Warning: Cannot modify header information - headers already sent by (output started at /home/gsbasket/public_html/index.php:2) in /home/gsbasket/public_html/wp-includes/feed-rss2.php on line 8
GSbasket.Org https://gsbasket.org Galatasaray Basketbol Sitesi Mon, 21 Aug 2017 16:12:32 +0000 tr-TR hourly 1 https://wordpress.org/?v=4.7.6 ANALİZ: SCOTTY HOPSON https://gsbasket.org/erkek-takimimiz/analiz-scotty-hopson/ Mon, 21 Aug 2017 15:53:55 +0000 http://gsbasket.org/?p=4608 Yeni koç, yeni oyuncular, yeni sistem ve yeni hedefler… Galatasaray Erkek Basketbol Takımı 2017 yaz sezonu itibariyle bir çekirdek değişimi sürecine girdi. Hayal kırıklıklarıyla geçen bir sezonun ardından yepyeni bir yapılanmanın sonunda takımı Erman Kunter’e emanet eden Basketbol Şubesi’nin forvet mevkisine yaptığı ilk transferlerden biri eski Anadolu Efes oyuncusu Scotty Hopson oldu.

SCOTTY HOPSON KİMDİR?

1989 yılında Kentucky’de dünyaya gelen Hopson, NCAA kariyerinde üç sezon boyunca Tennessee formasını terletti. Her geçen sezon istatistiklerini daha da yukarı çeken Amerikalı oyuncu, 2010-2011 yılında 17 sayı, 3,3 ribaund ve 1,3 asist istatistikleriyle oynadı ve Chandler Parsons, Terrence Jones, JaMychal Green ve Brandon Knight gibi kariyerlerini NBA’de sürdüren isimlerle birlikte Güneydoğu Konferansı’nın en iyi takımına seçildi.
Profesyonel kariyerine Yunanistan’ın Kolossos Rodou takımında başladıktan sonra İsrail’e giden Scotty Hopson, buradaki 17,7 sayı ve 5,2 ribaund ortalamalarıyla takımının normal sezonu üçüncü bitirmesine önemli katkı sağladı. 2013 yazında Anadolu Efes’e transfer olan Hopson, özellikle Euroleague maçlarındaki etkili performansını 15,3 sayı, 4,3 ribaund, 1,1 asist ve 1,3 top çalma istatistikleriyle süsledi. Sezonun ikinci kısmında ülkesine döndü ve Cleveland Cavaliers’a katıldı.

Yapılan takaslar sonucu dört farklı takıma gönderilmek zorunda kalan 28 yaşındaki forvet, Sioux Falls Skyforce takımında sezona başladı ve playoff döneminde İspanya’nın köklü ekiplerinde Baskonia’ya geldi. Çin Ligi’nde geçirdiği sezonun ardından Cedevita Zagreb ile yeniden Avrupa’ya döndü. Şubat ayında geldiği Ironi Nahariya’nın hücum yükünü sırtlayarak takımının playoff oynamasını sağlasa da takımı ilk turda ligin şampiyonu Hapoel Jerusalem’e elendi.

OYUNCU ANALİZİ

Fiziksel avantajlarından başlayacak olursak Scotty Hopson denince akla gelen ilk artılarından bir tanesi aşırı atletik özelliği olur. Atletik özelliğinin yanında orta üstü seviyedeki top fundamentalını da yanına eklersek ortaya patlayıcı bir güç çıkabiliyor. Böyle 2.5 tarzı atletik bir kısanın geçen sezon takımda yer almamasını çoğu maçlarda aradığımızı düşündüğümüzde Hopson sadece bu özellikleri ile bile takıma dinamizm katacaktır.

Hopson’ın takıma katacağı artılardan bir tanesi de skorer kimliği olacaktır. Geçiş hücumunda atletik özellikleri sayesinde (uzun ilk adımı, sıçrayış kabiliyeti) teması almasına rağmen pozisyonu basket ile bitirebilir. Bu transition hücumlarında daha çok bitirici konumda olmayı tercih ettiğinden dolayı bazen boştaki arkadaşını düşünmeyip zor tercihlerde de bulunabiliyor.

Yarı sahada ise kendisine çok rahat pozisyon yaratabilir. Top hakimiyeti ve atletizmi ile adamını isolationda geçip pozisyonu her iki eliyle de bitirebiliyor. Havada teması almamak için çok çabuk yön değiştirebilmesi de çoğu oyuncuda göremediğimiz ender özelliklerinden bir tanesi. Şutlarından da bahsedecek olursak özellikle takımın tıkandığı, skor üretemediği dakikalarda ‘’isolation Hopson’’ oyunu takımı bu kısır dakikalardan çıkaracak bir numaralı tercihlerden olacaktır.. Birebirde gerek el üstü gerekse adamını geçerek üçlük veya ikilik orta mesafe atışlarını basket ile sonlandırabiliyor. Şut ritmini bulduğunda durdurulması zor bir makineye dönüştüğü gibi o ilk isabetli şutu bulana kadar da ciddi tercih hataları yapabiliyor. Bu da onun oyununun eksik yönlerinden bir tanesi.
P&R oyunlarında ise genelde perdeyi kendisine isolationda alan açmak için kullansa da son zamanlarda devrilen uzunu ödüllendirdiğine de şahit olduk.

