Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gsbasket/public_html/index.php:2) in /home/gsbasket/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Köşe Yazıları – GSbasket.Org http://gsbasket.org Galatasaray Basketbol Sitesi Fri, 17 Feb 2017 07:11:08 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.3 DeAndre Kane http://gsbasket.org/genel/deandre-kane/ Mon, 13 Feb 2017 14:25:44 +0000 http://gsbasket.org/?p=4468 OYUNCU PROFİLİ

BOY: 1.93
KİLO: 95
YAŞ: 28 / 10.07.1989
KOLEJ: Marshall – Iowa

NCAA KARİYERİ (ÖZET)

Kolej kariyerinde toplam 132 maça çıkan Kane, 132 maçın 129’unda ilk 5 başladı ve kolej kariyerinin ilk 3 sezonunu, Miami Heat uzunu Hassan Whiteside’ın da bir zamanlar formasını giydiği, Marshall’da geçirdi. 3 yıl boyunca Marshall’da adından sıkça söz ettirdi. Freshman sezonunda sezonun en iyi Freshman takımına seçildi ve yılın en iyi Freshman oyuncusu oldu. Iowa’da geçirdiği Senior sezonunda takımın asist lideri olan Kane, aynı zamanda Melvin Ejim’in arkasından takımın en skorer 2. ismiydi.

FRESHMAN: 15.1 SAYI – 5.5 RİBAUND – 3.4 ASİST – 3.4 TOP KAYBI
SOPHOMORE:
16.5 SAYI – 5.4 RİBAUND – 3.5 ASİST – 2.9 TOP KAYBI
JUNIOR:
15.1 SAYI – 4.4 RİBAUND – 6.9 ASİST – 4.2 TOP KAYBI
SENIOR:
17.1 SAYI – 6.8 RİBAUND – 5.9 ASİST – 2.9 TOP KAYBI

OYUNCU ANALİZİ

Eurocup: 16.7 Sayı – 7.6 Ribaund – 4.3 Asist – %51.4 FG
VTB: 16 Sayı – 7.2 Ribaund – 3.2 Asist – %55.3 FG

Bireysel anlamda çok başarılı bir sezon geçiren DeAndre Kane’in analizine girmeden önce, okuyucuların zihninde biraz fikir oluşturmak amacıyla çeşitli maçlardan derlediğim DeAndre Kane videosunu izleyebilirsiniz. Analize de Kane’in başarılı olduğu sisteme göz atarak başlayalım… Nizhny koçu Stalbergs Kane’in hem hücumda, hem de savunmada takıma liderlik yapmasını istiyor. Bu doğrultuda Kane de rolünün hakkını vererek takımın skor ve ribaund yükünü çekiyor. Şutör Boynton ve pasör Strebkov ile oynaması onu verimli hale getiriyor. Kane’in Zubcic, Gubanov gibi beyaz, yumuşak ve atletik olmayan uzunlarla oynadığını da belirtelim.

Fizik olarak eski oyuncumuz Jamont Gordon’a benzeyen Kane, Avrupa basketbolunda az bulunan oyuncu profillerinden biri. Hücumda ve savunmada çok nitelikli bir oyuncu olan Kane’in güçlü fiziği hem hücum yeteneklerine, hem de savunma potansiyeline büyük bir artı yazıyor. Peki bu hücum ve savunma yetenekleri neler?

Kane hakkında bahsetmek istediğim ilk hücum becerisi, onun topsuz oyunda olan aktifliği. Çembere yapmış olduğu topsuz koşularla hücuma oldukça çeşitlilik katıyor ve rakibin kısalarını/uzunlarını zorluyor. İlk adımının hızlı olmasıyla rakibini geçen Kane her maçta defalarca tekrarladığı topsuz koşuların ödülünü alıyor. Sadece bu değil, topsuz koşular sonrasında kendisine yaratmış olduğu sırtı dönük hücumlar hücum portföyünü genişletiyor. Post-Up oyunlarında etkisini genellikle gücüyle gösteren Kane müthiş ayak hareketlerine sahip değil. Fiziği sayesinde sırtı dönük oynayarak çembere yaklaşıyor ve bu hücumları daima şutuyla bitiriyor. Sırtı dönük hücumlarda top isterken rakibini önüne alıp çembere doğru topsuz hareketlenmesini de ekleyelim. Oyunu doğru oynama isteği, pasörlük özelliğini de sahaya yansıtıyor. Bencillikten uzak kalarak takım arkadaşlarına pozisyonlar hazırlıyor. Pas istasyonu olurken görevini başarıyla yerine getiriyor. (Kane bu sezon 3.7 asist ortalamasıyla oynuyor.) Kane’in pasörlüğünü konuşurken ikili oyunlarına da değinmemiz gerekecek. Her oyuncunun belirli bir kapasitesi vardır ve oyuncuların sivrilen becerileri haliyle parkede ön planda yer alır. Yani her oyuncu yapabildiği işleri en iyi şekilde yapmayı tercih eder. Örneğin bazı oyuncular çok iyi Pick&Roll hücumu oynar. Bazı oyuncular savunmada dirençlidir. Bazı oyuncular perde çıkışlarında şut atar. Kane ise maç içinde az tercih ettiği Pick&Roll hücumlarında uzunu belli bir seviyeye kadar beslese de Kane’i elit bir Pick&Roll oyuncusu olarak tanımlamak zor. Kısacası Kane’den bir maçta harika Pick&Roll hücumları beklemek hayalcilik olur.

2014-2015: 3 SAYI: %32.8 (0.95/2.90) – SERBEST ATIŞ: %54.5 (2.15/3.92)
2015-2016: 3 SAYI: %32.3 (0.95/2.95) – SERBEST ATIŞ: %64.7 (2.14/3.31)
2016-2017: 3 SAYI: %28.0 (0.85/3.05) – SERBEST ATIŞ: %56.9 (2.74/4.81)

Kane’in vasat bile diyemediğimiz şut performansı oyunun sıkıştığı dönemlerde takımı için problem yaratıyor. Oyunun kilitlendiği dakikalarda şutunun kötü olduğunu bildiği için şut yerine 1’e 1 hücumlarla çembere gitmeyi tercih ediyor. Çembere penetre ettiği hücumlarda takım arkadaşlarına rahat konfor alanları sunuyor. Sağına vurduğunda çembere daha kuvvetli gidiyor fakat genellikle topu sağına vurarak çembere gitmesi onu tahmin edilebilir kılıyor. Savunmada iyi pozisyon alan bir kısa Kane’in sağını kapatarak topu soluna vurmasını istediğinde Kane’in yapabileceği işleri sınırlıyor. Ayrıca çembere çok kuvvetli gittiği için bazen ortaya dengesiz pozisyonlar çıkıyor. (Hücum faul, dengesiz turnikeler gibi…)

Kane’in VTB League’de çıktığı 14 maça dair şut istatistikleri

Kane’in en iyi yönlerinden biri savunması ve bu, onun en değerli basketbol silahlarından biri. Isırgan yapısı ve fiziğinin yardımıyla birden fazla pozisyonu (1-2-3) rahatlıkla savunabilen Kane çok yönlülüğünü ortaya koyuyor. Lateral hızıyla sağa-sola yapılan penetreleri engelleyerek rakibinin karşısında kalmayı başarıyor. Rakibin hızlı hücumlarını kesmek için savunmaya çok çabuk dönüyor. Ters eşleşmelerde uzunlarla mücadeleden kaçınmaması, onlara top aldırmamak için maksimum enerjiyle savaşması, onu Euroleague arenasında rol oyuncusu olacak hale getiriyor. Son olarak ribaundlar… Kane bir kısaya göre ribaundlara ekstra katkı veriyor. Kariyeri boyunca yüksek ribaund ortalamaları tutturan Kane bu sezon maç başına 7.4 ribaund ile oynuyor ve Eurocup’ta ribaund sıralamasında 2.sırada bulunuyor. Stoudemire, Devin Booker, Miro Bilan gibi oyunculardan daha fazla ribaund toplayan Kane’in hücum ve savunma ribaundlarındaki istekli tavrı, pozisyon bilgisi ve fizik kuvvetinin de kendisine kazandırdığı özgüvenle ribaund konusunda takımına büyük katkı sağlıyor. Kane’i gelecek sezon Euroleague’de izlemek sürpriz olmayacak. Sevgilerle…

Engin Ağzıdeli

]]>
Bruno Fitipaldo http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/bruno-fitipaldo/ Tue, 27 Dec 2016 11:14:56 +0000 http://gsbasket.org/?p=4444 Birçok kişiden farklı olarak Fitipaldo’nun ağırlıklı olarak milli takım maçlarını izlemeyi tercih ettim. Lega Basket’in bazı oyuncuları olduğundan iyi veya kötü gösterdiğini düşündüğüm için daha çok milli takım maçlarına göz attığımı söyleyebilirim fakat tabi ki de sadece bununla sınırlı kalmayarak Lega Basket günlerini de izledim. Milli takımda oynadığı süre içinde karşısında Vargas, Campazzo ve benim kişisel hissiyatımla alakalı olarak birbirlerine çok benzediklerini düşündüğüm JJ Barea ile karşılıklı oynamış olmasının, oyuncu özellikleri açısından bizlere daha net bir fikir sunacağını düşünüyorum. Öncelikle Fitipaldo’nun herhangi bir kolej kariyeri bulunmuyor. Tamamen Güney Amerika topraklarına ait, oranın ikliminde büyümüş bir oyuncu. Fitipaldo’yu yakından tanıyanlar onu izlemenin fantastik olduğunu belirtiyor ve analiz yazısı yazmak için izlediğim her maçta onlara hak vermemek yanlış olurdu.

Temel olarak sorulacak ilk soru kaptan Sinan Güler ile olan uyumunun nasıl olacağı. Fitipaldo topsuz oyunda oldukça etkili olan bir guard. Sinan ile birlikte çift kısa oynadıkları dönemde onu skorer olarak kullanmak Galatasaray’a avantaj sağlayacak. Skorunu şut üzerinden de bulması oyunun sıkıştığı dakikalarda rakibi açmak için iyi bir anahtar olacak. Şutlarını dripling üzerinden attığı gibi set içinde topsuz koşular sonrasında da bulması hücum çeşitliliği bakımından pozitif gözüküyor. Kısaca Fitipaldo’dan 3 sayı çizgisinin gerisinden şut atmasını ve buralardan skor üretmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım. Zira 3 sayılık şutlarının yüzdesi bir hayli yüksek.

