Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gsbasket/public_html/index.php:2) in /home/gsbasket/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Kadın Takımı – GSbasket.Org http://gsbasket.org Galatasaray Basketbol Sitesi Thu, 11 May 2017 17:16:24 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.5 Moriah Jefferson Galatasaray’da http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/moriah-jefferson-galatasarayda/ Fri, 05 Aug 2016 10:07:31 +0000 http://gsbasket.org/?p=4000 2016 WNBA draftında ikinci sıradan seçilen Moriah Jefferson ile bir senelik sözleşme imzaladık. Bu yazıda Moriah’ın geçmişinden çok, geleceğinizden bahsedeceğiz.

Moriah, takımımızdaki en büyük eksikliklerden birisi olan “penetre eden oyuncu” açığını çok iyi kapatabilecek bir oyuncu. Deliciliğinin yanında şutunun da olması  kendisini daha tehlikeli kılıyor. Geçen senenin büyük bölümünde takımımızda olan Jewell Loyd gibi Moriah Jefferson da ilk Avrupa deneyimini Galatasaray’da yaşayacak. Bu açıdan ilk haftalarda Avrupa’ya uyum süreci geçireceği aşikar.

Keşke bu tür gelecek vaat eden oyuncularla uzun soluklu sözleşmeler imzalayabilsek lakin şubeye verilen “önem” dolayısıyla böyle potansiyelli oyuncular kulüpte ikinci senelerini göremiyor. En son Alba Torrens gibi bir yıldız, uzun soluklu takımda kalmış ve işin sonu ELW şampiyonluğuna ulaşmıştı.

Moriah, fiziki anlamda çok kuvvetli olmasa da hareketli kollarıyla top çalma potansiyeli yüksek bir oyuncu. Takımımızda bu kategoride Işıl gibi bir isim varken Moraih’ın eklenmesi de takıma büyük katkı sağlayacaktır.

Moriah’a Avrupa serüveninde başarılar diliyor, takımımızla uzun soluklu başarılı sezonlar geçirmesini temenni ediyoruz.

Enes Kömürcü

]]>
Oradaydık http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/5-mayis-2014-galatasaray-sampiyon/ Thu, 05 May 2016 11:14:51 +0000 http://gsbasket.org/?p=3814 Oradaydım!

Üzerinden 2 sene geçmiş. Zaman çabuk geçiyor… Zaman geçiyor da hatıralarda kalan bazı anlar sanki 5 dakika önce yaşanmış gibi taze kalıyor bazen.

Oradaydım. Hatırlıyorum. Her şey rüya gibiydi.

Rüya gibiydi ama rüyamda görsem inanmazdım. Zaten yaşarken de gerçek olduğuna inanamamıştım. Fark 20 küsür olmuş, bana 3 gibi geliyor. Maçın son saniyeleri… Arkamda 2 kız çocuğu vardı. Kim olduklarını hatırlamıyorum ama heyecandan ayağa kalktıkça sahayı göremediklerini hatırlayıp hemen oturuyordum yerime. Son saniyelerde biraz heyecanımın tavan yapmasından, biraz da önümdekiler ayakta izliyor diye sahayı göremediğim için ben de ayakta izledim. Bu yazıya bir gün denk gelirler mi bilmiyorum, biraz da geç kaldım bunu söylemek için ama özür dilerim. Umarım siz de koltuğun tepesinde izlemişsinizdir o son saniyeleri.

Oradaydım… Oradaydım ve gitmeden önce de şartlamıştım kendimi; maçın son anlarında oyunu bırakıp Ekrem Hoca’yı izleyecektim. Maç sonu o, zaferini kutlamak için yumruklarını sıktığında ben, bu mutluluğu ve gururu bizlere yaşattıran adamı izleyecektim. Ancak bilmek ile tecrübe etmek arasındaki büyük farkı hesaba katamamışım. Maç sonu heyecanlı, mutlu ve gururlu hissedeceğimi biliyordum ama o kadar heyecanlı, kelimelerle anlatamayacağım kadar mutlu ve anlam veremediğim kadar gururlu hissedebileceğimi düşünmemiştim hiç. Duygu seli afallattı. Maç sonu Ekrem Hoca’yı izleyemedim, unuttum. Daha sonra maçın tekrarını bilgisayardan izlerken gördüm Ekrem Hoca’yı ve yumruklarını sıkarak zaferini kutlayışını. Çok büyüksün Hocam, çok büyük…

Oradaydım… 15000 kişi o gün, oradaydık. Yıllardır içten ama yetersiz kalan destek o gün çağıldadı salonda. Her bir oyuncu, teknik ekip… Hepsi hak ettiği coşkulu desteği tecrübe etme fırsatı buldu. En çok bunu gördüğüm için mutluydum sanırım. Koltuğun tepesinde, kollarımı kavuşturmuş, ne olduğunu şaşırmış halde takımın sevincini izledim. Neden sonra telefonumla kayıt almak aklıma geldi. Bone’un bayrak sallayış anını kaydettim biraz. GSBasket sayesinde tanıştığım Hatice “Sera iyi misin?” diye sorduğunda. Daha sonra konuştuğumuzda, o an suratımda şaşkın/boş bir ifade olduğunu söylemişti. Bir ara Murat’ın geldiğini hatırlıyorum, sonra kupanın kaldırıldığını, taraftarın sahaya indiğini… Şampiyonduk; hem Avrupa’da, hem de Türkiye’de. En büyük bizdik. Kimse aksini iddia edemezdi, tescillenmişti artık. Her şey çok güzeldi be!

O gün, orada yaşadığımız mutluluk, gurur ve sonrasında aynı şiddette yaşadığımız hayalkırıklıkları… Bugün ikincisini değil, birincisinden bahsetmek için açtım bu başlığı. Bizlere bu güzellikleri yaşatan takımın her bir oyuncusuna, destekçisine ama en çok başarının mimarı Ekrem Hoca’ya bir kere daha teşekkür etmek istiyorum. Tebessümle hatırlayacağımız o sezon için, ne kadar dillendirsek yetmez ama yine de; çok teşekkürler…

]]>
KADIN BASKETBOLUNDA BİR YALNIZ ADAM http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/kadin-basketbolunda-bir-yalniz-adam/ Mon, 02 May 2016 19:37:58 +0000 http://gsbasket.org/?p=3809 Tarihler 5 Kasım 2015’i gösterdiğinde bir haber düştü basketbol sayfalarına: Ekrem Memnun milli takımdaki görevini bıraktı. Evet, bir kulüp başkanının “Bir antrenör ya sadece Milli Takımı ya da kendi kulüp takımını çalıştırmalı” açıklaması ile Federasyon Başkanının bu kulüp başkanına destek vermesinin ardından Ekrem Hoca Galatasaray’ı değil milli takımı bıraktı. Dimdik durdu bu insanların karşısında. Milli takım kariyerini değil, gönül verdiği renkleri seçti. Peki biz Ekrem Hoca’ya ne kadar destek olabildik bu insanların karşısında?

Ekrem Hoca’nın milli takım yerine Galatasaray’ı seçmesi çok zorlarına gitti bazılarının. “Eyvah, yine başarılı olacak” korkusuyla yanıp tutuşlar sezonun başında. Henüz sezonun 6.haftasında oynanan Fenerbahçe derbisinde Lynetta Kizer skandalıyla iş başına oturdular. Amaç pek tabii ki Ekrem Hoca’yı ve takımı yıpratmaktı. Bileğimizin hakkıyla kazandığımız maçta hükmen mağlup ilan edildik. Başkandan gelen “Sen Kimsin Harun” açıklamasının hiçbir etkisi olamazdı TBF’ye, Harun Erdenay’a. Çünkü Harun Erdenay, Turgay Demirel yönetiminin devamı anlamına gelen bir isim. Hani şu kadın basketbol final serilerinde hakemleriyle gündeme gelen federasyonun başkanı olan Turgay Demirel… Saf Galatasaray kompleksiyle yanıp tutuşan Turgay Demirel.

Sözün özü, Kizer’ı bir daha ligde kullanamadık. Ne Avrupa pasaportuyla ne de ABD pasaportuyla oynamasına izin vermediler. Pota altındaki en güçlü silahımızı kaybettik. Zaten dar kadroyla hem ligi hem Avrupa’yı götürmek zorunda olan Ekrem Memnun’un işi daha da zorlaştı, ama Ekrem Hoca yılmadı, devam etti Galatasaray için çalışmaya. İpekçi’de 30 taraftarın önünde Harun Erdenay’ın hakemleri ince ince doğrarken yönetim sahip çıkmadı bu takıma, Ekrem Hoca’ya…

Fenerbahçe’nin, kendi evinde sürpriz Schio mağlubiyetiyle çeyrek finalde Ekaterinburg ile eşleştik. Ekrem Hoca yine bırakmadı mücadeleyi, Ekaterinburg’dan maç almayı başardı elindeki kadroyu iyi kullanarak. Ama yetmedi, 2 sene önce şampiyonu olduğumuz turnuvaya çeyrek finalde veda ettik.

Kadınlar Basketbol Ligi çeyrek final serisinde Kayseri’de oynanan AGÜ maçında çekilen bir fotoğraf karesi çok etkiledi beni. Koç, benchte yalnız başına oturuyordu. İşte Ekrem Memnun’un bu sezonki özeti o fotoğraf karesi. Mücadelende yeteri kadar destek olamadık sana koç.

Umarım gelecek sezon da takımın başında olur Ekrem Hoca. Yoruldun, sıkıldın, bunaldın biliyoruz ama sana söz yine baharlar gelecek Ekrem Hocam. İMPARATOR EKREM MEMNUN!

Doğan Malkoç

 

]]>
Basketbol Sadece Sahada Oynanmıyor! http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/basketbol-sadece-sahada-oynanmiyor/ Mon, 15 Feb 2016 11:22:33 +0000 http://gsbasket.org/?p=3509 Hayri Pekergin’in 14.02.2016 tarihinde basketfaul.com sitesinde çıkan ve Türk kadın basketbolunun tartışmasız en başarılı isimlerinden biri olan kaptanımız Nevriye Yılmaz hakkındaki asılsız ithamlarla dolu yazısını, Galatasaraylı basketbolseverler olarak kınıyoruz!

Kaptanımız Nevriye Yılmaz’ın, tüm basketbol camiası ve bugüne kadar birlikte çalışma fırsatı bulduğu oyuncular tarafından da bilinen ve örnek alınan çalışma etiği anlayışını ve disiplinini eleştirmek, basketbola sadece klavye başından katkı vermeye yeltenen kimselerin haddine değildir.

Son olarak; Avrupa basketbolunun en prestijli kupasını ilk defa ülkemize getirme başarısını gösteren baş antrenörümüz Ekrem Memnun’un sözlerini hatırlatmakta fayda görüyoruz:

“Basketbol takımı maçı sadece basketbol sahasında oynanmıyor sadece sahada hazırlık yapılmıyor. […] Ben Nevriye’yi sadece 10 sayı atsın 6 ribaund alsın diye bu takıma almadım. İnanın bunlar hiç önemli değil. O önemli bir karekter. Beynini, ruhunu, kalbini karakterini almak istedim ve sonunda doğru karar verdiğimizi herkes gördü.”

]]>
Röportaj | Nostalji: Ceylan Emre http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/roportaj-ceylan-emre/ Thu, 30 Jul 2015 10:20:35 +0000 http://gsbasket.org/?p=3223 Bize biraz kendinizden bahseder misiniz, nerede yaşıyor, neler yapıyorsunuz?

Kendimden bahsetmeden önce teşekkür ederek başlamak istiyorum, hatırlanmak güzel bir şey. İstanbul’da yaşıyorum ve Işık Üniversitesi’nde kültür işleri uzmanı olarak çalışıyorum. Basketbolu hala tam olarak bırakamadım, aslında bir sene önce fiilen bıraktım ama hala gelen teklifler insanın aklını çelebiliyor, basketboldan kopmak hiç kolay değil..