Şu ana kadar hücumda Hopson’ın hep olumlu yönlerini ele aldık. Olumsuz yönlerine gelecek olursak Hopson hücumda tek yönlü bir oyuncudur yani asist (son 4 yıldaki asist ortalaması 1.1), özelliği neredeyse hiç yok. Bu sebeple Hopson’dan verim alabilmek için topu sürekli onunla buluşturmamız gerekecek. Bu da diğer oyuncuların verimini düşürebilir. Öte yandan Hopson sayı bulamadığı zaman oyun içi konsantrasyonunu tamamen düşürebilen bir oyuncu. İstediği sayıları bulamadığı dakikalarda çok fazla tercih hataları yapar bu da takımın hücum ritmini düşürebiliyor.

Toparlayacak olursak; Hopson hücumda hem atletik özelliğini hem de skorer kimliğini beraber doğru zamanlarda harmanlayabilirse bu sezon takımın en kritik ismi olacaktır. Tek problemi oyun içi konsantrasyonu. Lakin bu mentalite sorununu hiçbir sezon aşamadığından dolayı üst seviye bir oyuncu da olamadı.

Savunmaya geçecek olursak oyun içi mentalitesi yüksek bir Hopson defansif anlamda toplu veya topsuz çok iyi işler çıkarabilir. Bahsettiğimiz fiziksel avantajları onu savunma rotasyonunda da önemli bir oyuncu kılıyor. Gerek pas aralarında olsun gerekse birebirlerde bu atletik özelliğini defansif anlamda çok iyi kullanabilir.

HOPSON VE GALATASARAY

Erman Kunter’in eski takımlarında oynattığı sisteme baktığımızda ( atletik oyunculardan oluşan cost to cost ) Hopson’ın onun oyun düzeninde çok önemli bir yeri olacaktır. Çok önemli bir skor tehditi ancak büyük ihtimalle maçlara tıpkı kendisi gibi topu sürekli elinde isteyen Dwight Hardy ile başlayacak. Topun sürekli dönebilmesi açısından bu iki oyuncuyu takım oyununa monte edebilmek zaman alacaktır, öte yandan diğer oyuncuların da saha içinde efektif kullanılması şart. Hücumda topu dolaştırabildiğimiz zamanlarda ise zayıf kanatta Hopson’ı ceza şutörü olarak kullanabildiğimiz dakikalarda hem kendisinden daha fazla yararlanabiliriz hem de takım oyununa sadık kalabiliriz. Ama dediğim gibi sezon öncesi oyun sisteminin oturması gerekli.

Hopson sevilen bir oyuncu modeli. Atletizmi ve patlayıcılığı ile çoğu maçta bulacağı yüksek skorlar ve göze hitap eden smaçları ile taraftarlarımızı maçın içine daha çok sokacak ve rakip takımın direncini kıracaktır.
Kendisine Yenilmez Armada formasıyla başarılarla dolu bir yıl diliyoruz.

SCOTTY HOPSON 2016-2017 SEZONU PERFORMANSI DERLEMESİ

UMUT KAAN ARSLAN

 

]]>
RICHARD HENDRIX https://gsbasket.org/erkek-takimimiz/richard-hendrix/ Sat, 29 Jul 2017 17:08:20 +0000 http://gsbasket.org/?p=4601 İstikrarsız geçen 2016-17 sezonunun ardından, neredeyse “sıfırdan” bir kadro kurmaya başladı erkek basketbol takımımız ve ilk takviyemiz Richard Hendrix ile pivot rotasyonuna oldu. 31 yaşındaki Amerikalı pivot, 2.06 boyunda ve en son Gran Canaria’nın başarısı için ter döküyordu.

Önemli bir Euroleague ve Eurocup tecrübesi bulunan yeni transferimiz, Lokomotiv Kuban forması giyerken bir Eurocup şampiyonluğu yaşadı. Bunun yanı sıra Maccabi’de iki ayrı seferde olmak üzere toplam 2,5 sezon forma giydi, Milano ve Malaga formalarıyla da Eurolague tecrübesi yaşadı. Hakeza geçen sezon da Canaria ile Eurocup çeyrek finaline kadar ilerledi (Yeri gelmişken Gran Canaria’da Eurocup’ta 18 dakika süre alıp 7.7 sayı, 3,6 ribaund ve 1.1 asist ortalaması tutturduğunu belirteyim).

