Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gsbasket/public_html/index.php:2) in /home/gsbasket/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
Köşe Yazıları – GSbasket.Org http://gsbasket.org Galatasaray Basketbol Sitesi Wed, 14 Jun 2017 17:57:24 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.5 ŞUBEYİ SAHİPLENEN AMA KENDİ SAHİPSİZ BİR ADAM http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/subeyi-sahiplenen-ama-kendi-sahipsiz-bir-adam/ Wed, 14 Jun 2017 17:51:08 +0000 http://gsbasket.org/?p=4588 Bu yazı belki sinirle yazılmaya başlandı. Belki olayda bilgi kirliliği de vardır. Hatta daha önce Ataman’ın yıprandığını ve bu sezon ayrılmasının ve biraz basketbolsuz yaşamasının doğru olabileceğini bile düşündüm. Hatta belki de bugünkü karar doğru. Ama mevzu bunlar değil. Mevzu yıllardır sahipsiz bir şubeyi sahiplenen ama kendi sahipsiz olan bir adamın başına gelendir. Yazıya başlamadan önce yazıda kullanılan fotoğrafların ”fotoşop” olma ihtimalinin daima olduğunu da belirteyim. Malum; bizde böyle…


Geçen seneki çılgın fiyatlı kombineler ilk açıklandığında ”bu sene de bizim koltuğu alırım ama her maç 2 mola da ben alırım artık” diyen bir babam var. Malum kombinesi saha içinde benche 3 metre mesafede yıllardır. Esprisi komik değildi belki ama adam için Ataman olduğu sürece umut vardı. Adam için Ataman, İzmit’ten öğlen oynanan Banvit maçına gelme sebebi. Ataman bu yılki Anadolu Efes serisinin ikinci maçı sonrası ”son maçta o salonda 10000 Galatasaraylı’yı bekliyorum” minvalinde bir şey dediği için maça 2 gün kala bilet bul diye başımın etini yiyip İzmit’ten otobüsle bu maça gelen bir adam. 2 senedir ara ara çıktığım Galatasaray TV yayınlarında Ataman hakkında bir şeyler demediğim zaman arayıp ”niye demedin?” diye soran adam. Ve inanın ki babam spesifik bir örnek değil. O salonda yıllardır kombine alan, verdiği paranın aldığı hizmete denk düşmediğini bildiği halde bunu umursamayan bir sürü adam bugün Ergin Ataman için üzülecek. Peki sizce bu insanların Ataman’a duydukları güvenin nedeni her sene o ya da bu şekilde ortaya bir hedef koyup o hedefe yürüme isteği olabilir mi? Ya da bu insanların yüzde beşi size güveniyor mu? Güvenmeyi bırak tanımıyorlar bile.

Ataman’ın hataları yok muydu derseniz size 3 yazı büyüklüğünde Ataman’ın hataları arşivini çıkarabilirim. Hatta bundan 5 yıl sonra Ataman bu yıl yaptığı transferleri hatırladığı vakit ”alkollü müydük lan acaba bunları alırken?” diyip bir gülümser bence. Ama Ataman yaptığı her olumlu ve olumsuz hareketin cezasını kendi çekti. Yaptığı yanlış transfer yüzünden sezonluk lig lisanslarını bitirince kendi çaresiz kaldı. Nolan Smith ile kötü ayrılınca Quinn Cook transferi olmadı ve kendisi yeniden oyun kurucu aramak zorunda kaldı. Scouting konusunda tembel davrandı ve bu yüzden hep sezon içinde daha fazla emek harcamak zorunda kaldı. 10 milyon dolarlık bütçeyi iyi kullanamaması da bizzat kendi kariyerine bir darbe oldu. Ama biz bu 5 senenin neredeyse tamamında iddialı olduk; her şeye rağmen hem de. Bunda Ataman’ın payı yok mudur?

Peki siz Sayın Topsakal, Ataman’ın Galatasaray’ı zarara uğrattığını söylüyorsunuz. Eğer amacınız şaka yapmak değilse, 5 yıl boyunca neredeydiniz? Göreviniz gereği Galatasaray’ı korumak görevinizken, 2016’nın Haziran ayında, Eurocup alınmışken bu iddianızı neden gündeme getirmediniz? Neden sezonun sonunda Galatasaray’ı (kulübe zarar verdiğini bildiğiniz halde) Ataman’dan kurtarmadınız? Ciddiye alınmayacağınızdan mı, yoksa kupanın altında ezileceğinizden mi korktunuz? Gerçi kupalı fotoğrafa kendini photoshop ile ekleten birisi için fazla iddialı söylemler olurdu Eurocup sonrası Ataman hakkında olumsuz beyanda bulunmak.


Galatasaray’ı zarara uğratmak demişken; antrenörünüz 3 sezondur hakemler konusunda çıldırma noktasına gelmişken tarafsız olarak bakıldığında birçok maçta takımın aleyhinde düdükler ile takım mağlubiyetler alırken siz neredeydiniz Can Bey? Çıkıp 1 kere olsun bu kulübün haklarını savundunuz mu? Federasyonun bir personelinin yaptığı hatadan dolayı derbi galibiyeti hükmen gasp edilirken siz neden saklanacak delik aradınız? Federasyonun yapmış olduğu, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın aslında alakasının bile olmadığı bir olayda Galatasaray alenen mağdur edilirken siz nasıl rahat rahat o koltukta oturdunuz? Kulübü zarar ettirenlerin kulüpten ayrılmasını gerektiğini söylüyorsanız; sizin de derhal istifa edip yerinize kulübü zarara uğratmayacak bir personelin gelmesi gerekmez mi?

Yönettiğiniz (?) şubenin bir önceki forma sponsoru Champion yeni sezon formalarını , takım sezonu açtığı halde üretememişken siz bu durumda ne yaptınız Can Bey? Eski formaların heryerini bantlayıp takımı sahaya çıkartmaya utanmadınız mı? Şarap üretecisi olduğunuz söyleniyor. Siz şarap üretirken tedarikçi firmadan alkol gelmedi diyip şarapları alkolsüz üretebiliyor musunuz?

Sayın Topsakal; Göktürk Ural’a Ataman’ın attığı tokat yüzünden görevi bırakmıştınız. Bunu da açık açık söylemiştiniz. Peki Ataman halen bu takımın antrenörüyken basketbol şubesinin başına hangi yüzle geçtiniz? Tokatın kızarıklığının geçmesini mi beklediniz? Ya da göreve yeniden geldikten sonra Ataman’ın elini sıkarken yüzünüz kızarmadı mı? Lafınızın arkasında duramadınız mı? ”Bana ihtiyaç olduğunu hissettiğim için tekrar geldim” derseniz eğer; Ataman yerine Kunter tercihinizi daha da iyi anlamış ve hayal gücünüze daha da hayran kalmış olurum.

Koç konusunda karar verecek yetkili ben olsaydım, Ataman ile çalışmama fikrini düşünürdüm. Ataman’ın yıprandığı, basketbolun biraz dışında kalarak rejenere olması gerektiğini bu yıl hep hissettim. Hocanın çaresizliğine bu sene çok şahit olduk. Hatta iddiasız olduğu, bütçeden bahsettiği anlar hiç kendi tarzında söylemler içermiyordu ve Ataman her bu tarz açıklama yaptığında ben kendisinin iyice yıprandığını hissettim. Ama kendisiyle yolları ayırmak istesem bile bunu ”basın önünde küçük düşürücü demeçler vererek” değil, teşekkür edip onore ederek yapardım. Aldığı kupaları yanyana koyup bir basın toplantısı yapmak çok zor olmazdı değil mi Can Bey?

Fakat şubenin zarara uğratılmasını istemeyen Can Bey, bugün Ataman’ın istifa etmesini alenen isteyenleri bile çıldırtacak noktaya getirerek bu şubeye ”photoshop ile düzeltemeyeceği” kadar zarar vermiştir. Yeni antrenörümüz Erman Kunter’i bile ateşe atmayı başarmıştır. Erman Kunter’i sükunet içinde getirerek hocaya rahat çalışacağı bir iş ortamı sunup baskıyı üzerinden almak yerine, Erman Kunter’e bizzat Ergin Ataman olma görevi vermiştir. Ve bu hem Erman Kunter’e hem de doğal olarak Galatasaray Erkek Basketbol Takımı’na zarar verecektir. Edilen teklifi kabul edip gelen adamı ilk günden ateşe atmak, yöneticilik adına size yakışır bir iş oldu Can Bey.

Başkanımız Sayın Dursun Özbek’e de değinmek istiyorum. Kendisinin Ataman ile devam etmeyi istediği konusunda hemen hemen herkes fikir birliğine varmış durumda. Malesef ki sportif olarak bu kadar başarısız geçen başkanlığınız döneminde size nefes aldıran bir Avrupa Kupası hediye eden antrenörünüz için , kendi fikriniz de pozitifken keşke bu konuya bizzat dahil olsaydınız. Sizin isteğinizle olmayan bir şey bugün sizin sorumluluğunuzda gerçekleşmiş oldu. Belki de bu yanlışı düzeletecek zamanınız halen daha vardır.

Son olarak Ergin Hocam; hatan da sevabın da büyük. Ve ilk geldiğinde Oktay Mahmuti’nin ayrılığı neticesinde sana soğuk bakan taraftarı etrafına toplayıp, ”içerde” ve dışarda bütün problemli yapılara rağmen bu takıma hem şampiyonluk hem Avrupa kupası kazandırdın. Kupalardan bağımsız olarak sen bu takıma iddialı olmayı, başı dik tutmayı getirdin. Gerekirse tek başına herkesin karşısında durdun. Bu yüzden bütün bu sana karşı durup seni engellemeye çalışan insanlar ya unutulacak ya da sırf sana karşı oldukları için senin popülariten yüzünden akıllarda kalacak. Bugün belki bir veda olabilir ancak ben seni ilerde bu klübün başında ”herkese kafa tutan” halinle tekrar göreceğimi biliyorum. Belki de safralar vücuttan atılana kadar burada olmaman senin de hayrına olacak. Şimdilik hoşçakal; aslan yürekli hocam!

NOT: Photoshoplar kötü çıkmış olabilir, haklısınız. Malum herkesin photoshop bilmeye ihtiyacı yok. İyi bilen zaten kendini belli ediyor 🙂

YAZAR: VEYSİ DENİZ BASKIN

]]>
Analiz | Ryan Boatright http://gsbasket.org/genel/analiz-ryan-boatright/ Fri, 09 Jun 2017 18:19:24 +0000 http://gsbasket.org/?p=4574

OYUNCU PROFİLİ

BOY: 1.80
KİLO: 80
YAŞ: 25 / 27 Aralık 1992
KOLEJ: University of Connecticut
TAKIM: Cedevita

NCAA YILLARI

Connecticut Huskies ile NCAA şampiyonluğu yaşayan Boatright kolej kariyeri boyunca Andre Drummond, Jeremy Lamb, Shabazz Napier gibi oyuncularla aynı formayı giydi. İstikrarlı bir kolej kariyerine sahip olan Boatright, Senior sezonunda 17.4 sayı, 4.1 ribaund, 3.8 asist yaptı ve %41.1 3 sayı yüzdesiyle oynadı. Sizleri bu bölümde çok yormadan oyuncunun analizine geçelim.

OYUNCU ANALİZİ

Kasım ortasında Cedevita ile anlaşan Boatright, sezon içerisinde çok güzel performanslar ortaya koydu. Özellikle Valencia’ya karşı yaptığı 37 sayı – 11 asist ile dikkatleri üzerine çekmişti. Adriyatik Liginde Partizan ile deplasmanda oynadıkları PlayOff Yarı-Finali 2.maçında da efsane bir oyun ortaya koymuştu. Bu arada yazıyı okumadan önce kendi yaptığım, Kızılyıldız-Partizan (2)- Cibona maçlarından derlediğim Ryan Boatright videosunu izleyebilirsiniz.