Galatasaray maceranız nasıl başladı? Ne zaman transfer oldunuz, kaç yıl oynadınız?

Galatasaray’a geldiğimde kaç yaşındaydım hatırlamıyorum 🙂 Aslında ailem beni sokaklarda futbol maçlarından kurtarmak için, biraz da zorla Galatasaray’ın basketbol okuluna yazdırdı. Yaz sonunda yapılan seçmelerle o dönem kurulan Yıldırım Bosna Spor Kulübü’nde oynamaya başladım. 83 ve 84 doğumluların küçük takım oynadığı iki seneyi orada geçirdikten sonra, kendi yaş grubumun küçük takım senesinde Galatasaray’a geldim. Sonra tüm altyapıyı oynayarak, biraz da yaşanan maddi olumsuzluklar sebebiyle genç yaşımın son senesinde A takımda oynama fırsatı buldum. Daha sonra ikinci lige düştüğümüz ve çıktığımız iki sezonu daha bitirip, 2006-2007 sezonunun ortasında takımdan ayrılmak durumunda kaldım.

O dönemde kimlerle oynadınız? O yıllardaki Galatasaray’ın durumunu biraz anlatır mısınız?

Altyapıda o dönemler insanların efsane jenerasyon diye adlandırdıkları 84 doğumlu oyuncularla birlikte oynadım; Gülçin Cantekin, Seda Tekindağ, Tuğba Taşçı, Roksan Kunter, Burcu Turan, Belgin Onbaşı, Gamze Kandemir, Saynur Tozlu ve adını sayamadığım pek çok kaliteli oyuncu.. Bence pek çoğumuz hak ettiği yerlere gelemedi, biraz şanssız bir döneme denk geldiğimizi düşünüyorum. Çok küçük yaşta, kimsenin gelmek istemediği bir dönemde A takıma çıkıp, düşen takımın oyuncuları olduk çoğu kişiye göre. O dönemde yaşanan sıkıntıları en yakın siz biliyorsunuz zaten, Gsbasket.org ailesi her zaman yanımızdaydı.

Biz altyapıda oynarken A takımda oynayan ablaların hepsine çok büyük bir hayranlık duyardık. Daha yıldız yaşım yeni bittiğinde bir yaz Derya Abla ile antrenman yapma fırsatım oldu. Yıllarca hayran olduğun bir insanın karşısında sahada olmak, onun her hareketini incelemek, açıkçası kendinin ne yaptığından çok onun yaptıklarıyla ilgileniyor olmak çok enteresan bir duyguydu.
Tabii bir de Çelen Abla.. Onunla bir sezon aynı takımda oynamış olmak hala en çok gurur duyduğum şeylerin başında geliyor. Herkese nasip olabilecek bir şans değildi, yıllar sonra benim ablalık yapmam gereken takımlarda her zaman örnek verdiğim tek isim O oldu.

Galatasaray’da unutamadığınız bir anı bizimle paylaşır mısınız?

Pek çok güzel anım var Galatasaray’da ama unutamadığım anım tabii ki en kötü olanı.. 2005 yılı, düştüğümüz sezon. Son maç nasıl olduysa Fenerbahçe’ye kafa tutmuştuk ama gücümüz yetmemişti.. Soyunma odasına girdiğimizde diğer maç bitti ve düşmedik diye haber gelmişti, çok sevinmiştik. Fakat sonrasında haber yanlış çıkıp da düştüğümüzü öğrenince yıkılmıştık hepimiz. O günü tabii ki unutamıyorum.

Unutamadığınız maç hangisi? Neler yaşandı anlatır mısınız?

Aslında kendi adıma en unutamadığım maç daha 17 yaşındayken Botaş deplasmanında Andrea Stinson’ın karşımda olduğu ve onu geçip turnike attığım maç. Bence küçük olduğum için biraz izin verdi bana 🙂 Ama çocukluğun boyunca hayran olduğum oyuncu karşımda dururken dizlerimin hala tutuyor olması bile bir başarı bence 🙂 Gerçi o maç bir dakika bile sahada kalmamıştım sanırım, o yüzden o maç sayılmaz 🙂

Düştüğümüz sezon Abdi İpekçi’de oynadığımız maç, sanırım Ceyhan maçıydı. Maçı unutamadım ama kime karşı oynadığımızı tam hatırlamıyorum. Kazanırsak ligde kalmayı garantiliyorduk, çok iyi oynuyorduk ve son çeyreğe on sayı gibi bir farkla önde girmiştik. Bizden sonra Fenerbahçe-Beşiktaş erkek maçı vardı ve bir anda iki takımın da taraftarları bir olup bize on dakika boyunca sevgilerini(!) ilettiler. Hakem de etkilendi tabii ki ve maçı kaybettik. Babam yine sahaya girmişti o maçta, altyapıda çok yaptığı bir şeydi ama A takım seviyesinde onun için de bir ilk olmuştu 🙂

Galatasaray’da en mutlu olduğunuz olay?

Galatasaray’da altyapı sezonlarımız hep çok başarılı ve mutlu geçti, tek bir olay anlatabilmem zor. A takım zamanlarını da biliyorsunuz zaten, çok çok mutlu geçti diyemem. 10 sene geçti zaten üzerinden, yaşlandım artık

Galatasaray’da yaşadığınız en üzücü olay?

Bu soruyu cevaplamak biraz zor. İkinci ligde oynadığımız ve sonrasında lige çıktığımız sene olan değişim ve ayrılma kararını almak zorunda olmam diyeyim..

Birlikte oynamaktan en çok zevk aldığınız oyuncu?

Galatasaray’da oynarken en keyif aldığım iki oyuncu Gülçin Cantekin ve Gamze Kandemir’di. Daha sonraki senelerde ise Pelin Gürçavdı. Bu üç oyuncuya her zaman güvenebilir, gözüm kapalı pas verebilir, arkamda bile olsalar nereye gideceklerini bilebilirdim.

Karşısında oynarken zorlandığınız oyuncu?

Crystal Smith. Çok hızlı, tutması ve peşinden koşması çok zor bir oyuncuydu 🙂

Oynadığınız zamanlarda idolünüz ya da en beğendiğiniz oyuncu?

Derya Abla. Bence benim oynadığım dönemlerde, öncesinde ve sonrasında en iyi playmaker ve en iyi kaptan o..

Şu anda en beğendiğiniz yerli ve yabancı oyuncu/oyuncular?

Lindsay Whalen, Alba Torens, Birsel Vardarlı

Aktif Basketbol hayatınızda beraber çalıştığınız en iyi koç kimdir, ne gibi farklılıkları vardı?

Ekrem Memnun tabii ki. Çok sevdiğim antrenörlerim oldu ama onunla çalışmış olmak benim için çok büyük bit şanstı. Sanırım 2001 yılında Amerika’ya özel bir turnuvaya gitmiştik, o zamanlar da bence en iyi koç Ekrem Abi’ydi ama o yine de çantalar dolusu kitap almıştı oradan basketbol ile ilgili. Bugün geldiği noktaya kimse şaşırmıyordur herhalde.

Aktif olarak basketbol oynadığınız dönemlerde beraber oynadığınız oyunculardan bir beş yapmanızı istesek?

Benimki daha çok oynamaktan keyif aldığım oyuncuların beşi olacak sanırım, o yüzden kendim de varım içinde. 🙂 Ben, Gülçin Cantekin, Pelin Gürçavdı, Nihan Demirkol ve İlknur Dumlu.

Sizce şu anda aktif olarak basketbol hayatına devam eden sizin mevkiinizde oynayan en iyi oyuncu kim?

Birsel Vardarlı. Ama Nilay Kartaltepe’yi izlemek hala çok büyük bir keyif.

Galatasaray kadın basketbol takımının şu andaki durumunu hakkında düşünceleriniz?

Gurur kaynağı. Umarım bu oluşuma katkıda bulunan insanlara hak ettikleri değer verilir ve böyle devam eder.

Basketbol hayatınızda “keşke” dediğiniz bir olayı anlatır mısınız?

Keşke Galatasaray’dan ayrılmasaydım diyorum tabii.. Şu anki aklım olsa, daha profesyonel davranırdım da diyemiyorum aslında, çünkü biraz kişilikle ilgili bir olay sanırım

Basketbol kariyerinizde düşündüğünüz hedeflere ve başarılara ulaşabildiniz mi?

Ben en önemli dönemde okul ve basketbol arasında kaldım, ikisini de bırakamadım ve öyle yürütmeye devam ettim. Böyle olunca kariyerim ikinci ligde devam etti ama orada güzel yıllar geçirdiğimi ve ikinci ligde ulaşabileceğim tüm başarılara ulaştığımı düşünüyorum. Sonrasında, birinci ligden teklif aldığım iki seneyi de artık evlenmiş olduğum için değerlendirmeyi tercih etmedim ama gerçekçi olmak gerekirse artık gençken hayal ettiğim hedeflere de o zamandan sonra ulaşamazdım zaten.

Genç oyunculara neler tavsiye edersiniz?

Çalışsınlar 🙂 Artık basketbol eskisinden daha çok fiziksel özelliklerin farklılıklar yarattığı bir spor haline geldi, o yüzden disiplinli ve bilinçli bir şekilde çalışmak bence onları başarıya götürecek en önemli faktör.

GSbasket.Org hakkında düşünceleriniz?

İyi günde ve kötü günde takımının yanında olan, gerçek Galatasaraylı “insan” topluluğu. Kimsenin sahip çıkmadığı dönemde bizlerin yanında her maçta, her deplasmanda sizler vardınız. Basketbolu gerçekten biliyor ve olayları objektif bir şekilde değerlendiriyor olmanız da sizin önemli bir özelliğiniz bence. Belki biraz taraflı bir yorum gibi görünüyor bu ama zor zamanlarda yanımızda olan ve bugün hala kardeş gibi olduğumuz insanların hakkını teslim etmek gerek 🙂

Oyuncu Forum sayfası: http://gsbasket.org/forum/nostalji/102085-ceylan-emre.html

]]>
Sarayın Sultanları Fenerbahçe’yi Farklı Yendi http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/sarayn-sultanlari-fenerbahceyi-farkli-yendi/ Thu, 19 Mar 2015 07:58:50 +0000 http://gsbasket.org/?p=3149 Galatasaray Odeabank, TKBL 22. Hafta mücadelesinde Fenerbahçe’ye konuk oldu. Metro Enerji Spor Salonu’nda oynanan karşılaşmayı Galatasaray Odeabank 72-54 kazandı. Sarı – Kırmızılılar ligdeki liderliğini devam ettirdi.

Galatasaray Odeabank karşılaşmaya Nuria Martinez – Ayşegül Günay – Jelena Dubljevic – Sancho Lyttle – Nevriye Yılmaz ilk beşiyle başlarken, ev sahibi Fenerbahçe ise Birsel Vardarlı Demirmen – Shavonte Zellous – Tuğba Palazoğlu – Tina Charles – Quanitra Holingsvorth beşiyle parkeye çıktı. Fenerbahçe karşılaşmaya isabetsiz şutlarla başladı. Galatasaray Odeabank’ın konsantrasyonu yüksek savunması bunda etkiliydi. Sarı – Kırmızılılar üç uzunuyla da sayılar bularak bir anda farkı açmayı başardı. Özellikle Nevriye Yılmaz ve Sancho Lyttle’ın rakip pota altındaki etkinlikleri bunun en önemli sebebiydi. Sonradan açılan Fenerbahçe ise Tina Charles ile bulduğu sayılarla farkı eritti. İvme bir türlü yakalanamayınca Fenerbahçe koçu Jacek Winnicki molasına başvurdu. Çeyreğin bitimine 5.53 kala skor 12-7 Galatasaray Odeabank lehineydi. Sarı – Kırmızılılar uzunlarıyla farkı tekrar açsa da ev sahibi ekip Tuğba Palazoğlu ve kenardan gelen Tuğçe Canitez’in dış şutlarıyla maça tekrar ortak oldu. Kenardan gelen Agnieszka Bibrzycka’nın 6 sayısıyla yakalanan seri, Fenerbahçe’nin çeyreği 20-19 önde tamamlamasını sağladı.