Erman Kunter’in Hendrix’i isteme sebebinin ilk başta bu tecrübe faktörünün olduğuna inanıyorum. Uyum konusunda risk almak istemediğini ve kalitesiyle Avrupa basketboluna kendini kabul ettirmiş bir isimle pivot rotasyonunu güçlendirmek istediğini düşünüyorum. Artıları ve eksilerine ise sonraki paragraflarda değinelim…

Hendrix’in Maccabi ve Kuban sezonları bizim için önemli bir referans fakat yeterli değil ve hatta yanıltıcı olabilir. Zira özellikle son iki sezon içerisinde grafiğindeki “düşüş eğrisini” görmezden gelemeyiz. Buna ek olarak dikkat çekmemiz gereken bir diğer nokta, Gran Canaria’da sezon ilerledikçe Hendrix’in süresinin ve rolünün giderek azalması ve bazı maçlarda bu sürenin 6-7 dakikaya kadar düşmesi. Elbette bunun bazı sebepleri var:

Birincisi, ayak çabukluğu eskisi gibi değil ve savunmasına dezavantaj olarak yansıyor bu. Kısayla karşı karşıya kaldığında geçilmesi pek de zor değil artık.

İkincisi, eski atletizminin olduğunu söyleyemeyiz. Bu da hem savunmada hem hücumda hanesine eksi olarak yazılıyor.

Üçüncüsü, box out ve ribaund konusundaki caydırıcılığının azaldığını görebiliyoruz.

Tüm bunlar bir araya gelince Canaria’daki rolünün neden azaldığını ve süresinin niçin kısıtlandığını anlayabiliyoruz. Özellikle zorluk seviyesi yüksek maçlarda (ki son örneği Liga Endesa’daki Baskonia serisi) süresinin daha sınırlı olduğu gözümüze çarpıyor.

Artılarına gelince, Hendrix’in -özellikle- sırtı dönük oyunu ve artık görmeye hasret kaldığımız pivot adımlamalarını iyi becerdiğini söylemeliyiz. Canaria’da da sık sık bu silahına başvurduğunu görüyoruz. Faul alıyor, çizgiye gidiyor ya da sayı buluyor… Atletizmi ve ayak çabukluğu eskisi gibi olmasa da pick and roll ile de takıma katkı verebiliyor halen. Bir diğer özelliği ise oyun görüşünün bir pivota nazaran çok iyi olması. Sırtı dönük oyunlarda savunma ona odaklanmış ve/veya yardım savunması gelmişken boştaki takım arkadaşını bulabiliyor rahatça. Orta mesafesinin de hiç fena olmadığını söyleyebiliriz, zaman zaman şutunu da kullanıyor. Benim en çok dikkatimi çeken taraf ise sırtı dönük oyunuyla Gran Canaria hücumlarında başlı başına bir alternatif oluşturması. Erman Kunter’in de bu silahından yararlanacağını düşünüyorum.

Genel olarak toparlayacak olursak, eski atletizmi ve ayak çabukluğu olmaması dolayısıyla savunmada bir miktar sıkıntı yaşatabilir fakat sırtı dönük oyunu, orta mesafesi ve oyun bilgisi/tecrübesiyle takımımıza katkı verebilir. En belirleyici nokta ise Hendrix’i “tamamlayıcı bir parça” olarak kullanmamız gerekliliği. Alacağı süreyi -maç içerisinde farklı zorunluluklar olmadığı sürece- 15-20 dakika arasında tutmamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer bu perspektiften bakar ve rolünü buna göre belirsek kötü bir transfer olmadığını söyleyebilirim. Daha net bir fikir yürütebilmek için ise önce yapılacak diğer pivot transferini, sonrasında da sezon başlangıcını beklememiz gerekecek elbette.

Yeni bir Eurocup zaferi hikayesine değerli bir katkı sunması dileğiyle.

Semih Nişancı 

 

]]>
ŞUBEYİ SAHİPLENEN AMA KENDİ SAHİPSİZ BİR ADAM https://gsbasket.org/erkek-takimimiz/subeyi-sahiplenen-ama-kendi-sahipsiz-bir-adam/ Wed, 14 Jun 2017 17:51:08 +0000 http://gsbasket.org/?p=4588 Bu yazı belki sinirle yazılmaya başlandı. Belki olayda bilgi kirliliği de vardır. Hatta daha önce Ataman’ın yıprandığını ve bu sezon ayrılmasının ve biraz basketbolsuz yaşamasının doğru olabileceğini bile düşündüm. Hatta belki de bugünkü karar doğru. Ama mevzu bunlar değil. Mevzu yıllardır sahipsiz bir şubeyi sahiplenen ama kendi sahipsiz olan bir adamın başına gelendir. Yazıya başlamadan önce yazıda kullanılan fotoğrafların ”fotoşop” olma ihtimalinin daima olduğunu da belirteyim. Malum; bizde böyle…


