çünkü bu takım bu yılın en kötü oyununu oynadı finalde.

Dün gece beni sevindiren nokta koçumuz Ergin Ataman ve oyuncuların NTVSpor’a verdikleri demeçler oldu. Hocanın “Hayalkırıklığı içerisindeyim.” beyanı, Errick ve Blake’in “Bize yakışmadı, İpekçi’de bunu kesinlikle tolere edeceğiz.” minvalindeki açıklamaları teoride bu akşamdan ders aldığımızın göstergesiydi. Çarşamba günü “Şen ola Cimbom, şen ola..” tezahüratlarına az kaldı. O kupa Abdi İpekçi’de kalkacak ve dileğimiz bunu sadece +4 fark atarak pratiğe dökmek değil; ilk maçtaki silik görüntünün aksine İpekçi’yi yangın yerine çevirerek kupaya uzanmak.

SIG STRASBOURG 66-62 GALATASARAY ODEABANK

Dün akşamın saha içine bakan yüzüne geçmeden oyuncularımızın istatistik kağıdına bakmakta fayda var.

istatistik strasbourg

Rakamlar yalan söylemez sözü spor müsabakalarında her zaman geçerli ve direkt ölçüt alınacak bir öbek olmaz asla ama dünkü maçın istatistik kağıdı yalan söylemiyor. Tüm sezon takımı izleyip dün maçı  izleyemeyen birisi kağıda bakarak rahat tahmin yürütebilir. Sinan Güler sahadayken -14, Curtis Jerrells sahadayken +8’lik diferanslar yakaladığımız ortada. Errick McCollum’un 3/13 saha içi isabeti ile oynayıp 3 asistine karşı 3 top kaybı yapışı da aslında bazı mesajlar içeriyor. Errick biz takım olarak iyiyken performansını ve yeteneklerini ortaya koyabilen bir oyuncu. Hücumda alan paylaşımını iyi yapıp dış atışların girdiği bir ortamda Errick kendi birebirleri ve penetreleri için daha geniş bir alan buluyor. Dün “spacing’in dibine vurduğumuz” bir akşamı geride bırakırken Errick’in de yüzdesi düştü. Oyunun kaosa döndüğü anlarda da Errick faydalı oluyor diyebilirsiniz ki Canaria maçı uzatma anları bunu gösterir nitelikte. Stres anlarında herşeyi düzen dahilinde çözemezsiniz ve bireysel çözümlere başvurmak zorunda kalırsınız. Chuck Davis ve Errick McCollum’un Eurocup’taki yükselişinin sebeplerinden birisi de bu. Ama bahsettiğimiz bireysel çözümlere yöneldiğiniz anlar maç içerisindeki belirli zaman dilimleri olduğu zaman bu katkılar değerli. Yani dün tamamiyle hücumda ne yapacağını bilmez bir tablo ortaya çıkınca bireysel zaman dilimleri oyunun büyük bölümüne yayıldı ve Errick çözüm üretemedi, gereksiz zorlamalara gitti.

İstatistik kağıdına baktığımızda Blake’in 8 ribaund katkısını görüyoruz ki Micov’u da 4’e çektiğimizi düşünürsek değerli. Yine kağıda bakınca sezon boyunca Eurocup’ta maç başında 7.36 top kullanıp yaklaşık 3 kez çizgiye giden Lasme’nin 4 top ve 3/3 serbest atışta kaldığını görüyoruz. Bu da topu içeriye indiremeyip ikili oyunlar sonrasında geriye püskürtüldüğümüzü, hücumda merkezi daha 3 sayı gerisinde kabullendiğimizi gösterebilir, kesin ve net olmamakla birlikte. Ve Micov..  17 sayı 5 ribaund ile bizim adımıza en iyi 2 oyuncumuzdan birisiydi(diğeri Lasme)..

İSTATİSTİK KAĞIDINDAN UZAKLAŞIRSAK

Maça bu yıl çok fazla kullanmadığımız “ikili oyunları değişerek savunma” düşüncesiyle çıktık. Rakibin hücumdaki en net silahının penetre-pas kombinasyonları olması ve bizim kısalarımızın perdeye çok takılıyor olması sebebiyle “switch” yapmayı tercih ettik. Yani rakip kısaya ne alan ne de penetre edecek anlık süreler bırakmamak buradaki temeldi. Nitekim onları boyalı alandan geri püskürtmeyi başardık, tabi bunda Lasme’nin saçtığı korku da müthiş etkiliydi. Vincent Collet bu andan sonra özellikle ilk çeyreğin sonları ve ikinci çeyrekte “forvetlerin cutlarıyla” boyalı alana yaklaşmayı tercih etti ve benzer 2-3 setleri uyguladıklarını gördük. Yine burada Lasme’nin kararlı duruşu bizi güvenceye aldı. 3.çeyreğin ortalarından itibaren ve son çeyrekte ise sahneye Louis Campbell çıktı. Strasbourg bu kez potaya kararlı gidip sonuç aldı; penetre-pas’ı hatırladı. Bu anlarda penetreye karşı boyalı alanı kalabalık tutup bol yardım yaptık fakat bunun kalitesi felaket kötüydü ki aynı penetre-pas ile 3 tane 3’lük yedik Campbell-Leloup’tan.