İkinci çeyrek Galatasaray Odeabank’ın agresif savunmasıyla başladı. Fenerbahçe’yi zor şutlara sevk eden Sarı – Kırmızılılar, rakibinin bu şutlarda isabeti bulamamasıyla farkı yeniden açmaya başladı. Galatasaray Odeabank pota altında kenardan gelen Kelsey Bone ve yine Nevriye Yılmaz’ın sayılarıyla maçı önde götürmeyi bildi. Uzun oyuncularının yanı sıra Nuria Martinez üzerinden de skor üreten Sarı – Kırmızılılar Fenerbahçe koçu Jacek Winnicki’ye molayı aldırttı. Molanın bitimine 4.34 kala skor 30-22 Galatasaray Odeabank lehineydi. Mola sonrası Fenerbahçe Tina Charles üzerinden sayılar buldu. Buna karşın Galatasaray Odeabank da hücumda özellikle Kelsey Bone ile skor üretmeye devam ediyordu. Çeyrek Deniz Çolakoğlu’nun dip çizgiden bulduğu üç sayılık isabetle son buldu. İlk devre 36-28’lik Galatasaray Odeabank üstünlüğüyle son buldu.

Üçüncü çeyrek Agnieszka Bibryzcka’nın orta mesafe isabetiyle başladı. Bu isabetin ardından Galatasaray Odeabank sahada bulunan üç uzunuyla da üst üste hücumlardan isabeti buldu. Hücumda skor üretmekte zorlanan Fenerbahçe, Galatasaray Odebank’ın hücumlarına engel olmakta da zorlanıyordu. Nuria Martinez ile seriyi 8-0’a çıkaran Galatasaray Odeabank, Jacek Winnicki’ye molayı aldırttı. Çeyreğin bitimine 7.30 kala skor 44-30 Galatasaray Odeabank lehineydi. Mola dönüşü Nuria Martinez ve Jelena Dubljevic’in sayıları seriyi 12-0’a çıkardı. Seriyi sonlandıran Miljana Bojovic’in üçlüğü oldu. Bu isabetin ardından Galatasaray Odeabank Nuria Martinez ve Ayşegül Günay’ın önderliğinde 10-0’lık bir seri daha yakalamayı başardı. Fenerbahçe Sarı – Kırmızılılara karşı koyamıyordu. Üst üste serbest atış şanslarından isabeti bulan Sarı – Lacivertliler bu seriye de böyle son verebildi. Çeyrek Nevriye Yılmaz’ın isabetiyle son buldu. Fark bir dönem 22 sayıya kadar çıksa da çeyrek 20 sayıyla bitti. Skor 59-39 Galatasaray Odeabank lehineydi.

Son çeyrek Fenerbahçe’nin top kayıplarıyla başladı. Üst üste birçok top kaybı yapan Sarı – Lacivertliler skor üretemedi. Galatasaray Odeabank’ın agresif ve yüksek enerjili savunması işe yaramış oldu. Galatasaray Odeabank yine uzunlarıyla rakip potaya giderek sayı çıkarmayı bildi. Özellikle Nevriye Yılmaz ve Sancho Lyttle’ın özverili oyunu mevcut farkın korunmasını sağladı. Çeyreğin bitimine 6.55 kala Jacek Winnicki molasına başvurdu. Skor 63-41 Galatasaray Odeabank lehineydi. Mola dönüşü Fenerbahçe kısa oyuncularıyla sayılar bularak farkı eritmeye başladı. Shavonte Zellous ve Agnieszka Bibrzycka ile bulunan sayılar farkı 20 sayının altına indirdi. Ekrem Memnun bunun üzerine çeyreğin bitimine 4.30 kala molasına başvurdu. Skor 63-46 Galatasaray Odeabank lehineydi. Fark bir dönem 12 sayıya kadar inse de Sarı – Kırmızılı oyuncular tekrar arayı açmayı bildi. Sancho Lyttle üzerinden skor üretmeye devam eden Galatasaray Odeabank, savunmadaki sert duruşunu devam ettirdi. Fenerbahçe’yi zor şutlara zorlayan ekip, rakibinin hücumlardan eli boş göndermeye devam etti. Maç Jelena Dubljevic’in serbest atış isabetleriyle son buldu. Galatasaray Odeabank karşılaşmayı 18 sayı farkla önde tamamladı. Sarı – Kırmızılılar 72-54’lük deplasman galibiyetine imza atarken ligdeki liderliğini de sürdürdü.

BASIN TOPLANTISI

Ekrem Memnun: Baktığımız zaman iyi bir galibiyet oldu. Takımımla gurur duyuyorum. Oyuncular moral bozukluğuna rağmen ayağa kalkmasını bildiler. Elimizde kalan tek şey lig şampiyonluğu. Bunun için elimizden geleni yapacağız. Oyuncularımızla sürekli bunu konuşuyoruz. Oyuncu arkadaşlarımız da bu yönde ne kadar kararlı olduklarını gösterdiler. Burada Fenerbahçe’yi böyle yenebilmek hiç kolay değil. Oyun disiplinine sadık kalıp canla başla mücadele ettiler. Ligi birinci bitirip ev sahibi avantajını alarak lig şampiyonluğunu elimizde tutmak istiyoruz. Bunun için her şeyi yapacağız.

Deniz Çolakoğlu: Ligdeki liderliği sürdürmek için güzel bir galibiyet aldık. Çok da güzel oynadık. Farklı kazanmak fazlasıyla tatmin ediciydi. Bundan sonra diğer maçlara konsantre olacağız.

İSTATİSTİKLER

FENERBAHÇE

Agnieszka Bibrzycka 12 sayı – 1 ribaund – 5 asist,
Birsel Vardarlı Demirmen 2 ribaund – 2 asist,
Shavonte Zellous 12 sayı – 5 ribaund – 1 asist,
Cansu Köksal 3 sayı – 1 ribaund,
Emine Tuğba Palazoğlu 3 sayı – 2 ribaund,
Tuğçe Canitez 5 sayı – 2 ribaund – 1 asist,
Kuanitra Holingsvorth 4 sayı – 8 ribaund,
Miljana Bojovic 3 sayı – 2 ribaund – 2 asist,
Tina Charles 12 sayı – 3 ribaund

GALATASARAY ODEABANK

Nuri Martinez 11 sayı – 4 ribaund – 6 asist,
Kelsey Bone 7 sayı – 4 ribaund,
Ayşegül Günay 4 sayı – 1 ribaund – 2 asist,
Nevriye Yılmaz 16 sayı – 6 ribaund – 4 asist,
Deniz Çolakoğlu 3 sayı – 1 ribaund – 3 asist,
Jelena Dubljevic 8 sayı – 7 asist – 4 asist,
Sancho Lyttle 20 sayı – 13 ribaund,
Şebnem Kimyacıoğlu 3 sayı – 1 ribaund

]]>
Köşe Yazısı | Neden Olmasın? http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/kose-yazisi-neden-olmasin/ Thu, 05 Mar 2015 10:30:37 +0000 http://gsbasket.org/?p=3140 Alternatifsiz takımız. Talihsizlikten midir bilmem fakat bunu en net salı günü oynanan F8’in ilk maçında Martinez’in sakatlanmasıyla birlikte gördük. Ne Ayşegül’ün, ne de Casas’ın daha önce, bu kadar büyük bir sorumluluğu, bu kadar uzun bir süre taşıdıklarını sanmıyorum.

Kesinlikle alabileceğimiz bir maçtı aslında. Çok basit hatalar yapıldı. Çok fazla atış kaçırdık. Bazı etkenleri kabullenip, yinelemeyecek olursam, salı günü kaybettiysek bunun sebebi sadece şanssızlıktı. Bir savunma ribaundu daha alsaydık, bir atış daha kaçırmasaydık, cuma günü daha avantajlı parkeye çıkacaktık. Olsun. Grup aşamasında ilk beş maçın, beşini de kaybetmesine rağmen gözlerini hedefinden ayırmadı ve F8’e adını yazdırmayı bildi bu takım. Şimdi 1-0 geriden başlıyoruz. “Bizim için değişen hiçbir şey yok.”

Serinin kaderi ne olur bilemem ancak galip gelmesi gereken taraf Galatasaray; orası kesin. Bunu da Galatasaraylı olduğum için değil; kısa rotasyonu dar olan (olmayan?), tecrübeli oyun kurucusundan maç başında mahrum kalmış, en büyük silahı Sancho’nun sönük kaldığı, sakatlık yüzünden uzun süredir maça çıkamayan Kelsey’e rağmen, ancak başabaş bir maç çıkarabilen bir rakibe karşı oynadığımız için söylüyorum. Sezon içindeki Fenerbahçe karşılaşmasında da tecrübeli ve yetenekli isimleri kadrosunda bulundurmasına rağmen galip gelen taraf yine biz olmuştuk. Alınan sonuçlar sebepsiz değil elbet. Ekrem Memnun gerçekçi ve elindeki oyunculardan maksimum katkı almayı bilen bir antrenör. Herkesin hayali, bizim gerçeğimiz. Takımın başında Ekrem Hoca olduğu için çok şanslıyız. Ne kadar yazsam, ne kadar söylesem yeterli olmaz ya, ben yine de yinelemek istiyorum: Ekrem Hoca bizimle olduğu için ÇOK ŞANSLIYIZ!

Şapkadan tavşan çıkarmaksa, şapkadan tavşan çıkarmak… Evinde 29 sayı fark yediği USK Prag’a deplasmanda 29 sayı fark atmış, yıldızlarla dolu UMMC Ekaterinburg’u ilk maçta uzatma oynamaya zorlamış, Nneka Ogwumike’li, Alben’li, Augustus ve Prince’li Dynamo Kursk’a 40dk + 2 uzatma direnip maçı galibiyetle tamamlayan bir takımdan bahsediyoruz. Geçen sezondan sonra çok kan kaybettik, doğrudur ancak “şampiyon” sıfatına yakışan bir tutum sergilemekten asla geri kalmadık.

Bu takımı seviyorum ama Galatasaray armasını taşıdığı için değil. Karakterli ve mücadeleci bir takım olduğu için. Dile kolay olanları pratiğe döküp, canlı canlı örnek sunuyorlar. Geçen sezon “neden olmasın?” diye sormayı öğretti Ekrem Hoca; oyuncularına da, taraftara da. Her bir parçasıyla gerçekten çok gurur duyuyorum; takımı takip eden herkes gibi.

6 Mart Cuma günü Abdi İpekçi’de serinin ikinci maçı oynanacak. Maç saati ise özellikle çalışanlar için çok ters bir saat; 17:15. Yine de gidebiliyorsanız, o maça gidin; az çok Galatasaray basketbol takımlarına ilgisi olan herkesin gitmesini tavsiye ederim. Bunu da ezeli rakibe karşı oynanan bir maç olduğu için demiyorum. Boş gösterişlere gerek yok. Son şampiyonun, ünvanını koruma mücadelesine tanık olmak istersiniz belki. O yüzden…

Dediğim gibi serinin ve sonrasının kaderi ne olur bilemem ancak denemekten zarar gelmiyor. Denemeden sonuca varılmaması gerektiğini defalarca kanıtladı takımımız. Sonuçta, neden olmasın?