Geçen seneki çılgın fiyatlı kombineler ilk açıklandığında ”bu sene de bizim koltuğu alırım ama her maç 2 mola da ben alırım artık” diyen bir babam var. Malum kombinesi saha içinde benche 3 metre mesafede yıllardır. Esprisi komik değildi belki ama adam için Ataman olduğu sürece umut vardı. Adam için Ataman, İzmit’ten öğlen oynanan Banvit maçına gelme sebebi. Ataman bu yılki Anadolu Efes serisinin ikinci maçı sonrası ”son maçta o salonda 10000 Galatasaraylı’yı bekliyorum” minvalinde bir şey dediği için maça 2 gün kala bilet bul diye başımın etini yiyip İzmit’ten otobüsle bu maça gelen bir adam. 2 senedir ara ara çıktığım Galatasaray TV yayınlarında Ataman hakkında bir şeyler demediğim zaman arayıp ”niye demedin?” diye soran adam. Ve inanın ki babam spesifik bir örnek değil. O salonda yıllardır kombine alan, verdiği paranın aldığı hizmete denk düşmediğini bildiği halde bunu umursamayan bir sürü adam bugün Ergin Ataman için üzülecek. Peki sizce bu insanların Ataman’a duydukları güvenin nedeni her sene o ya da bu şekilde ortaya bir hedef koyup o hedefe yürüme isteği olabilir mi? Ya da bu insanların yüzde beşi size güveniyor mu? Güvenmeyi bırak tanımıyorlar bile.

Ataman’ın hataları yok muydu derseniz size 3 yazı büyüklüğünde Ataman’ın hataları arşivini çıkarabilirim. Hatta bundan 5 yıl sonra Ataman bu yıl yaptığı transferleri hatırladığı vakit ”alkollü müydük lan acaba bunları alırken?” diyip bir gülümser bence. Ama Ataman yaptığı her olumlu ve olumsuz hareketin cezasını kendi çekti. Yaptığı yanlış transfer yüzünden sezonluk lig lisanslarını bitirince kendi çaresiz kaldı. Nolan Smith ile kötü ayrılınca Quinn Cook transferi olmadı ve kendisi yeniden oyun kurucu aramak zorunda kaldı. Scouting konusunda tembel davrandı ve bu yüzden hep sezon içinde daha fazla emek harcamak zorunda kaldı. 10 milyon dolarlık bütçeyi iyi kullanamaması da bizzat kendi kariyerine bir darbe oldu. Ama biz bu 5 senenin neredeyse tamamında iddialı olduk; her şeye rağmen hem de. Bunda Ataman’ın payı yok mudur?

Peki siz Sayın Topsakal, Ataman’ın Galatasaray’ı zarara uğrattığını söylüyorsunuz. Eğer amacınız şaka yapmak değilse, 5 yıl boyunca neredeydiniz? Göreviniz gereği Galatasaray’ı korumak görevinizken, 2016’nın Haziran ayında, Eurocup alınmışken bu iddianızı neden gündeme getirmediniz? Neden sezonun sonunda Galatasaray’ı (kulübe zarar verdiğini bildiğiniz halde) Ataman’dan kurtarmadınız? Ciddiye alınmayacağınızdan mı, yoksa kupanın altında ezileceğinizden mi korktunuz? Gerçi kupalı fotoğrafa kendini photoshop ile ekleten birisi için fazla iddialı söylemler olurdu Eurocup sonrası Ataman hakkında olumsuz beyanda bulunmak.


Galatasaray’ı zarara uğratmak demişken; antrenörünüz 3 sezondur hakemler konusunda çıldırma noktasına gelmişken tarafsız olarak bakıldığında birçok maçta takımın aleyhinde düdükler ile takım mağlubiyetler alırken siz neredeydiniz Can Bey? Çıkıp 1 kere olsun bu kulübün haklarını savundunuz mu? Federasyonun bir personelinin yaptığı hatadan dolayı derbi galibiyeti hükmen gasp edilirken siz neden saklanacak delik aradınız? Federasyonun yapmış olduğu, Fenerbahçe ve Galatasaray’ın aslında alakasının bile olmadığı bir olayda Galatasaray alenen mağdur edilirken siz nasıl rahat rahat o koltukta oturdunuz? Kulübü zarar ettirenlerin kulüpten ayrılmasını gerektiğini söylüyorsanız; sizin de derhal istifa edip yerinize kulübü zarara uğratmayacak bir personelin gelmesi gerekmez mi?