Bir önceki yazımda Kane’in oldukça tahmin edilebilir bir oyuncu olduğunu belirtmiştim. Boatright’a bunu söylemek büyük haksızlık olur çünkü Boatright’ın cebinde birden fazla silah var. Peki bu silahlar neler?

2015-2016 (ORLANDINA / Lega Basket): 19.2 Sayı – 4 Ribaund – 2.5 Asist – %44 3 Sayı (3.0/6.8) – 3.6 Top Kaybı
2016-2017 (CEDEVITA / Adriyatik): 16.2 Sayı – 2 Ribaund – 3.4 Asist – %52.1 3 Sayı (2.6/4.9) – 2.6 Top Kaybı
2016-2017 (CEDEVITA / Eurocup): 17.7 Sayı – 3.1 Ribaund – 4 Asist – %37.5 3 Sayı (2.1/5.7) – 4.4 Top Kaybı

Avrupa basketbolunda yaşanan yetenek fakirliğinde, iyi bir koç sizi çok kolay analizleyebilir, sizi çok kolay tahmin edebilir ve sizi çok kolay yenebilir. Saha içine müdahale edemediğiniz anlarda takımınızda bulunan yetenekli oyuncular sahne alır ve sizi ayakta tutar. Takımın tavanını etkileyecek derecede önemli bir yere sahip olan bu kısa skorerler hücumda birebirler dener, el üstü şutlar atar, çembere gider ve bunlardan pozitif sonuç aldığında sizi skor-oyun olarak her zaman maçın içinde tutmaya çalışır. Hücumda sınırlı olmamak ve savunmada rakibin karşısında kalmak, üst seviyede var olup fark yaratmak için 2 değerli özellik. Öncelikle çemberle arasında özel bir bağ bulunan Boatrigth skorunun büyük bir kısmını yüzdeli şut (orta mesafe-üçlük) performansıyla üretiyor. Her türlü şut seçiminde belirli bir yüzdenin üstünde isabet bulan Boatrigth, şutlarını sol dribbling üstünden attığında daha başarılı sonuçlar elde ediyor. Delici bir oyuncu olan Boatrigth topu sağına vurduğunda genellikle çembere gitmeyi tercih ediyor. Yani sol dribbling şut ve sağ dribbling çembere gidişi, hücum temelinin 2 ana parçası. Sağ dribbling üzerinden çembere gittiği her pozisyonda mutlaka rakip savunmayı yeniyor, yani birebirlerden galip çıkıyor ve bu da skora yansıyor.

Üst seviye basketbolda şut seçimlerinin değeri kuşkusuz çok önemli. Küçük hataların bedeli büyük oluyor. Boatright geçiş hücumlarında erken şut seçimlerinde bulunuyor. Boatright’ın geçiş hücumlarında şutlarını kötü attığı bir günde canınız fazlasıyla yanabilir. Çünkü hem rakibiniz temiz savunma ribaundlarını alacak, hem de ivmeyi siz kaybederken onlar kazanacak. Yine de geçiş hücumlarında skor bulma yönünden oldukça etkileyici. Rakip savunmaya oturmadan çembere atak etme düşüncesini aklından hiç çıkarmıyor. Erken şut kullanmak yerine çembere gittiğinde daha olumlu sonuçlar aldığını söylemek gerek. Boatright’ın set oyunlarında statik şutları cezalandırması da altı çizilmesi gereken noktalardan biri. Şut demişken onu Mr.Buzzer Beater diye tanımlamakta herhangi bir sakınca görmüyorum. Zira ellerin titrediği-el yakan toplarda çok soğukkanlı davranıyor. Boatright, 24 saniyenin bitimine 4 saniye kala kullandığı şutlarda pozisyon başına 1.66 sayı üretiyor. Tehlike anında camı kırınız. Gerçekten olağanüstü bir istatistik fakat bunu Adriyatik Liginde yaptığını da belirtelim.

Boatright pasör bir kısa değil. Skorunu her zaman ön planda tutan bir kısa. Yukarda yazdığım gibi skorunu takıma zarar vererek değil, takıma yarar sağlamak için üretiyor. İstatistik peşinde koşmuyor. Bu arada pasör değil derken asıl değinmek istediğim konu, uzunlarla iyi Pick and Roll oynayamaması. Örneğin top kayıplarının çoğunu Pick and Roll oyunları sonucu yapıyor. Bu yüzden pozisyonu temiz oynamak için tepeden veya forvetten oynanılan Pick and Roll hücumlarını kendine oynuyor veya pozisyonu yoksa topu forvetlere veriyor. Hatta forvetleri oyuna dahil etme noktasında, çembere atak ettikten sonra köşelerde-forvetlerde boş kalan oyuncuyu buluyor, topsuz koşu yapan arkadaşlarını da ödüllendiriyor.

Fizik dezavantajları oldukça fazla olan Boatright savunmada perde geçişlerinde savunma yerleşimini bozuyor. Aslında en büyük eksisi de bu. Sol veya sağ pick, farketmiyor. Sürekli olarak picklerde duvara toslamış gibi oluyor ve rakibin ekmeğine yağ sürüyor. Her defasında takım savunması Boatright’ın eksiklerini kapatmak için çok çaba sarfetmek zorunda kalıyor. Ayrıca Pick and Roll’de adam değişimi sonrası sırtı dönük oyunda Boatright’ı arkasına alan bir oyuncu, o anda sayının yarısını atmış duruma geliyor. Sağdan ve soldan drive eden kısalara karşı da lateral hızı yetersiz. Özellikle Partizan serisinde William Hatcher’ın Boatright’ı birebirlerde yenmesi Boatright’ın bu eksik yönünü de ortaya çıkardı. Boatright’ın savunma konusunda tek mini-artısı topa baskı konusunda ortaya biraz enerji koyabilmesi. Önümüzdeki sezonlarda çalışacağı koçlarla belki de bu konuda biraz daha aşama gösterir fakat Euroleague seviyesinde bu savunmanın pek kabul edilebilir bir yanı yok. Boatright Eurocup seviyesi için çok büyük bir skorer. 2 ve 3 numaralarınız eğer ki oyunu yönlendirebiliyorsa, arkada da çember koruyucunuz varsa takım savunmanıza güvenip Boatright’ın savunma zaaflarını görmezden gelebilirsiniz ve onunla güzel zaferlere ulaşabilirsiniz.

Engin Ağzıdeli

]]>
Round 3: Kral Ünvanını Koruyabilecek Mi? http://gsbasket.org/kose-yazilari/4556/ Tue, 30 May 2017 15:22:15 +0000 http://gsbasket.org/?p=4556 Aslında bu yazıyı bir draft yazısı olarak yazmayı planlamıştım ancak bu finale ve getirdiklerine kayıtsız kalmak oldukça zor olacaktı. Hem iki takımın da kendi konferansından buraya gelene kadar gösterdiği dominantlık, hem de takımlar arası rekabetin üçüncü raundunun oynanacak olması, bu yazının konusunu belirlemek için oldukça geçerli sebeplerdi. Öyleyse yazı başlasın…

Round 3 : Kral Ünvanını Koruyabilecek Mi ?

Kral’ın Ordusu

Sezona kayda değer bir değişiklik olmadan başlayan Cleveland, sezonun ilk bölümünde yüksek bir performans gösterse de ortasına doğru yedek guard eksikliğinden dolayı hafif bir kaos yaşadı. Kaosu ilan edense Lebron’un bir maç sonrası en hafif tabirle ”yedek guarda ihtiyacımız var” sözleriydi.

Bu sözlerin üstüne takas dönemi sona ermeden Kyle Korver, All Star arasından sonra Andrew Bogut ve Deron Williams takıma kazandırıldı. Bu hamlelerle birlikte hem Mozgov’un hem Dellavedova’nın yeri kağıt üstünde fazlasıyla dolmuştu. Ancak Bogut’un Cleveland forması ile sahaya çıktığı ilk maçta yaşadığı garip sakatlık ile sezonu kapatması üzerine Cleveland tekrar yedek uzun aramaya başladı. Larry Sanders takıma katıldı ancak Sanders’ın uzun süredir basketbol oynamaması nedeniyle ondan istedikleri performansı göremediler ve en sonunda Walter Taveres’i kadrolarına kattılar.

Bütün bu takviyelere rağmen Cleveland Cavaliers için all star sonrası dönem pek iyi geçmedi. Bunu takım içi problemlerden ya da yeni oyuncuların adaptasyonundan ziyade, noelden beri süregelen takımın vites düşürme isteğinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Nitekim Cavaliers şu ana kadarki playoff performansı ile beni haklı çıkarmış gibi gözüküyor.

O performansa şöyle bir bakarsak; ilk turda Indiana’yı zor maçlar oynasalar da kolay geçtiler. İlk maçın çok çekişmeli geçtiği ya da Indiana’nın dördüncü maçta kazanamasa bile maç içinde farkı ciddi seviyelere getirdiği söylenebilir. Ancak Indiana’nın Lebron ile ligde belki de en iyi eşleşen Paul George’a sahip olması ve George’un bazı bölümlerde kendi standartının bile üstüne çıkması, Indiana’nın maç kazanması için yetmedi. Bu seride Lebron ne isterse o oldu. (gerçi doğu playofflarını tek cümlede anlatmak için bu cümle yeterli bir cümle)

İkinci turda ise rakip, sezon ortasında PJ Tucker ve Serge Ibaka takviyeleri ile birlikte; yıllardır aşmak istedikleri eşiği aşma şansına sahip olan ama ilk turda Bucks engelini çok zor aşan Toronto Raptors’tı. Fakat bu seride Lebron, üstdüzey oyununa bir kaç gayrıciddi hareket de ekleyerek Kanada’nın tek Nba takımını playofflardan şezlonga, süpürgesiyle beraber gönderdi. Teorik olarak Lebron’u iyi savunması beklenebilecek olan Pj Tucker, Serge Ibaka, Demarr Carroll gibi oyuncular Lebron’un karşısında duramadılar. Serinin başında Lebron’a mesafe vererek şutunu riske etme düşüncesi, Lebron’un üçlükleri ile beraber kafalardan silindi. Belki de 2 iyi takviyeye rağmen maç bile alamayan Toronto’nun artık yeni bir yapılanmaya gitme zamanı gelmiştir.

Konferans finalinde ise rakip hem draft kurasında ilk sırayı kazanan, hem de konferans finaline yükselen Boston Celtics’ti. Diğer rakiplere kıyasla en azından bir maç bile olsa kazanan Celtics, oyun olarak ise belki de en ezilen takımdı Celeveland’a karşı. Isiah Thomas’ın da serinin neredeyse başında playoffları kapatan sakatlığı Celtics’in pek de olmayan şansını daha da azalttı. Sonuç olaraksa Cleveland kendi konferansında sadece 1 maç kaybederek finale ulaşmayı başardı.

Oakland Birleşik İsyancılar Birliği

Sezona Durant ve Zaza eklemesi ile başlayıp, Bogut ve Harrison Barnes’ı kaybeden Warriors; sezona çoğunluk tarafından ligin en büyük şampiyonluk adayı olarak başladı. Zaten bir önceki senenin şampiyonluğunu son anda kaçıran bir takımın Durant takviyesiyle iyice güçlendiği düşünülüyordu. Endişeler ise takımın ribaund ve boyalı alan savunması yönünden sorun yaşayabileceği yönündeydi.