2015: FIBA Americas (8 MAÇ): %38 – (2.4/6.2)

2016: Orlandino (11 MAÇ): %42.6 – (2.4/5.5)

Topsuz oyunda Fitipaldo ve Diebler’ın sahada olduğu dakikalarda hücumda aşırı enerjik bir Galatasaray Odeabank izleme şansımız var. İki oyuncunun da yaptığı topsuz koşular, oyunu yönlendiren Sinan, Schilb gibi oyuncular için çok değerli. Koşulardan bahsetmişken açık sahada da etkin bir model Fitipaldo. Tam sahada toplu ya da topsuz çembere atak etmekten çekinmiyor. Galatasaray’da Ergin Ataman’ın özellikle ortaya enerji koyan beşlerle oynadığında sezonun geri kalan kısmında takımın çembere daha çok gittiğini göreceğiz. Topsuz oyunun dışında büyük resme baktığımız zaman bazı maçlarda kaptanın aldığı yüksek sürelerden kaynaklı ciğerini sahaya bırakacağını anlar gelse de Fitipaldo’nun rotasyonu rahatlatacağı ve bu doğrultuda Sinan’ın veriminin artması olası.

Geçiş Hücumları, Cut’ları ve Çembere Gidişi

Fitipaldo’nun en büyük artılarından biri Pick and Roll hücumlarında olan aktifliği. Özellikle Slip-Screen yapan çabuk ayaklı uzunları (Alex Tyus) besleme konusunda çok yetenekli bir kısa. Diğer yandan Tibor Pleiss’ı rakip savunmayla çok fazla içli-dışlı yaşatmak, en azından hücumda, bizim isteyeceğimiz bir durum değil. Sonuçta 2.20’lik Tibor’u savunmada diri tutmak Galatasaray için başlıca gayelerden biri. Bu durumda Fiti’nin, sezonun son 1.5 ayında olduğu gibi, Tibor’a hazırlayacağı orta mesafe şutlar hem Tibor, hem de Galatasaray için yararlı olacak ve anlatmaya çalıştığım bölümler kuş bakışı olarak Galatasaray’ın 1-5 P&R hücumlarını özetleyecek. Ek olarak forvetleri de besleyebildiği P&R hücumlarında pick sonrası ters tarafta olan oyuncuyu görüş açısına alması, oyun aklının yaşından daha da büyük olduğunu gösteriyor.

P&R Videosu

Orlandina kariyerinde henüz 11 maça çıkan Fitipaldo Euroleague arenasında ilk kez yer alacak ve bu, kafalarda bazı soru işaretleri oluşturuyor. “Uyum sağlayacak mı? Fiziği yeterli olacak mı?” Bu kısımda öngörü yapmak kolay değil. Çünkü Russ geldiğinde büyük umutlarla büyük performanslar göstermesini beklemiştik fakat bir türlü o çıkışı yapamamıştı ama bir önceki sezonda vasat takımlarda forma giyen Galatasaray’a Errick geldiğinde sezon sonunda Eurocup MVP’si olmuştu. Zaten sezon ortası bir hamle ve çoğu sezon ortası transferinde olduğu gibi Fitipaldo transferinin de riski mevcut.

Zayıf karnı ilk olarak elbette fiziği ve savunması fakat burada önce küçük bir emsal sunmak istiyorum. Savunma emek isteyen, fedakarlıklardan oluşan bir eylem. Burada Diebler örneği üzerinden konuşmak doğru olacak. Diebler kariyeri boyunca savunmasıyla anılan bir oyuncu olmadı fakat Galatasaray’da durum öyle bir noktaya taşındı ki, Göksenin ile birlikte Diebler takımın en ateşli savunma oyuncusu haline geldi. Diebler bu sezon başlarken “ben harika bir savunma oyuncusu olacağım” demedi fakat savaştı ve ortaya büyük bir emek koydu. Fitipaldo’nun zihnine Galatasaray’da hücumda var olduğu kadar savunmada da + yazması kazınmalı. Rakibi rahatsız etmeli ve yüreğini parkeye sermeli. Ön alanda Fitipaldo & Sinan / Fitipaldo & Göksenin / Fitipaldo & Diebler ile oldukça hareketli bir savunma ikilisi görmemiz mümkün.

]]>
TIBOR PLEISS http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/tibor-pleiss/ Thu, 15 Sep 2016 09:26:40 +0000 http://gsbasket.org/?p=4186 Yenilmez Armada hem Türkiye Ligi’nde hem de Avrupa’da başarıya yönelik kurduğu geniş oyuncu kadrosunu Ağustos sonu itibariyle tamamlamıştı. Nenad Krstic’in şanssız sakatlığı sonucu Sırp yıldız ile yolların ayrılmasından sonra kısa bir süre içerisinde pivot transferi arayışlarına hızlı bir giriş yapan takımımız Alman pivot Tibor Pleiss ile anlaşma sağladı.

2.21 boyu ile özellikle İspanya’da oynadığı dönemlerde (Laboral ve Barcelona) isminden çokça söz ettiren Tibor Pleiss ayrıca 2010 yılında Brooklyn Nets tarafından 2.tur 31.sıradan draft edildi. Brose ve Laboral formalarıyla yıldızı parlayan Pleiss daha sonra dünya devi Barcelona’nın yolunu tuttu. Barcelona’da Ante Tomic’in ardından çok fazla forma şansı bulamayan Tibor Pleiss daha sonradan draft hakkını devralan Utah Jazz’a transfer oldu ve bir süre burada forma giydi. NBA’de de istediği süreleri alamayan Alman pivot yeni sezonda Galatasaray formasıyla Avrupa’ya uzun bir sürenin ardından ‘Merhaba’ demiş oldu. Özellikle Barcelona kariyerinden sonra oyunda kaldığı sürelerin kısalmasından dolayı istikrarını istediği gibi devam ettiremeyen Tibor Pleiss Ergin Ataman ile bir çıkış peşinde olacaktır.

HÜCUMDA VE SAVUNMADA TIBOR PLEISS

Tibor Pleiss’ın hücum portföyünü düşündüğümüzde takım için ciddi katkıları olacağını düşünüyorum. Her şeyden önce çok uzun ve 7’2’lik wingspan’e (kanat genişliği) sahip. Bu bir basketbolcu için (özellikle pivot oyuncular) için çok nadir görülen bir özellik. Bu özelliğini nasıl harmanladığına bakacak olursak; Pleiss genelde potaya yakın yerlerde topu aldığında yüzdesi artan bir oyuncu.(2014-2015 Barcelona sezonunda iki sayılık yüzdesi %64.6)  Ona, potadan uzakta ne kadar fazla birebir imkanı verirseniz gerek ikili sıkıştırmalar ile gerek de top fundamentalının yeterli düzeyde olmamasından ötürü hücum; steps veya rakip takıma verilecek transition şansı ile sonuçlanacaktır. Bu birebirlerinde onu sonuca doğru sürükleyen en önemli özelliklerinden birisi de zamanla tecrübe edindiği ayak hareketleri olmuştur.

Hücumda sayı opsiyonunun geniş olduğunu söylemiştim. Uzun boyunun oluşturduğu avantajla hücum ribaundu alıp ardından sayı ile bitirme konusunda da gayet iyidir. Ancak burada Tibor Pleiss’ın oyun karakterinin çok fazla hırslı, hırçın ve kavgacı olmadığını söylemekte yarar var. Burada hücum ribaundu konusunda uzun boyunun yarattığı imkan lehine gibi görünse de bu karakteristik özellikleri (soft, kavgadan uzak) onu hücum ribaundlarında etkin kılmayan en önemli etken. Bu anlamda ‘ekmeğini taştan çıkaran’ oyuncu özelliği daha çok Alex Tyus’a uygun olacaktır. Fiziğine rağmen adım genişliğinin fazla olmasından dolayı geçiş hücumlarında da trailer olarak gelebiliyor.

Laboral’de özellikle Walter Hodge ve Fabien Causer’in sahada olduğu dakikalarda topun sürekli hareket halinde olduğu ve topsuz cutların çok sık yapıldığı bir sistemde pota altında doğru anda yer alan bir Tibor Pleiss’ın, topla daha kolay bir biçimde buluştuğuna şahit olduk. Bu anlamda takımımızda Sinan, Russ, Diebler gibi statik olmayan oyuncularımızın varlığı ve onların sürekli potaya drive etme düşünceleri Pleiss’ın pozisyona girmesini kolaylaştıracaktır.

Kendisini, belki de NBA seviyesine kadar çıkardığı en önemli meziyetlerinden bir tanesi de orta mesafe şutları olsa gerek. Pick&pop’lar sonucu dışarıya devrilerek kendisine orta mesafe şut imkanı yaratabilir veya takım arkadaşlarına ‘hareketli oyunda’ alan açıp doğru şut imkanına sebebiyet verebilir. Üçlük çizgisinin dışında da etkili olduğunu söylemekte yarar var. Pick&pop’tan bahsettik gelelim pick&roll’e. İkili oyunlar sonrası hızlı bir şekilde devrilip potaya yönelme özelliği de hücum seçeneklerinin arasında var. Özellikle Laboral yıllarında Thomas Heurtel ile çok iyi bir ikili olduğunu eklemeliyiz.

Her iki elini de bitirici konumda kullanabiliyor. Daha çok sol omzundan dönüp sağ eliyle bıraktığı hook shootları ile etkili oluyor. Oyun görüşü de benim kanaatimce orta düzeydedir. Bazen ‘nasıl böyle bir hata yapar’ veya ‘Diebler köşede bomboş oraya nasıl veremez topu’ dedirtebilir ancak bir yıldan fazla süredir Amerika’daydı ve artık Euroleague için oldukça tecrübeli. Bu konuda çok fazla sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum.

Savunmada ise defosu olan, açığını kapatabilmek için bazı oyuncularımızın daha fazla hareketli olacağı, daha fazla efor sarfedebilecekleri bir oyuncu. Bir kere her şeyden önce çok yumuşak. Kendisinin birçok kez özellikle İspanya’da oynadığı zamanlar, tecrübeli pivotların karşısında çok fazla ‘soft’ kaldığını ve hemen pes ettiğine şahit olduk.  Sertlik koyduğu anlar çok nadir oluyor. Göğüs göğüse çarpışmaktan kaçınıyor. Tabi hücum kısmında da bahsettiğim boyunun ve kanat uzunluğunun verdiği avantaj savunma kısmı için de geçerli. En azından bu özelliği ile defansif anlamda belli bir çizgide kalabiliyor. Savunma ribaundu (konsantrasyonunu kaybetmediği sürece) sıkıntısı yaşatmaz. İkili oyun savunması Euroleague seviyesine göre orta Eurocup seviyesine göre iyidir. 2.21 boyunda olmasına rağmen Brose sezonu hariç 1 blok ortalamasını pek fazla aşamadığını görüyoruz. Ancak kol uzunluğunun verdiği avantajla blok yapamasa bile rakibinin potayı rahat bir şekilde görmesini engeller. (Özellikle switch sonucu birebir kaldığı guard oyuncu karşısında) Maç başına 5.7 kez foul aldığını da hatırlatmakta fayda var.