Yönettiğiniz (?) şubenin bir önceki forma sponsoru Champion yeni sezon formalarını , takım sezonu açtığı halde üretememişken siz bu durumda ne yaptınız Can Bey? Eski formaların heryerini bantlayıp takımı sahaya çıkartmaya utanmadınız mı? Şarap üretecisi olduğunuz söyleniyor. Siz şarap üretirken tedarikçi firmadan alkol gelmedi diyip şarapları alkolsüz üretebiliyor musunuz?

Sayın Topsakal; Göktürk Ural’a Ataman’ın attığı tokat yüzünden görevi bırakmıştınız. Bunu da açık açık söylemiştiniz. Peki Ataman halen bu takımın antrenörüyken basketbol şubesinin başına hangi yüzle geçtiniz? Tokatın kızarıklığının geçmesini mi beklediniz? Ya da göreve yeniden geldikten sonra Ataman’ın elini sıkarken yüzünüz kızarmadı mı? Lafınızın arkasında duramadınız mı? ”Bana ihtiyaç olduğunu hissettiğim için tekrar geldim” derseniz eğer; Ataman yerine Kunter tercihinizi daha da iyi anlamış ve hayal gücünüze daha da hayran kalmış olurum.

Koç konusunda karar verecek yetkili ben olsaydım, Ataman ile çalışmama fikrini düşünürdüm. Ataman’ın yıprandığı, basketbolun biraz dışında kalarak rejenere olması gerektiğini bu yıl hep hissettim. Hocanın çaresizliğine bu sene çok şahit olduk. Hatta iddiasız olduğu, bütçeden bahsettiği anlar hiç kendi tarzında söylemler içermiyordu ve Ataman her bu tarz açıklama yaptığında ben kendisinin iyice yıprandığını hissettim. Ama kendisiyle yolları ayırmak istesem bile bunu ”basın önünde küçük düşürücü demeçler vererek” değil, teşekkür edip onore ederek yapardım. Aldığı kupaları yanyana koyup bir basın toplantısı yapmak çok zor olmazdı değil mi Can Bey?

Fakat şubenin zarara uğratılmasını istemeyen Can Bey, bugün Ataman’ın istifa etmesini alenen isteyenleri bile çıldırtacak noktaya getirerek bu şubeye ”photoshop ile düzeltemeyeceği” kadar zarar vermiştir. Yeni antrenörümüz Erman Kunter’i bile ateşe atmayı başarmıştır. Erman Kunter’i sükunet içinde getirerek hocaya rahat çalışacağı bir iş ortamı sunup baskıyı üzerinden almak yerine, Erman Kunter’e bizzat Ergin Ataman olma görevi vermiştir. Ve bu hem Erman Kunter’e hem de doğal olarak Galatasaray Erkek Basketbol Takımı’na zarar verecektir. Edilen teklifi kabul edip gelen adamı ilk günden ateşe atmak, yöneticilik adına size yakışır bir iş oldu Can Bey.

Başkanımız Sayın Dursun Özbek’e de değinmek istiyorum. Kendisinin Ataman ile devam etmeyi istediği konusunda hemen hemen herkes fikir birliğine varmış durumda. Malesef ki sportif olarak bu kadar başarısız geçen başkanlığınız döneminde size nefes aldıran bir Avrupa Kupası hediye eden antrenörünüz için , kendi fikriniz de pozitifken keşke bu konuya bizzat dahil olsaydınız. Sizin isteğinizle olmayan bir şey bugün sizin sorumluluğunuzda gerçekleşmiş oldu. Belki de bu yanlışı düzeletecek zamanınız halen daha vardır.

Son olarak Ergin Hocam; hatan da sevabın da büyük. Ve ilk geldiğinde Oktay Mahmuti’nin ayrılığı neticesinde sana soğuk bakan taraftarı etrafına toplayıp, ”içerde” ve dışarda bütün problemli yapılara rağmen bu takıma hem şampiyonluk hem Avrupa kupası kazandırdın. Kupalardan bağımsız olarak sen bu takıma iddialı olmayı, başı dik tutmayı getirdin. Gerekirse tek başına herkesin karşısında durdun. Bu yüzden bütün bu sana karşı durup seni engellemeye çalışan insanlar ya unutulacak ya da sırf sana karşı oldukları için senin popülariten yüzünden akıllarda kalacak. Bugün belki bir veda olabilir ancak ben seni ilerde bu klübün başında ”herkese kafa tutan” halinle tekrar göreceğimi biliyorum. Belki de safralar vücuttan atılana kadar burada olmaman senin de hayrına olacak. Şimdilik hoşçakal; aslan yürekli hocam!