]]>
Müthiş Bir Başarı Hikayesi! http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/muthis-bir-basari-hikayesi/ Thu, 26 Feb 2015 07:54:56 +0000 http://gsbasket.org/?p=3137 Torunlarınıza anlatacağız müthiş bir başarı hikayesi, Kelsey Bone geri geldi!

Malumunuz son günlerde herkesin beklentisi, genç erkek takımından oyuncu alarak idmanlarını yapabilen Sarayın Sultanları için takviye yapılması. Kabaca bir hesap yaparsak, sezonun geride kalanı için alınacak oyuncuya vereceğiniz rakam aylık 50.000 Dolar’dan toplasan 3 ay için 150.000 Dolar olur ki çok iyi bir oyuncu parasıdır bu rakam. Malum kıta dışı hakkımız olduğu için, böyle iyi ve boşta bir oyuncu bulmak zor olmasa gerek.

Son gün, son saatlere kadar bekledik ve sonra twitter’da bazı olaylara şahit olduk. Yöneticilerimiz Cem Kinay, Ural Aküzüm ve müthiş koordinatörümüz Murat Özyer, başarısız yönetim yüzünden giden Kelsey Bone’u geri gelmeye ikna ettikleri için twitter’da kutlama yapıp şampanya patlatıyorlardı adeta. Görünce önce gözlerime inanamadım, fakat gelen tepkileri okuyunca bu zavallı durumun gerçek olduğunu kavrayabildim. Sonra aklıma kulübü ikna edilen ve maddi imkanlar sıkıntılı olduğundan Galatasaray için sezon sonuna kadar para almadan oynarım diyen Işıl Alben’i almayan ve üstüne  kulübü izin vermedi diye açık açık yalan söyleyen Murat Özyer gelince, gayet normal karşıladım artık mevcut durumu. Kelsey Bone’u geri getirmek, kendisi için torunlarına anlatılabilecek müthiş bir başarı hikayesi.

Capture

Şu saatten sonra Ekrem Memnun ve kızlar ellerinden geleni yapacaklar. Yanlarında sadece taraftar desteği olacak maalesef. Zira şube üstünde söz sahibi olan insanların amaçlarının ne olduğu hakkında ciddi şüphelerim var. Yapılan ve yapılmayanlar destekten çok köstek olmalarını sağlıyor çünkü! Ama bu insanlar olası gelebilecek başarılar sonrasında TV’lerde boy gösterip, posterlere girmekten hiç gocunmayacaklar. Yazıklar olsun!

]]>
Röportaj | Tanrıça’nın Eli Dili Hukukun http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/roportaj-tanricanin-eli-dili-hukukun/ Wed, 07 Jan 2015 21:20:36 +0000 http://gsbasket.org/?p=3055 Marşı biliyorsunuz. Şebnem uzaktan şimdi (üçlüğü) atar. Yürüyelim arkadaşlar. Bestesi dağ başını duman almış. Onu en kritik anlarda gözünü karartıp şutu sokarken, en skoreri tutarken tanıdınız. Rusya’da kupayı getirdi bize. Türkiye’nin en eğitimli, kültürlü sporcularından biri. Stanford mezunu. Artık Galatasaray’ı her branşta takip edecek kadar da koyu Cimbomlu. Aksanından sempati akan, herkesin çok sevip Şeboist olduğu, deus ex machina, avukat ve büyük profesyonel sporcumuz diğer birçok yönüyle de karşınızda.

California doğumlusun. (Silikon Vadisi’nin ortasındaki Mountain View) Amerikan filmlerinde hep görürüz. O babaların tamirat yaptığı mobilya işleriyle ilgilendiği garajın yanında mutlaka bir pota olur. Seni basketbola iten koşullar mıydı?

Kesinlikle bir etkisi vardı ama ben zaten aktif bir çocuktum, dışarıda olmak, basketbol oynamak istiyordum. 3-4 yaşındayken yeni bir eve taşınmıştık ve arka bahçede pota mevcuttu. Desperate Housewives dizisinde gördüğünüz gibi geniş caddeler, önlerinde çimen, çocuklar bisiklete biniyor, arkada garaj, belki havuz ve işte basketbol potası bahçede. Okulda da aynı şekildeydi. Aralarda spor yapıyorduk ve erkekler ne spor yapıyorsa ben de onu yapıyordum. Çoğunlukla basketbol oynuyorlardı. Uzun da değildim aslında kısa ve çeviktim. O yaşlarda hemen hemen aynı kız-erkek fiziksel olarak ama beni aralarına kabul etmişlerdi. Dördüncü sınıf öğretmenim beni spora yönlendiriyordu ve babam onunla konuşmasının da verdiği etkiyle benim sporla ilgilendiğimi tamamen fark etti. Spor okullarına yazdırmaya başladı. Bugünkü gibi bilgisayarlar da pek yoktu ve okul sonraları evde biraz çizgi film izledikten sonra bahçede veya dışarıda basketbol oynardım. Her mahallenin parkında da mutlaka pota olur ve bu çocukların basketbolu sevmesi adına önemli bir unsur.

Sörf yapmıyor muydunuz? West Coast sonuçta. Deniz tutkun yok muydu?

Amerika’da yaşarken yazları Türkiye’ye gelirdik. Ve o dönemden dolayı deniz tutkum vardı. Alanya’nın denizinden sonra okyanusun suyunu soğuk hissederdik. Biz biraz şımarmışız sıcağın etkisiyle, denizimiz mis gibi. Sörfü son zamanlarda birkaç kez denedim ancak hiç yeteneğim yok.

Chateau Nuzun şarapları sahibi Necdet Uzun eşiyle birlikte Los Alto’da mühendisken Türkiye’ye dönüyor. Baban Türkiye’de elektronik mühendisiyken teklif alıp oraya gidiyor. Böyle hikayeler duyuyoruz. Ailen şu an ne yapıyor ve sana nasıl bir katkıları oldu spor anlamında?

Babam mutlaka tanıyordur. O dönem çok az Türk vardı orada. 80’li senelerin başlarında Türk mühendisler çağrılıyor firmalardan. Bir göç oldu oraya. Tübitak’tan önce babamı sonra bütün ekibi alıp getirdiler. İnanılmaz bir katkıları oldu. ABD’de ligler özel şirket gibi çalışıyor ve para ödüyorsun, çocuğun oynuyor. Türkiye gibi değil. İşte babam ilgilendiğimi görünce liglere yazdırmaya başladı beni. Kız-erkek ligi vardı bir tane, babama antrenör eksik, sadece sen antrenör olursan kızını alırız dediler. Babam da futbolla çok ilgiliydi, basketbolu bilmiyordu. Ama iyi ki de kabul etmiş. Gitti o zaman, en az 50-60 adet teyp, VHS kaset aldı basketbola dair. Ben bunu anlayıp öğreteceğim demişti. Dört sene antrenörüm oldu babam. Ablam da basketbol oynuyordu. Ailecek bir basketbol tutkusu oldu bizde. Hawaii’de, Los Angeles’da, Washington’da, her yerde turnuvalar olurdu, giderdik. Disneyland’a giderdik o sayede. Amerika’da ebeveynlerin çocukların maçlarını takip etmeleri çok olağan bir şey. Bütün anne babalar sürü halinde gelirler. Ben de Genç Milli Takımında oynarken ablam geldi Türkiye’ye ve ben senin maçlarına gitmek istiyorum dedi. Takıma çok tuhaf geldi. Hiç kimse yok, bir tek ablam tribünde, bizi izliyor. İspanya’nın küçük bir kasabasındayız. Aile bağlarımızı kuvvetlendirdi basketbol. Babam emekli oldu. Anne tarafım Alanyalı, tenis, deniz, istirahat. 6 ay burada, 6 ay Amerika’da geçiriyorlar.

Pinewood School. Stanford. Santa Clara. Belli bir habitattan dışarı çıkmamayı tercih etmişsin yaşantın boyunca. Evcimen biri misin?

Amerika’da liseyi eve en yakın yerde okuyorsun. Pinewood öyleydi. Üniversite için aslında kaçmak istiyordum, uzaklara değil ama Los Angeles falan. Stanford ve üç beş okulla konuşuyordum. Stanford’un diğerlerinden farkı akademik kabul öncelikliydi, diğer kolejler gibi spor bursuyla kabul yoktu tek başına. Ama Stanford’a kabul edildiğimi öğrendiğim an tamam geliyorum dedim. Herhangi bir tereddüttüm yoktu. Üniversite sonrası Türkiye’ye geldim ama oradan ayrılınca doğduğum, yetiştiğim yerin benim için ayrı bir yeri var, oradaki yaşamı çok seviyorum, onu fark ettim. Ondan sonra da oraların hep yakınlarında kalmak istedim. Santa Clara kararının sebebi de bundandı.

2005’te neden Türkiye’ye gelmek istedin?

Ekonomiden mezun oldum ama basketbol oynamaya devam etmek istiyordum. Böyle bir fırsat herkesin eline geçmiyor her zaman. Hem kabuğumu kırıp evden de uzaklaşmış oldum. (gülüyor) İstanbul gibi bir şehirde, 20’li yaşlarının ilk senelerini geçirmek çok güzel bir şey.

Çok mu ders çalışırdın? Ev partilerine gitmez miydin hiç?

Sosyal aktiviteler oluyordu ama ayrıca ders çalışma saatleri de vardı. Belli zamanlarda idmanlara da gidiyordum. Lisemde bile akademik açıdan ciddi bir rekabet ortamı bulunmaktaydı. Hırslıydı insanlar, ben de öyleyim. Yaptığım her işte başarılı olmak isterim, sadece basketbol değil. Bu yarışmacı atmosfer gelişimime katkı sağladı. Zaten Stanford da öyle bir yer. O rutine girince de alışıyorsun sonuçta.

Burada yaşasan aynı yetenekle basketbolcu mu yoksa ÖSS’de Türkiye derecesi yapıp biyoloji alanında bir bilim kadını mı olurdun? Hayatlarımız aile ve doğduğumuz yerin imkanlarına göre mi şekilleniyor?

İmkan bakımından ABD’nin farkı eğitim ve sporu bir arada sürdürebilmek, ben bunu yapabildim ama Türkiye’de çok zor olurdu. Ailem akademiye yönelik ve belki bu yönde bir baskı da olabilirdi tabii. Mutlaka burada da gerçekleştirenler oluyor. Bunu yaparken insanlarla kavga ederek, çok istediğini göstererek ikisini bir anda götürebilirsin muhtemelen. Büyük fedakarlıklar gerektiriyor çünkü. Benim Stanford’da basketbol oynadığım arkadaşlarımdan biri biyomedikal mühendisi, ikisi doktor oldu. Türkiye’deki yabancılar da kolej aşamasından sonra ülkesinden ayrılıyor zaten.

2007-08 sezonu Galatasaray’a katılma hikayen nasıldı? O sezon Eurocup yarı finali oynadık. (Beretta Familia) Ancak sen ağır bir sakatlık geçirince basketbola ara verdin. Ertesi sezon ilk kez kadın basketbolunda Avrupa Kupası kazanılmıştı. Duyguların neydi o dönem?

O sıralar okula geri dönmüştüm, bu sefer hukuk oynuyordum. Benim oynadığım dönemde bile, 2007-08 sezonu için konuşuyorum, bu takım gerçekten iyi takım diyordum. Geldiğim seneden itibaren kadın basketboluna yatırım hamlesi başlamıştı. Eurocup’ta zafere giden maçları takip ederken çok sevindim. Bir Galatasaraylı olarak da çok sevindim. Yatırımın geri dönüşünün olması önemliydi ve o ilk başarı insanlara gelecek adına kredi verdi.