Hücumda yapacakları taraftarlarımızı gayet tatmin edecektir ancak savunma bazında konuşacak olursak Tibor Pleiss, mevcut kadroyu da göz önüne aldığımızda biraz endişelendiriyor. Kısa rotasyonumuzun da savunma seviyesini özellikle Euroleague için normalin de altında olduğunu düşündüğümüzde arka tarafta çember savunucusu olarak sadece Alex Tyus kalıyor. Atletizm ve sertlik özelliklerinden de çok fazla yararlanamayacağız kendisinden.

Eylül ayında ve bu kadar makul fiyata Tibor Pleiss’ın gelmesini doğru bir hamle olarak görebiliriz. Umarız Avrupa’da yarım kalan işini Ergin Ataman ile birlikte tamamlar.

]]>
BORMIO KAMPI http://gsbasket.org/genel/bormio-kampi/ Sat, 10 Sep 2016 16:05:41 +0000 http://gsbasket.org/?p=4180 Yeni sezon öncesi hem Euroleague hem de Türkiye Ligi’nde başarı odaklı, geniş bir kadro kuran Ergin Ataman ve ekibi, yaz hazırlık dönemini iyi geçirmek amacıyla 14 tane hazırlık maçı oynama kararı aldı. ‘’Takım uyumu’’ sezonun anahtar söz öbeği olacağından faydalı bir hazırlık kampı geçirme hedefinde olan takımımız şu ana kadar neler yaptı, kimler ile oynadı, hangi oyuncular ön plana çıktı, hep birlikte inceleyelim.

22 Ağustos Pazartesi günü Abdi İpekçi’de, yabancı oyuncular ile birlikte –tam kadro olmasa da- sezonun ilk antrenmanına çıkan takımımız daha sonra bütün oyuncularımızın takıma dahil olmasıyla beraber hazırlık çalışmalarına devam etti. İstanbul’dan sonra yurt dışı kamp programı kapsamında takımımızın ilk durağı Bormio oldu.

HAZIRLIK KARŞILAŞMALARIMIZ

Bormio’da takımımız ilk hazırlık maçında Pentagono Spor Salonu’nda karşılaştığı Fortitudo Bologna’yı 84-93 mağlup etti. İkinci ve üçüncü çeyrekteki yüzdeli oyunumuz ile skor üstünlüğünü sürekli elinde bulunduran takımımızda Nenad Krstic 15 sayı 9 ribaund, Justin Dentmon 14 sayı, Alex Tyus ise 13 sayı 7 ribaund ile takımımızın en etkili isimleri oldu.

Kamptaki ikinci maçımızda, bir önceki maça göre özellikle son periyodu skor olarak daha çekişmeli giden maçta takımımız Vanoli Cremona’yı 80-77 mağlup etti. Özellikle son beş dakikadaki konsantrasyon kaybıyla rakip takımı ortak ettiğimiz maçın en etkili isimlerinden Vladimir Micov 16 sayı, Russ Smith 15 sayı ve Alex Tyus ise 13 sayı ile oynadı. Bologna maçının yıldızı Nenad Krstic de 12 sayı ile takımın skor yükünü çeken oyuncularımızdan biri oldu.

4 Eylül’deki Cantu maçı, oyuncularımızın üst üste yaptığı maçlar sonrası aşırı yorgunluk nedeniyle iptal edildikten bir gün sonra ligimizin ekiplerinden Tofaş ile karşılaştık. Justin Dentmon ve Austin Daye’in oynamadığı maçta takımımız Bursa ekibine 72-76 mağlup oldu ve Bormio kampındaki ilk yenilgimizi almış olduk. İki önemli oyuncumuzun oynamadığı maçta Sinan Güler ve  Russ Smith 14 sayı, Micov 11 sayı ile takımımızın en skorer isimleri oldu.

Takımımız Bormio kampındaki 4.karşılaşmasında Pentagono Spor Salonu’nda karşılaştığı Sharks d’Antibes’i baştan sona etkili oyunu ile 77-53 mağlup etmeyi başardı. İlk ve ikinci çeyrekte bulduğu serilerle skor üstünlüğünü ilk yarıdan rakip takıma kabul ettirmeyi başaran takımımızda Micov 13 sayı, Smith 10 sayı ve  Diebler 10 sayı ile galibiyetin baş mimarları oldular.

İtalya kampındaki beşinci hazırlık maçında, takımımız Palascieghi Spor Salonu’nda karşılaştığı Olimpia Milano’ya 91-86 mağlup olarak ilk etap kamp programını tamamlamış oldu. Russ Smith ve Nenad Krstic’in sakatlıkları sebebiyle oynamadığı maçta Dentmon 20 sayı, Sinan 16 sayı ve Austin Daye 14 sayı ile takımımızın en skorer isimleri oldular.

ÖNE ÇIKANLAR

Takımımız, ilk etap kamp programı dahilinde Bormio kampında beş hazırlık maçı oynadı. Yeni transferlerimizle geçen sene takımımızda olan oyuncularımızın özellikle hücumda çok fazla uyum problemi yaşamadığını gördük. Bu yıl daha çok savunmada kritik bir rol üstlenecek olan Alex Tyus beş hazırlık maçının üçünde çift haneli sayılara ulaştı birinde ise 9 sayıda kaldı. Austin Daye kendisinden tanıdık olduğumuz skorer kimliğini ön plana çıkaramasa da kalitesini gösterdi. Justin Dentmon ve Russ Smith beraber oynadığı maçlarda skor üretme konusunda birbirlerini çok iyi tamamladılar. Russ Smith potaya ettiği drivelar ile Justin Dentmon da özellikle perdeden çıkıp bulduğu üç sayılık isabetler ile takımımızın skor opsiyonu açısından en önemli isimleri olduklarını gösterdiler. Dentmon’ın Milano maçında 20 sayısının yanında yaptığı 7 asisti de unutmamak gerekiyor. Aynı şekilde Russ Smith de Tofaş maçında 7 asist yaptı. Forvet odaklı takımımızda guard oyuncularımızın asist yükünü çekmeleri önemli bir durum teşkil ediyor. Jon Diebler ise bu kampta çok fazla ön plana çıkamadı. Deon Thompson fizik olarak fit durumda olsa bile düşük yüzdeli bir kamp dönemi geçirdi. Vladimir Micov her maç takımın jokeri durumundaydı. Türk oyuncularımızdan ise Sinan Güler skorer oyunuyla ön plana çıkan isim oldu. Diğer Türk oyuncularımız ise çok fazla forma şansı bulamadı.

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-3 (4-5 Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-3-4-5-rotasyonu/ Sat, 27 Aug 2016 13:24:59 +0000 http://gsbasket.org/?p=4158 Yazı dizimizin 5.ayağından merhabalar efendim, bügünkü konuklarımız Daye, Thompson, Tyus, Krstic, Ege ve Hacıyeva.

4-5 NUMARALAR (Austin Daye – Deon Thompson – Orhan Hacıyeva – Ege Arar – Alex Tyus – Nenad Krstic)

Austin Daye: Euroleague’de bu yılın fiyat-performans transferi kendi adıma Austin Daye. 400-500k dolaylarına hücumda böylesine spektaküler bir oyuncu almak gerçekten büyük iş. Transferde yarışa girdiğimiz bir kulübün olmaması da hayli enteresan, özellikle Milano’dan bir hamle geleceğini düşünüyordum.

Austin Daye Ergin Ataman’ın 4 numaralardaki isteklerini karşılayan ve bonusları olan bir oyuncu. Mühim olan da bonuslarını kullanabilmek. Koçun geçtiğimiz günlerde yaptığı Erceg benzetmesini biraz sakıncalı buluyorum bu açıdan. Austin Daye sadece pick and pop oynayacağımız, spot up şut attıracağımız bir oyuncu değil. Herşeyden evvel 2.11 ve topu yere vurabiliyor. Savunma ribaundu sonrası topla rakip sahaya geçişleri rakiplere ciddi tehdit yaratıyor. Geçtiğimiz yıl Pesaro’nun aldığı savunma ribaundlarının %27.6’sı Austin Daye’e ait. NCAA yıllarından itibaren %25’lerin çok fazla altına düşmediğini görüyoruz. Takım yapıları farklı olmakla birlikte örnek oluşturması açısından Stephane Lasme’de geçtiğimiz yıl bu oran %19.47’ydi. 4-5 ikili oyunları ve P&R sonrası şutlarıyla klasik Avrupa 4 numaralarından ayrışıyor Daye. Yüzü dönük stepback’leri ve sırtı dönük oyundaki fadeaway’leri de barındırdığı net silahlar.

Gelelim Daye’deki soru işaretlerine. Temel olarak 3 sıkıntı görüyorum ki ilki mental. Austin Daye konsantrasyon sorunları yaşayabilen bazen kendini tamamen soyutlayabilen bir oyuncu. Ama bu periyotlar ciddi sorun teşkil edecek kadar uzun periyotlar değil, bu açıdan çok sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. İkinci soru işareti rolünü ne kadar kısacağımıza dair. Geçtiğimiz yıl Pesaro’da Daye’in Usage Rate‘i(kabaca hücumda topa dokunma yüzdesi) %33.87.(Maç başına 16.7 şut) Russ Smith ve Justin Dentmon’ın da başarılı yıllarına bakarsak benzer oranları görüyoruz. Top paylaşımı açısından Daye’in Usage Rate oranı bu yıl düşecek. Bunu düşürürken bonuslarından vazgeçme tehlikesi onun verimini düşürebilir fakat Ergin Ataman’ın bu konuyu zamanla ideal normlarda tutacağını ve Daye’den en doğru verimi alacağını düşünüyorum. Üçüncü soru işareti Daye’in savunma performansı fakat hücumda katacakları kar-zarar dengesinde kesinlikle pozitif yönde ağır basıyor.

Kişisel olarak bu yaz en sevindiğim transfer hamlesi Austin Daye’di. Avrupa’nın en iyi 4 numarası olmaya aday Austin Daye’e başarılar diliyor, kendisini parçalı altında izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Deon Thompson: Transfer döneminin başından itibaren 4.5 arayan Ergin Ataman’ın rotasyon hamlesi Deon Thompson oldu. İlk 12’de 6 yabancı olacağını (3 kısa 3 uzun) ve rotasyonda aktif kullanabileceğimiz yerli 4’ün olmayışını düşündüğümüzde kağıt üzerinde mantıklı bir seçimdi 4.5.