Sezona beklenen sorunlar ile başlayan ancak yetenek havuzunun derinliği ile bu sorunları mağlubiyet hanesine yansıtmayan Warriors sezonun ortalarına doğru ribaund zaafiyetini takım olarak kollektif bir şekilde ribaundlara daha konsantre olarak bir nebze çözdü. Buna ek olarak Durant çember savunması konusunda kendinden beklenmedik derecede başarılı olarak savunmada Warriors’ı bir seviye yukarı çekmeyi başardı. Durant’in hücumda da kendini göstermesi ile bir ara MVP oylamasında da isminin geçti. Curry’nin sezon boyunca rölantide oynaması, Thompson’ın sezona yavaş girip sonradan açılması gibi normal bir takımın etkilenebileceği durumlar, bu takım için pek bir sorun yaratmadı.

Sezonun sonlarına gelirken Durant’in şubat ayında sakatlanması üzerine Warriors Matt Barnes ile anlaştı. Aslında yedek oyun kurucu arayan Warriors, Calderon ile anlaşmıştı fakat Durant’in sakatlığının ciddi gözükmesi üzerine Calderon’un kontratı imzadan kısa bir süre sonra feshedildi ve takıma Barnes katıldı.

Playofflara ilk sıradan rahatlıkla giren takım ilk turda Portland engelini zorlanmadan geçti. Portland’ın hem kadrosunun zayıflığı hem de en güçlü yönlerinin bile Warriors karşısında zayıf kalması, serinin 4-0 gibi net bir sonuçla sonlanmasına neden oldu. Portland özellikle dış oyuncularıyla skorda tutunmaya çalışsa da üçüncü maç haricinde bunda başarılı olamadı.

İkinci turda rakip Los Angeles Clippers’ı zor da olsa eleyen Utah’tı. Sempatik oyuncuları, göze hoş gelen oyunları ve sahada bütün sakatlık problemlerine rağmen her maç mücadele etmeyi bırakmayan bir takım olan Utah için ilk turu geçmek, aslında bu sezonki hedeflerini gerçekleştirdikleri anlamına geliyordu. Bu seride de Utah aslında fena savaşmadı ancak güçleri Warriors’a yetmedi. Utah’ın zaman zaman Warriors’ın işlerini zorlaştırdığı anlar yaşasak da bunu uzun süreye yayamadılar ve 4-0 gibi net bir skorla süpürülmekten kurtulamadılar.

Konferans finalinde beklenen eşleşme olan Warriors – Spurs eşleşmesi gerçekleşti. Daha zor bir seri oynayıp buraya gelen Spurs’ün ilk maçta yorgun olabilme ihtimali üzerinde durulsa da Sprus ilk maça müthiş başladı ve farkı bir hayli açtı. Fakat herkesin bildiği malum pozisyonda Zaza Pachulia’nın ayağının üstüne düşen Kawhi Leonard’ın sakatlığı Spurs’ü hem saha içinde hem de mental olarak yıktı. Farkı kapatan ve maçı da kazanan Warriors olurken, diğer cephede Leonard’ın sakatlığının serinin diğer maçlarını etkileyip etkilemeyeceği tartışılıyordu. Serinin ikinci maçı öncesi Leonard’ın oynamayacağı açıklandı fakat bu açıklama o gün sadece ikinci maç özelinde olsa da Leonard seri boyunca hiç sahaya çıkamadı. Parker’ın da seride oynamayacağı kesinleştiği için Spurs özellikle dış oyuncularından pek bir katkı alamadı. Üstüne Gasol’ün kötü oyunu, Aldridge’in sürükleyememesi, Mills’in kritik anlarda verdiği kötü kararlar gibi etmenler bir araya gelince Spurs de Warriors’tan maç çalamadan şezlongun yolunu tuttu. Bu serinin özellikle ilk maçı, Warriors’ın takım olarak ayaklarının yere basmasına yardımcı oldu.

Nasıl Geçer Final ?

Finali değerlendirmeye başlamadan önce bu finalin eski finallerle olan en büyük farkından bahsetmek istiyorum. Daha önceki finallerdeki her seride takımlar, bazı oyunculara önlemler alırken bazı oyunculara daha az baskı yapmaya, rakibi kendi istediği şut tercihlerine zorlamaya çalıştılar. Genelde  iyi savunmacılarını rakibin yıldız oyuncusuna verip rakip yıldızın her zamanki katkısını sahaya yansıtmamasını sağlamaya çalıştılar. Kimi zaman da rakibin yıldızları yerine rol oyuncularını çok iyi savunup diğer rol oyuncularını kitleyecek stratejiler ürettiler. İki farklı tempoda oynayan takımın final randevusu söz konusu olduğunda ise genelde tempoyu belirleme savaşına şahit olduk. Fakat bu seriyi değerlendirirken bu saydığım geçmiş senelerde bolca gördğümüz stratejinin neredeyse hepsi önemsiz gibi gözüküyor. Golden State ya da Cleveland’ın ilk beşlerinde rol oyuncusu sayısının yıldız sayısından az olması bunda büyük bir etken. Kurgulanan savunmalar hedeflerine ulaşsa bile diğer bir yıldızın çıkıp herşeyi değiştirebileceği durumları bu seride bolca görebiliriz.

Golden State’in temel amacı doğal olarak Lebron üstünde baskı uygulayıp onun skoruna ve yaratıcılığına baskı uygulamak olacakt. Fakat bu durum, benim yazdığım gibi de kolay olmayacaktır. Özellikle Igoudala’nın olduğu Zaza’nın olmadığı kısa beşler oyundayken Lebron’a yapılan baskı etkili olabilir. Fakat bu kısa beşlerin de bir cezası var; savunma ribaundları. Bu zaafı gidermek için ise kollektif çaba haricinde yapacakları kadro içi bir çözüme sahip değiller. Ancak kollektif çaba ile en azından havuza düşen topları alabileceklerini düşünüyorum. Diğer merak konusu olan durum ise elbette işler sıkıştığı anlarda sorumluluğun kimde olacağı. Curry bu takımın lideri ve Golden State dendiğinde akla ilk gelen isim, ancak Durant’in de bu sezon sahada olduğu bölümlerde takımın ana kolonu gibi oynadığı gerçek. Aralarında daha önce top kullanma sorunu yaşanmamış olabilir ancak krıtik anlarda sorumluluğu alma yönünde ikisinin çatışma ihtimali bence beklenenden fazla. Curry her zamanki gibi bu anlarda topu eline isteyebilir fakat Durant’in de geçen sene Thunder formasıyla konferans finalinde topun el yaktığı anlarda sergilediği kötü oyun onu daha da motive edebilir.

Cleveland rakibin en zayıf karnı olan ribaund konusunda ligin en iyi ribaundçularından Thompson ve Love’a sahip ve bu durum hem savunma ribaundlarını daha kolay almalarını sağlayacak, hem hücumda birden fazla hücum etme imkanları olacak. Ayrıca istatistiğe yansıtamayacağımız fakat bana göre en önemli fayda ise bu hücum ribaundlarının Golden State’in transition hücumuna ciddi bir darbe vuracağı. Fakat Cleveland’ın işin savunma kısmında, bahsedildiği gibi bir savunma takımı olduğunu düşünmüyorum. Hatta Golden State’i sahanın savunma tarafındaki yüksek çaba ile yenme imkanları olduğunu da düşünmüyorum. Cleveland kazanmak için hem doğru hücum etmeli hem de savunmada en azından geri koşmak konusunda disiplinli olmalı. Lebron’un işlerini kolaylaştırmak adına bir diğer kritik nokta da Smith, Korver, Williams, Frye, Jefferson gibi oyuncuların bulacağı dakikalarda isabetli şut atabilmeleri olacak. Lebron zaten ilgiyi kendi üstüne çekip  bu oyunculara şut hazırlamak konusunda oldukça maharetli ancak bu oyuncular şut sokabildiği sürece Lebron’un bu çabası skora yansıyacak.

Genel olarak ise her iki takımın da ”tutarak kazan” yerine ”atarak kazan” mantığıyla sahaya çıkacağını tahmin ediyorum. İki takımın da kadrolarının bir hayli kaliteli ve skorer olması, sahada hücum yetenekleri kısıtlı oyuncu sayısının eski finallere göre çok daha az olması beni bu düşünceye iten etmenler. ”Bowen’ı Kobe’ye ver ” , ”rakibi temposu dışına çıkart”, ” istikrarsız şutu olanları boş bırak” gibi klişeleşmiş önlemler yerine maç maç hatta saniye saniye farklı önlemler ve hemen ardından getirilen çözümler göreceğimiz bir seri olacağı aşikar.

Bu her final öncesi öngörülen klişeler toplu halde taca çıktığından ötürü seriyle ilgili tahminde bulunmak çok zor. Fakat hem Lebron’un formu hem de geçen seneden gelen psikolojik avantaj nedeniyle ben Cleveland’ı bir adım önde görüyorum. Fakat bu kadar değişkenin olduğu bir seride kesin bir tahminde bulunmak da fazla kahince geliyor. O yüzden yuvarlak bir cevap olarak güzel ve son topa giden maçlar izlememizi, serinin içinde bundan 10 yıl sonra NBA TV’de gösterilebilecek özel maçlar olmasını temenni ediyorum. Hakeden şampiyon olsun 🙂

Veysi Deniz Baskın

 

]]>
DeAndre Kane http://gsbasket.org/genel/deandre-kane/ Mon, 13 Feb 2017 14:25:44 +0000 http://gsbasket.org/?p=4468 OYUNCU PROFİLİ

BOY: 1.93
KİLO: 95
YAŞ: 28 / 10.07.1989
KOLEJ: Marshall – Iowa

NCAA KARİYERİ (ÖZET)

Kolej kariyerinde toplam 132 maça çıkan Kane, 132 maçın 129’unda ilk 5 başladı ve kolej kariyerinin ilk 3 sezonunu, Miami Heat uzunu Hassan Whiteside’ın da bir zamanlar formasını giydiği, Marshall’da geçirdi. 3 yıl boyunca Marshall’da adından sıkça söz ettirdi. Freshman sezonunda sezonun en iyi Freshman takımına seçildi ve yılın en iyi Freshman oyuncusu oldu. Iowa’da geçirdiği Senior sezonunda takımın asist lideri olan Kane, aynı zamanda Melvin Ejim’in arkasından takımın en skorer 2. ismiydi.

FRESHMAN: 15.1 SAYI – 5.5 RİBAUND – 3.4 ASİST – 3.4 TOP KAYBI
SOPHOMORE:
16.5 SAYI – 5.4 RİBAUND – 3.5 ASİST – 2.9 TOP KAYBI
JUNIOR:
15.1 SAYI – 4.4 RİBAUND – 6.9 ASİST – 4.2 TOP KAYBI
SENIOR:
17.1 SAYI – 6.8 RİBAUND – 5.9 ASİST – 2.9 TOP KAYBI

OYUNCU ANALİZİ

Eurocup: 16.7 Sayı – 7.6 Ribaund – 4.3 Asist – %51.4 FG
VTB: 16 Sayı – 7.2 Ribaund – 3.2 Asist – %55.3 FG

Bireysel anlamda çok başarılı bir sezon geçiren DeAndre Kane’in analizine girmeden önce, okuyucuların zihninde biraz fikir oluşturmak amacıyla çeşitli maçlardan derlediğim DeAndre Kane videosunu izleyebilirsiniz. Analize de Kane’in başarılı olduğu sisteme göz atarak başlayalım… Nizhny koçu Stalbergs Kane’in hem hücumda, hem de savunmada takıma liderlik yapmasını istiyor. Bu doğrultuda Kane de rolünün hakkını vererek takımın skor ve ribaund yükünü çekiyor. Şutör Boynton ve pasör Strebkov ile oynaması onu verimli hale getiriyor. Kane’in Zubcic, Gubanov gibi beyaz, yumuşak ve atletik olmayan uzunlarla oynadığını da belirtelim.