Hücum tarafına gelirsek ne yaptığımıza dair hiçbir fikrim yok. Bu takımın ana 2 yaratacısı Sinan ve Schilb fakat ikisi de uzun zamandır kontak kapattı bu bağlamda. İkili oyunlardan sonra bir türlü topu içeriye geçiremeyip içeri drive edemedik. Hal böyle olunca ne rakip savunma merkezini dağıtabildik ne Lasme’yi hücumda efektif kullanabildik (sadece ilk çeyrek Errick ile P&P oyunu) ne de hücum sahasında kinetik kalabildik. Burada Errick ve Sinan bu kadar formsuzken, Schilb üretemiyorken; Micov’u hatırlamamız gerekirdi. Micov topu her eline alışında ya faul aldı ya potaya gitti ya da ters taraftaki boşu gördü. Yani direksiyona Micov’u geçirip, Davis ve Lasme’yi içeride daha fazla kullansak en azından daha ideal hücum varyasyonlarımız olurdu karşılaşma özelinde.

Düzeni sağlayamadığımız ve ikili oyunlar sonrasında dikine gidemediğimiz dönemlerde topu içeriye geçirmenin yolu kuşkusuz Chuck’tan geçiyordu. “Penetre ile boyalı alana inemiyorsak, Davis’in alçak post’u ile ineriz.” dedik ve Davis yine anlık krizlerden çıkardı.

8 asist 15 top kaybı ile oynayıp 3/18 3 sayı attığımız bir maçı son 1 dakika içerisinde şansımızın da yanımızda olmasıyla sadece 4 sayı farkla kaybettik. İkinci maç için taktik olarak söyleyebilecek çok fazla birşey yok aslında. Savunmadaki temel prensiplerimiz yerindeydi, hücumda ise aksine temel yapımızdan çok uzakta bir oyun çıkardık. Yönlendirici kısalarımızın daha kararlı olduğu bir maç olduğu takdirde Strasbourg’u Abdi İpekçi’de net bir şekilde yeneceğimize inancım tam. Artık son maç; teknik-taktik bu gibi anlarda her zaman ön planda olmaz. Abdi İpekçi’nin büyüsüne kapılıp, Banvit final serisi son maçındaki havayı yakaladığımız bir maç olması dileğiyle..

Bir maç, bir kupa ve bir Abdi İpekçi.. “No Way Out

Oğuzhan Günebakan / https://twitter.com/OgzhnGnbkn

20160301_195241

]]>
SİZ SEVİNMEYİN, BİZ SEVİNECEĞİZ ! http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/siz-sevinmeyin-biz-sevinecegiz/ Fri, 08 Apr 2016 12:30:02 +0000 http://gsbasket.org/?p=3728 Nasıl başlasam, ne desem bilmiyorum. Gran Canaria-Galatasaray serisi bizim için bitmedi aslında, hala daha etkileri sürüyor. Yürürken, arabadayken, otobüse binerken, gece yatarken, ders dinlerken ama her yerde.. Hala daha Micov’un 6 saniye kala maçı uzatmaya taşıyan basketine inanamıyorum.Bu günler bizim günlerimiz, Galatasaray basketbol şubesini en kötü günlerinde bile destekleyenlerin günleri . Kolay gelmedik buralara; kazıya kazıya, inat ede ede..  1992 doğumluyum, kolay değildi bir çocuğun 2000’lerin başında basketbolda da Galatasaray’ı tutuyorum diyebilmesi. Futbolda Galatasaray’ı tutuyorum ama basketbolda Efes veya Ülker’i tutuyorum diyenler bugün “Teker teker geçiyoruz turları” tezahüratına eşlik ediyor. Burada o zamanlar bu takımı desteklemeyen arkadaşlara sitem etmiyorum; şubeye yıllarını verip Abdi İpekçi kültürünün oluşmasının baş mimarlarının hakkını teslim ediyorum. Çok inat ettik, çok kafa yorduk. Cem Akdağ ile savaştık, Mahmuti ile bütünleştik, imparator Ekrem Memnun ve Ergin Ataman ile kazandık. Bağırın şarkılar söyleyin değerli Galatasaray ailesi ama 27 Nisan’a enerjinizi  bırakın. 27 Nisan günü hep bir ağızdan “Şen ola Cimbom, şen ola” diye inleteceğiz dört bir yanı.