Deon’un en temel silahları orta mesafeleri ve pick and pop’ları. Alçak postta ve pota dibinde (bitirişleri, hücum ribaundları) fiziksel özellikleriyle etkili olan, hücumda birden fazla kutucuğu doldurabilecek bir oyuncu. Savunmada kalıplı uzunlar karşısında sıkıntı çekmeyen oldukça sert bir uzun Deon. Fiziksel özellikleri ile ortayı kapatsa da buradaki lateral çabukluğu ve ayak hızındaki defektler dolayısıyla penetre eden kısayı savunmakta zorlanabiliyor. Deon’un tekrar 4’e uyumlu olabilmek adına yazın kişisel antremanlar yapıp biraz kilo verdiği söyleniyor ki transferdeki verimi belirleyecek noktaların başında 4’e uyumluluğu geliyor. Daye, Krstic, Tyus sonrası daha atlet bir 4.5 bulmamız gerektiğini düşünsem de özellikle orta mesafe şutundan ciddi faydalanacağımızı düşünüyorum. Buradaki itirazım bireysel değil sistematikti dolayısıyla hala aynı yerdeyim. Şöyle ki Daye, Tyus, Deon hamlelerini yapmış olsak ve son hamlemiz kalmış olsa yine atlet, ayakları hızlı bir uzun almamız gerektiğini söyleyecektim isimlerden bağımsız. Uzun rotasyonundaki çabukluk ve atletizm eksikliğini muhtemelen yıl içinde yeni bir hamle ile giderme ihtiyacı hissedeceğiz. Yani temel soru işaretim hem Krstic hem Deon’u almamız ki buradaki seçimim Deon alma yönünde olurdu. Deon Thompson’ın yeni Erwin Dudley’imiz olması dileğiyle…

tyus2

Alex Tyus: Sezonun en kritik oyuncularından Alex Tyus ile devam ediyoruz. Lasme’nin gidişini uzun bir süre hazmedemesek de yerine ikame edebileceğimiz FA oyuncular içinde en güvenilir seçim Alex Tyus’dı. Piyasada hemen hemen sadece Lawal, Mbakwe, Samuels oluşu; D-League’de direkt etki edecek çok fazla oyuncu olmayışı koçu daha güvenilir gördüğü Tyus’a itti muhtemelen ki haksız da değildi. D-League’den Dakari Johnson, Henry Sims ve özellikle de Jeff Ayres’in muhakkak Avrupa yapması gerektiğini düşünüyorum bu arada. Tofaş’ın aldığı Ronald Roberts da en iyilerden seçim, ciddi çıkış yapması kuvvetle muhtemel.

Alex Tyus savunma, sisteme uygunluk ve guardlara uygunluk bakımından mevcut havuzu düşündüğümüzde doğru transfer. Özellikle Russ Smith sahadayken oynamak isteyeceğimiz erken P&R’lerde Russ Smith’in birincil partneri. Ribaundlarda savaşan, ikinci şans sayıları için emek koyan yetenekleri sınırlı bir uzun Tyus. Kendisinden kalıplı uzunlar karşısında yaşadığı zorluk ve ara ara pozisyonunu kaybedişi savunmasında eksi atacağımız yerler. Alex Tyus Maccabi yıllarında yaklaşık 20-21 dakika alıp Efes yılında ortalama 12.6 dakika sahada kaldı. Bu yıl özellikle ligde daha fazla süre alacak; artan dakika ve role vereceği cevap da transferin verimindeki kritik noktalardan birisi. Havuzda çok fazla seçenek olmaması ve genel oyun tarzı olarak makul karşıladığım bir transfer oldu Tyus. Umarım artan rolüne uyum sağlayıp Maccabi senelerinin üzerine çıkar.

Nenad Krstic: Esasında ilk 2 yazıda Krstic hamlesine dair birşeyler karalamıştık. Koçun bu yazki kumarımız diye nitelendirdiği Krstic’in savunma perfromansı kendi adıma büyük soru işareti. 5 numaraların alçak post tehditi hala bir silah olsa da değişen basketbolda artık eskisi kadar efektif değil. Krstic’in sadece alçak post silahı olmayıp iyi bir ikili oyun ve orta mesafe bitirici olması onu verim alamadığımız salt alçak post uzunlarından ayırsa da savunma-hücum terazisinde dengenin pozitif tarafa kayacağını öngörmüyorum. CSKA yıllarındaki Krstic’i bu bütçelerde istememek delilik ve koç da kumar diyerek bunu kastediyor. Fakat kadroyu Krstic’e göre dizayn etmedik. Ne ön alanda sert savunmacımız var ne de forvetlerde atletizm desteğimiz. Nenad Krstic Efes yılında içinde bulunduğu ikili oyunların %38’inde sayıya izin verirken diğer transferimiz Tyus’ın Efes yılında bu oran %18. Sakatlık sonrası daha da ağırlaşmış olabileceğini düşündüğüm Krstic’in takıma katılışını eleştirmek için savunma, sistem ve kısalara uygunluk bakımından kendimce sebeplerimin olduğunu düşünüyorum. Nedenselliğe dayalı her veri değerlidir, eleştirler de öyle. Krstic’in kar-zarar dengesi pozitif yönde ağır basarsa eleştirilerim dolayısıyla “yanıldım” diyeceğim tabi ki. Umarım ben yanılırım ve Krstic ile birlikte pozitif ivme yakalarız.

Ege Arar: Yaklaşık 1 ay önce u20 Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçında İtalya’ya karşı attığı 24 sayıyla kariyer rekoru kıran Ege’nin yaz dönemi performansı özellikle bu yıl için umut veriyor. İyi yapabileceği işlere kanalize olması ve bir basketbol kimliği kazanması bu yıl için oldukça kritik. Kariyeri için kritik senelerden birisi olduğunu düşünüyorum. Artan Avrupa maçları ve lig rotasyonundaki yeri dolayısıyla muhakkak fırsatı değerlendirmeli, ligdeki sürelerini artırmalı. 4-5 oynayıp, şut performansı ve ribaund sezgileriyle öne çıkacak şekilde çalışmalar yapması bana göre kariyer planlaması açısından oldukça sağlıklı olacak. Yine fiziksel olarak kuvvetlenmesi de şart. Yürüyedur!

Orhan Hacıyeva: Yaklaşık 3-4 yıl önce iyi bir yerli alternatifi olabileceği dolayısıyla istediğimiz Hacıyeva’nın transferi birçoğumuz için sürpriz oldu. Lig rotasyonunda dönem dönem kullanacağımız Hacıyeva’nın Ege’den süre çalmaması dileğiyle…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-2 (2-3 Numaralar) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-2-2-3-numaralar/ Thu, 25 Aug 2016 12:45:30 +0000 http://gsbasket.org/?p=4065 Sezon öncesi yazı dizimizin 4.ayağından hepinize merhabalar. Guard rotasyonu dedikten sonra bugün Micov, Göksenin, Sinan, Diebler ve Schilb’i konuk ediyoruz. Micov diyerek başlayalım, keyifli okumalar.

2-3 NUMARALAR ( Sinan Güler – Blake Schilb – Vladimir Micov – Jon Diebler – Göksenin Köksal )

Vladimir Micov: Ne desem, nasıl başlasam bilemiyorum. Öyle şeyler yaşattı ki duygulanmamak elde değil. Hayatımın en sancılı günlerinden birisiydi 6 Nisan akşamı; Canaria deplasmanı. Uzun bir süre zihnimde yankılanacak “Oldu, oldu, oldu Hakan oldu” sesleri. Maç bitiminde yaşadığım duygu boşalması, sokağa çıkıp attığım depar ve nefes nefes kalışım silinmeyecek hafızamdan. Maçı uzatan ve son saniye bloğunu yapan Micov’a sonsuz teşekkürler.

Spot-up’ların efendisi Micov yine takımın ana dişlilerinden birisi oluyor 16/17 sezonunda. 25-30 dakikaları göreceğini düşünüyorum bu yıl da. Sahada her an her saniye ne yaptığını bilen, gerektiğinde bitirici gerektiğinde yaratıcı pozisyona geçen müthiş bir takım oyuncusu. Savunmada pozisyon bilgisi ve muazzam yardım savunmalarıyla var olarak kendinden daha hızlı ve atlet oyuncuların arkasında durabilen, asla defo yaratmayan bir adam. P&R oynayan ve P&R üzeri şut atabilen 3 numaraları savunmakta biraz zorlandığını söyleyebiliriz zira savunmasında eksi atabileceğimiz yer P&R savunması. Ancak rakiplere baktığımızda bu tip 3 numaraların sayıca az olması bunu ciddi bir savunma sorunu haline getirmiyor. Soğukkanlılığı özellikle deplasmanlarda reaksiyon vermemiz gereken anlarda negatif yansısa da madalyonun diğer yüzüne geçtiğimizde deplasman atmosferinden etkilenmeyerek performansını rahatça sergilemesine sebep oluyor. 4 numaraya geçtiğinde savunmada yaptığı yardım savunmalarıyla rakibin ikili oyunlarını bozuyor, hücumda da yılların 4 numarası gibi doğru pozisyon alıp pick and pop’ı en doğru şekilde oynuyor. Herşeyiyle özellikle de karakteriyle büyüdü bu topraklarda, stay with us Vlado!