Fizik olarak eski oyuncumuz Jamont Gordon’a benzeyen Kane, Avrupa basketbolunda az bulunan oyuncu profillerinden biri. Hücumda ve savunmada çok nitelikli bir oyuncu olan Kane’in güçlü fiziği hem hücum yeteneklerine, hem de savunma potansiyeline büyük bir artı yazıyor. Peki bu hücum ve savunma yetenekleri neler?

Kane hakkında bahsetmek istediğim ilk hücum becerisi, onun topsuz oyunda olan aktifliği. Çembere yapmış olduğu topsuz koşularla hücuma oldukça çeşitlilik katıyor ve rakibin kısalarını/uzunlarını zorluyor. İlk adımının hızlı olmasıyla rakibini geçen Kane her maçta defalarca tekrarladığı topsuz koşuların ödülünü alıyor. Sadece bu değil, topsuz koşular sonrasında kendisine yaratmış olduğu sırtı dönük hücumlar hücum portföyünü genişletiyor. Post-Up oyunlarında etkisini genellikle gücüyle gösteren Kane müthiş ayak hareketlerine sahip değil. Fiziği sayesinde sırtı dönük oynayarak çembere yaklaşıyor ve bu hücumları daima şutuyla bitiriyor. Sırtı dönük hücumlarda top isterken rakibini önüne alıp çembere doğru topsuz hareketlenmesini de ekleyelim. Oyunu doğru oynama isteği, pasörlük özelliğini de sahaya yansıtıyor. Bencillikten uzak kalarak takım arkadaşlarına pozisyonlar hazırlıyor. Pas istasyonu olurken görevini başarıyla yerine getiriyor. (Kane bu sezon 3.7 asist ortalamasıyla oynuyor.) Kane’in pasörlüğünü konuşurken ikili oyunlarına da değinmemiz gerekecek. Her oyuncunun belirli bir kapasitesi vardır ve oyuncuların sivrilen becerileri haliyle parkede ön planda yer alır. Yani her oyuncu yapabildiği işleri en iyi şekilde yapmayı tercih eder. Örneğin bazı oyuncular çok iyi Pick&Roll hücumu oynar. Bazı oyuncular savunmada dirençlidir. Bazı oyuncular perde çıkışlarında şut atar. Kane ise maç içinde az tercih ettiği Pick&Roll hücumlarında uzunu belli bir seviyeye kadar beslese de Kane’i elit bir Pick&Roll oyuncusu olarak tanımlamak zor. Kısacası Kane’den bir maçta harika Pick&Roll hücumları beklemek hayalcilik olur.

2014-2015: 3 SAYI: %32.8 (0.95/2.90) – SERBEST ATIŞ: %54.5 (2.15/3.92)
2015-2016: 3 SAYI: %32.3 (0.95/2.95) – SERBEST ATIŞ: %64.7 (2.14/3.31)
2016-2017: 3 SAYI: %28.0 (0.85/3.05) – SERBEST ATIŞ: %56.9 (2.74/4.81)

Kane’in vasat bile diyemediğimiz şut performansı oyunun sıkıştığı dönemlerde takımı için problem yaratıyor. Oyunun kilitlendiği dakikalarda şutunun kötü olduğunu bildiği için şut yerine 1’e 1 hücumlarla çembere gitmeyi tercih ediyor. Çembere penetre ettiği hücumlarda takım arkadaşlarına rahat konfor alanları sunuyor. Sağına vurduğunda çembere daha kuvvetli gidiyor fakat genellikle topu sağına vurarak çembere gitmesi onu tahmin edilebilir kılıyor. Savunmada iyi pozisyon alan bir kısa Kane’in sağını kapatarak topu soluna vurmasını istediğinde Kane’in yapabileceği işleri sınırlıyor. Ayrıca çembere çok kuvvetli gittiği için bazen ortaya dengesiz pozisyonlar çıkıyor. (Hücum faul, dengesiz turnikeler gibi…)

Kane’in VTB League’de çıktığı 14 maça dair şut istatistikleri

Kane’in en iyi yönlerinden biri savunması ve bu, onun en değerli basketbol silahlarından biri. Isırgan yapısı ve fiziğinin yardımıyla birden fazla pozisyonu (1-2-3) rahatlıkla savunabilen Kane çok yönlülüğünü ortaya koyuyor. Lateral hızıyla sağa-sola yapılan penetreleri engelleyerek rakibinin karşısında kalmayı başarıyor. Rakibin hızlı hücumlarını kesmek için savunmaya çok çabuk dönüyor. Ters eşleşmelerde uzunlarla mücadeleden kaçınmaması, onlara top aldırmamak için maksimum enerjiyle savaşması, onu Euroleague arenasında rol oyuncusu olacak hale getiriyor. Son olarak ribaundlar… Kane bir kısaya göre ribaundlara ekstra katkı veriyor. Kariyeri boyunca yüksek ribaund ortalamaları tutturan Kane bu sezon maç başına 7.4 ribaund ile oynuyor ve Eurocup’ta ribaund sıralamasında 2.sırada bulunuyor. Stoudemire, Devin Booker, Miro Bilan gibi oyunculardan daha fazla ribaund toplayan Kane’in hücum ve savunma ribaundlarındaki istekli tavrı, pozisyon bilgisi ve fizik kuvvetinin de kendisine kazandırdığı özgüvenle ribaund konusunda takımına büyük katkı sağlıyor. Kane’i gelecek sezon Euroleague’de izlemek sürpriz olmayacak. Sevgilerle…

Engin Ağzıdeli

]]>
Bruno Fitipaldo http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/bruno-fitipaldo/ Tue, 27 Dec 2016 11:14:56 +0000 http://gsbasket.org/?p=4444 Birçok kişiden farklı olarak Fitipaldo’nun ağırlıklı olarak milli takım maçlarını izlemeyi tercih ettim. Lega Basket’in bazı oyuncuları olduğundan iyi veya kötü gösterdiğini düşündüğüm için daha çok milli takım maçlarına göz attığımı söyleyebilirim fakat tabi ki de sadece bununla sınırlı kalmayarak Lega Basket günlerini de izledim. Milli takımda oynadığı süre içinde karşısında Vargas, Campazzo ve benim kişisel hissiyatımla alakalı olarak birbirlerine çok benzediklerini düşündüğüm JJ Barea ile karşılıklı oynamış olmasının, oyuncu özellikleri açısından bizlere daha net bir fikir sunacağını düşünüyorum. Öncelikle Fitipaldo’nun herhangi bir kolej kariyeri bulunmuyor. Tamamen Güney Amerika topraklarına ait, oranın ikliminde büyümüş bir oyuncu. Fitipaldo’yu yakından tanıyanlar onu izlemenin fantastik olduğunu belirtiyor ve analiz yazısı yazmak için izlediğim her maçta onlara hak vermemek yanlış olurdu.

Temel olarak sorulacak ilk soru kaptan Sinan Güler ile olan uyumunun nasıl olacağı. Fitipaldo topsuz oyunda oldukça etkili olan bir guard. Sinan ile birlikte çift kısa oynadıkları dönemde onu skorer olarak kullanmak Galatasaray’a avantaj sağlayacak. Skorunu şut üzerinden de bulması oyunun sıkıştığı dakikalarda rakibi açmak için iyi bir anahtar olacak. Şutlarını dripling üzerinden attığı gibi set içinde topsuz koşular sonrasında da bulması hücum çeşitliliği bakımından pozitif gözüküyor. Kısaca Fitipaldo’dan 3 sayı çizgisinin gerisinden şut atmasını ve buralardan skor üretmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım. Zira 3 sayılık şutlarının yüzdesi bir hayli yüksek.

2015: FIBA Americas (8 MAÇ): %38 – (2.4/6.2)

2016: Orlandino (11 MAÇ): %42.6 – (2.4/5.5)

Topsuz oyunda Fitipaldo ve Diebler’ın sahada olduğu dakikalarda hücumda aşırı enerjik bir Galatasaray Odeabank izleme şansımız var. İki oyuncunun da yaptığı topsuz koşular, oyunu yönlendiren Sinan, Schilb gibi oyuncular için çok değerli. Koşulardan bahsetmişken açık sahada da etkin bir model Fitipaldo. Tam sahada toplu ya da topsuz çembere atak etmekten çekinmiyor. Galatasaray’da Ergin Ataman’ın özellikle ortaya enerji koyan beşlerle oynadığında sezonun geri kalan kısmında takımın çembere daha çok gittiğini göreceğiz. Topsuz oyunun dışında büyük resme baktığımız zaman bazı maçlarda kaptanın aldığı yüksek sürelerden kaynaklı ciğerini sahaya bırakacağını anlar gelse de Fitipaldo’nun rotasyonu rahatlatacağı ve bu doğrultuda Sinan’ın veriminin artması olası.

Geçiş Hücumları, Cut’ları ve Çembere Gidişi

Fitipaldo’nun en büyük artılarından biri Pick and Roll hücumlarında olan aktifliği. Özellikle Slip-Screen yapan çabuk ayaklı uzunları (Alex Tyus) besleme konusunda çok yetenekli bir kısa. Diğer yandan Tibor Pleiss’ı rakip savunmayla çok fazla içli-dışlı yaşatmak, en azından hücumda, bizim isteyeceğimiz bir durum değil. Sonuçta 2.20’lik Tibor’u savunmada diri tutmak Galatasaray için başlıca gayelerden biri. Bu durumda Fiti’nin, sezonun son 1.5 ayında olduğu gibi, Tibor’a hazırlayacağı orta mesafe şutlar hem Tibor, hem de Galatasaray için yararlı olacak ve anlatmaya çalıştığım bölümler kuş bakışı olarak Galatasaray’ın 1-5 P&R hücumlarını özetleyecek. Ek olarak forvetleri de besleyebildiği P&R hücumlarında pick sonrası ters tarafta olan oyuncuyu görüş açısına alması, oyun aklının yaşından daha da büyük olduğunu gösteriyor.

P&R Videosu

Orlandina kariyerinde henüz 11 maça çıkan Fitipaldo Euroleague arenasında ilk kez yer alacak ve bu, kafalarda bazı soru işaretleri oluşturuyor. “Uyum sağlayacak mı? Fiziği yeterli olacak mı?” Bu kısımda öngörü yapmak kolay değil. Çünkü Russ geldiğinde büyük umutlarla büyük performanslar göstermesini beklemiştik fakat bir türlü o çıkışı yapamamıştı ama bir önceki sezonda vasat takımlarda forma giyen Galatasaray’a Errick geldiğinde sezon sonunda Eurocup MVP’si olmuştu. Zaten sezon ortası bir hamle ve çoğu sezon ortası transferinde olduğu gibi Fitipaldo transferinin de riski mevcut.

Zayıf karnı ilk olarak elbette fiziği ve savunması fakat burada önce küçük bir emsal sunmak istiyorum. Savunma emek isteyen, fedakarlıklardan oluşan bir eylem. Burada Diebler örneği üzerinden konuşmak doğru olacak. Diebler kariyeri boyunca savunmasıyla anılan bir oyuncu olmadı fakat Galatasaray’da durum öyle bir noktaya taşındı ki, Göksenin ile birlikte Diebler takımın en ateşli savunma oyuncusu haline geldi. Diebler bu sezon başlarken “ben harika bir savunma oyuncusu olacağım” demedi fakat savaştı ve ortaya büyük bir emek koydu. Fitipaldo’nun zihnine Galatasaray’da hücumda var olduğu kadar savunmada da + yazması kazınmalı. Rakibi rahatsız etmeli ve yüreğini parkeye sermeli. Ön alanda Fitipaldo & Sinan / Fitipaldo & Göksenin / Fitipaldo & Diebler ile oldukça hareketli bir savunma ikilisi görmemiz mümkün.