Galatasaray Lisesi mezunu ve Galatasaray Üniversitesi Hayri Domaniç ile tanışıyorsun 25 yaşında ve farklı bir yola girmek üzereyken. Böyle büyük bir değişim kararı almanın altında yatan özel bir sebep var mıydı?

Galatasaray’da sakatlandığım dönem Hayri Domaniç ile görüşmeye başladım. Hukuk bürosuna çağırmıştı. Galatasaraylıların pilav günü vardı, kendisine yakın yaşta, 80-90 yaşlarında Galatasaray Lisesi mezunları oradaydı. Daha sonra sürekli ofisine gelip gitmelerim oldu. 1960’larda Demokrat Partisi milletvekili olan dedemin yakın arkadaşıydı. Oradan arkadaşlıkları vardı. Dedem de vefat etmişti yakın zamanda. Hayri Bey dedeme bir bağ olmuştu benim için. Hukukun dünyayı düzelteceğine dair idealist bir bakış açısı vardı ve beni çok etkilemişti. İnanılmaz kültürlü, zeki biriydi. Dört dil biliyor. Raflardan şu kitabı al, 1902. sayfayı aç der ve orada yazanı kendisi bana söylerdi görmediği halde. Profesör tanımını çok iyi karşılıyordu, hep öğretmek istiyordu. İlkbahar dönemiydi kendisiyle tanışmam ve o yaz Amerika’ya geri dönmüştüm, kondisyonerlerle çalışıyordum. Bir tabelada kurs gördüm ve hukuk sınavına girsem diye o anda karar verdim deneyeceğim bunu diye. Kondisyonerlere teşekkür ettim, ben kendim biraz çalışacağım, artık hukuka yöneliyorum dedim. Ablam hukuku yeni bitiriyordu ama ona kalsa beni okumamaya ikna ederdi, hukuk baya zordu çünkü. Ailemde beni başka etkileyecek kimse yoktu.

Galatasaray sohbetleriyle yapar mıydınız Domaniç ile?

Çok iyi hatırlamıyorum ama lisedeki günlerinden bahsederdi. O pilav gününe gittiğimde kendi aralarında da konuşurlardı Galatasaray üzerine.

Galatasaraylılık nasıl girdi kanınıza?

Aileden biraz geliyordu. Babam koyu Galatasaraylı. Annem hariç anne tarafı Galatasaraylı. Annem de ben nerede oynarsam o takımı tutuyor. Ben de o taraftarlık hissini oynayana kadar hissetmedim. Ama buraya geldikten ve buranın bir parçası olduktan sonra, bu kültürle bütünleşmeyle Galatasaray’ın her branşta kazanmasını istiyorum. O hırsı artık çok hissediyorum.

Şebnem Kimyacıoğlu
Şebnem Kimyacıoğlu

Galatasaray’a geri dönüşün nasıl gerçekleşti? Euroleague seviyesinde rekabet edebileceğine inanıyor muydun? Uzun bir ara vermiştin.

O aralar hukuk okuyordum. Egzersiz için basketbol maçları yapıyorduk akşamüstü. Kim gelirse artık, beşe beş, 20 kişi varsa iki sahaya yayılıyorduk. Öylece basketbol sevgisi yeniden ve yoğun bir biçimde doğdu içimde. Oynamaktan çok keyif alıyordum, güzel arkadaşlıklar kurmuştum. Kristin (Nevlin) ve Emre (Vatansever) sezon bitmişti, bana ziyarete gelip evimde kaldılar. Emre Galatasaray’da antrenördü ve beni gördüğünde oynuyorsun hala ve oynamayı düşünür müsün dedi. Ben de burada oynadığım seviyeyle Euroleague seviyesinin farklı olduğunu biliyordum. Bilmiyorum ki dedim. Emre ön ayak oldu, konuşalım edelim dedi. Ekrem ağabey (Memnun) gelince de beni çağırdılar. Genç idmanlarına girdim bir hafta ve o haftanın sonunda seni takımda görmek istiyorum dedi. Ekrem ağabeyle ilk tanışmamda gerçekten Galatasaray için bir vizyonu olduğunu anladım. Basketbol zekası tartışılmaz. Sorunun ikinci kısmına gelecek olursak Euroleague seviyesi büyük bir endişeydi benim için. Üçüncü seneme giriyorum ve bu sene geçen seneden bir adım daha yaklaştığımı düşünüyorum. Fiziksel olarak forma girmem iki sene tuttu. Bu sezon ise kafa olarak daha olgun bir gözle bakabiliyorum. Bu tecrübeden kaynaklansa gerek. Son senelerim olduğu için aklıma hiçbir şey gelmiyor ve takım için ne yapılması gerekiyorsa onu yapmaya gayret ediyordum. 2012’den bugüne sevdiğim en iyi his buydu.

Geçen sezonki üçlemeyi, tarihi başarının sırrı ne? Doğru parçaların bir araya gelmesi ve takım kimyası mı?

İki sezonluk bir planlamanın, gelişimin sonucu oldu. Tamamen takım kimyasıyla ilgili. Dünyanın en iyi oyuncularını bir araya getirseniz de bu başarı gelmeyebilir. Pürüzsüz bir sezon geçmedi aslında, zor anlar da yaşadık. Ama zor anları az hasarla atlatmayı başarıp doğru zamanda yükselişe geçtik.

Kırılma anları nelerdi sence?

Takımda ateşli anlar oldu ve ne zaman böyle bir durum yaşasak bu biraz da dönme noktası oldu bizim için. Çünkü bizim takım iyi insanlardan oluşuyor ve o iyi insanlar hislerini ifade edince dinlemek zorunda hissediyorsun kendini. Ve bu insan hisleri bu kadar şiddetli olmasa bu şekilde kendini ifade etmez diyorsun. Tatsız olaylar olsa bile biz hepimiz aileyiz, aile bazen birbiriyle böyle konuşabilir diyorduk. Bu da takımın genel olgunluğuyla açıklanabilir, genç veya yaşı yüksek fark etmeksizin. Böyle birkaç an bizi çok kenetlemişti.

Peki o iki üçlük? Sen ABD’de de şutör yönünle ön plandaydın. Keza savunma, size, kenardan enerji, konsantrasyon yüksekliği hep hazır olma faktörleri de var. Aldığın altyapı eğitiminin sonucu mu bunlar?

Öyle diyebiliriz. Maç yaklaşımı, sporcu psikolojisi gibi kavramları Amerika’da gördüm elbette. Takım ve bireysel olarak bu tür çalışmalara katıldım. Aynı zamanda bu takıma gelirken rolümü aşağı yukarı anlamıştım. Rol oyuncusu olacaktım. Bunu kabullenerek geldim. Bu takımın ihtiyacı neyse onu verecektim. Benchte oturup desteklemek bile olabilir. Sadece idmanda bile oynamaya hazırdım. Çünkü bu takımın başarılı olmasını çok istiyordum. Geçen sene de rollerimiz çok belliydi. Hepimiz hazır durumda tutmaya çalışıyorduk kendimizi.

Yabancıları iyi anlaman ve yerlilerle arada köprü olman da (gerçi herkes İngilizce biliyor ama) başarının anahtarlarından mı? Tutkal görevi mi gördün?

Görev der miyim bilmiyorum ama takımda iyi insanlar olursa anlaşırsın. Ana dilim İngilizce olduğu için daha kolay da anlaşabiliyordum ama bence takımdaki herkes harika anlaşıyordu. Sancho mesela sessiz sakin başlamıştı ilk geldiğinde ama o bile açıldı bir süre sonra. Çünkü baktı ki bu takımda hiç kötü niyetli birisi yok.

Bu sezon için ne söylersin? Ayrılanlar oldu. Kalanlar oldu. Kötü başladık ama bir alışma-uyum süreci de gerekiyordu.

Ben şöyle düşünüyorum. Ekrem Hoca ile çalıştığımız ilk sezona benziyor. Yalnız bazı maçları son anda kaybettik. Onları kazanmış olsak belki bu konuşmaları yapmıyor olacaktık. Yavaş yavaş gidişatın yükseldiğini hissediyorsun. Bir hassasiyet de var ama takımın çoğu yeni olunca. Eski parçalar da geç katılınca o hassasiyeti atlatıyoruz. Sezon ilerledikçe gene o odaklanmayı doğru zamanda yapacağız. Ekrem ağabeyin sistemi de bunun üzerine kurulu. Başlarda sorun yaşıyoruz belki ama sonu daha da güzel oluyor böyle.

Baroya kayıtlı bir avukatsın. Ne tür davalar alıyorsun? Spor hukuku ilgini çekiyor mu?

Var biraz ama dava tarafına çalışmadım okul bittikten beri. Daha çok kontrat üzerine çalışıyorum. Üniversitenin spor kontratlarıyla ilgilendim. Onları yazdım, yeni maddeler ekledim. Gelecekte ne olur bilmiyorum. Büroda değil ama bir profesyonel takımın avukatı olmak isterim. NBA’de her takımın avukatları oluyor.

Avukatlık dışında basketbol antrenörlüğü de yapıyorsun. Güney Amerika’ya gitme fikri nasıl doğdu ve devam ediyor mu?

Şu anda devam etmiyor, zamansızlıktan. Ama çok sevdiğim bir iş. Gelişmemiş ülkelere gidip bilhassa genç kızlarla çalışmak istiyorum. O kızların imkanları çok kısıtlı. Onların önüne lider pozisyonda bir kadın olarak geçmemizden çok etkilenmişlerdi. Böyle birileri yok hayatında. Biz de çok etkilendik bundan. Senelerce basketbol oynadım. Bilgi birikimleri genç jenerasyonlara vermek gerekir diye de düşündüm.

Burada?

Projeler geliştikçe Türkiye’de de olabilir. Biz bunun için birkaç arkadaşımla şirket kurmuştuk. Şu an durdu ama gelecekte devam edebiliriz. Hala konuşuyoruz. Surinam’a gitmek inanılmaz bir tecrübeydi. Aklımızdan geçiriyorduk, dünyanın farklı yerlerine gitmeye.

Antrenörlüğü daha rekabetçi bir ortamda yapmak istemez misin?

Bazen aklıma girip çıkıyor. Euroleague’de oynamak gibi aynı, rekabetçi bir ortamda antrenörlük yapmadığım için acaba yapabilir miyim dediğim oluyor. İddialı olmayı seven birisiyim. Okula başlamam, geri dönmem.

Ben aslında Şebnem Kimyacıoğlu’nu Galatasaray Kadın Basketbolunun başında bir yönetici gibi de görmeyi düşlerdim. Harika bir rol modelsin gençler için.

Ne güzel olur. Ben de isterim.

Avukatlık dizileri izler misin?

Law & Order çok izlerdim, son zamanlarda izlemiyordum. Ally McBeal, The Good Wife, Damages çok güzeldi. Avukat gözüyle izleyince bütün hataları görüyorsun, zevki kaçabiliyor. Arkadaşlarımın yanında ağzımı kapalı tutmaya çalışıyorum. (Gülüyor)

ABD’ye gidenler nereleri ziyaret etmeli?

Ne yapmak istediğine bağlı biraz. Alışveriş için giden insanlar var. Doğa için. Şehir hayatını görmek için. Türkiye’ye gelince ama tarihi göreceksin çünkü Amerika’da böyle bir tarih yok. Orası farklı oluyor. Ben doğa seven biriyim. Grand Canyon’a gidilmesini tavsiye ederim. Büyük şehirlere gideceksin. Los Angeles, San Francisco, Seattle, Miami, New York. NYC güzel bir yer ziyaret edilmeli ama ben oturamam herhalde. İnanılmaz müzeler var. Metropolitan Müzesi bunlardan biri.