Çok değil, daha 2 ay önce gruplar aşamasında “ya tamam ya devam” maçını oynayacağımız gün maçtan 4 saat evvel  “Gelecek sene basketbolda küçülmeye gideceğiz” diyenler  27 Nisan ve devamında kupayı alırsak bununla övünecekler. Kupayı kazanırsak günlerce basın açıklamaları yapacaklar, kupa ile fotoğraf çekinip gazetelere manşet olacaklar. Şimdiden söyleyelim; bu final sizin değil bizim ! Bu final Abdi İpekçi’yi dolduranların, ülkenin dört bir yanında maçları takip edip takımın derdiyle dertlenenlerin. Karşıyaka serisinden önce “Haydi Başlatalım Şu İsyanı” başlıklı yazı yazmıştım. Biz bu isyanı başlattık son yıllarda olduğu gibi, sizleri utandırmak için. Bu yüzden Nisan ayı sizin değil bizim ! Üzerine basa basa söylüyorum: “Siz sevinmeyin, biz sevineceğiz ! “

Maça gelirsek aslında yazının bu güne kalmış olması hala zafer sarhoşu olmamla ilgili. Maç bittiğinde çok birşey hatırlamıyordum, dün oturup tekrar izledim maçı. Yine izleyeceğim, tekrar izleyeceğim, hep izleyeceğim. G.Canaria deplasmanı bana göre bu yılın final maçıydı. Micov’un attığı sayı ve son saniyedeki savunması belki de tarihi değiştirdi. Eyvallah be Vlado, eyvallah abi. Bize bu sevinci yaşatan baş aktörsün sen, ne desek az.  Maç bitince ne yapacağımı bilemedim, kendimi sokağa attım. Koştum, zıpladım, telefona sarıldım ama kendimde değildim. Gece saat 04.00 olmuşken birçok arkadaşım ve ben ayaktaydık; “Abi ne oldu, nasıl oldu ben hiçbirşey hatırlamıyorum” diyerek birbirimize son pozisyonları hatırlatmaya çalıştık.

Biraz da maçın içeriğine gelelim. Öncelikle maç önü yazımda(İNANDIK BİZ SİZLERE..) 3 kritik noktadan bahsetmiştim: Lasme’nin sahada kalması gerekliliği, top kaybı sayımızın çift hanelere ulaşmaması ve maçın ritme girmesini engellemek adına bazı çalışmalar(faul yapmak,faul almak vs). Maça Omic’in ikili oyun zaaflarıyla başladık ve ince ince işledik. Tepe P&R’ünü potadan bir tık daha uzak oynayıp Omic’in zaaflarından daha fazla faydalanmak istedik. Lasme’nin devrilebilen tek uzun olması hücumda buradan devamlı ekmek yiyebilmemiz için olmazsa olmaz parçaydı. Sinan ve Blake Schilb’in yönlendirici meziyetleri için kendilerine alan ve opsiyon sunan bu tip bir uzun şart. Malesef hem Lasme faul problemine girdi hem de onlar topa baskıyı artırdı ikinci yarı ve hücumlarımız kontrolden çıktı. Çok iyi bir ilk yarı oynamamıza rağmen rakibin acayip 3 sayı yüzdesi dolayısıyla devreye dengeli girdik. İkinci yarı bahsettiğimiz sıkıntılar dolayısıyla kontrol tamamen bizden rakibe geçti.

Maçın son 5 dakikası ve uzatmada toplam 19 sayı attık. Bu sayıların 17’si Errick McCollum(11) ve Vladimir Micov(6)’dan geldi. Fark ne zaman 14’e gelse veya üzerine çıksa McCollum ve Micov anında cevap verdi, bu direncimiz/inancımız açısından çok değerliydi.  80-64’ken McCollum’un orta mesafesi ile skoru dengeleyip hemen sonraki pozisyonda yine McCollum’un Oliver’a bloğu.. Yine 1.16 dk kala DJ Seeley’in üçlüğü ile öne geçtikleri pozisyondan sonra Blake’in hücumda 18 saniyeyi yiyip 6 saniye kala bombayı Micov’a bırakması ve Micov’un sağ forvetten gönderdiği şut.. Tam rakip seyircisiyle havayı yakalayacakken onları susturan çok değerli 3 pozisyon ile işin içinde kaldık. Lasme’nin yokluğu ve baskı dolayısıyla ana plandan uzaklaştıkça McCollum ve Chuck Davis’in birebirlerine başvurduk. Rakip maç içinde avantajı almışken hala daha nasıl kazandığımıza dair fikrim yok. İnanmışlık dedikleri bu olsa gerek. Seeley’in  ve Savane’nin kaçırdıkları fauller, Curtis Jerrells’ın savunmada Oliver’ın pasına uçuşu yine maçın seyrini değiştiren pozisyonlardı. Bize bugünü yaşatan başta Ergin Ataman, Vladimir Micov ve Errick McCollum olmak üzere tüm ekibe sonsuz teşekkürler. İnandık biz sizlere…

Yazımı sonlandırmadan önce bir iki kelam da GSStore’a.. Kaç zamandır hep biraz ağızdan “Teker teker geçiyoruz turları, Avrupa’da alacağız kupayı” diye bağırıyoruz ve bununla ilgili herhangi bir ürün hala daha yok. Farkında değilsiniz galiba biz Eurocup finaline çıktık ve kupaya 2 maç kadar yakınız.