Göksenin Köksal: Türkiye’de büyük takımların kadrolarında barındırmaları gereken bazı oyuncular vardır. Neredeyse yazılı kural hükmündedir ki ülke gerçekleri bunu gerektiriyor. Göksenin Köksal da bunlardan birisi yani cimbombomun çocuğu. Yanlış anlaşılmasın; Göksenin Köksal bu kontenjandan ekmek yiyen ve yeterliliği olmayan futbol takımı oyuncularından değil. Her geçen gün üzerine koyduğu savunması, hücum ribaundlarındaki etkinliği ve ceza şutlarıyla rotasyonun sağlam parçalarından birisi; taraftarın sevgilisi. Göksenin’in savunma özellikleri uzunca bir dönem yanlış algılandı ülkede fakat geldiğimiz noktada kendisini bu yönde ciddi anlamda geliştirdi. Rakibin üzerinde yaptığı kontrolsüz baskılar onu iyi savunmacı yapmıyordu ama artık rakibin karşısında kalma eğilimi, inatçılığı ve fizik gücü ile iyi bir savunmacı Göksenin. Kenardan getirdiği enerji ve ribaundlarda koyduğu emek de bonusları. Abdi İpekçi’de dönem dönem tam saha baskılı savunma tercih ederek momentumu kazanmayı amaçlayan Ataman’ın yine burada başvuracağı isimlerden birisi Göksenin. (Russ-Sinan-Göksenin-Daye-Tyus ; tam saha baskı 5’i) Tabi olay bununla sınırlı kalmıyor. Tek yönlü oyuncuları oynatmak ve onları sadece savunma ya da hücumda değerlendirmek gün geçtikçe zorlaşıyor. Savunmada koyduğunuz emek hücumda değerlenmiyorsa sonuca direkt olarak yansımıyor. Göksenin’in savunma performansı dış atışları ile birleştiğinde değerli hale geldi. Ondan beklentimiz başarılı olduğu alanları daha da geliştirmesi ki son yıllarda gösterdiği azim bu konuda umutlu olmamızı sağlıyor. Yürüyedur Aslan parçası!

göksennn

Sinan Güler: Geldik kaptana… Ergin Ataman’la olgunlaştırdığı oyunu ve ellerinde yükselen Eurocup kupası ile değerli bir yılı geride bıraktı. Errick McCollum’un guard yetilerinin sınırlı olması dolayısıyla Blake Schilb’le beraber kendisine fazla yük verdik geçtiğimiz yıl. Kadroda primer yönlendirici olmaması Blake ve Sinan gibi sekonder yönlendiricilerimizi bu yönde kullanmamızı gerektirdi. Caleb Green’li günlerde temponun yüksek sayılabilecek seviyelerde olması ve sahanın boyuna uzaması Sinan ve Blake’in verimini artırdı fakat Caleb Green’in sakatlığı tüm düzeni bozdu. 3 numarada yaratıcılığından faydalandığımız Micov’un 4 numaraya geçişi (daha çok bitirici olarak kullandık), oyun ve set temposunun düşüşü ile guard eksikliğini çokça hissettik ve oyun planımız sekteye uğradı. Düşük tempoda Sinan ve Blake’e kalan organizasyon yükü de haliyle beklentileri karşılamadı. Oyun kalitesindeki bu düşüş bizi Chuck ve Errick gibi bire biri olan oyunculara gereğinden fazla itti Münih ve Canaria serilerinde.

Sinan bu yıl Euroleague’de daha az dakikalar almalı zira artık takımın ana liderlerinden değil. Dentmon ve Russ gibi net guardlarımızın oluşu onun üzerindeki yükü alacaktır lakin kar-zarar dengesine baktığımızda Sinan’ın sürelerindeki artış hanemize ciddi artılar katmıyor. İkili oyun savunmasındaki zamanlama hataları ve perdelere yenik düşüşü tepede kolay geçilmemize yol açıyor ve savunma dengemiz kayıyor. Yani demem o ki savunmada her perdeye takılan, savunma dengesinin kaybolmasına sebebiyet veren bir oyuncuya ciddi süreler verebilmek için hücumda size ciddi artı değerler kattığını görmek gerek. Russ ve Dentmon’ın olduğu yerde; karar anlarında Sinan’ın birincil ihtiyaç olmadığını, maçın seyrine göre sürelerinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum Euroleague’de. (Sinan, Blake ve Diebler’a vereceğimiz süre tahmini olarak 35-40 dakika. Maça ve rakibin durumuna göre birisini o maç çok fazla değerlendirmeyeceğimizi düşünüyorum.) Ligde ise yine ana ihtiyaçlardan birisi Sinan. Yabancı kontenjanının ve 9 yabancının sıkıntılı yanlarından birisi bu durum maalesef. Yani Euroleague’de 10-12 dakika oynatacağınız bir oyuncuyu ligde 25’li dakikalarda kullanmak durumunda kalıyorsunuz bu da takımda rollerin oturmasını zorlaştırıyor. Bu gibi karışıklıkların önüne tam manasıyla geçmek kolay değil mevcut sistemde fakat biraz daha rahatlamak adına; Diebler veya Schilb’den biriyle sözleşme imzalamayıp yerine Simmons almak, ikisine verdiğimiz yaklaşık 1.1m‘a tek oyuncu almak ya da başka bir yabancı + Simmons almak bana göre daha mantıklı seçeneklerdi.

Jon Diebler: Avrupa’nın en iyi set şutörlerinden Jon Diebler ile devam ediyoruz. Tepe P&R’leri ve devamındaki doğru alan paylaşımı üzerine kurguladığımız hücum düzenlerinde malumunuz şut tehditiyle spacing’e pozitif katkıda bulunup ve sahayı enine genişletmemizi sağlayacak Diebler. İkili oyunlarda ters tarafta pozisyon alan bir Diebler, yardımları zorlaştırarak oynanan tepe P&R’unün kalitesini muhakkak artıracaktır. Yine perde çıkışı kullanacağı 3’lükleri de sıkışan set hücumlarında cephanemizde bulunduracağız. Kariyer senesini Karşıyaka’da Ufuk Sarıca’yla geçiren Diebler’ın yüksek tempoda verimi daha da artıyor. Özellikle erken yerleşim üzerine çalışılan setlerde doğru açılarda bulunarak çok etkin oluyor. Karşıyaka’da Strawberry kaynaklı oynanan penetre-pas kombinasyonlarının da bitiricisiydi. Bahsettiğimiz üzere Jon Diebler yaratıcı değil bitirici bir oyuncu ve bitirişlerindeki kalite sadece iyi şutör olması kaynaklı değil aynı zamanda yüksek oyun bilgisiyle de ilintili. Diebler’ın geçtiğimiz yıl Euroleague’de true shooting yüzdesi %71 ki bu yüzde sanırım sıralamanın en tepesindeki yüzde.

Gelelim Diebler’daki soru işaretlerine. Schilb’in mi Diebler’ın mı 9.yabancı olacağını net olarak bilmiyoruz lakin duyduğum kadarıyla planlama Diebler’ı sadece Euroleague’de kullanmak üzerine. Şut ritm işidir, devamlılık gerektirir. Ligde hiç kullanmadığınız bir oyuncuyu sadece Avrupa’da kullanmak belirli zorlukları da beraberinde getirir ki 9 yabancıya karşı olma sebeplerimden birisi de bu. Yani Diebler için hazırlayacağımız perde oyunlarını ligde kullanmayacak ve bu çözüme sadece Avrupa’da başvuracağız. Bu da devamlılık açısından sıkıntı oluşturuyor. Topu yere vuramıyor oluşu ve Micov’u da topsuz kullanabiliyor olmamız; yarı sahada çözüm üreten Schilb’e çeviriyor okları Ergin Ataman penceresinde. Diebler’ın savunmaya daha fazla konsantre olup daha fazla aranan adam olması gerektiğini düşünüyor, Avrupa’nın en doğru şut kullanan, en iyi set şutörüne (Carroll hariç diyelim, tartışmalara mahal vermeyelim) hoşgeldin diyoruz!

Blake Schilb: Tempoyu çok düşürmediğimiz 2015/2016 sezonunun ilk yarısında önemli performans veren Blake Schilb taraftar bazındaki beklentilerin aksine takımda kaldı. Errick McCollum, Sinan Güler, Vladimir Micov, Blake Schilb ve Stephane Lasme ana dişlileriyle kupa kazanan Ergin Ataman, aralarındaki iyi ilişkileri bozmamak adına bu oyuncuların hepsiyle masaya oturdu. Savunmadaki defoları ve düşen oyun temposunda hücumdaki verimsizliği ile gün geçtikçe kredisini düşürdü Blake. Takımda topu eline isteyen oyuncular kervanına bir de Blake’i eklemiş olduk. 2 numara oynadığında rakibin karşısında çok zorlanan Blake’in savunmaya verdiği en büyük destek kuşkusuz ribaundlar ancak bu yeterli olmuyor. Ön alanda yenilmemek artık savunmanın ana şartı ki savunma dengesinin bozulmaması herşeyden kıymetli. Hücum tarafında ikili oyunları pozisyonuna göre çok iyi oynayan, P&R üstü şutlarla kendi şutunu yaratabilen bir oyuncu. O oynadığında hücumdaki akışkanlık artıyor fakat geçen sene de gösterdi ki uzun maratonda takımın en güvenilir eli olarak Blake’e güvenmek sizi sıkıntıya sokabiliyor. Beklentimiz Blake’in 15/16 sezonu ilk yarısındaki performansını yinelemesi.

  • 1-2-3 rotasyonuna (120dk) kabaca baktığımızda Euroleague’de Dentmon’ın 30, Russ Smith’in 25-27 dakika civarında süre alacağını düşünüyorum. Micov’un da yaklaşık 28 dakikaları göreceğini düşünürsek bu 3 oyuncuyu 85 dakika kullanmış olacağız. Kalan 35 dakika Sinan Güler, Jon Diebler, Blake Schilb ve Göksenin Köksal’a gidecek. Deplasmanlarda Göksenin’in süre almayacağını düşünürsek kalan 3 oyuncunun maç maç değerlendireleceğini ve genellikle 1’inin o maç çok süre almayacağını düşünüyorum.

Bir sonraki yazımız 4-5 rotasyonu ile tekrar görüşmek üzere, arkası yarın.

Oğuzhan Günebakan 

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-1 (Guard Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-1/ Tue, 23 Aug 2016 19:51:04 +0000 http://gsbasket.org/?p=3998 Sezon öncesi yazı dizimizin 3.ayağından hepinize merhabalar. “Mr.Ataman” ve “Neydi, Ne Oldu” dedikten sonra nihayet parkeye iniyoruz. Bu bölümde pozisyon pozisyon oyunculara dair kısa değerlendirmelerle sizlerle birlikteyiz. Sitemiz yazarlarından Engin Ağzıdeli’den de bol istatistikli bir yazı sözü aldık sezon öncesi yazı dizimiz için. Muhtemelen bu bölümün hemen akabinde rakamların dilinden konuşacak ve en son genel kadro değerlendirmeleriyle noktalayacağız. Yine yazar kadromuzdan Eren Akın’ın da gaza gelip “bir yazı da benden” dediğini öğrenmiş bulunmaktayız. Guard rotasyonu diyoruz efendim, keyifli okumalar.

GUARD ROTASYONU ( Justin Dentmon – Russ Smith – Can Korkmaz )

Russ Smith: Avrupa basketbolunda daralan yetenek havuzu NCAA ve D-League takibinin önemini gün geçtikçe katlıyor. Bu tip hamleler artık risk değil ihtiyaç. Tabi ki D-League’den oyuncu almak hala belirli riskler içeriyor fakat yetenek tavanınızı artırmak artık sadece Avrupa içi çözümlerle mümkün değil. 2015/2016 D-League sezonunun en iyi guardları Russ Smith, Bryce Cotton ve Quinn Cook‘tu. Kısa dönem gelip gidenler değil uzun süre kalanlara bakarsak bana göre bu üç oyuncu öne çıktı 1 numaralar içerisinde. Hatta Sean Kilpatrick ve Jordan McRae de uzun bir dönem “Avrupa’ya gelirsem yakarım.” mesajı veren skorer kanat oyuncularıydı fakat güzide Avrupa kulüplerimiz ne yazık ki bundan bihaberdi. (Kaliteli, Avrupa’ya uyum sağlayabilecek D-League oyuncularına dair raporlar çıkarma düşüncem vardı yaz başında, tembelliğime verin) Yani demem o ki Avrupa’da oyuncu bulmak özellikle de guard bulmak zorlaşmışken, skorer kısaların Çin’e gitme eğilimi artmışken artık Russ Smith gibi takip hamleleri oldukça değerli. Beşiktaş’ın Avrupa’ya en uyumlu D-League 4 numarası Earl Clark‘ı alışı gibi.