Buradayken özlediğin şeyler oluyor mu?
Yemeklere çok düşkünüm. Birisi Tribeca’da bagel var dediğinde nasıl sevinmiştim. Simitle bile krem peynir yerim. Kaliforniya’da Meksika mutfağı yaygın ama burada aynı lezzette olmuyor. Orada her köşede otantik Meksika restoranlar oluyor, Kaliforniya’nın yarısı Meksikalı zaten. Yemekler dışında arkadaşlarımı özlüyorum. Her fırsatta onları davet ediyorum buraya. Son iki senede bazıları geldi, onlarla da İstanbul’un güzelliklerini paylaşabiliyorum.

San Francisco – İstanbul benziyor mu?

Coğrafya olarak benziyor, tepelerden oluşuyor. Ama İstanbul çok daha metropol. San Francisco 2 milyon gibi bir nüfusu var, daha küçük. İstanbul’da hissettiğin 24 saat canlılık başka hiçbir yerde yok.

Kaynak: GS Dergi

]]>
Röportaj | 90’ların Yenilmez Kadınları http://gsbasket.org/kadin-takimimiz/roportaj-90larin-yenilmez-kadinlari/ Wed, 07 Jan 2015 20:59:20 +0000 http://gsbasket.org/?p=3046 Muhteşem üçlüler vardır hayatta. Birbirinden ayrılmazlar. Veya peşi sıra gelirler. Fizik kimya biyoloji. Kulak burun boğaz. Giriş gelişme sonuç. Edip Cansever Turgut Uyar Cemal Süreya. Yol su elektrik gibi. Galatasaray Bayan Basketbol Takımı 1987-2000 arası 11 lig şampiyonluğu, 6 Türkiye Kupası, 6 Cumhurbaşkanlığı Kupası ve ilk Euroleague üçüncülüğünü kazanırken onlar vardı. Tamamında belki yoktular ama çoğunda onlar vardı. Yenilmezdiler. O zaman kadın denmezdi sporun adına. Şimdi onlar farklı yollarda hayatlarını sürdüren çok başarılı Galatasaray kadınları. Biri antrenör. Biri anne. Biri işletmeci. Derya Özyer Çelen Memnun Handan Özbek. Ve bir de onlara yetişip onlardan bayrağı alarak daha yukarı taşıyan Nevriye Yılmaz. Sohbetin her yerinde mutlulukla süslü gülüşmeler var. Parantez içine almıyoruz o yüzden. Öyle okuyunuz lütfen. Tarihi koklayarak.

Söyleşi: Eren Loğoğlu

80’lerin sonunda başlayan Galatasaray kadın basketbolu hikayesine neresinden dahil oldunuz?

Çelen Memnun: Handan, Derya ve ben aynı sene geldik üçümüz. 92 yazıydı. Galatasaray’daki Avrupa Kupası hayali 80’lerin sonunda Faruk Süren ile başlıyor. 10 senelik süreç sonrasında ilk Final Four’a erişiyoruz. Biz katıldığımızda bu hedef oluşturulmuştu. Betsy Bailey birkaç sene önce dahil olmuştu teknik ekibe.

Derya Özyer: Faruk ağabeyin şu sözünü hatırlıyorum. “Bu takım Euroleague’de Final Four oynayacak, şampiyonluk yaşayacak. Biz bu takımı bu sebeple kurduk, sizler de bunun için buradasınız.” demişti. O zamanlar daha elemeyi bile geçememiştik, düşünün. Oynadıkça birbirimizi daha iyi tamamladık. Çalışma temposu ve organizasyon bu işin olmazsa olmazıydı. Kadroda elbette hep iyi oyuncular oldu, biz de bunun parçasıydık.

Handan Özbek: Geldiğimizde gençtik galiba. Ben 21 yaşındaydım. Bizimle beraber takım da gençleştirildi o sırada, bırakanlar vardı aralarında. Çelen daha da gençti, yaş 17-18 sanırım. Hiç unutmam, elemelerde Ljubljana kâbusumuzdu. Gidip gidip yeniliyorduk, birkaç sezon öyle geçti. Faruk Süren, yöneticiler ve Betsy bunu sorun etmedi, yeni ve genç bir takım olduğumuzdan. Sabırlı olmak gerektiğinin herkes farkındaydı, çünkü yeterince enerji sarf ettiğimiz görülüyordu. O çalıştığımızdan daha fazla çalışılamazdı hakikaten. Herhalde hiçbir kadın basketbol takımı bizden daha çok çalışmamıştır. Büyük bir özveriyle, bazen bir ay boyunca her gün (off yapmadan) 5 saate yakın antrenman yapardık. Günde üç idman yaptığımız zamanlar oldu. Bayan basketbolunu bir yerden bir yere getirmek kolay bir iş değil. Özellikle de o dönem medyada bu denli takip edilmezken ve popülaritesi düşükken. 50 sene öncesini konuşur gibiyiz şimdiye bakınca ama yakın dönemden bahsediyoruz, bir jenerasyon öncesi. Çok emek verildi.

Genç yaşta Amerikalı bir koçla çalıştınız. Betsy Ann Bailey ne tür bir etki bıraktı üzerinizde?

DÖ: Profesyonelliği öğrendik. Amerikalı koçun getirdiği antrenman düzeni, teknikleri bize çok şey kattı.

HÖ: Çok koştuğumuzu hatırlıyorum.

DÖ: Senin kabusun vardı, neydi o?

HÖ: Jack Ramsay.

ÇM: Koşu drillerinin isimleri vardı. Line drill denir hani, tüm sahayı git gel. Gidiş geliş 1 sayarsan, 5 set çarpı 5, yani 50 kez koşuyorduk, saniyeli. O verilen sürede bitiremezsen başa dönüyorsun.

HÖ: Takımda biri yapamadığı zaman da tekrar baştan başlıyorduk hepimiz. Bir daha, bir daha, bir daha…

DÖ: Guard birinci bitirecek diye de bir kural vardı, oyun kurucu olduğum için unutmuyorum tabii. Bir de moraliniz bozuk, kafayı öne eğdiniz. Kafayı öne eğmek yok, hop çizgiye. Rakip bizim mental olarak düştüğümüzü görmemeli sebebi de.

derya-ozyerCythnia Cooper Sheryl Swoopes Tina Thompson ile Houston Comets fırtınası gibi WNBA’de, Türkiye’de de Galatasaray rüzgarı esiyordu. İlkler her zaman çok ayrı bir yerdedir. Galatasaray Eurocup ve Euroleague kazandı ama efsane denildiğinde akla hep siz geleceksiniz. Siz de böyle hissediyor musunuz?

ÇM: Açıkçası şu anki Euroleague zaferine bakınca bizimkisi biraz sönük kalmış olabilir. İlklerin ayrı bir yeri var, hiç yapılmamış olduğu için. Ben hissediyorum, anıyorum, çok da özlüyorum o günleri. Özel günlerdi. Faruk abinin bir hayaliydi. Geçen seneki Avrupa şampiyonluğunda bile ilk benim aklıma Faruk Süren geldi. Çünkü o bir şeyi başlattı. 25 seneden fazla. İçine bir sürü insanı kattı. Sonuçta da hedeflere ulaşıldı. Çok büyük bir haz benim adıma.

HÖ: Faruk abi olmasaydı bayan basketbolu bu ülkenin en değerli spor branşlarından biri olamazdı. Gerçekten başka bir vizyon ve bakış açısı vardı. Hayatımdaki en büyük şanslardan biridir, Faruk Süren gibi bir yöneticiyle tanışmak ve onunla beraber bir amaca hizmet ediyor olmak. Çok büyük bir ayrıcalık ve mutluluk benim için de. Ben hayatta hiçbir şeyi basketbol kadar sevmedim. Biz o kadar inanmış ve istemiştik başarılı olmayı. Basketbolu bıraktıktan sonra da birçok işler yaptık. Hayat devam ediyor.

Nevriye Yılmaz: Handan abla öyle diyor ama birçok maçımıza geliyor. Deplasmanlara bile.

HÖ: Basketbol öyle bir duyguydu ki benim için hala hiçbir şeyi o kadar severek yapamıyorum. İlk aşk, ilk tutku basketbol. Çocukluğumuz, gençliğimiz, arkadaşlıklar. Yumuşak karnımız basketbol. 30’lu yaşlarda hepimiz ve basketbolu bıraktıktan sonra kimimiz aile kurdu, kimimiz iş yaşantısına girdi. Herkes kendi hayatına kanalize oldu. Ne zaman 40’lara gelip biraz rahatladığımız zaman esasında onlar benim canlarım, hayatımın her noktasını bilen, özel anlarımı paylaştığım insanlar. Çok görüşemesek de görüştüğümüz zaman hiçbir şey değişmiyor. 15 yaşında çocuklar gibi eğleniyoruz.

DÖ: Avrupa serüvenine başladığımız zaman 40 sayı fark yiyen takımlarda oynadık. Zaman içinde orada nasıl mücadele edileceğini, ne tür çalışmalar yapılması gerektiğini ve hangi şekilde başa güreşeceğini öğrendikten sonra yenen taraf olmaya başladık. Nevriye daha genç ama biz üçümüz o geçiş dönemini yaşadık. Onun sonunda Final Four’da üçüncülük gelmesi büyük bir başarı. Daha sonra arada bir duraklama dönemi oldu belki ama şu anki arkadaşlarımız öyle bir başarı elde ettiler ki onun da tarifi mümkün değil. Bizim yakaladığımız başarıyı o zaman erkek takımları da dahil kimse elde edememişti Kupa 1’de. Şimdiyse ülkemizde futboldan sonraki en popüler branş olan basketbolda alınabilecek en büyük kupa müzemizde. Bu müthiş bir şey. Böyle değerlendiriyorum.

nevriye-yilmazClarissa Davis faktörünü, durdurulamaz oluşunu ne ile açıklanırsınız?

HÖ: Michael Jordan ya. O ana kadar hayatım boyunca bu kadar iyi bir oyuncuyla oynamamıştım yani. Bu denli basit denklem. Ne böyle birini gördüm, dokundum. Kalakalmıştım. Durdurulamaz, önüne geçilemez, ulaşılamaz, ilah gibiydi. Lay up atarken (turnike) dizini üstümüze koyardı. Seyrederdim hayranlıkla.

ÇM: Aynı takımda olmak, ona sahip olmak bir şanstı. Ama bunun bir de idman boyutu vardı. Handan’ın dediği gibi çok yıpratırdı bizi, acımasızdı. Sertti.

HÖ: İkimiz yetmiyorduk. Yorulan değişirdi. Benim için Michael Jordan’a eşittir.

ÇM: Sırayla durmaya çalışırdık karşısında. O da bize idmanda çok şey katmıştır bu açıdan.

NY: Şu dönemde, şu anki jenerasyonda bile öyle dominant bir oyuncu yok bence o pozisyonda. Taurasi’yi falan tutabiliyorsun bir şekilde.

DÖ: Maya Moore’dan daha etkili, kuvvetli ve atletikti.

NY: Fundamentali kusursuz bir oyuncuydu Clarissa.

HÖ: İtalya’da sakatlanıyor, bir buçuk sene şut çalışıp şutör oluyor mesela. 3 numarada oynardı.

NY: Andrea Stinson da çok özel bir oyuncuydu. Tutulamazdı.