]]>
TIBOR PLEISS http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/tibor-pleiss/ Thu, 15 Sep 2016 09:26:40 +0000 http://gsbasket.org/?p=4186 Yenilmez Armada hem Türkiye Ligi’nde hem de Avrupa’da başarıya yönelik kurduğu geniş oyuncu kadrosunu Ağustos sonu itibariyle tamamlamıştı. Nenad Krstic’in şanssız sakatlığı sonucu Sırp yıldız ile yolların ayrılmasından sonra kısa bir süre içerisinde pivot transferi arayışlarına hızlı bir giriş yapan takımımız Alman pivot Tibor Pleiss ile anlaşma sağladı.

2.21 boyu ile özellikle İspanya’da oynadığı dönemlerde (Laboral ve Barcelona) isminden çokça söz ettiren Tibor Pleiss ayrıca 2010 yılında Brooklyn Nets tarafından 2.tur 31.sıradan draft edildi. Brose ve Laboral formalarıyla yıldızı parlayan Pleiss daha sonra dünya devi Barcelona’nın yolunu tuttu. Barcelona’da Ante Tomic’in ardından çok fazla forma şansı bulamayan Tibor Pleiss daha sonradan draft hakkını devralan Utah Jazz’a transfer oldu ve bir süre burada forma giydi. NBA’de de istediği süreleri alamayan Alman pivot yeni sezonda Galatasaray formasıyla Avrupa’ya uzun bir sürenin ardından ‘Merhaba’ demiş oldu. Özellikle Barcelona kariyerinden sonra oyunda kaldığı sürelerin kısalmasından dolayı istikrarını istediği gibi devam ettiremeyen Tibor Pleiss Ergin Ataman ile bir çıkış peşinde olacaktır.

HÜCUMDA VE SAVUNMADA TIBOR PLEISS

Tibor Pleiss’ın hücum portföyünü düşündüğümüzde takım için ciddi katkıları olacağını düşünüyorum. Her şeyden önce çok uzun ve 7’2’lik wingspan’e (kanat genişliği) sahip. Bu bir basketbolcu için (özellikle pivot oyuncular) için çok nadir görülen bir özellik. Bu özelliğini nasıl harmanladığına bakacak olursak; Pleiss genelde potaya yakın yerlerde topu aldığında yüzdesi artan bir oyuncu.(2014-2015 Barcelona sezonunda iki sayılık yüzdesi %64.6)  Ona, potadan uzakta ne kadar fazla birebir imkanı verirseniz gerek ikili sıkıştırmalar ile gerek de top fundamentalının yeterli düzeyde olmamasından ötürü hücum; steps veya rakip takıma verilecek transition şansı ile sonuçlanacaktır. Bu birebirlerinde onu sonuca doğru sürükleyen en önemli özelliklerinden birisi de zamanla tecrübe edindiği ayak hareketleri olmuştur.

Hücumda sayı opsiyonunun geniş olduğunu söylemiştim. Uzun boyunun oluşturduğu avantajla hücum ribaundu alıp ardından sayı ile bitirme konusunda da gayet iyidir. Ancak burada Tibor Pleiss’ın oyun karakterinin çok fazla hırslı, hırçın ve kavgacı olmadığını söylemekte yarar var. Burada hücum ribaundu konusunda uzun boyunun yarattığı imkan lehine gibi görünse de bu karakteristik özellikleri (soft, kavgadan uzak) onu hücum ribaundlarında etkin kılmayan en önemli etken. Bu anlamda ‘ekmeğini taştan çıkaran’ oyuncu özelliği daha çok Alex Tyus’a uygun olacaktır. Fiziğine rağmen adım genişliğinin fazla olmasından dolayı geçiş hücumlarında da trailer olarak gelebiliyor.

Laboral’de özellikle Walter Hodge ve Fabien Causer’in sahada olduğu dakikalarda topun sürekli hareket halinde olduğu ve topsuz cutların çok sık yapıldığı bir sistemde pota altında doğru anda yer alan bir Tibor Pleiss’ın, topla daha kolay bir biçimde buluştuğuna şahit olduk. Bu anlamda takımımızda Sinan, Russ, Diebler gibi statik olmayan oyuncularımızın varlığı ve onların sürekli potaya drive etme düşünceleri Pleiss’ın pozisyona girmesini kolaylaştıracaktır.

Kendisini, belki de NBA seviyesine kadar çıkardığı en önemli meziyetlerinden bir tanesi de orta mesafe şutları olsa gerek. Pick&pop’lar sonucu dışarıya devrilerek kendisine orta mesafe şut imkanı yaratabilir veya takım arkadaşlarına ‘hareketli oyunda’ alan açıp doğru şut imkanına sebebiyet verebilir. Üçlük çizgisinin dışında da etkili olduğunu söylemekte yarar var. Pick&pop’tan bahsettik gelelim pick&roll’e. İkili oyunlar sonrası hızlı bir şekilde devrilip potaya yönelme özelliği de hücum seçeneklerinin arasında var. Özellikle Laboral yıllarında Thomas Heurtel ile çok iyi bir ikili olduğunu eklemeliyiz.

Her iki elini de bitirici konumda kullanabiliyor. Daha çok sol omzundan dönüp sağ eliyle bıraktığı hook shootları ile etkili oluyor. Oyun görüşü de benim kanaatimce orta düzeydedir. Bazen ‘nasıl böyle bir hata yapar’ veya ‘Diebler köşede bomboş oraya nasıl veremez topu’ dedirtebilir ancak bir yıldan fazla süredir Amerika’daydı ve artık Euroleague için oldukça tecrübeli. Bu konuda çok fazla sorun yaşayacağımızı düşünmüyorum.

Savunmada ise defosu olan, açığını kapatabilmek için bazı oyuncularımızın daha fazla hareketli olacağı, daha fazla efor sarfedebilecekleri bir oyuncu. Bir kere her şeyden önce çok yumuşak. Kendisinin birçok kez özellikle İspanya’da oynadığı zamanlar, tecrübeli pivotların karşısında çok fazla ‘soft’ kaldığını ve hemen pes ettiğine şahit olduk.  Sertlik koyduğu anlar çok nadir oluyor. Göğüs göğüse çarpışmaktan kaçınıyor. Tabi hücum kısmında da bahsettiğim boyunun ve kanat uzunluğunun verdiği avantaj savunma kısmı için de geçerli. En azından bu özelliği ile defansif anlamda belli bir çizgide kalabiliyor. Savunma ribaundu (konsantrasyonunu kaybetmediği sürece) sıkıntısı yaşatmaz. İkili oyun savunması Euroleague seviyesine göre orta Eurocup seviyesine göre iyidir. 2.21 boyunda olmasına rağmen Brose sezonu hariç 1 blok ortalamasını pek fazla aşamadığını görüyoruz. Ancak kol uzunluğunun verdiği avantajla blok yapamasa bile rakibinin potayı rahat bir şekilde görmesini engeller. (Özellikle switch sonucu birebir kaldığı guard oyuncu karşısında) Maç başına 5.7 kez foul aldığını da hatırlatmakta fayda var.

Hücumda yapacakları taraftarlarımızı gayet tatmin edecektir ancak savunma bazında konuşacak olursak Tibor Pleiss, mevcut kadroyu da göz önüne aldığımızda biraz endişelendiriyor. Kısa rotasyonumuzun da savunma seviyesini özellikle Euroleague için normalin de altında olduğunu düşündüğümüzde arka tarafta çember savunucusu olarak sadece Alex Tyus kalıyor. Atletizm ve sertlik özelliklerinden de çok fazla yararlanamayacağız kendisinden.

Eylül ayında ve bu kadar makul fiyata Tibor Pleiss’ın gelmesini doğru bir hamle olarak görebiliriz. Umarız Avrupa’da yarım kalan işini Ergin Ataman ile birlikte tamamlar.

]]>
BORMIO KAMPI http://gsbasket.org/genel/bormio-kampi/ Sat, 10 Sep 2016 16:05:41 +0000 http://gsbasket.org/?p=4180 Yeni sezon öncesi hem Euroleague hem de Türkiye Ligi’nde başarı odaklı, geniş bir kadro kuran Ergin Ataman ve ekibi, yaz hazırlık dönemini iyi geçirmek amacıyla 14 tane hazırlık maçı oynama kararı aldı. ‘’Takım uyumu’’ sezonun anahtar söz öbeği olacağından faydalı bir hazırlık kampı geçirme hedefinde olan takımımız şu ana kadar neler yaptı, kimler ile oynadı, hangi oyuncular ön plana çıktı, hep birlikte inceleyelim.

22 Ağustos Pazartesi günü Abdi İpekçi’de, yabancı oyuncular ile birlikte –tam kadro olmasa da- sezonun ilk antrenmanına çıkan takımımız daha sonra bütün oyuncularımızın takıma dahil olmasıyla beraber hazırlık çalışmalarına devam etti. İstanbul’dan sonra yurt dışı kamp programı kapsamında takımımızın ilk durağı Bormio oldu.

HAZIRLIK KARŞILAŞMALARIMIZ

Bormio’da takımımız ilk hazırlık maçında Pentagono Spor Salonu’nda karşılaştığı Fortitudo Bologna’yı 84-93 mağlup etti. İkinci ve üçüncü çeyrekteki yüzdeli oyunumuz ile skor üstünlüğünü sürekli elinde bulunduran takımımızda Nenad Krstic 15 sayı 9 ribaund, Justin Dentmon 14 sayı, Alex Tyus ise 13 sayı 7 ribaund ile takımımızın en etkili isimleri oldu.

Kamptaki ikinci maçımızda, bir önceki maça göre özellikle son periyodu skor olarak daha çekişmeli giden maçta takımımız Vanoli Cremona’yı 80-77 mağlup etti. Özellikle son beş dakikadaki konsantrasyon kaybıyla rakip takımı ortak ettiğimiz maçın en etkili isimlerinden Vladimir Micov 16 sayı, Russ Smith 15 sayı ve Alex Tyus ise 13 sayı ile oynadı. Bologna maçının yıldızı Nenad Krstic de 12 sayı ile takımın skor yükünü çeken oyuncularımızdan biri oldu.

4 Eylül’deki Cantu maçı, oyuncularımızın üst üste yaptığı maçlar sonrası aşırı yorgunluk nedeniyle iptal edildikten bir gün sonra ligimizin ekiplerinden Tofaş ile karşılaştık. Justin Dentmon ve Austin Daye’in oynamadığı maçta takımımız Bursa ekibine 72-76 mağlup oldu ve Bormio kampındaki ilk yenilgimizi almış olduk. İki önemli oyuncumuzun oynamadığı maçta Sinan Güler ve  Russ Smith 14 sayı, Micov 11 sayı ile takımımızın en skorer isimleri oldu.

Takımımız Bormio kampındaki 4.karşılaşmasında Pentagono Spor Salonu’nda karşılaştığı Sharks d’Antibes’i baştan sona etkili oyunu ile 77-53 mağlup etmeyi başardı. İlk ve ikinci çeyrekte bulduğu serilerle skor üstünlüğünü ilk yarıdan rakip takıma kabul ettirmeyi başaran takımımızda Micov 13 sayı, Smith 10 sayı ve  Diebler 10 sayı ile galibiyetin baş mimarları oldular.