NOT: Photoshoplar kötü çıkmış olabilir, haklısınız. Malum herkesin photoshop bilmeye ihtiyacı yok. İyi bilen zaten kendini belli ediyor 🙂

YAZAR: VEYSİ DENİZ BASKIN

]]>
Analiz | Ryan Boatright https://gsbasket.org/genel/analiz-ryan-boatright/ Fri, 09 Jun 2017 18:19:24 +0000 http://gsbasket.org/?p=4574

OYUNCU PROFİLİ

BOY: 1.80
KİLO: 80
YAŞ: 25 / 27 Aralık 1992
KOLEJ: University of Connecticut
TAKIM: Cedevita

NCAA YILLARI

Connecticut Huskies ile NCAA şampiyonluğu yaşayan Boatright kolej kariyeri boyunca Andre Drummond, Jeremy Lamb, Shabazz Napier gibi oyuncularla aynı formayı giydi. İstikrarlı bir kolej kariyerine sahip olan Boatright, Senior sezonunda 17.4 sayı, 4.1 ribaund, 3.8 asist yaptı ve %41.1 3 sayı yüzdesiyle oynadı. Sizleri bu bölümde çok yormadan oyuncunun analizine geçelim.

OYUNCU ANALİZİ

Kasım ortasında Cedevita ile anlaşan Boatright, sezon içerisinde çok güzel performanslar ortaya koydu. Özellikle Valencia’ya karşı yaptığı 37 sayı – 11 asist ile dikkatleri üzerine çekmişti. Adriyatik Liginde Partizan ile deplasmanda oynadıkları PlayOff Yarı-Finali 2.maçında da efsane bir oyun ortaya koymuştu. Bu arada yazıyı okumadan önce kendi yaptığım, Kızılyıldız-Partizan (2)- Cibona maçlarından derlediğim Ryan Boatright videosunu izleyebilirsiniz.

Bir önceki yazımda Kane’in oldukça tahmin edilebilir bir oyuncu olduğunu belirtmiştim. Boatright’a bunu söylemek büyük haksızlık olur çünkü Boatright’ın cebinde birden fazla silah var. Peki bu silahlar neler?

2015-2016 (ORLANDINA / Lega Basket): 19.2 Sayı – 4 Ribaund – 2.5 Asist – %44 3 Sayı (3.0/6.8) – 3.6 Top Kaybı
2016-2017 (CEDEVITA / Adriyatik): 16.2 Sayı – 2 Ribaund – 3.4 Asist – %52.1 3 Sayı (2.6/4.9) – 2.6 Top Kaybı
2016-2017 (CEDEVITA / Eurocup): 17.7 Sayı – 3.1 Ribaund – 4 Asist – %37.5 3 Sayı (2.1/5.7) – 4.4 Top Kaybı

Avrupa basketbolunda yaşanan yetenek fakirliğinde, iyi bir koç sizi çok kolay analizleyebilir, sizi çok kolay tahmin edebilir ve sizi çok kolay yenebilir. Saha içine müdahale edemediğiniz anlarda takımınızda bulunan yetenekli oyuncular sahne alır ve sizi ayakta tutar. Takımın tavanını etkileyecek derecede önemli bir yere sahip olan bu kısa skorerler hücumda birebirler dener, el üstü şutlar atar, çembere gider ve bunlardan pozitif sonuç aldığında sizi skor-oyun olarak her zaman maçın içinde tutmaya çalışır. Hücumda sınırlı olmamak ve savunmada rakibin karşısında kalmak, üst seviyede var olup fark yaratmak için 2 değerli özellik. Öncelikle çemberle arasında özel bir bağ bulunan Boatrigth skorunun büyük bir kısmını yüzdeli şut (orta mesafe-üçlük) performansıyla üretiyor. Her türlü şut seçiminde belirli bir yüzdenin üstünde isabet bulan Boatrigth, şutlarını sol dribbling üstünden attığında daha başarılı sonuçlar elde ediyor. Delici bir oyuncu olan Boatrigth topu sağına vurduğunda genellikle çembere gitmeyi tercih ediyor. Yani sol dribbling şut ve sağ dribbling çembere gidişi, hücum temelinin 2 ana parçası. Sağ dribbling üzerinden çembere gittiği her pozisyonda mutlaka rakip savunmayı yeniyor, yani birebirlerden galip çıkıyor ve bu da skora yansıyor.

Üst seviye basketbolda şut seçimlerinin değeri kuşkusuz çok önemli. Küçük hataların bedeli büyük oluyor. Boatright geçiş hücumlarında erken şut seçimlerinde bulunuyor. Boatright’ın geçiş hücumlarında şutlarını kötü attığı bir günde canınız fazlasıyla yanabilir. Çünkü hem rakibiniz temiz savunma ribaundlarını alacak, hem de ivmeyi siz kaybederken onlar kazanacak. Yine de geçiş hücumlarında skor bulma yönünden oldukça etkileyici. Rakip savunmaya oturmadan çembere atak etme düşüncesini aklından hiç çıkarmıyor. Erken şut kullanmak yerine çembere gittiğinde daha olumlu sonuçlar aldığını söylemek gerek. Boatright’ın set oyunlarında statik şutları cezalandırması da altı çizilmesi gereken noktalardan biri. Şut demişken onu Mr.Buzzer Beater diye tanımlamakta herhangi bir sakınca görmüyorum. Zira ellerin titrediği-el yakan toplarda çok soğukkanlı davranıyor. Boatright, 24 saniyenin bitimine 4 saniye kala kullandığı şutlarda pozisyon başına 1.66 sayı üretiyor. Tehlike anında camı kırınız. Gerçekten olağanüstü bir istatistik fakat bunu Adriyatik Liginde yaptığını da belirtelim.