DÖ: Clarissa Davis basketbol yaşantımı farklı bir yöne çekmiştir. Sebebi de biz çoğumuz top kullanmayı seven oyunculardık. Top geldiği zaman skor üretelim, birbirimize pas verelim diye düşünürdük. Clarissa’ya pası verirdik, top bir daha gelmezdi. Ve topun ondan alabilen direk potaya gönderirdi. Ben guard olduğum için topun bana bir daha gelme şansı neredeyse hiç yok. Ve ben ne olacak bundan sonra derken oyun tarzımı değiştirmem gerektiğini gördüm. Savunmayı daha iyi yapar, asisti daha çok kovalar, top çalar, ribaund kovalar duruma geldim. Kafayı daha farklı çalıştırmaya başladım, böyle de bir etkisi vardı üzerimizde. Diğer işler bizler yapmadığımız zaman Clarissa türü bir oyuncuyla beraber yenilme potansiyelin doğuyor. Betsy de sayı dışındaki işler için bizi motive ederdi. Top çalmalarımı söyler, teşvik ederdi. Clarissa’nın sayesinde şampiyonluklar yaşamış Como’yu yenme noktasına geldik, CSKA’yı yendik. Onun sayesinde kendimizi geliştirip süreyi kısaltarak üçüncülük başarısına ulaştık.

NY: Ben o maçları izlediğimden Como’ya sempati duymuştum ve oraya transfer oldum. Sizlerin maçlarını izlemeye çalışırdım, giderdim salona.

DÖ: Biz oynarken Nevriye çok küçük yaşta başlamıştı. Yetenekli olduğu için Bari’de ilk kez Erdinç ağabey (Talu) onu oynatacaktı.

ÇM: Hayatımda gördüğüm en profesyonel oyuncu Nevriye.

HÖ: Müthiş bakıyor kendine. O kadar çok çalıştık ki biz, tembel oyuncuya, kendini geliştirmeyen oyuncuya hakikaten dayanamıyorum. Antrenman bitiminde sit up (mekik) yapardık hepimiz. Gençleri zorlardık. Her yönüyle özel bir takımdık.

NY: Şunu anlatacağım. İstanbul Üniversitesi’nde son senemdi. Ondan sonra Galatasaray’a gittim zaten. Yorucu bir deplasmandan dönmüşlerdi. Galatasaray ile oynuyoruz, iki uzatma sonunda kaybettik. Maç bittiğinde sanırsın biz Türkiye Şampiyonu olduk. Galatasaray’a karşı direnmek, maçta kalabilmek, iki uzatmaya götürmek büyük olaydı.

ÇM: Kazanmamız yetmiyor, bir de her maçı 20 sayı üzerinde kazanmamız istenirdi. Prim-ceza sistemi konmuştu. Abdi İpekçi yeni açılmıştı, orada oynuyoruz. Bizden sonra erkek maçı var. 20 sayı farkın altında kazanabildik. Betsy’di antrenör. Her birimizi merdivenlere yerleştirdi, in çık koşuyoruz yarım saat. Tribünlerde insanlar var, bize bakıyor. Erkek maçı oynanıyor bu esnada.

NY: Çok başka bir takımdı. Sariye ile ben, takımın geri kalanını başka bir branş gibi seyrederdik. Büyük takımdı cidden.

DÖ: Nevriye mütevazilik yapıyor. Gelmiş geçmiş en başarılı kadın basketbolcusu kendisi. Yurtdışında iyi takımlarda oynadı, WNBA’de ilk ve tek. Milli Takım performansı, lig şampiyonlukları derken en son Euroleague de kazanması.

HÖ: Ben hayatımda bir sporcu bilmiyorum ki olimpiyatlarda açılış gecesine gitmeyen. Ertesi gün Angola maçı var diye. Ya hayatında kaç kere olimpiyata gidersin ki? Londra’da yapılan seremoni çok güzeldi bir de. Odada oturmuş.

NY: 2016 Rio’da katılacağım, söz.

Ekrem Memnun’un 26 yaşında takımın başına geçmesini nasıl karşıladınız? Çok genç değil mi dediniz mi? 1992 öncesi yardımcı antrenörlük de yapmıştı.

DÖ: Ben büyüktüm ama insanın yaşına değil kafasına bakıyorduk. İnanılmasa Galatasaray’ın başına head coach olarak getirilmez. Bilgisine, tecrübesine güvenilmiş ki, başarılı bir takımı daha yukarı taşımaya geldi. Ve hemen ilk antrenmandan itibaren kendi sistemini bize hissettirdi. Bir kere direk iletişim kurardı, ne istediğini yüz yüze ifade ederdi net biçimde, bu çok önemli. Dolambaçlı yollara sapmazdı. Ben yaşını önemsemedim büyük olmama karşın, bizi nasıl çalıştırdığı, hazırladığı önemliydi. Disiplinli olmak zorundaydı.

HÖ: Kendi adıma sıkıntı yaşadım, Ekrem’in de yaşadığını düşünüyorum. 26 yaşında, asistan koçluk da yapmış olabilir ama Türkiye’nin en iyi bayan basketbol takımının başına geliyorsun, içlerinde yaşı büyük olanlar var, basketbolu bilen, anlayan iddialı kadınlar hepsi ve bence o da ilk başa geçtiğinde şaşırdı. Adaptasyon zorluğu yaşadı. Otorite kurması gerekiyordu. Biz de tabii çok rahattık. Ekrem geldi, arkadaşımız daha önceden. Ama benim ters düştüğüm zamanlar olmuştur. O zaman düşündüğümde ve şu an geriye dönüp baktığımda hayatta basketbolu en zevkli oynadığım dönem, basketbolu öğrendiğim dönem Ekrem Memnun ile olan zamanlardı. Betsy Bailey ile biz basketbolumuzu geliştirdik, bir vizyon kazandık. Bunun içinde Clarissa Davis de var. Ama ben basketbolu Ekrem Memnun ile tam olarak öğrendim. Ve bıraktığımda ben basketbolu çok iyi biliyordum. Sakatlanıp bırakmak zorunda kalınca da çok üzüldüm. Oynamak isterdim.

ÇM: Ekrem de söyler ilk başta nereye geldim ben diye. Ben bir sürü insandan hala duyuyorum, Handan da ifade etti. Onun koçluğunda oynarken çok keyif aldık. Başarılı işler yaptık.
Basketbol oynadığınız zamanlarda 10 sene sonra şunu yaparım gibi hayalleriniz, konuşmalarınız olur muydu?

HÖ: Sanki hep basketbola devam edecekmiş gibiydik. Hiç konuşmazdık gelecekte neler olacağını. Sakatlıklar olunca kariyerini bitirme noktasına geliyorsun. İki sene ağladım ben 31 yaşında basketbolu bıraktıktan sonra. 38-39 yaşına kadar oynamayı planlıyordum. En iyi bildiğim iş basketbol, o yüzden çok zor geçti. Fakat birazcık da yorgunluk vardı, 19 sene oynamışım. Başka şeyler yapmak istedim ve restoran işine girdim. Herkese kolay gelir, iki masa koyayım denir. Öyle değildir. Takım arkadaşım Aycan Yeniley ile beraber Leb-i Derya’yı açtık. Kafeden restorana döndü zamanla. Kendimi bu sektörde buldum açıkçası. Temelinde pek fark yok, yine ekip işi yapıyoruz. Çok seviyorum ama 10 sene önce bana sorsaydınız sen restoran işinde olacaksın, mekanın şöyle olacak falan, kahkahalarla gülerdim. Hiç alakam yoktu. Ama şimdi Karaköy’deki Ferah Feza’dayım. Ha 10 sene sonra hayat ne getirir bilmiyorum. Hayatımın sonuna kadar bu işi yapacağımı da sanmam. Hayvanlarla ve doğayla iç içe olabileceğim bir iş planlıyorum kafamda. Her şeyin bir süresi var sanki, basketbol da bitiyor, restoran da bitecek.

ÇM: Ben de ağır bir sakatlık geçirdim dizimden. Bir sene oynamadım. Sonra döndüm. Birkaç sene daha oynadım. 29 yaşında bıraktım, devam edebilirdim aslında. Tam Galatasaray’ın yatırımı kestiği dönemdi, bir sene gençlerle beraber takımı ligde tuttuk ama ben o sezon çok yıprandım. Çok da üzüldüm. Geçmişte yaşadıklarım da çok sıcak. Arkadaşlarım bırakmış, biraz travma gibiydi. Başka takımlardan da teklif oldu ama başka yere gitmek istemedim.

DÖ: 34 yaşında jübile maçıyla bırakmıştım basketbolu ben de. O yaşlarda oynayan kimse olmazdı o dönem ve beni her sene sorularla bıktırırlardı. Aa, hala mı oynuyorsun diye. O anda kötü hissediyorsun. Tam tersini demen lazım ki motive olalım. Öyle öyle bezdim. Galatasaray’dan başka yerde oynamak istemediğin için de bıraktım basketbolu.
Ufacık da olsa Derya Özyer sanki bi’ adım öne çıkıyordu. Neydi bunun sebebi? Kaptan-ı Derya olarak çağrılırdı.

HÖ: İşin doğasında var. Işıl Alben de öyle. Kaptansın, guardsın.

DÖ: Hepimiz iyi oyunculardık. Ben bir de daha çok oynadım. Lakaptan belki. Çelen’in de, Handan’ın da çok hayranı vardı.

Çelen Memnun’a sorayım, kabul ederse. Ekrem Hoca ile nasıl evlendiniz?

ÇM: Zaten antrenörümdü. Zamanla o da olgunlaştı. Saha dışında oyuncularla sohbet, muhabbet arttı. Çıkardık, gezerdik, restoranlara giderdik. Öyle bir yemeğe çıkıldı, edildi. Ben o ağır ameliyatı geçirdikten sonra çok yardımcı oldu. O süreçte çok yanımda oldu. 7-8 ay yürüyemedim. Beni aldı sinemaya götürdü, taşıdı. Ayağım kocaman alçıda. Onun desteğiyle basketbolda döndüm. Böyle böyle ilerledi. Çıkmaya başladık. Nasıl olacak, oyuncusuyum derken kadın basketbolundan ayrıldı ve erkek basketboluna geçmişti. Akabinde bir sene içinde de evlendik.

Peki Nevriye sıra sende. O efsane jenerasyona yetişip onlarla çalışmanın mı payı var şimdiki efsane jenerasyonu domine etmende?

NY: Bizim aramızda çok yaş farkı vardı. Küçük yaşta gitmeme rağmen adaptasyon sorunu yaşamadım ama oyun içinde zorluk çekiyordum onların seviyesine erişmek için. Kendime bir şeyler katmaya çalışıyordum, yemek yeme şekillerine bile bakardım. Elbette payı var. İstanbul’daki Euroleague maçlarını kaçırmazdım Üniversite’de oynarken, birçoğuna gitmişimdir. Gözümü açan 90’lardaki Galatasaray’dı ve sonra da o takımın parçası oldum.

Nevriye’yle devam edeyim. Muhteşem üçlü döneminde sen gençtin. Şimdi en tecrübelilerden birisin. Sen geriye dönüp baktığında genç oyunculara nasıl davrandın?

NY: Eskiden çok kızardım gençlere. Oynarken insan yoruluyor gerçekten bir şeyler de öğretmeye çabalarken. Yazın bir ara tükendiğimi hissettim Milli Takımda. Ama bakıyorsun bir iki defadan sonra bizi de bozuyorsa yanlış, müdahale etmek istiyorsun. Teşvik ediyorum, görünenin tersi biçimde yumuşak şekilde anlatmaya çalışıyorum. İnci’ye bir şeyler söylüyorum ama o daha yolun çok başında. Farklı bir dünyası var ve oradan onu biraz çıkarıp mutlaka kendisine hedefler belirlemeliyiz.

celen-memnunEkrem Memnun’un başarısında aile yaşamının da katkısı son derece yüksek bence. Koç “eşim Çelen’le birlikte maç izleriz. Onun bir basketbol aklı ve gözü var. Oyuncu açısından bakabilmeyi ve empati kurmayı ondan öğrendim” demişti.