İtalya kampındaki beşinci hazırlık maçında, takımımız Palascieghi Spor Salonu’nda karşılaştığı Olimpia Milano’ya 91-86 mağlup olarak ilk etap kamp programını tamamlamış oldu. Russ Smith ve Nenad Krstic’in sakatlıkları sebebiyle oynamadığı maçta Dentmon 20 sayı, Sinan 16 sayı ve Austin Daye 14 sayı ile takımımızın en skorer isimleri oldular.

ÖNE ÇIKANLAR

Takımımız, ilk etap kamp programı dahilinde Bormio kampında beş hazırlık maçı oynadı. Yeni transferlerimizle geçen sene takımımızda olan oyuncularımızın özellikle hücumda çok fazla uyum problemi yaşamadığını gördük. Bu yıl daha çok savunmada kritik bir rol üstlenecek olan Alex Tyus beş hazırlık maçının üçünde çift haneli sayılara ulaştı birinde ise 9 sayıda kaldı. Austin Daye kendisinden tanıdık olduğumuz skorer kimliğini ön plana çıkaramasa da kalitesini gösterdi. Justin Dentmon ve Russ Smith beraber oynadığı maçlarda skor üretme konusunda birbirlerini çok iyi tamamladılar. Russ Smith potaya ettiği drivelar ile Justin Dentmon da özellikle perdeden çıkıp bulduğu üç sayılık isabetler ile takımımızın skor opsiyonu açısından en önemli isimleri olduklarını gösterdiler. Dentmon’ın Milano maçında 20 sayısının yanında yaptığı 7 asisti de unutmamak gerekiyor. Aynı şekilde Russ Smith de Tofaş maçında 7 asist yaptı. Forvet odaklı takımımızda guard oyuncularımızın asist yükünü çekmeleri önemli bir durum teşkil ediyor. Jon Diebler ise bu kampta çok fazla ön plana çıkamadı. Deon Thompson fizik olarak fit durumda olsa bile düşük yüzdeli bir kamp dönemi geçirdi. Vladimir Micov her maç takımın jokeri durumundaydı. Türk oyuncularımızdan ise Sinan Güler skorer oyunuyla ön plana çıkan isim oldu. Diğer Türk oyuncularımız ise çok fazla forma şansı bulamadı.

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-3 (4-5 Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-3-4-5-rotasyonu/ Sat, 27 Aug 2016 13:24:59 +0000 http://gsbasket.org/?p=4158 Yazı dizimizin 5.ayağından merhabalar efendim, bügünkü konuklarımız Daye, Thompson, Tyus, Krstic, Ege ve Hacıyeva.

4-5 NUMARALAR (Austin Daye – Deon Thompson – Orhan Hacıyeva – Ege Arar – Alex Tyus – Nenad Krstic)

Austin Daye: Euroleague’de bu yılın fiyat-performans transferi kendi adıma Austin Daye. 400-500k dolaylarına hücumda böylesine spektaküler bir oyuncu almak gerçekten büyük iş. Transferde yarışa girdiğimiz bir kulübün olmaması da hayli enteresan, özellikle Milano’dan bir hamle geleceğini düşünüyordum.

Austin Daye Ergin Ataman’ın 4 numaralardaki isteklerini karşılayan ve bonusları olan bir oyuncu. Mühim olan da bonuslarını kullanabilmek. Koçun geçtiğimiz günlerde yaptığı Erceg benzetmesini biraz sakıncalı buluyorum bu açıdan. Austin Daye sadece pick and pop oynayacağımız, spot up şut attıracağımız bir oyuncu değil. Herşeyden evvel 2.11 ve topu yere vurabiliyor. Savunma ribaundu sonrası topla rakip sahaya geçişleri rakiplere ciddi tehdit yaratıyor. Geçtiğimiz yıl Pesaro’nun aldığı savunma ribaundlarının %27.6’sı Austin Daye’e ait. NCAA yıllarından itibaren %25’lerin çok fazla altına düşmediğini görüyoruz. Takım yapıları farklı olmakla birlikte örnek oluşturması açısından Stephane Lasme’de geçtiğimiz yıl bu oran %19.47’ydi. 4-5 ikili oyunları ve P&R sonrası şutlarıyla klasik Avrupa 4 numaralarından ayrışıyor Daye. Yüzü dönük stepback’leri ve sırtı dönük oyundaki fadeaway’leri de barındırdığı net silahlar.

Gelelim Daye’deki soru işaretlerine. Temel olarak 3 sıkıntı görüyorum ki ilki mental. Austin Daye konsantrasyon sorunları yaşayabilen bazen kendini tamamen soyutlayabilen bir oyuncu. Ama bu periyotlar ciddi sorun teşkil edecek kadar uzun periyotlar değil, bu açıdan çok sorun yaşayacağımızı sanmıyorum. İkinci soru işareti rolünü ne kadar kısacağımıza dair. Geçtiğimiz yıl Pesaro’da Daye’in Usage Rate‘i(kabaca hücumda topa dokunma yüzdesi) %33.87.(Maç başına 16.7 şut) Russ Smith ve Justin Dentmon’ın da başarılı yıllarına bakarsak benzer oranları görüyoruz. Top paylaşımı açısından Daye’in Usage Rate oranı bu yıl düşecek. Bunu düşürürken bonuslarından vazgeçme tehlikesi onun verimini düşürebilir fakat Ergin Ataman’ın bu konuyu zamanla ideal normlarda tutacağını ve Daye’den en doğru verimi alacağını düşünüyorum. Üçüncü soru işareti Daye’in savunma performansı fakat hücumda katacakları kar-zarar dengesinde kesinlikle pozitif yönde ağır basıyor.

Kişisel olarak bu yaz en sevindiğim transfer hamlesi Austin Daye’di. Avrupa’nın en iyi 4 numarası olmaya aday Austin Daye’e başarılar diliyor, kendisini parçalı altında izlemek için sabırsızlanıyoruz.

Deon Thompson: Transfer döneminin başından itibaren 4.5 arayan Ergin Ataman’ın rotasyon hamlesi Deon Thompson oldu. İlk 12’de 6 yabancı olacağını (3 kısa 3 uzun) ve rotasyonda aktif kullanabileceğimiz yerli 4’ün olmayışını düşündüğümüzde kağıt üzerinde mantıklı bir seçimdi 4.5.

Deon’un en temel silahları orta mesafeleri ve pick and pop’ları. Alçak postta ve pota dibinde (bitirişleri, hücum ribaundları) fiziksel özellikleriyle etkili olan, hücumda birden fazla kutucuğu doldurabilecek bir oyuncu. Savunmada kalıplı uzunlar karşısında sıkıntı çekmeyen oldukça sert bir uzun Deon. Fiziksel özellikleri ile ortayı kapatsa da buradaki lateral çabukluğu ve ayak hızındaki defektler dolayısıyla penetre eden kısayı savunmakta zorlanabiliyor. Deon’un tekrar 4’e uyumlu olabilmek adına yazın kişisel antremanlar yapıp biraz kilo verdiği söyleniyor ki transferdeki verimi belirleyecek noktaların başında 4’e uyumluluğu geliyor. Daye, Krstic, Tyus sonrası daha atlet bir 4.5 bulmamız gerektiğini düşünsem de özellikle orta mesafe şutundan ciddi faydalanacağımızı düşünüyorum. Buradaki itirazım bireysel değil sistematikti dolayısıyla hala aynı yerdeyim. Şöyle ki Daye, Tyus, Deon hamlelerini yapmış olsak ve son hamlemiz kalmış olsa yine atlet, ayakları hızlı bir uzun almamız gerektiğini söyleyecektim isimlerden bağımsız. Uzun rotasyonundaki çabukluk ve atletizm eksikliğini muhtemelen yıl içinde yeni bir hamle ile giderme ihtiyacı hissedeceğiz. Yani temel soru işaretim hem Krstic hem Deon’u almamız ki buradaki seçimim Deon alma yönünde olurdu. Deon Thompson’ın yeni Erwin Dudley’imiz olması dileğiyle…

tyus2

Alex Tyus: Sezonun en kritik oyuncularından Alex Tyus ile devam ediyoruz. Lasme’nin gidişini uzun bir süre hazmedemesek de yerine ikame edebileceğimiz FA oyuncular içinde en güvenilir seçim Alex Tyus’dı. Piyasada hemen hemen sadece Lawal, Mbakwe, Samuels oluşu; D-League’de direkt etki edecek çok fazla oyuncu olmayışı koçu daha güvenilir gördüğü Tyus’a itti muhtemelen ki haksız da değildi. D-League’den Dakari Johnson, Henry Sims ve özellikle de Jeff Ayres’in muhakkak Avrupa yapması gerektiğini düşünüyorum bu arada. Tofaş’ın aldığı Ronald Roberts da en iyilerden seçim, ciddi çıkış yapması kuvvetle muhtemel.

Alex Tyus savunma, sisteme uygunluk ve guardlara uygunluk bakımından mevcut havuzu düşündüğümüzde doğru transfer. Özellikle Russ Smith sahadayken oynamak isteyeceğimiz erken P&R’lerde Russ Smith’in birincil partneri. Ribaundlarda savaşan, ikinci şans sayıları için emek koyan yetenekleri sınırlı bir uzun Tyus. Kendisinden kalıplı uzunlar karşısında yaşadığı zorluk ve ara ara pozisyonunu kaybedişi savunmasında eksi atacağımız yerler. Alex Tyus Maccabi yıllarında yaklaşık 20-21 dakika alıp Efes yılında ortalama 12.6 dakika sahada kaldı. Bu yıl özellikle ligde daha fazla süre alacak; artan dakika ve role vereceği cevap da transferin verimindeki kritik noktalardan birisi. Havuzda çok fazla seçenek olmaması ve genel oyun tarzı olarak makul karşıladığım bir transfer oldu Tyus. Umarım artan rolüne uyum sağlayıp Maccabi senelerinin üzerine çıkar.

Nenad Krstic: Esasında ilk 2 yazıda Krstic hamlesine dair birşeyler karalamıştık. Koçun bu yazki kumarımız diye nitelendirdiği Krstic’in savunma perfromansı kendi adıma büyük soru işareti. 5 numaraların alçak post tehditi hala bir silah olsa da değişen basketbolda artık eskisi kadar efektif değil. Krstic’in sadece alçak post silahı olmayıp iyi bir ikili oyun ve orta mesafe bitirici olması onu verim alamadığımız salt alçak post uzunlarından ayırsa da savunma-hücum terazisinde dengenin pozitif tarafa kayacağını öngörmüyorum. CSKA yıllarındaki Krstic’i bu bütçelerde istememek delilik ve koç da kumar diyerek bunu kastediyor. Fakat kadroyu Krstic’e göre dizayn etmedik. Ne ön alanda sert savunmacımız var ne de forvetlerde atletizm desteğimiz. Nenad Krstic Efes yılında içinde bulunduğu ikili oyunların %38’inde sayıya izin verirken diğer transferimiz Tyus’ın Efes yılında bu oran %18. Sakatlık sonrası daha da ağırlaşmış olabileceğini düşündüğüm Krstic’in takıma katılışını eleştirmek için savunma, sistem ve kısalara uygunluk bakımından kendimce sebeplerimin olduğunu düşünüyorum. Nedenselliğe dayalı her veri değerlidir, eleştirler de öyle. Krstic’in kar-zarar dengesi pozitif yönde ağır basarsa eleştirilerim dolayısıyla “yanıldım” diyeceğim tabi ki. Umarım ben yanılırım ve Krstic ile birlikte pozitif ivme yakalarız.