Tekrar hatırlatayım;

SİZ SEVİNMEYİN, BİZ SEVİNECEĞİZ.. TARAFTARLAR, ARMA SEVDALILARI YAŞAYACAK BU MUTLULUĞU.. ŞUBEYİ NASIL BÜYÜTEBİLİRİME KAFA YORMAYIP ACABA NASIL KÜÇÜLTEBİLİRİM DİYE DÜŞÜNENLER DEĞİL !

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
İNANDIK BİZ SİZLERE.. http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/3721/ Tue, 05 Apr 2016 18:26:05 +0000 http://gsbasket.org/?p=3721 Eurocup yarı final 2.maçında 89-75’in rövanşında Gran Canaria deplasmanına çıkıyoruz. 14 sayılık ciddi bir avantaj ve bana göre kupa için sadece bir deplasman. Buradan finali dolayısıyla kupayı vermek hepimizin akıl ve ruh sağlığı açısından oldukça tehlikeli bir durum. Ben orada da kazanabileceğimizi ancak 89-75’in psikolojik etkisi dolayısıyla  6-7 sayılık mağlubiyetle ayrılabileceğimizi düşünüyorum Canaria deplasmanından.

Canaria deplasmanında nelere dikkat etmeliyiz ?

Açıkçası ilk maç rakibi doğru analiz etmenin karşılığını Chuck Davis’in de unutulmaz katkıları sayesinde aldık. Bir ara maç kontrolümüzden çıksa da Davis’in isolation ve post oyunlarına hazırlıksız yakalanan Aito Reneses’in takımına buradan üstünlük sağladık. Canaria’nın temel oyun ve özellikle hücum prensipleri çokça yazıldı çizildi. Yarı sahada Albert Oliver ve Kevin Pangos’un organizasyonuna kalan Canaria, tempodan ve yarısahayı çok kısa sürede geçip bireysel insiyatiflerin öne çıktığı hücum düzenlerinden besleniyor. Yarısahayı çok çabuk terk edip Newley ve Salin’den çok kısa sürede skor katkısı alabiliyorlar. Yarısahayı hızlı katettiklerinde  Newley’nin penetre özgürlüğü varken Salin’in de 3 sayı atma noktasında özgürlüğü var. İçeride Omic’in size avantajını kullanarak fark yaratmak isteseler de savunma kısmında beklediklerini alamıyorlar. Özellikle tepe P&R’ün de Omic’i potadan uzaklaştırdıkça; rakipler hücumlarda daha geniş bir hücum sahası elde etme şansına sahip oluyorlar. Kısa Gran Canaria hatırlatmasından sonra bu maç ile ilgili dikkat etmemiz gereken hususları maddeler halinde değerlendirelim.

1-Artık yazmaktan söylemekten yorulsak da değişmeyen birinci kanun olarak Stephane Lasme’nin parkede kalacağı dakikalar ( Stephane Lasme ilk maç faul problemi dolayısıyla 23.28 dk sahada kaldı. )

– Dorsey’nin gidişi sonrası elde tek 5 olarak Lasme’nin kalışı ve Lasme’nin takımın savunmada temel direği oluşu onu alternatifsiz kılıyor. Yalnızca savunmada değil hücumda da Lasme bu takımın kilit oyuncusu. İkili oyunlar sonrasında içeri devrilen başka uzunumuzun olmayışı ; hücum organizasyonlarını Schilb-Micov üzerine kurmuş bir takımda bu oyuncuların hareket ve konfor alanını daraltıyor. Münih ve Canaria maçlarında bu dakikalarda oyundan kopmayaşımızın temel sebebi hücum merkezini daha çok Chuck Davis’in birebirlerine kaydırmış olmak ve onun muazzam performansı. Yani eğer Chuck gününde değilse Lasme’nin sahada olmadığı dakikalar Schilb ve Micov’un hücum etkinliği açısından oldukça sıkıntılı. Schilb ve Micov potaya kararlı şekilde giden oyuncular değil; devrilen uzun olmayınca takım olarak yay gerisinden temposuz paslara kalıyoruz çokça. Gran Canaria maça Omic ile başlamıyor. Omic yokken Lasme’nin birinci faulü alması istemediğimiz bir durum. İlk periyodu faulsüz geçersek geçen maçta çektiğimiz sıkıntıların aynısını  çekmeyeceğimizi düşünüyorum .