D-League goygoyumuzu döndürdükten sonra gelelim Russ Smith’e. Ölümcül penetreleriyle geliyor efendim, dikkat edin yakar. Russ Smith yüksek tempoya yatkın bir oyuncu. Yugoslav faulünün tedavülden kalkışı (sportmenlik dışı faul olarak sınıflandırılacak) ve Russ’ın geçtiğimiz yıl 4.6 ribaund ortalamasına sahip oluşu bu konuda elimizi güçlendiriyor.(tempo için tek veri bu değil tabi ki) Kontrolü Russ ve Dentmon’a vereceğimiz bir takımı kurmuşken bu konuda geçen sene Caleb Green’in sakatlığı sonrası düşen oyun ve set tempolarına geri dönüş yapmayacağız. Russ Smith Avrupa basketboluna ve topun değerinin arttığı nispeten daha düşük tempolara bir şekilde uyum sağlayacaktır lakin onu biraz daha verimli kullanmak adına potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar ve erken yerleşim üzerine kurguladığımız setler daha da önem kazanacak. Bu iki olguda da Russ Smith’in birincil partneri ayakları çabuk, koşan uzun olmak durumunda zira uzunun koşu mesafesini hem sette hem de tüm sahada artırıyorsunuz. Yani uzunda arayacağımız parametrelerden birisi ayak çabukluğu, atletizm (Erken yerleşim için koşan uzun; Tyus). Potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar için uzunda aradığımız diğer parametre şut performansı. Krstic ve Deon‘un orta mesafesi, Daye‘in dış şut tehditi bu oyunlarda bize katkıda bulunacak lakin iki parametreyi birlikte barındıran uzun olarak elde sadece Daye var. İşte Lasme bunun için önemliydi, sadece savunma bakanı değildi. Hem sete sette hem de açık alanda uygulanabilecek planların hemen hepsine uyum sağlıyordu. Russ Smith’in penetrelerinden maksimal verim almak adına -özellikle Dentmonla birlikteyken- bazı anlarda Russ’ı hand off’tan veya perdeden çıkararak topla buluşturmak set temposunu yukarı çekip doğru şutu bulmamızı kolaylaştıracaktır.

Russ bana göre bu takımın en kritik oyuncusu konumunda. Onun genetiğiyle biraz oynamak zihinlerdeki “Bu takım topu nasıl paylaşacak?” sorusunun yanıtı olabilir lakin bu kolay değil. D-League’in en skorer 2.oyuncusunun bu gibi alışkanlıklarını değiştirmek epey zor zira arka arkaya 4-5 hücumda topu kendisinin kullandığı maçları var. Bunu ne kadar başarabiliriz bilmiyorum ama Russ’ı biraz törpülemek ve bireysellikten uzaklaştırmak takım olgusu için çok kritik nokta. Yeteneklerini salt kendi skorunu üretmek adına değil takımı işin içine dahil etmek adına kullandığında ciddi keyif veren bir ekip olacağımız kanaatindeyim. Russ’ı bu role itmek adına yapacağımız ilk iş onu ilk 5 başlatmamak olmalı. Bu hem ikinci 5’in sürükleyicisi olarak istediği imtiyazı alıp oyuna başlamasını sağlayacak hem de takıma kenardan patlayıcı güç getirecek. Dentmon’la birlikte sahadayken ise bahsettiğimiz o törpüleme mevzusunda ne kadar başarılı olacağımız sezonun gidişi adına oldukça kritik. Dentmon gibi şutuyla öne çıkan skorer guard ve Russ gibi penetre silahını üst seviye barındıran skorer guardın birbirleriyle uyumunun bizi büyütmesini umuyor, Russ Smith’e başarılar diliyoruz. Parkede 25 dakika civarı kalacağını düşünüyorum Euroleague’de.

SMITH

Justin Dentmon: Ataman’ın kendisine vereceği özgürlük ile güzel bir uyum yakalayacağımıza inandığım şutörlerin şahı Justin Dentmon takımımızın bu yılki muhtemel lideri. Şutun her türlüsünü muazzam yüzdeyle atan Dentmon, 13/14 Zalgiris senesinde Euroleague’de maç başına 6.95 üçlük denemesinde bulunup %45’lik bir yüzde tutturdu. Takımın lideri olacaksınız, savunmalar özellikle sizi takip edecek, tüm zorlama toplar elinize kalacak ve %45 ile atacaksınız. Muhteşem bir şut performansı. Tek ayak üzerinden sağa kayarak attığı şutlar imzası. Bunun yanında daha çok kullandığı P&R sonrası şutlar ve dribling’ini kesip gönderdiği şutlarla her an skora ulaşabilecek bir oyuncu. Tüm bunları yaparken topu aşırı domine etmiyor ve pozisyonunu bekliyor. Yani daha çok şut üzerinden oynayan ve bunu yaparken pozisyonun, spacing’in gerekliliklerine dikkat eden bir saha içi lider Dentmon. (Dentmon’ın 13/14 sezonundaki true shooting yüzdesi %60.2) Savunmada ise liderlik ve skorerlik içgüdülerine kapılıp sinen oyunculardan değil.

Dentmon sahada her an çözüm sunabilecek değerli bir oyuncu. Anlık yaşadığı karar karmaşaları ve top kayıpları bazen takımı bambaşka noktaya sürüklese de genel olarak çok dağınık bir oyuncu değil. Sahada 30 dk civarında kalacak, Russ’la birlikte 10-15 dakika beraber oynayacaktır diye düşünüyorum. Basketbolun gittiği nokta ve Ataman’ın ona vereceği özgürlükle güzel bir sinerji yakalamamız kuvvetle muhtemel. Unutmadan; Austin Toros ve Zalgirisle yaşadığı şampiyonluklara geçtiğimiz yıl bir yenisini de Çin’de ekledi.

Can Korkmaz: Geçtiğimiz yıl başarılı bir sezon geçirdikten sonra Şafak Edge’nin yerine gelen yerli guard hamlemiz Can Korkmaz oldu. 2.yazı “Neydi, Ne Oldu” bölümünde yerli rotasyonu üzerinde durmuş; bu mevki için öncelikli tercihlerimin Kenan Sipahi ve Doğuş Balbay olduğundan bahsetmiştim sebepleriyle. Can ligde Russ Smith’i veya Justin Dentmon’ı tribüne yollayacağımız maçlarda daha aktif süre alacak muhtemelen. Umarım kendini ispatlar ve rotasyona dahil olur ligde. Can’ı tekrar aramızda görmekten mutluluk duyuyor kendisine başarılar diliyoruz.

Yazı dizimiz 2-3 numaralarla devam ediyor, görüşmek üzere. Takipte kalın…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Neydi, ne oldu? http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/neydi-ne-oldu/ Tue, 23 Aug 2016 14:13:42 +0000 http://gsbasket.org/?p=3982 Evet hanımlar beyler, yazı dizimizin 2.ayağı ” Neydi, ne oldu ” ile tekrar karşınızdayız. Bu yazımızın konusu esas olarak yerli rotasyonu ve uzun transferinde yaşadığımız eksen kayması. İlk yazımızda Ergin Ataman’ın başarısının şifrelerini, oyunculara verdiği özgürlüğü ve olması gereken seçimleri makro pencereden aktarmıştık. Bir sonraki yazımızda nihayet oyuncu değerlendirmelerine geçiyoruz efendim. Şimdiden keyifli okumalar.

NEYDİ, NE OLDU?

i) Euroleague’in yeni formatının kesinleşmesinin ardından birçok basketbolsever sistemin eksik yönlerini kurcalamak yerine şimdiden 16 iyi takımın birbirleriyle yapacağı çetin maçların büyüsüne kapılmıştı. Oysa FB ve Efes taraftarlarında “A Lisans” güvencesi varken bizim elimizde ise sadece Euroleague/Eurocup’ı kazanma kartı bulunacaktı bu saatten sonra. Federasyonun Eurocup konusunda yaptığı sert çıkışı da hesaba katarsak ilerleyen yıllarda GS-Euroleague birlikteliğine dair olumlu hayaller kurmak pek mümkün değil, en azından şimdilik. Bu eleştirilerimizi dile getirsek de biz de taraftar içgüdüsüyle ” gsbasket.org ” olarak yeni sezonu beklemeye başladık.

Neyse fazla uzatmadan esas mevzuya geçelim; ilk sırayı Euroleague’in yeni formatıyla ilintili olarak yerli rotasyonundaki son durum alıyor. Eurocup şampiyonluğu ve Euroleague’deki değişim sonrası Ergin Ataman LİGTV stüdyolarında; İsmail Şenol, İhsan Bayülken ve Kaan Kural da NTVSPOR stüdyolarında takımlarımızın 2016/2017 kurgularında bu seneden farklı olarak muhakkak ekstra yerli takviyeleri yapmaları gerektiği üzerinde duruyordu. Şafak, Doğukan, Sinan, Göksenin, Ege ve Dusan ile geçtiğimiz yerli rotasyonunu Can, Sinan, Göksenin, Hacıyeva, Ege olarak devam ettiriyoruz. Nitelik ve nicelik olarak çok fazla üzerine koyamadığımız bir alan oldu yerli rotasyonu. Şahsi fikrim yeterliliklerinden emin olduğumuz bir veya iki hamle yapmak; sezon başlamadan evvel koyduğumuz hedefi yerine getirmek adına oldukça sağlıklı olacaktı. Ergin Ataman, rotasyonu ” rotasyon yapmak “ maksadıyla uygulayan bir koç değil. Bunun sebebi de basketbol felsefesinin temelinde yatan pragmatist bakış açısı. Ataman o gün, o an sahada nasıl kazanacaksa buna uygun hamleler yapmaktan kaçınmaz ve bunda ısrar eder. Sahada o gün kim iyiyse onu mümkün olduğunca tutmaya çalışır. Maça çok iyi başlayan 5’i kesintisiz 1 periyot sahada tutmaktan geri durmaz. Rotasyon ezberi yoktur, anı değerlendirir.