Boatright pasör bir kısa değil. Skorunu her zaman ön planda tutan bir kısa. Yukarda yazdığım gibi skorunu takıma zarar vererek değil, takıma yarar sağlamak için üretiyor. İstatistik peşinde koşmuyor. Bu arada pasör değil derken asıl değinmek istediğim konu, uzunlarla iyi Pick and Roll oynayamaması. Örneğin top kayıplarının çoğunu Pick and Roll oyunları sonucu yapıyor. Bu yüzden pozisyonu temiz oynamak için tepeden veya forvetten oynanılan Pick and Roll hücumlarını kendine oynuyor veya pozisyonu yoksa topu forvetlere veriyor. Hatta forvetleri oyuna dahil etme noktasında, çembere atak ettikten sonra köşelerde-forvetlerde boş kalan oyuncuyu buluyor, topsuz koşu yapan arkadaşlarını da ödüllendiriyor.

Fizik dezavantajları oldukça fazla olan Boatright savunmada perde geçişlerinde savunma yerleşimini bozuyor. Aslında en büyük eksisi de bu. Sol veya sağ pick, farketmiyor. Sürekli olarak picklerde duvara toslamış gibi oluyor ve rakibin ekmeğine yağ sürüyor. Her defasında takım savunması Boatright’ın eksiklerini kapatmak için çok çaba sarfetmek zorunda kalıyor. Ayrıca Pick and Roll’de adam değişimi sonrası sırtı dönük oyunda Boatright’ı arkasına alan bir oyuncu, o anda sayının yarısını atmış duruma geliyor. Sağdan ve soldan drive eden kısalara karşı da lateral hızı yetersiz. Özellikle Partizan serisinde William Hatcher’ın Boatright’ı birebirlerde yenmesi Boatright’ın bu eksik yönünü de ortaya çıkardı. Boatright’ın savunma konusunda tek mini-artısı topa baskı konusunda ortaya biraz enerji koyabilmesi. Önümüzdeki sezonlarda çalışacağı koçlarla belki de bu konuda biraz daha aşama gösterir fakat Euroleague seviyesinde bu savunmanın pek kabul edilebilir bir yanı yok. Boatright Eurocup seviyesi için çok büyük bir skorer. 2 ve 3 numaralarınız eğer ki oyunu yönlendirebiliyorsa, arkada da çember koruyucunuz varsa takım savunmanıza güvenip Boatright’ın savunma zaaflarını görmezden gelebilirsiniz ve onunla güzel zaferlere ulaşabilirsiniz.

Engin Ağzıdeli

]]>
Peki Şimdi Cavs Ne Yapmalı? https://gsbasket.org/nba/peki-simdi-cavs-ne-yapmali/ Wed, 07 Jun 2017 19:02:23 +0000 http://gsbasket.org/?p=4570 Ben genelin aksine bu serinin bitmediğini düşünüyorum. Ancak Cleveland staffı maç içindeki yanlışları görmemeye devam ederse bu seri GSW lehine biter. Bana göre Cleveland’ın yapması gerekenleri ele alırsak.

1) Draymond Green ile Tristan Thompson değil, Love eşleşmeli. Draymond Green’den 3-5 sayı yememek için onu Tristan Thompson’a tutturdular ve Green de içeri doğru düzgün adım bile atmadı maçın çoğu dakikasında. Cleveland mevcut planda potayı Love ile korumak zorunda kalıyor ve buna devam ederlerse Durant aynı ilk 2 maçta olduğu gibi Cavs pota altını her penetre ettiğinde perişan eder.

2) Cleveland stratejileri gereğince doğru düzgün hücum ribaundu kovalamıyor. Ellerinde Love ve Tristan Thompson gibi müthiş 2 ribaund gücü varken hücum ribaundlarına girmiyorlar bile. Bunun amacı da erken geri koşup GSW’nin etkili transition hücumlarına karşı çabuk savunmaya yerleşmek. Ancak bu da gördüğümüz üzere başarısız bir önlem. Cavs bunun yerine hücum ribaunduna iki uzununu da sokarak hem daha çok hücum etme şansını yakalamalı hem de en azından rakibin temiz ribaund almasını engelleyip GSW transition hücumlarının en azından daha dengesiz başlamasını sağlamalı.