2-Top kaybı sayısı (çift hanelerden uzak durmak )

-Gran Canaria evinde oldukça tempolu oynayıp oyun kontrolünü almaya çalışan bir ekip. Onlara verilebilecek en büyük hediye top kaybı dolayısıyla kazanacakları kolay sayılar olur. Kolay sayılarla farkı eritmek ve psikolojik üstünlüğü sağlamak onların maç kazanma denkleminin önemli bir kısmını oluşturur dikkat etmezsek. Taraftarları da işin içine çok sokmak istemiyorsak buna mutlaka dikkat etmeliyiz. Bu yıl saf PG’mizin olmayışını bu gibi baskı anlarında hissettik, umarım yarın  bu bağlamda bir sıkıntı çıkmaz. Maç kontrolünü ve tempoyu ayarlamak; top kayıplarını 10’un altında tutmak bizim için ideal senaryo.

 

3-Oyundaki akışkanlığın önünü kesmek; faul yapıp faul almak / hızlı gelişleri kontrol etmek

-Rakibin tempo ve akışkanlığını kesmenin diğer bir yolu da süreyi kontrol etmek. Faul yapmak onları istediği şut ritmine sokmamak açısından belki bu maç biraz daha fazla tercih edilebilir. Özellikle hızlı gelişleri karşısında daha yarısahayı geçmeden teması sağlamak ve tatlı sert müdahalelerde bulunmak onların oyun üstünlüğünü elde etmesine karşı  yine sekte vuran noktalardan birisi. Hücumda ise yine faul alarak oyunu durdurmak onları istedikleri maç ritminden uzaklaştırır. Bu anlamda potaya kararlı giden bir kısamızın olmayışı faul alışımızı zorlaştırıyor ve bu mevzuda yük tamamen son haftaların starı Errick McCollum’a kalıyor. Buna ek olarak Schilb’in Salin’e olan fizik avantajını sırtı dönük oyunlarda kullanmak ve Chuck Davis’in birebirlerini kullanmak; faul alışımızı kolaylaştıran çözüm noktalarından olabilir.

Gran Canaria deplasmanında bu 3 hususa mutlaka özel dikkat etmek gerektiğini düşünüyorum. Bunun haricinde ribaund üstünlüğü, 3 sayı yüzdemiz gibi klasikleşen birçok nokta olsa da bu 3 hususun bu maça kadar hiç bu kadar önemli maddeler olmadığını belirtelim.

Gran Canaria maçını alarak finale adımızı yazdıracağımız bir gün olsun. Gruplar bittikten sonra Karşıyaka eşleşmesi öncesinde “Haydi Başlatalım Şu İsyanı” isimli yazı yazmıştım. Evet biz bu isyanı başlattık ve devamı geliyor. Galatasaray’ı yönetenleri utandırma zamanlarıydı, hala da devam ediyor. Abdi İpekçi’deki Karşıyaka, Münih ve Canaria maçlarında isyanımızı haykırdık. Sonu kupa olsun, lütfen…

 #kaldıüç

Oğuzhan Günebakan

 

]]>
TEKER TEKER GEÇİYORUZ TURLARI ! http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/sampiyonluk-serisi-galatasaray-odeabank-g-canaria/ Thu, 24 Mar 2016 22:41:29 +0000 http://gsbasket.org/?p=3697 Bayern Munich maçı analiziyle yazıya başlamak istiyordum aslında ama inanın aklımda maçın içeriğine dair çok fazla birşey yok. Maçı nasıl izlediğimi hatırlamıyorum, hele son çeyreği hiç sormayın. Elde sadece o anlarda beni kayda alan arkadaşımın telefonundaki video var ve başka birşey yok. Video’yu açıp baktığımda yaptığım hareketlerin hiçbir anlamının olmadığını gördüm. Otur kalklar, anlamsız şekilde şınav çekmeler, yere kafa atmalar ve nicesi. Şimdi dönüp bu videoyu izledikten sonra “İyi varsın be Galatasaray” demekten kendimi alamıyorum. Muhteşem bir heyecandı, kelimeler kifayetsiz kaldı o anlarda. Hepimizin elleri ayakları titredi son çeyrek boyunca.

Karşıyaka serisindeki iki yazım daha çok teknik-taktik içerikliydi ama yine de son paragrafa en büyük beklentimi sıkıştırmıştım: Yumruk şov.. Nihayet geldi Ergin Ataman’dan yumruk şov. Galatasaray taraftarına verilebilecek en büyük güvenlerden birisi bu, koçun motiveyken çok elit düzeylere çıktığını ve istediğini aldığını biliyoruz hepimiz. Ergin Ataman Eurocup’ta kokuyu çok önceden aldı arkadaşlar. Dorsey’nin gidişi belki hesapları bozdu ama sonrasında gelen sinerji olayı bambaşka hale getirdi. Karşıyaka deplasmanıyla motive olana Ergin Ataman, yine aynı hafta U.Kazan’ın da elenişiyle G.Canaria’yı elersek şampiyon olacağımızı gördü aslında. Ve bu saatten sonra avını bekledi, Bayern’i kupanın dışına itti.