Şimdi koçun bakış açısına göz attıktan sonra gelin onun penceresine geçelim. Kadroda bulunan yabancı oyuncularla havuzdaki yerli oyuncular arasındaki kalite farkı ortada. Burada herşeyden biraz yapan yerli oyuncuları tercih etmek zamanla bu oyuncuları rotasyonun kenarına itmek anlamına gelecek zira yerli-yabancı arasında ciddi kalite farkı var. O halde bir yönü görece keskin yerlileri tercih etmek, koçun belirli dakikalarda onların bu yönlerinden faydalanması anlamına gelecek. (Bknz: 2015/2016 sezonunda Göksenin’in aldığı Şafak’ın alamadığı dakikalar.) Koçun Göksenin’i oyuna alması için bir sebebi var çünkü ondan beklentisi savunma, sertlik, rakibi psikolojik olarak yıldırma ve ceza şutları. Göksenin’den ilk etapta diğer alanlarda da etkili olmasını değil başarılı olduğu alanlarda daha da üstüne koymasını istiyor koç. Yani oyuncunun genetiği ile oynamak yerine iyi olduğu alanlarda uzmanlaşması üzerine yoğunlaşılan bir metod.

Tüm bunları baz alarak; set şutörü olarak kullanabileceği Mutaf; oyunu kontrol edip savunma katkısı alabileceği Kenan; atletik özellikleri ve pas kanallarına baskı, oyunu kaotikleştirme adına parkeye sürebileceği Doğuş ve 2-3 hatta 4 rotasyonuna esneklik, sertlik getirebilecek Simmons tercihlerimizden olabilirdi. Uzun rotasyonu için Oğuz Savaş’a tahmini 500-600k arası vermek yerine Sertaç Şanlı ve Ahmet Düverioğlu değerlendirilebilecek seçimlerdendi. Can Korkmaz iyi bir yıl geçirerek geliyor umarım faydalı olur fakat ilk tercihlerim yukarıda bahsettiğimiz oyunculardan ikisi olurdu ki kısa sürelerde daha net bir rol çizebilelim. Yerli rotasyonunu nitelik ve nicelik olarak yukarı çekmek gerekiyor fikriyle yola çıktığımız bir dönemde burayı bir şekilde pas geçmek “Neydi, ne oldu” bölümündeki yerini alıyor. Kişisel fikrim 8 yabancı ile başlayıp, Sinan ve Göksenin’e ilave rotasyona katabileceğimiz bir yerli daha alınması yönündeydi. Bu alandaki temel beklentimiz Ege Arar’ın geçen yıla göre daha kararlı olması ve rotasyondaki yerini kazıyarak alması. Her ne olursa olsun Sinan ve Göksenin gibi 2 milli oyuncumuz ve Ege gibi genç potansiyelimiz bizimle devam ediyor. 

ii) Bu bölümün ikinci mevzusu uzun rotasyonunda yaşadığımız karmaşayla ilgili. Belki de bu dönemin en kritik hadiselerinin olduğu yer burası. 13 Haziran’da gelen Lasme ve yasaklı madde haberi; 15 Haziran’da Birch’ün teklifimizi reddedip Olympiakos’un yolunu tutuşu olası Lasme-Birch hattını bozduğu gibi koçun ” post up ” oynayan uzun sevdasını da yeniden filizlendiriyordu. 23 Haziran’da Lasme’nin 3 ay ceza alacağını öngörerek yaptığımız sözleşme yenileme çabaları ve yine aynı gün İsmail Şenol’un Austin Daye haberi Daye-Lasme hayalleri kurdurtsa da Lasme’nin FB maçı örnekleri hayallere şimdilik(!) nokta koyuyordu. Lasme varken Birch’e teklif yapıp burayı Lasme-Birch ile geçmek isteyen staff’ın Nenad Krstic hamlesi “Neydi, ne oldu” bölümündeki yerini alıyor. Nenad Krstic’in Efes yılında içinde bulunduğu ikili oyun savunmalarının %38’inin sayı ile sonuçlanmış olması ve sağlıklıyken dahi savunma problemlerine yol açıyor olması kurduğumuz kadro yapısı açısından ciddi soru işareti. Sezon ilerledikçe buraya yeni hamle yapma ihtiyacının iyice gün yüzüne çıkacağını düşünüyor, Lasme’nin 6 ay ceza alması halinde (13 Haziran-13 Aralık)  ” bitsin artık bu hasret buluşalım gayrı” diyeceğimizi umuyorum.

Bir sonraki yazımızada nihayet parkeye iniyor, guard rotasyonunu ve Russ Smith, Justin Dentmon, Can Korkmaz transferlerini değerlendiriyoruz efendim. Takipte kalın…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Mr.Ataman http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/mr-ataman/ Mon, 22 Aug 2016 16:43:23 +0000 http://gsbasket.org/?p=3947  

Yeni heyecanlar, güncellenen kadrolar, yer yer tartışmalar çoğunlukla da yeni kazanımlar; karşınızda “ Transfer Sezonu ” . Transferler sonrası oluşan yeni kimya, yerli rotasyonu ve akışı değiştiren kritik olaylara geçmeden evvel yazı dizisinin ilk ayağında Ergin Ataman ve başarılı olduğu yapılardaki tercihlerine göz atacağız. Koçun kendi sistemine dair altın vuruşlar yaptığı röportajdan bir kesit ile yazıya başlayalım.

Aynı anda 12 oyuncunun oynadığı bir sistemin maç bazlı çok verimli olmadığını düşünüyorum. Üç tane uzun sakatlık problemi yaşamadığı takdirde onları dönüşümlü kullanma şansınız son derece yüksek. Altı kısayı da ekleyin, dokuz yapıyor. Sakatlıklar, problemler derken bunun yedi sekize indiği oluyor… Gelecek sezon kadroyu Euroleague’e uygun tutup Caleb Green’deki gibi eksik yakalanmak istemiyoruz. Ben takım savunmasına çok inanıyorum. Hücumda ise oyunculara kapasiteleri oranında insiyatif verme taraftarıyım. Oyuncu karşı potada sınırlandığı zaman rahat hareket edemiyor, kapasitesinin altında kalıyor. Mesela bu sezonu ele alalım, bizim hücumda bir sürü modelimiz vardı. Oyuncular nasıl rahat ediyorsa ona göre setleri dizayn edip ilerledik. Blake Schilb, bizim takımda ikili oyunları en iyi oynayan oyuncu. Normal düzen içinde ikili oyunlar onun üzerinden dönmeli ama maçların son bölümünde McCollum’un direksiyonda olmasını istedik. Göksenin’in bazen çok kritik işler yapması, Sinan’ın her geçen yıl artan performansı… Hep düzen içindeki serbestlikten, hep rahat hissetmekten.

Ergin Ataman

Evet, bu sözler Ergin Ataman’a ait. Nasıl başarıya ulaştığını anlattığı muazzam bir röportaj, çok kritik mesajlar içeriyor. Koç özellikle kısaların mesafe katedişini onlara verdiği serbestiye bağlamış; ” Hep düzen içindeki serbestlikten, hep rahat hissetmekten .” Eurocup sonrası LİGTV’ye konuk olan Sinan Güler de Ergin Ataman için özellikle şu cümleleri kuruyordu; ” Ergin ağabeye Avrupa’nın en iyi 4-5 koçundan birisi diyorsak bunun temel sebebi rolleri çok iyi ayarlayabilmesi. Oyuncular kendisinden ne istendiğini ve ne yapması gerektiğini bilerek adım atıyor parkeye. ”  

Ataman; oyuncusuna saha içinde özgürlük veren, onları hücumda keskin kalıplar içerisine sıkıştırmayıp görece fazla hata yapma payı bırakan bir taktisyen. Oyunculara biçtiği roller ve dakikalarla bunu pekiştiren; bu yüzden de başarıya dar rotasyon / keskin roller ile giden bir koç. Aslında burada önemli olan rotasyonun dar veya geniş olması değil. Rotasyonun niceliği çoğunlukla da darlığı koçun rolleri keskinleştirip düzenini oturtmasını sağlayan bir araç. Yani dar rotasyonla yaptıklarını pekala geniş sayılabilecek bir rotasyonla da yapabilir. Mühim olan serbestiyi yakalayan oyuncuların konfor alanlarını bozmadan rotasyonu genişletebilmek. Dar rotasyondaki gibi öne çıkan oyuncular ve kenardan gelip görev tanımı belirli yan parçalar Ergin Ataman takımında rotasyonu genişletirken temel alınması gereken noktalar.

Koç son yıllarda kısalara verdiği serbesti ile beraber onlara kariyer seneleri yaşattı; Carlos Arroyo, Jamont Gordon, Vladimir Micov, David Hawkins, Manuchar Markoishvili, Errick McCollum, Sinan’ın oyunundaki değişim, yarım dönem Blake Schilb diye uzar liste. Peki kısalar bu özgürlüğü nasıl olumlu kullandı? Koçun saha içi ve dışı verdiği güven cevabın büyük çoğunluğunu oluştursa da cevap salt bu değil. Kısalara uygun uzun seçimleri bunun diğer ayağı. Yani yetenekli kısalar ve onlara yeteneklerini sunabilmesi adına alan açan daha çok bitirici konumdaki uzunlar; işte size Ergin Ataman & Başarı kompleksi. Ergin Ataman doğru uzunları seçtiği sürece kısalara kariyer seneleri yaşatmaya devam edecek çünkü röportajda bahsettiği oyuncu bazlı setler ve özgürlükler artık onun tarzı, başarıya giden yoldaki en büyük kozu. Yıllarca büyük bir kesim bunu sistemsizlik olarak adletti fakat bu sistemsizlik değildir, bu bir tercihtir ve sistematik ilerler.

Şimdi gelelim uzunlara; Ergin Ataman sisteminde doğru uzun nedir ve kısalar için ideal uzunlar nasıl seçilmelidir? Aslında bu sorunun cevabı biraz da basketbolun geldiği nokta ile alakalı. Günden güne nesli tükenen “post up” uzunları ve her anlamda artan çabukluk ihtiyacı burada karşımıza çıkıyor. Bourousis’li Laboral ve Raduljica’lı Panathinaikos haricinde oyun içinde aktif olarak bu katkıyı isteyen elit kulüp yoktu geçtiğimiz yıl Euroleague’de. Artan oyun temposu, yönetimsel yeni kurallar oyundaki durağanlığın gün geçtikçe önüne geçiyor.

Euroleague announced that from next season an intentional foul made to stop a fastbreak should be classified as unsportsmanlike. (01.07.2016)

*Yeni kuralı Russ Smith ve Justin Dentmon hamlelerini incelerken tekrar ele alacağız.