Ege Arar: Yaklaşık 1 ay önce u20 Avrupa Şampiyonası çeyrek final maçında İtalya’ya karşı attığı 24 sayıyla kariyer rekoru kıran Ege’nin yaz dönemi performansı özellikle bu yıl için umut veriyor. İyi yapabileceği işlere kanalize olması ve bir basketbol kimliği kazanması bu yıl için oldukça kritik. Kariyeri için kritik senelerden birisi olduğunu düşünüyorum. Artan Avrupa maçları ve lig rotasyonundaki yeri dolayısıyla muhakkak fırsatı değerlendirmeli, ligdeki sürelerini artırmalı. 4-5 oynayıp, şut performansı ve ribaund sezgileriyle öne çıkacak şekilde çalışmalar yapması bana göre kariyer planlaması açısından oldukça sağlıklı olacak. Yine fiziksel olarak kuvvetlenmesi de şart. Yürüyedur!

Orhan Hacıyeva: Yaklaşık 3-4 yıl önce iyi bir yerli alternatifi olabileceği dolayısıyla istediğimiz Hacıyeva’nın transferi birçoğumuz için sürpriz oldu. Lig rotasyonunda dönem dönem kullanacağımız Hacıyeva’nın Ege’den süre çalmaması dileğiyle…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

 

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-2 (2-3 Numaralar) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-2-2-3-numaralar/ Thu, 25 Aug 2016 12:45:30 +0000 http://gsbasket.org/?p=4065 Sezon öncesi yazı dizimizin 4.ayağından hepinize merhabalar. Guard rotasyonu dedikten sonra bugün Micov, Göksenin, Sinan, Diebler ve Schilb’i konuk ediyoruz. Micov diyerek başlayalım, keyifli okumalar.

2-3 NUMARALAR ( Sinan Güler – Blake Schilb – Vladimir Micov – Jon Diebler – Göksenin Köksal )

Vladimir Micov: Ne desem, nasıl başlasam bilemiyorum. Öyle şeyler yaşattı ki duygulanmamak elde değil. Hayatımın en sancılı günlerinden birisiydi 6 Nisan akşamı; Canaria deplasmanı. Uzun bir süre zihnimde yankılanacak “Oldu, oldu, oldu Hakan oldu” sesleri. Maç bitiminde yaşadığım duygu boşalması, sokağa çıkıp attığım depar ve nefes nefes kalışım silinmeyecek hafızamdan. Maçı uzatan ve son saniye bloğunu yapan Micov’a sonsuz teşekkürler.

Spot-up’ların efendisi Micov yine takımın ana dişlilerinden birisi oluyor 16/17 sezonunda. 25-30 dakikaları göreceğini düşünüyorum bu yıl da. Sahada her an her saniye ne yaptığını bilen, gerektiğinde bitirici gerektiğinde yaratıcı pozisyona geçen müthiş bir takım oyuncusu. Savunmada pozisyon bilgisi ve muazzam yardım savunmalarıyla var olarak kendinden daha hızlı ve atlet oyuncuların arkasında durabilen, asla defo yaratmayan bir adam. P&R oynayan ve P&R üzeri şut atabilen 3 numaraları savunmakta biraz zorlandığını söyleyebiliriz zira savunmasında eksi atabileceğimiz yer P&R savunması. Ancak rakiplere baktığımızda bu tip 3 numaraların sayıca az olması bunu ciddi bir savunma sorunu haline getirmiyor. Soğukkanlılığı özellikle deplasmanlarda reaksiyon vermemiz gereken anlarda negatif yansısa da madalyonun diğer yüzüne geçtiğimizde deplasman atmosferinden etkilenmeyerek performansını rahatça sergilemesine sebep oluyor. 4 numaraya geçtiğinde savunmada yaptığı yardım savunmalarıyla rakibin ikili oyunlarını bozuyor, hücumda da yılların 4 numarası gibi doğru pozisyon alıp pick and pop’ı en doğru şekilde oynuyor. Herşeyiyle özellikle de karakteriyle büyüdü bu topraklarda, stay with us Vlado!

Göksenin Köksal: Türkiye’de büyük takımların kadrolarında barındırmaları gereken bazı oyuncular vardır. Neredeyse yazılı kural hükmündedir ki ülke gerçekleri bunu gerektiriyor. Göksenin Köksal da bunlardan birisi yani cimbombomun çocuğu. Yanlış anlaşılmasın; Göksenin Köksal bu kontenjandan ekmek yiyen ve yeterliliği olmayan futbol takımı oyuncularından değil. Her geçen gün üzerine koyduğu savunması, hücum ribaundlarındaki etkinliği ve ceza şutlarıyla rotasyonun sağlam parçalarından birisi; taraftarın sevgilisi. Göksenin’in savunma özellikleri uzunca bir dönem yanlış algılandı ülkede fakat geldiğimiz noktada kendisini bu yönde ciddi anlamda geliştirdi. Rakibin üzerinde yaptığı kontrolsüz baskılar onu iyi savunmacı yapmıyordu ama artık rakibin karşısında kalma eğilimi, inatçılığı ve fizik gücü ile iyi bir savunmacı Göksenin. Kenardan getirdiği enerji ve ribaundlarda koyduğu emek de bonusları. Abdi İpekçi’de dönem dönem tam saha baskılı savunma tercih ederek momentumu kazanmayı amaçlayan Ataman’ın yine burada başvuracağı isimlerden birisi Göksenin. (Russ-Sinan-Göksenin-Daye-Tyus ; tam saha baskı 5’i) Tabi olay bununla sınırlı kalmıyor. Tek yönlü oyuncuları oynatmak ve onları sadece savunma ya da hücumda değerlendirmek gün geçtikçe zorlaşıyor. Savunmada koyduğunuz emek hücumda değerlenmiyorsa sonuca direkt olarak yansımıyor. Göksenin’in savunma performansı dış atışları ile birleştiğinde değerli hale geldi. Ondan beklentimiz başarılı olduğu alanları daha da geliştirmesi ki son yıllarda gösterdiği azim bu konuda umutlu olmamızı sağlıyor. Yürüyedur Aslan parçası!

göksennn

Sinan Güler: Geldik kaptana… Ergin Ataman’la olgunlaştırdığı oyunu ve ellerinde yükselen Eurocup kupası ile değerli bir yılı geride bıraktı. Errick McCollum’un guard yetilerinin sınırlı olması dolayısıyla Blake Schilb’le beraber kendisine fazla yük verdik geçtiğimiz yıl. Kadroda primer yönlendirici olmaması Blake ve Sinan gibi sekonder yönlendiricilerimizi bu yönde kullanmamızı gerektirdi. Caleb Green’li günlerde temponun yüksek sayılabilecek seviyelerde olması ve sahanın boyuna uzaması Sinan ve Blake’in verimini artırdı fakat Caleb Green’in sakatlığı tüm düzeni bozdu. 3 numarada yaratıcılığından faydalandığımız Micov’un 4 numaraya geçişi (daha çok bitirici olarak kullandık), oyun ve set temposunun düşüşü ile guard eksikliğini çokça hissettik ve oyun planımız sekteye uğradı. Düşük tempoda Sinan ve Blake’e kalan organizasyon yükü de haliyle beklentileri karşılamadı. Oyun kalitesindeki bu düşüş bizi Chuck ve Errick gibi bire biri olan oyunculara gereğinden fazla itti Münih ve Canaria serilerinde.

Sinan bu yıl Euroleague’de daha az dakikalar almalı zira artık takımın ana liderlerinden değil. Dentmon ve Russ gibi net guardlarımızın oluşu onun üzerindeki yükü alacaktır lakin kar-zarar dengesine baktığımızda Sinan’ın sürelerindeki artış hanemize ciddi artılar katmıyor. İkili oyun savunmasındaki zamanlama hataları ve perdelere yenik düşüşü tepede kolay geçilmemize yol açıyor ve savunma dengemiz kayıyor. Yani demem o ki savunmada her perdeye takılan, savunma dengesinin kaybolmasına sebebiyet veren bir oyuncuya ciddi süreler verebilmek için hücumda size ciddi artı değerler kattığını görmek gerek. Russ ve Dentmon’ın olduğu yerde; karar anlarında Sinan’ın birincil ihtiyaç olmadığını, maçın seyrine göre sürelerinin değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyorum Euroleague’de. (Sinan, Blake ve Diebler’a vereceğimiz süre tahmini olarak 35-40 dakika. Maça ve rakibin durumuna göre birisini o maç çok fazla değerlendirmeyeceğimizi düşünüyorum.) Ligde ise yine ana ihtiyaçlardan birisi Sinan. Yabancı kontenjanının ve 9 yabancının sıkıntılı yanlarından birisi bu durum maalesef. Yani Euroleague’de 10-12 dakika oynatacağınız bir oyuncuyu ligde 25’li dakikalarda kullanmak durumunda kalıyorsunuz bu da takımda rollerin oturmasını zorlaştırıyor. Bu gibi karışıklıkların önüne tam manasıyla geçmek kolay değil mevcut sistemde fakat biraz daha rahatlamak adına; Diebler veya Schilb’den biriyle sözleşme imzalamayıp yerine Simmons almak, ikisine verdiğimiz yaklaşık 1.1m‘a tek oyuncu almak ya da başka bir yabancı + Simmons almak bana göre daha mantıklı seçeneklerdi.

Jon Diebler: Avrupa’nın en iyi set şutörlerinden Jon Diebler ile devam ediyoruz. Tepe P&R’leri ve devamındaki doğru alan paylaşımı üzerine kurguladığımız hücum düzenlerinde malumunuz şut tehditiyle spacing’e pozitif katkıda bulunup ve sahayı enine genişletmemizi sağlayacak Diebler. İkili oyunlarda ters tarafta pozisyon alan bir Diebler, yardımları zorlaştırarak oynanan tepe P&R’unün kalitesini muhakkak artıracaktır. Yine perde çıkışı kullanacağı 3’lükleri de sıkışan set hücumlarında cephanemizde bulunduracağız. Kariyer senesini Karşıyaka’da Ufuk Sarıca’yla geçiren Diebler’ın yüksek tempoda verimi daha da artıyor. Özellikle erken yerleşim üzerine çalışılan setlerde doğru açılarda bulunarak çok etkin oluyor. Karşıyaka’da Strawberry kaynaklı oynanan penetre-pas kombinasyonlarının da bitiricisiydi. Bahsettiğimiz üzere Jon Diebler yaratıcı değil bitirici bir oyuncu ve bitirişlerindeki kalite sadece iyi şutör olması kaynaklı değil aynı zamanda yüksek oyun bilgisiyle de ilintili. Diebler’ın geçtiğimiz yıl Euroleague’de true shooting yüzdesi %71 ki bu yüzde sanırım sıralamanın en tepesindeki yüzde.

Gelelim Diebler’daki soru işaretlerine. Schilb’in mi Diebler’ın mı 9.yabancı olacağını net olarak bilmiyoruz lakin duyduğum kadarıyla planlama Diebler’ı sadece Euroleague’de kullanmak üzerine. Şut ritm işidir, devamlılık gerektirir. Ligde hiç kullanmadığınız bir oyuncuyu sadece Avrupa’da kullanmak belirli zorlukları da beraberinde getirir ki 9 yabancıya karşı olma sebeplerimden birisi de bu. Yani Diebler için hazırlayacağımız perde oyunlarını ligde kullanmayacak ve bu çözüme sadece Avrupa’da başvuracağız. Bu da devamlılık açısından sıkıntı oluşturuyor. Topu yere vuramıyor oluşu ve Micov’u da topsuz kullanabiliyor olmamız; yarı sahada çözüm üreten Schilb’e çeviriyor okları Ergin Ataman penceresinde. Diebler’ın savunmaya daha fazla konsantre olup daha fazla aranan adam olması gerektiğini düşünüyor, Avrupa’nın en doğru şut kullanan, en iyi set şutörüne (Carroll hariç diyelim, tartışmalara mahal vermeyelim) hoşgeldin diyoruz!