Çok motiveyiz ve çok inanıyoruz. O zaman şimdi daha yüksek sesle “Teker teker geçiyoruz turları, Avrupa’da alacağız kupayı”…

Yarı finaldeki rakibimiz beklediğimiz üzere Gran Canaria oldu. Uzun zamandır bu anı bekliyordum ve sonunda geldi çattı. Evet arkadaşlar “şampiyonluk maçlarına” çıkıyoruz. Gran Canaria’yı elersek kupa Abdi İpekçi’de yükselecek. Yarı finalin diğer ayağındaki Trento-Strasbourg eşleşmesinden kim çıkarsa çıksın saha avantajı bizde. Yani şöyle düşünelim; bir final serisi, ilk maç deplasmanda, ikinci ve kupa töreninin yapılacağı maç Abdi İpekçi’de. Finale kalırsak Eurocup 2015/2016 sezonunun son maçı Abdi İpekçi’de olacak ve kupa salona gelecek. Bir maç, bir kupa ve Abdi İpekçi..  Buradan kupayı kaybetme ihtimalimiz çok düşük. Bu açıdan Gran Canaria serisi ayrıca değer kazanıyor. Gelin 30 Mart’ta Abdi İpekçi’yi cehenneme çevirelim. Maç biletimi ve uçak biletimi aldım, geliyorum Abdi İpekçi’ye. Çünkü kader günü olacak belki de 30 Mart. Gran Canaria’yı İpekçi’de 10-15 farkla yenmek demek kupaya dokunmak anlamına gelebilir. Canaria deplasmanı gerçekten çok zor ve basketbolu bilen bir taraftar kitlesi var. İçeride tempoyu acayip boyutlara çıkarıp, bol ikinci şans sayıları kovalayıp, tribünleri de arkalarına alarak çok yüksek skorlara çıkabiliyorlar. Bu açıdan bakarsak ilk maç çift hanelerde bir farkla onları mağlup edersek onları ikinci maç telaşa sürükleyebiliriz. Bu şekilde çok yüksek tempo yapan takımlar eğer psikolojik rahatlığı alamazlarsa yüksek tempo ve telaş arasındaki çizgide kayboluyorlar. Ülkemizdeki malum üzücü olaylar dolayısıyla insanlarımız maçlara çağırmak, gönül rahatlığıyla “haydi omuz omuza” demek gerçekten çok zor. Ama Abdi İpekçi’nin dolacağını biliyoruz, bizi bu aşktan döndürebilecek çok fazla güç yok. Gitme deseler bile onları dinlemeyip maça gidecek birçok Galatasaraylı var. Biletler dün saat 16.00 itibariyle satışa çıktı ve yoğun bir ilgi var. Abdi İpekçi’nin tıklım tıklım dolacağı kesin gibi şu an için.

Tarihi bir akşam olacak 30 Mart’ta, bu turun kupa demek olduğunu tüm Galatasaraylılar olarak bilmemiz gerek. Tarihimizdeki en iyi tribün olmalı. Ha gayret, az kaldı..

Son olarak çarşamba günü “Hepimiz kırmızıyız, #kıpkırmızı“..

Oğuzhan Günebakan

 

]]>
KÜÇÜLMEYECEĞİZ, TARAFTARIMIZLA BİRLİKTE BÜYÜYECEĞİZ ! http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/kuculmeyecegiz-taraftarimizla-birlikte-buyuyecegiz/ Thu, 25 Feb 2016 13:08:35 +0000 http://gsbasket.org/?p=3550  

Eurocup 8’li finallerin ilk maçında deplasmanda Karşıyaka’ya 67-64 mağlup olduk ve 1 Mart Salı günü Abdi İpekçi’de oynanacak maçı 4 sayı farkla kazandığımız takdirde çeyrek finalde Bayern Münih-Alba Berlin eşleşmesinin galibi ile karşı karşıya geleceğiz.Şimdi Abdi İpekçi’yi tıklım tıklım doldurarak rakibi bozguna uğratma zamanı.  Abdi İpekçi’yi rakip için cehenneme çevirip maç sonunda bayram havası yaratma zamanı.

Karşıyaka-Galatasaray arasındaki gerginliğin İzmir’de bir kez daha hayat bulduğu bir karşılaşmayı geride bıraktık. E tabi bunun bir de İpekçi ayağı var. O salon dolacak arkadaşlar, dolmalı ! Takımımızı bu Eurocup yolculuğunda asla yalnız bırakmayıp aynı zamanda Karşıyaka’ya da bir gönderme yapmanın yeri Abdi İpekçi’dir.