Yeni düzenin ortaya çıkardığı 5 numaralar çoğunlukla ayak çabukluğu üst seviye, lateral hızı yüksek, perde sonrası roll veya pop yapan atletik çember koruyucuları. Avrupa basketbolunda yalnızca geleneksel uzunların değil eski tip guardların da neslinin tükeniyor olması değişimi zorunlu kılıyor. Yani artık tek kısaya bağımlılık ve oyunu sadece onun yaratıcılığı üzerine kurgulamak sizi daha tahmin edilebilir kılıyor. (Geride bıraktığımız yıl için bknz: Arroyo-Barcelona, Huertel-Efes, Spanoulis-Olympiakos). Bu yüzden çözüm üreten kısaların sayıca fazlalığı ve uzunların bu çözüme taktiksel ve fiziksel katkısı yeni oyun yapılarının değişilmezi olma yolunda ilerliyor. Çok sapmadan ideal Ataman uzunlarını özetleyelim; kabaca 3 sayı denemesi ve yüzdesi yüksek 4’ler; devrilen veya açılan ve bunu üst seviye yapan sert, çabuk atlet 5’ler. Burada gelmek istediğim nokta günümüz oyuncu yapısı ile Ergin Ataman’ın başarılı yılları arasındaki kesişim kümesi. Dilerseniz pekiştirmek adına koçun yakın geçmişte başarılı olduğu sezonlardaki uzun seçimlerine göz atalım;

Eurocup şampiyonluğu; Micov-Lasme

Euroleague Top8; Erceg-Bonsu

Lig şampiyonluğu; Macvan-N’dong

BJK senesi; Erceg-Bonsu

Yukarıda gelişiminden bahsettiğimiz kısalar (Jamont, Hawkins, Errick …) serbestiyi bu uzunlarla beraber oynayarak değerlendirdiler ve büyüdüler. Son yıllardaki alçak post uzunları; Jawai, Vougioukas, Maric ve daha da eskiye gidersek Kasun. (Bu verileri Nenad Krstic hamlesini değerlendirirken tekrar konuşacağız) Aradori ve Pocius’taki hayalkırıklığının sebebi de yukarıdaki satırlarda kendine yer buluyor; geniş rotasyona giderken oturtulamayan roller, dakika paylaşımı ve buna ilave olarak  Jawai (sakatlık çıkışı), Vougioukas gibi ağır iki uzun seçimi.

Kişisel fikrim yine saldırı noktalarının geniş konforlarla donatıldığı, topu yere vuran kısaların çözüm ürettiği ve bu çözüme en doğru katkı sağlayacak uzunların seçimi ile kadro oluşturmak gerektiğiydi. Yeni Euroleague formatı sebebiyle rotasyonu nitelik kadar nicelik olarak da artırmak gerekirken; bunu dar rotasyonlu yılların bizlere verdiği şifreler doğrultusunda yapmak, yani ana yapıyı çeşitliliği sağlamak üzerine değil mevcut yapıyı upgrade etmek üzerine kurgulamak şarttı. Sistemi upgrade etmek, sistemin merkezini değiştirmekten daha evladır Ergin Ataman’da. Bu yaz hamlelerimize baktığımıza çoğunlukla bu doğrultuda hamleler yaptığımızı (Russ Smith, Justin Dentmon, Austin Daye, Alex Tyus) bazen de geçmişimizden ders almadığımızı gördük. (9 yabancı, Nenad Krstic)

Bu yazımızda daha çok Ergin Ataman’ın sistemi ve başarısının şifreleri üzerinde durduk. Bırakmaya niyetimiz yok; yerli rotasyonu ve uzun rotasyonunda yaşadığımız tercih karmaşasına dair Neydi, ne oldu” ve oyunculara dair analizlerin de içinde bulunduğu genel kadro değerlendirmeleriyle sıcak sıcak geliyoruz efendim. Takipte kalın, arkası yarın.

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

 

]]>
Justin Dentmon http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/justin-dentmon/ Fri, 19 Aug 2016 15:55:33 +0000 http://gsbasket.org/?p=4025 Dentmon’ın Galatasaray’a gelmesiyle birlikte Galatasaray Odeabank yabancı transferini bitirdi. Kadromuzun nihai hali;

Russ Smith – Justin Dentmon – Can Korkmaz

Sinan Güler – Blake Schilb – Göksenin Köksal

Vladimir Micov – Jon Diebler

Austin Daye – Deon Thompson – Orhan Haciyeva

Alex Tyus – Nenad Krstic – Ege Arar

Dentmon, kendi skorunu üreten ve deliciliğiyle çembere gitmeyi seven bir oyuncu. Kendine özel bir şut stili olan, tek ayak üzerinden yana kayarak şut atan Dentmon, bu şut stilini sık sık uyguluyor. Şutunu yüzdeli atması ve potaya dengeli gidebilmesi onu savunulması zor bir oyuncu haline getiriyor.

2013-2014 Euroleague Sezonu / 3 Sayı Yüzdesi: %44.3

(Maç başına 7.2 üçlük denemesinde bulunup, tüm el yakan topları kullandığını düşünürsek bir takım liderine göre çok çok iyi bir oran)

Dentmon için şutu ve deliciliği dışında değinilmesi gereken temel noktalar top kaybı sayısı ve oyun kontrolü. Dentmon’dan oyunu kontrol etmesini isterken, onun bireysellikten uzaklaşıp takımı oynatmasını beklemeliyiz. Zira Dentmon kontrolden çıktığı zaman oyundaki bireysel varlığı, takımı oynatma yetisinin önüne geçebiliyor. Dentmon, takımla beraber hareket ettiği zaman hem takım, hem de kendisi bundan pozitif olarak etkilenecek.

Dentmon, yarı saha basketbolunu oynayabilen ve oynatabilen bir oyuncu. Bu, skorer bir oyuncu olmasının yanında hem takım adına, hem de kendi adına büyük bir silah. Tepeden oynadığı ikili oyunlar ile oyun görüşünün kalitesini ortaya koyuyor. Perde sonrası hem kendine, hem de forvetlere iyi bir alan yaratabiliyor. Özellikle P&R sonrası kullandığı şutlarlardaki yüzdesi muazzam. Dentmon’ın çembere gittiği anlarda takım arkadaşlarına oluşturduğu konforlu alanları değerlendireceğini, pas kanallarını işleyeceğini, bunları yapma potansiyelinin yüksek olduğunu söylemek mümkün.

Yüksek tempoyu seven, yarı sahayı çabuk geçen bir profile sahip olan Dentmon, özellikle açık sahada oynadığı basketbol ile zevk veriyor. Asist ortalaması, bir skorer oyuncuya göre gayet iyi bir rakama sahip. Zalgiris Kaunas’ta geçirdiği sezonda Euroleague’de 4.1 asist ortalamasıyla oynadı fakat Dentmon’ın tüm bunları yaparken top kayıplarını minimuma indirgemesi, Galatasaray için sezonun kilidi olacak.

Justin Dentmon’ın 2013-2014 sezonunda Zalgiris Kaunas formasıyla Asist/Top Kaybı oranı: 1.11

Avrupa’nın en iyi oyun kurucusu olarak kabul edilen Milos Teodosic’in 2015-2016 sezonu Asist/Top Kaybı oranı: 2.11.

Carlos Arroyo’nun 2013-2014 sezonu Asist/Top Kaybı oranı: 2.89.

Dentmon, Galatasaray’a takımın demirbaşlarından biri olmaya geliyor. Ergin Ataman’ın Dentmon’a vereceği özgürlük ile birlikte Dentmon’ın saha içinde kullandığı top sayısı, hücumda var olma çabası…Russ Smith ile bir arada oynayacağı dakikalarda hem hücumda, hem de savunmada ne yapacakları merakla bekleniyor. Savunmada Russ Smith ile undersized kalsalar da, Russ Smith ile yakalayacağı uyum, sezonun gidişatını belirleyecek.Dentmon’ın savunma performansı kara delik değil. Mücadeleden kaçmayan, 1.83 boyuna rağmen ribaundlara giren bir oyuncu. İstatistik kağıdına baktığımız zaman Dentmon top çalma konusunda da oldukça başarılı. Toplara el sokan, gücüyle rakibin karşısında kalan bir oyuncu.

Russ Smith’in D-League performansı, Austin Daye’in İtalya performansı, Schilb’in toplu oyunda topsuz oyuna göre daha çok verim vermesi gibi örneklerle, top paylaşımı konusunda takımda top kullanmayı seven birçok oyuncu mevcut.Doğru top-şut kullanımı, günümüz basketbolunda çok önemli. Hızlanan oyun ve kısaların oyuna olan etkisi ile kısaların yaratıcılığı, skora etkisi, hata payının minimuma inmesi, kısaların kalitesini belirliyor ve tüm bunlar, şutları ve topları doğru kullanmanın önemini ortaya koyuyor.

Doğru top kullanımına ilişkin HOB yüzdesi, istatistiksel anlamda kafamızdaki soru işaretlerine ışık tutacak. HOB Yüzdesi nedir? HOB yüzdesi, oyuncunun hücumda etkisinin olduğu basket sayısı.

Dentmon’ın 2013-2014 Euroleague performansı – HOB yüzdesi %35.3

Arroyo’nun 2013-2014 Euroleague performansı – HOB yüzdesi %40

Doğru şut kullanımına dair hoş bir istatistik bulunuyor:

Dentmon’ın 2013-2014 sezonundaki true shooting yüzdesi: %60.2. Amacım karşılaştırmak değil ama Stephen Curry’nin true shooting yüzdesi %66.9. Arroyo’nun 9 sezonluk NBA kariyerinin true shooting yüzdesi: %51.1.

Bu istatistiğin yeteri kadar anlaşılması için Arroyo’nun Galatasaray kariyerindeki true shooting yüzdelerine göz atacağız. 3 sezonda neler yaptığını hepimiz biliyoruz. Bu yüzden Arroyo’nun istatistiklerini Dentmon ile kıyaslamayı tercih ediyorum.

2012-2013: %57.1 BSL / %57.4 Eurocup

2013-2014: %53.2 BSL / %52.9 Euroleague

2014-2015: %57.5 BSL / %50.3 Euroleague

 

Yazıyı özetlersek, Dentmon’ın Russ ile uyumu, Dentmon’ın yarı saha hücumlarında takımı kontrol etmesi, olgunluk göstermesi, top paylaşımı konusunda sorun çıkarmaması gibi başlıklarla birlikte Galatasaray’ın bu sezon neleri başarıp başaramayacağını göreceğiz…

Sakatlıktan uzak, başarılı bir sezon dileğiyle…

Engin Ağzıdeli

]]>