Blake Schilb: Tempoyu çok düşürmediğimiz 2015/2016 sezonunun ilk yarısında önemli performans veren Blake Schilb taraftar bazındaki beklentilerin aksine takımda kaldı. Errick McCollum, Sinan Güler, Vladimir Micov, Blake Schilb ve Stephane Lasme ana dişlileriyle kupa kazanan Ergin Ataman, aralarındaki iyi ilişkileri bozmamak adına bu oyuncuların hepsiyle masaya oturdu. Savunmadaki defoları ve düşen oyun temposunda hücumdaki verimsizliği ile gün geçtikçe kredisini düşürdü Blake. Takımda topu eline isteyen oyuncular kervanına bir de Blake’i eklemiş olduk. 2 numara oynadığında rakibin karşısında çok zorlanan Blake’in savunmaya verdiği en büyük destek kuşkusuz ribaundlar ancak bu yeterli olmuyor. Ön alanda yenilmemek artık savunmanın ana şartı ki savunma dengesinin bozulmaması herşeyden kıymetli. Hücum tarafında ikili oyunları pozisyonuna göre çok iyi oynayan, P&R üstü şutlarla kendi şutunu yaratabilen bir oyuncu. O oynadığında hücumdaki akışkanlık artıyor fakat geçen sene de gösterdi ki uzun maratonda takımın en güvenilir eli olarak Blake’e güvenmek sizi sıkıntıya sokabiliyor. Beklentimiz Blake’in 15/16 sezonu ilk yarısındaki performansını yinelemesi.

  • 1-2-3 rotasyonuna (120dk) kabaca baktığımızda Euroleague’de Dentmon’ın 30, Russ Smith’in 25-27 dakika civarında süre alacağını düşünüyorum. Micov’un da yaklaşık 28 dakikaları göreceğini düşünürsek bu 3 oyuncuyu 85 dakika kullanmış olacağız. Kalan 35 dakika Sinan Güler, Jon Diebler, Blake Schilb ve Göksenin Köksal’a gidecek. Deplasmanlarda Göksenin’in süre almayacağını düşünürsek kalan 3 oyuncunun maç maç değerlendireleceğini ve genellikle 1’inin o maç çok süre almayacağını düşünüyorum.

Bir sonraki yazımız 4-5 rotasyonu ile tekrar görüşmek üzere, arkası yarın.

Oğuzhan Günebakan 

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>
Oyuncu Değerlendirmeleri-1 (Guard Rotasyonu) http://gsbasket.org/erkek-takimimiz/oyuncu-degerlendirmeleri-1/ Tue, 23 Aug 2016 19:51:04 +0000 http://gsbasket.org/?p=3998 Sezon öncesi yazı dizimizin 3.ayağından hepinize merhabalar. “Mr.Ataman” ve “Neydi, Ne Oldu” dedikten sonra nihayet parkeye iniyoruz. Bu bölümde pozisyon pozisyon oyunculara dair kısa değerlendirmelerle sizlerle birlikteyiz. Sitemiz yazarlarından Engin Ağzıdeli’den de bol istatistikli bir yazı sözü aldık sezon öncesi yazı dizimiz için. Muhtemelen bu bölümün hemen akabinde rakamların dilinden konuşacak ve en son genel kadro değerlendirmeleriyle noktalayacağız. Yine yazar kadromuzdan Eren Akın’ın da gaza gelip “bir yazı da benden” dediğini öğrenmiş bulunmaktayız. Guard rotasyonu diyoruz efendim, keyifli okumalar.

GUARD ROTASYONU ( Justin Dentmon – Russ Smith – Can Korkmaz )

Russ Smith: Avrupa basketbolunda daralan yetenek havuzu NCAA ve D-League takibinin önemini gün geçtikçe katlıyor. Bu tip hamleler artık risk değil ihtiyaç. Tabi ki D-League’den oyuncu almak hala belirli riskler içeriyor fakat yetenek tavanınızı artırmak artık sadece Avrupa içi çözümlerle mümkün değil. 2015/2016 D-League sezonunun en iyi guardları Russ Smith, Bryce Cotton ve Quinn Cook‘tu. Kısa dönem gelip gidenler değil uzun süre kalanlara bakarsak bana göre bu üç oyuncu öne çıktı 1 numaralar içerisinde. Hatta Sean Kilpatrick ve Jordan McRae de uzun bir dönem “Avrupa’ya gelirsem yakarım.” mesajı veren skorer kanat oyuncularıydı fakat güzide Avrupa kulüplerimiz ne yazık ki bundan bihaberdi. (Kaliteli, Avrupa’ya uyum sağlayabilecek D-League oyuncularına dair raporlar çıkarma düşüncem vardı yaz başında, tembelliğime verin) Yani demem o ki Avrupa’da oyuncu bulmak özellikle de guard bulmak zorlaşmışken, skorer kısaların Çin’e gitme eğilimi artmışken artık Russ Smith gibi takip hamleleri oldukça değerli. Beşiktaş’ın Avrupa’ya en uyumlu D-League 4 numarası Earl Clark‘ı alışı gibi.

D-League goygoyumuzu döndürdükten sonra gelelim Russ Smith’e. Ölümcül penetreleriyle geliyor efendim, dikkat edin yakar. Russ Smith yüksek tempoya yatkın bir oyuncu. Yugoslav faulünün tedavülden kalkışı (sportmenlik dışı faul olarak sınıflandırılacak) ve Russ’ın geçtiğimiz yıl 4.6 ribaund ortalamasına sahip oluşu bu konuda elimizi güçlendiriyor.(tempo için tek veri bu değil tabi ki) Kontrolü Russ ve Dentmon’a vereceğimiz bir takımı kurmuşken bu konuda geçen sene Caleb Green’in sakatlığı sonrası düşen oyun ve set tempolarına geri dönüş yapmayacağız. Russ Smith Avrupa basketboluna ve topun değerinin arttığı nispeten daha düşük tempolara bir şekilde uyum sağlayacaktır lakin onu biraz daha verimli kullanmak adına potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar ve erken yerleşim üzerine kurguladığımız setler daha da önem kazanacak. Bu iki olguda da Russ Smith’in birincil partneri ayakları çabuk, koşan uzun olmak durumunda zira uzunun koşu mesafesini hem sette hem de tüm sahada artırıyorsunuz. Yani uzunda arayacağımız parametrelerden birisi ayak çabukluğu, atletizm (Erken yerleşim için koşan uzun; Tyus). Potadan uzak oynayacağımız ikili oyunlar için uzunda aradığımız diğer parametre şut performansı. Krstic ve Deon‘un orta mesafesi, Daye‘in dış şut tehditi bu oyunlarda bize katkıda bulunacak lakin iki parametreyi birlikte barındıran uzun olarak elde sadece Daye var. İşte Lasme bunun için önemliydi, sadece savunma bakanı değildi. Hem sete sette hem de açık alanda uygulanabilecek planların hemen hepsine uyum sağlıyordu. Russ Smith’in penetrelerinden maksimal verim almak adına -özellikle Dentmonla birlikteyken- bazı anlarda Russ’ı hand off’tan veya perdeden çıkararak topla buluşturmak set temposunu yukarı çekip doğru şutu bulmamızı kolaylaştıracaktır.

Russ bana göre bu takımın en kritik oyuncusu konumunda. Onun genetiğiyle biraz oynamak zihinlerdeki “Bu takım topu nasıl paylaşacak?” sorusunun yanıtı olabilir lakin bu kolay değil. D-League’in en skorer 2.oyuncusunun bu gibi alışkanlıklarını değiştirmek epey zor zira arka arkaya 4-5 hücumda topu kendisinin kullandığı maçları var. Bunu ne kadar başarabiliriz bilmiyorum ama Russ’ı biraz törpülemek ve bireysellikten uzaklaştırmak takım olgusu için çok kritik nokta. Yeteneklerini salt kendi skorunu üretmek adına değil takımı işin içine dahil etmek adına kullandığında ciddi keyif veren bir ekip olacağımız kanaatindeyim. Russ’ı bu role itmek adına yapacağımız ilk iş onu ilk 5 başlatmamak olmalı. Bu hem ikinci 5’in sürükleyicisi olarak istediği imtiyazı alıp oyuna başlamasını sağlayacak hem de takıma kenardan patlayıcı güç getirecek. Dentmon’la birlikte sahadayken ise bahsettiğimiz o törpüleme mevzusunda ne kadar başarılı olacağımız sezonun gidişi adına oldukça kritik. Dentmon gibi şutuyla öne çıkan skorer guard ve Russ gibi penetre silahını üst seviye barındıran skorer guardın birbirleriyle uyumunun bizi büyütmesini umuyor, Russ Smith’e başarılar diliyoruz. Parkede 25 dakika civarı kalacağını düşünüyorum Euroleague’de.

SMITH

Justin Dentmon: Ataman’ın kendisine vereceği özgürlük ile güzel bir uyum yakalayacağımıza inandığım şutörlerin şahı Justin Dentmon takımımızın bu yılki muhtemel lideri. Şutun her türlüsünü muazzam yüzdeyle atan Dentmon, 13/14 Zalgiris senesinde Euroleague’de maç başına 6.95 üçlük denemesinde bulunup %45’lik bir yüzde tutturdu. Takımın lideri olacaksınız, savunmalar özellikle sizi takip edecek, tüm zorlama toplar elinize kalacak ve %45 ile atacaksınız. Muhteşem bir şut performansı. Tek ayak üzerinden sağa kayarak attığı şutlar imzası. Bunun yanında daha çok kullandığı P&R sonrası şutlar ve dribling’ini kesip gönderdiği şutlarla her an skora ulaşabilecek bir oyuncu. Tüm bunları yaparken topu aşırı domine etmiyor ve pozisyonunu bekliyor. Yani daha çok şut üzerinden oynayan ve bunu yaparken pozisyonun, spacing’in gerekliliklerine dikkat eden bir saha içi lider Dentmon. (Dentmon’ın 13/14 sezonundaki true shooting yüzdesi %60.2) Savunmada ise liderlik ve skorerlik içgüdülerine kapılıp sinen oyunculardan değil.

Dentmon sahada her an çözüm sunabilecek değerli bir oyuncu. Anlık yaşadığı karar karmaşaları ve top kayıpları bazen takımı bambaşka noktaya sürüklese de genel olarak çok dağınık bir oyuncu değil. Sahada 30 dk civarında kalacak, Russ’la birlikte 10-15 dakika beraber oynayacaktır diye düşünüyorum. Basketbolun gittiği nokta ve Ataman’ın ona vereceği özgürlükle güzel bir sinerji yakalamamız kuvvetle muhtemel. Unutmadan; Austin Toros ve Zalgirisle yaşadığı şampiyonluklara geçtiğimiz yıl bir yenisini de Çin’de ekledi.

Can Korkmaz: Geçtiğimiz yıl başarılı bir sezon geçirdikten sonra Şafak Edge’nin yerine gelen yerli guard hamlemiz Can Korkmaz oldu. 2.yazı “Neydi, Ne Oldu” bölümünde yerli rotasyonu üzerinde durmuş; bu mevki için öncelikli tercihlerimin Kenan Sipahi ve Doğuş Balbay olduğundan bahsetmiştim sebepleriyle. Can ligde Russ Smith’i veya Justin Dentmon’ı tribüne yollayacağımız maçlarda daha aktif süre alacak muhtemelen. Umarım kendini ispatlar ve rotasyona dahil olur ligde. Can’ı tekrar aramızda görmekten mutluluk duyuyor kendisine başarılar diliyoruz.

Yazı dizimiz 2-3 numaralarla devam ediyor, görüşmek üzere. Takipte kalın…

Oğuzhan Günebakan

https://twitter.com/OgzhnGnbkn

]]>