Ha tabi bununla da kalmıyor mesele.. Abdi İpekçi’yi tıklım tıklım doldurarak basketbol şubesine sahip çıktığımızı göstermemiz gerekiyor birilerine. Şubeyi nasıl büyütebilirimi düşünmeyi değil daha şimdiden önümüzdeki sene küçülmeyi hedefleyenlere de bir mesajımız olmalı elbette. Abdi İpekçi Spor Salonunda 1 Mart Salı günü tek boş yer olmamalı arkadaşlar. Eurocup mücadelimiz boyunca bunu yaparken aslında şu mesajı vereceğiz : KÜÇÜLMEYECEĞİZ, TARAFTARIMIZLA BİRLİKTE BÜYÜYECEĞİZ ! 

HAYDİ GALATASARAY AİLESİ, ARTIK SIRA BİZDE ! ( http://www.biletix.com/biletsec/SBG70/TURKIYE/tr )

PINAR KARŞIYAKA 67-64 GALATASARAY ODEABANK

Maç değerlendirmesine başlamadan evvel ilk maçtan evvel yazdığım yazıyı hatırlatmak isterim ki  fazla tekrarlara düşmeyelim (http://gsbasket.org/genel/haydi-baslatalim-su-isyani/ )

Çok kısa özet geçecek olursak Karşıyaka’yı durdurmak için yapmamız gereken temel 3 anahtar noktadan bashetmiştim.

1-Tempo kontrolü, kaosu önlemek.

2-Lazeric Jones’u önünde kalabilmek,yıpratmak(Göksenin); gerekirse hafif geriden savunup penetre açılarını kapatmak

3-Bracey Wright’ın perdeyi kullandıktan sonra attığı orta mesafe ve 3’lükleri önlemek için göstermelik de olsa “show up” yapmak.

Maçın geneline baktığımızda savunmada bu alanlara dikkat ederek başladık. Maç boyuncu temponun anormal düzeylere çıkmasını engelledik ve kaotik ortamdan uzaklaştık.

Jones’u savunmak için ilk 3-4 dakika Göksenin’i kullandık ki maça böyle başlamak gerektiğini söylemiştik. Göksenin aslında iyi savunuyordu fakat ribaund üstünlüğünün tamamıyla Karşıyaka’da olması sebebiyle koç Ergin Ataman takımı  uzatma ihtiyacı hissetti ve Micov’u 3 numaraya çekip Göksenin-Chuck Davis değişikliği yaptı. Bu dakikada sonra Sinan-Lazeric Jones eşleşmesinde Sinan Jones’un hiç karşısında kalamadı ve Jones’un her penetresi sayı veya Colton Iverson’a asist oldu. İlk yarı biterken asistlerde 12-5 üstünlüğü vardı Karşıyaka’nın ve Lazeric Jones 6 asist ile tüm takımımızdan daha fazla asist yapmıştı. Yani ilk yarıda Jones’a karşı önlem almadık. Eğer onun penetrelerini kesemiyorsak savunmada yarım adım geriden savunup açılarını kapatmak gerektiğini söylemiştik, maalesef yapmadık. İkinci yarı başladığında ise McCollum, Jones’u muazzam savundu. Şutunu değil penetre açılarını savunarak Jones’u özellikle arka arkaya 2 pozisyonda fena halde yıprattı. Ama Jones rüzgarını kesen ana faktör koçumuz Ergin Ataman’dan geldi. Ergin Ataman 2.yarı “match up zone” silahını kullandı ve Jones’un değişen savunma kurgusu karşısında aklı acayip karıştı. Birebirde ayak çabukluğunu kullanıp içeriye drive etmekte bu dakikadan itibaren zorlandı ve Karşıyaka’nın hücum performansı son derece vasatlaştı. Maçın olayı kuşkusuz Ergin Ataman’ın “match up zone”u uygulaması oldu.  Karşıyaka’nın da kötü dış atış yüzdesiyle oynaması bu savunma stratejisinde işimizi kolaylaştırdı.”Match up zone” yapma gereksinimlerinden birisi Jones rüzgarını kesmekti ama en önemlisi ilk yarı boyunca boyalı alanda dominant olan (26-20) Karşıyaka’nın boyalı alan aktivitesini minimalize etmekti. Devre bittiğinde ribaundlarda 26-20’lik üstünlüğü vardı Karşıyaka’nın ve tam 12 tane hücum ribaundu alarak çokça ikinci şans sayısı bulma fırsatı elde ettiler. Neyse ki onların da yüzdesi çok iyi değildi. Maçı  4/22 3 sayı isabeti ile tamamladılar. Ergin Ataman alan savunması yapıp içeriyi daha iyi kapatmayı amaçladı ve bunda başarılı oldu. Lasme’nin eldeki tek 5 oluşu ve boyalı alandaki yıpranmayı bu şekilde engellemiş oldu koç Ataman. İkini yarıda McCollum’un da inanılmaz desteğiyle ribaund üstünlüğü bu kez biz ele aldık ve maç sonunda ribaundlarda 44-41 üstün olan taraf bizdik.