ÇM: Zaman içerisinden ben de öğrendim ettim basketbol üzerine ama maç günleri etrafında dolanmam. Maç konuşmayı sevmez. Ağzımdan bir şey kaçırıp onu germemeye özen gösteririm. Bir şey izliyorsa kendine bırakırım, gazete okuyorsa falan. Ortalarda dolaşmam, sohbete girmem. Özel olarak bana basketbolla ilgili şu konuda ne düşünüyorsun diye sormamıştır ama oynanmış bir maç üzerine yaptığımız konuşmalardaki yorumlarımdan bir şeyler çıkarıp söylemiştir bunu. Farkında olmadan belki eski bir maçı anlatıyorum, bir anıyı aklına getiriyorum, kafasında şimşek çakıyor olabilir. Böyle bir faydam oluyorsa ne mutlu bana.

Memnun çiftinin dünya tatlısı kızı Ece basketbolcu olacak mı?

ÇM: Bilmiyorum ya. Yazın basketbol okuluna gitti Bodrum’da. Oradaki antrenörünü ve takımını çok sevdi. Bir ay güzel zaman geçirdi. İstanbul’a döndüğünde de heves etti ama aynı ortamı bulamadı. Niye erkekler daha çok, kızlar yok dedi. Şimdilik üstüne düşmüyorum. Çok küçük daha, 9 yaşında. İnsanlar haldır huldur çocuklarını oradan oraya sürüklüyor. Bunu yapmak istemedim. Daha var zamanı bence.

Sizler çok eğitimli insanlarsınız aynı zamanda. Spor yaşantısına paralel giden bir eğitim, kariyerinize doğru bir yön verir diyebilir miyiz?

ÇM: Eğitim şart. Ben şanslı olduğumu düşünüyorum TED Ankara Koleji’nden mezun oldum. Devamında üniversite okumadım. Eskiden de çok hayıflandım. Amerika’dan birkaç kez basketbol bursu da almıştım. Ha gittim ha gideceğim derken baktım yaş 30 olmuş. Okulumda almış olduğum eğitimin, antrenörlerimin bana büyük bir katkısı oldu. Ece’ye onu anlatıyorum şimdi. Spor yapacaksa bile üniversite vazgeçilmez bir şey. Belki benim yapamadığım şeyi Ece için hayal ediyorum, Amerika’ya gider, bilemiyorum.

DÖ: Bugünkü şartlarda gerçekten profesyonel sporculuk ve eğitimi bir arada götürmek çok zor. Ama yapabiliyorsan da takdire şayan bir durum. Dünya görüşünü geliştiriyorsun bir kere. Gene de oyuncular kendilerini bol bol okuyarak, dünyada en olup bitiyor ilgilenerek geliştirebilirler.

HÖ: Eğitim gerçekten olmazsa olmaz. Bu zamanda eğitimsiz olmak ne demek. Söz konusu bile değil. Basketbolu bıraktığınız yaş 30-35 aralığında. En iyi üniversiteden bile mezun olsanız deneyim yok. Bir de o kadar alışmışsınız ki özgür olmaya. Masa başında oturmak, kariyer, etek giymek. Bizim ne ruhumuza ne de yaşadığımız geçmişe ait bir şey. O yüzden çok zor. Sporcular için tam da bu yüzden farklı bir eğitim sistemi gerekli. Profesyonel seviyede basketbol, seyahatlar, antrenmanlar o kadar zor bir iş ki yaptığımız. Derya bir de İTÜ elektrik mühendisliği üzerine işletme mühendisliği üzerine master yaptı. Basketbolun içinde kaldı, çok sevdiği için. Kalmasaydı, çok kolay bir hayat onu beklemeyebilirdi, anlatabiliyor muyum? Ben Latin-Yunan dili okudum ama konuyla alakasız restoran işi yapıyorum. Sistem insanlara istedikleri şeyi okutmuyor ve onlar da okuduklarından farklı şeyler yapıyorlar.

DÖ: Handan güzel bir noktaya temas etti. O kadar okudum ama mesleğimi yapmıyordum. Sonuçta basketbol sevdiğim iş, bu camiadan ayrılmayı düşünmüyorum. Bir gün belki ofis açıp özel bir iş yaparım.

Kadın basketbolu Cumhuriyet kadınını en güzel şekilde temsil eden alanların başında geliyor. Bu sporun daha fazla kız çocuğuna ulaşması ve yayılması adına onların gelişimi ufuklarının açılması adına neler yapılabilir?

NY: Her röportajımda şunu söylüyorum. Basketbol veya voleybol olarak ayırmıyorum. Çocuklara kesinlikle spor kültürü aşılanmalı, fiziksel ve zihinsel gelişim için. Eğitimin yanında gerçekten bunun da önemini kavramalı aileler. Hatta onlar da spor yapmalı. Mutlaka, bir imkan, bir proje olduğu zaman seve seve gönüllü olurum, en önde giderim.

DÖ: Sosyal sorumluluk projelerinde yer alabiliriz. Türkiye’nin çeşitli yerlerine gidip kız çocuklarına spor sevdirilebilir elbette. Sadece spor da değil sanatın da çocuklarımıza ulaşması gerek. Bir ilgi alanıyla uğraşmaları gelişimleri açısından büyük fayda sağlayacaktır diye düşünüyorum. Oralara gitmek yetmeyecektir. O çocukların neye ilgisi varsa; ne bileyim tiyatroyu mu seviyor, İstanbul’a getirip burada bir etkinliğe götürüp ilgisini daha yukarı çekebiliriz.

HÖ: Çocukların ufkunu açmak ve onlara sporu, sanat sevdirmek altyapı işi esasında. Eğitim buradan başlıyor. Bir sürü basketbol okulu açılıyor. Arkadaşlarımın çocukları var. Hayata küsüyorlar, artık ben oynamak istemiyorum diyor. Daha 9-10 yaşında. Çünkü rakiple mücadele, rekabet ortamının içine sokuyorsun onu, bir yarış atı gibi. Bu çocukların antrenörleri bizler gibi profesyonelliği en üst düzeyde tatmış insanlar değil. Genelde bir dönem basketbol oynamış ve nedense hep sakatlanıp çok erken yaşta bırakan kişilerdir. Birilerini tanıyıp üç aylık eğitim alırlar ve hop, antrenör oldular. Çocuğum yok ama olsa bu insanlara emanet etmem. Çocuk psikolojisini, eğitimini bilmeli ve çocuklara bir şey kazandırabilmeli. Çocuğunu kime emanet ettiğinle başlıyor her şey. Çocukların neye ilgisi olup olmadığını iyi analiz ettikten sonra doğru yola yönlendirmekle devam ediyor.

ÇM: Kızım olduğu için ben de çok kafa patlatıyorum çocuklarla ilgili proje meselesine. Bir şekilde sporun bir yerinden tutsun istiyorum. Kötü alışkanlıklardan uzak durmanın en sağlam yollarından biri spor. Özellikle takım sporları. İlla profesyonel olmak değil, bakmayın Amerika’ya gitsin isterim dedim ama. Bir şeylerin ucundan tutmak, ekip ruhunu, paylaşmayı, kaybetmeyi veya kazanmayı sorumluluk almayı öğrenmek çok güzel şeyler. Spor okullarında her çocuk sporcu olacak diye bir kaide yok. Orada bilinç verilmeli esasında, onlar potansiyel seyirci. O kültürü aşılarsan kimisi sporcu kimisi de taraftar olacak. Sevdirmek meselesi yani.

Geçen seneki şampiyonluğu izlerken ne düşündünüz?

HÖ: Hepimiz oradaydık. Çıldırdık ya. Kelimenin tam anlamıyla çıldırdık. Çok acayip bir şey. Tarif edemem bunu. Yaşamak gerek.

ÇM: Eko’ya onu dedim geçen. Yani ben oynasaydım herhalde en fazla bu kadar sevinebilirdim. Eşim. Ece de orada, kızım. Boynuna gitti sarıldı. O anın parçası oldu. O resim benim için paha biçilemez. Kendim kazanmış kadar hissettim.

DÖ: Saha içinde biz sevindik, sarıldık. Oturdukları yeri biliyorum. Bir an oraya baktım, paylaşmak istedim. Bir baktım, sarılmışlar birbirlerine. Ben de oraya tırmandım ve onlara sarıldım. Eskiyi bildiğimiz, yaşadığımız için. Aşağıdan gördüğüm ilk sahne; ağlıyorlardı.

Hangi takım daha iyiydi? 2014 Galatasaray mı 1999 Galatasaray mı?

DÖ: Teraziye konmaz ama burada bir kupa var. O yüzden bu sorunun cevabı belli. 2014 daha iyi bir takım.

Becky Hammon San Antonio Spurs’un asistan koçu oldu Popoviç’in yanında. Yeni bir kapı mı açılıyor sizce?

DÖ: İTÜ’nün genç erkek takımını iki sene çalıştırdım. Çok da keyifliydi. Hele ki ikinci senemde hamile olmama rağmen sekizinci aya kadar antrenörlük yaptım. İlk başta beni antrenör olarak tanıştırdıklarında akıllarından ne geçtiğini kendi çapımda tahmin edebiliyorum ama beş dakikanın sonunda çok güzel idman yapan bir erkek takımım vardı. Bir dediğimi iki etmeyen ve sahada terinin son damlasına kadar mücadele eden bir takımım vardı. Onları çok seviyorum. Yeni bir kapı açıldı bence de.

ÇM: Cinsiyetle alakalı değil bu iş zaten. Başarıyla da bağlantılı, söylediklerinize inanmalarıyla da ilgili.

Galatasaraylı Mekanlar

Cihangir-Asmalımescit-Etiler-Nişantaşı derken şimdi de Karaköy trend. Neden Karaköy?

HÖ: Karaköy yeni bir cazibe merkezi gibi esasında. Hep konuşuluyordu. Eski İstanbul’un göbeğindesiniz, tarihe çok yakınsınız. Burada zanaat var, esnaf var, liman var, yeni sokaklar var, kafeler var, küçük butik dükkanlar var. Daha da gelişecek burası. Karaköy iyi geliyor bana. Çünkü Beyoğlu’nda özellikle son iki senede yaşananlar beni çok gerdi Leb-i Derya’nın işletme sahibi olarak. Burası bir nefes alma şansı tanıdı. Bir buçuk sene oldu Ferah Feza’yı açalı. Misafir profilinden de, Karaköy’den de büyük haz alıyorum.

Nasıl bir mutfak sunuyorsunuz insanlara Ferah Feza’da?

HÖ: Daha çok Akdeniz ağırlıklı, Anadolu mutfakları şeklinde. Ortada paylaşabileceğiniz küçük lezzetler var. Kendi yorumlamalarımız oluyor.

1999’da İlk Final Four

Galatasaray, Avrupa Ligi’nde 1998-99 sezonunu üçüncü bitirmiş ve kadın basketbolunun Avrupa’daki en önemli organizasyonunda o zamana kadar kulüp tarihinin en iyi derecesini elde etmişti. B Grubu’nu 11 galibiyet ve 3 yenilgi ile ikinci sırada bitiren takımımız playofflarda eşleştiği KK Hemofram Vrsac’ı da 2-1 ile geçmeyi başarıp son dörde kalmıştı. Final Four ilk maçında SCP Ruzemberok’a 54-47 kaybeden takımımız üçüncülük maçında GoldZack’i 62-53 mağlup etmişti. Kaptan Derya Taşçı Özyer, Andrea Stinson, Çelen Kılınç, Korana Zanze, Wendy Palmer beşiyle oynayan takımımızda Handan Özbek, Jankovska, Nihan Anaz, Aycan Yeniley de forma giymişti. Galatasaray’ın antrenörlüğünü Ekrem Memnun yapmaktaydı.
Kaynak: GS Dergi

]]>