Bracey Wright 29 dakika sahada kalıp 2/5 ikilik, 0/4 üçlük isabetleriyle sadece 7 sayı bulabildi. Maç önü ona göstermelik de olsa “show up” yapmak gerektiğinden bahsetmiştik; Ergin Ataman’da birebir bunu tercih etti ve Bracey’in etkinliğini azalttı. Sadece bir pozisyonda “switch” yaptık ve onda da farkı 3’e çıkaran basketi Chuck Davis üzerinden buldu Bracey.

Toparlarsak savunma performansımızın iyi olduğu ve rakibi kilitlemeye yönelik birkaç hamlemizde başarılı olduğumuz görebiliyoruz.

HÜCUM PERFORMANSIMIZ

Hücum yönünde ise berbat bir akşamı geride bıraktık. Sinan,Micov ve Schilb gibi 3 ana üreticinizin hiç katkı vermediği bir maçı bu kadar yakın skorla bitirmek aslında sevindirici bir durum. Bu yıl bu 3’lüden 2’si katkı vermediği sürece maç kazanamadık; dün akşam ise belirli anlarda Schilb sahne alsa da 3’ünden de beklediğimiz katkıyı alamadık ve fark sadece 3. Teşekkürler Errick McCollum.. Çoğunlukla çok kızsam da çok eleştirsem de dün ayakta kalan ilk ismimizdin.

Hücumdaki en büyük problemimiz akışkanlığın hiç olmamasıydı. Maç temposunu kontrol altına almak hücumda stabil olmayı gerektirmiyor. Hücumda daha akıcı oynamak ve rakibi bozmak gerekiyor. Özellikle Sinan’ın çok formsuz olması Lasme ile olan tepe P&R’inden doğan varyasyonlarımıza darbeyi vurdu. Hal böyle olunca savunmayı hiç delemedik ve yay gerisinden temposuz paslara kaldık. Tepe P&R’ünden sonra Lasme’nin devrilişi ile beraber forvetlerimizdeki hareketsizlik elimizi kolumuzu bağladı. Lasme’nin olmadığı dakikalarda ise durum aslında daha vahim. Elde ikili oyundan sonra devrilebilen tek uzun maalesef Lasme kaldı. Lasme sahada yokken tamamen birebirlere kaldık ve sayı üretmekte zorlandık. Lasme’nin olmadığı dönemlerde maç temposunu artırarak pozisyon sayısını çoğaltmak mantıklı olacak kalan turlarda. Aslında Lasme varken de tempo yapmanın gereklilikleri ortaya çıkacak eğer Karşıyaka’yı elersek.  Lasme varken içeri penetre veya pas yapmazken bir de Lasme olmayınca tamamen çemberi dibinden geri püskürtüldük. Bu gibi anlarda penetre ile çembere yaklaşmak hayli zor çünkü devrilebilen uzunumuz yok; bu açıdan pasla topu boyalı alana indirmek ve Chuck’ın sırtı dönük oyununu  bazı dakikalarda kullanmak ,bunun üzerinden varyasonlar geliştirmek mantıklı olacak.

Toparlarsak fazla stabil kalıp hücum tempomuzun son derece düşük olduğu, tabiri caizse “ürkek” bir hücum performansı izledik dün akşam. Buna rağmen McCollum ve Lasme’nin olağanüstü çabalarıyla bana göre avantajlı bir skorla evimize döndük. Karşıyaka alan savunmalarımıza( 2-1-2 ve match up zone) yönelik çalışmalar mutlaka yapacaktır çünkü bunu yine denediğimiz dakikalar olacak.Genel olarak mantıklı oynadık fakat hücumda işler özellikle ilk yarı hiç istediğimiz gibi gitmedi Abdi İpekçi’de turu geçip çeyrek finale adımızı yazdıracağımızı düşünüyor ve satırlarıma yavaş yavaş son veriyorum.

Maça sonuna dair en büyük beklentilerimden birisi Ergin Ataman’dan gelecek yumruk şov ! Koçun yüzündeki o ifade inanın tüm Galatasaray taraftarına motivasyon kaynağı olacak Eurocup yolunda. Hocamızın motivasyonunu görmek kesinlikle hepimize umut saçacak.

ŞİMDİ SIRA BİZDE DEĞERLİ GALATASARAY AİLESİ ! KÜÇÜLMEYECEĞİZ, TARAFTARIMIZLA BİRLİKTE BÜYÜYECEĞİZ !

Son topa kadar!

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

 

 

 

]]>