3) Cleveland çok gerekmedikçe kısalmamalı. Çünkü kısa beşlerde Durant çemberi koruyabilirken Cavs’ın böyle bir şansı yok. Cavs kısaldığı anda GSW farkını ortaya koyuyor ve Cavs bu periyotlarda bir şeyler yapabilse bile neticede oyun GSW’nin istediği şekilde oynanmış oluyor. Tempoyu düşürmemeliler ancak kısalmak ile Cleveland’ın elde edebileceği hiçbir şey yok.

4) Korver oyundayken GSW özellikle onun adamından screen getirdi ve Cavs her seferinde switch yaparak Korver’ın resmen rezil olmasını sağladı. Deron da benzer durumdayken Korver ve Deron aynı anda sahada olmamalı. Golden State hücumda Korver’ın adamından aktif screen getirdiğinde ise Cavs switch yapmadan savunmaya çalışmalı. Gerekirse ters taraftan yardım getirip toplu oyuncunun hareket alanı kısıtlanabilir fakat Cleveland’ın sezon boyu böyle şeyleri çalışmadığı, maçlarda uygulamadığı da gerçek.

5) Lebron kenardayken genelde Love da kenara geliyor ve bu bölümde ”verin Irving’e oynasın” basketbolu oynuyor Cavs. Daha doğrusu oynayamıyor çünkü ne Kyrie kafa olarak burada ne de kendi skorunu üretebiliyor. Kyrie bu haldeyken ve çevresini de oyuna dahil edemezken; Lebronsuz kısa aralıkları Deron-Love ile oynamak daha mantıklı olabilir. Tempoyu düşürüp bu ikilinin pick n popları ile Lebronsuz bölüm idare edilebilir. En azından bu şekilde diğer oyuncuların maça girme şansı arttırılmış olur.

6) Frye daha çok sahada kalmalı. Cavs’ın big threesi haricinde en istikrarlı şut atabilen oyuncu Frye ancak Cavs bana göre saçma bir şekilde kısaldığı için süre bulamıyor. Cavs şutörleri rezil haldeyken Frye denenmesi zorunlu bir kumar halini aldı artık.

7) Tristan Thompson hücumda aktif edilmeli. Durant pota altında caydırıcı olsa da Thompson çok kuvvetli bir oyuncu ve Thompson’ın bulacağı basketler GSW’yi kısalma konusunda tereddüte düşürebilir. Cavs ne yapıp edip maçın daha uzun süre uzunlu beşler ile oynanmasını sağlamalı. İş kısa beşlere kaldığı zaman GSW karşısında maç kazanma şansı mucizelere kalıyor .

Son olarak Lue rezalet bir koç. Şurada yazdığım her şeyin antitezi öne sürülebilir ama 2 maç boyunca Tristan’ın dışarda Green’i kovalamasını izlemesi affedilebilir bir hata değil. Üstelik bu yanlışı gördüğü halde match upları değiştirmek yerine kısalmayı tercih ediyor.

David Blatt NBA özelinde biraz karizmasız kalmıştı ve geçmişinin Avrupa’da olması Lebron’a göre pek de saygıyı haketmiyordu fakat 2 sene önceki seride yapabileceği her şeyi yapmıştı. Mozgov’u kenara alıp kısalsaydı kazandığı maçları da kazanamayacaktı. Yani işin özü Blatt senesinde oynanan finalde Cavs zaten imkansızı denedi. Blatt’in kovulması doğru karardı ama Lue’nun da takımdakilerin gönüllerini hoş etme haricinde bu takıma kattığı hiçbir şey yok malesef. Şahsen bir NBA koçundan Lebron’un kenarda olduğu 3-5 dakikayı idare edecek bir oyun planını bir koca sezonun sonunda oluşturmasını beklerdim.

Ben her şeye rağmen daha kaotik bir basketbol ile bugün Cavs’ın maçı kazanacağını düşünüyorum fakat bugün önemli olan diğer bir etmen ise Cavs’ın oyunu ne kadar domine edip kendi basketbolllarını oynayabileceği. Oyun anlamında Cavs bir kırılma yaşamazsa bu seriyi geçme ihtimalleri yok gibi gözüküyor.

YAZAR: VEYSİ DENİZ BASKIN

]]>
Round 3: Kral Ünvanını Koruyabilecek Mi? https://gsbasket.org/kose-yazilari/4556/ Tue, 30 May 2017 15:22:15 +0000 http://gsbasket.org/?p=4556 Aslında bu yazıyı bir draft yazısı olarak yazmayı planlamıştım ancak bu finale ve getirdiklerine kayıtsız kalmak oldukça zor olacaktı. Hem iki takımın da kendi konferansından buraya gelene kadar gösterdiği dominantlık, hem de takımlar arası rekabetin üçüncü raundunun oynanacak olması, bu yazının konusunu belirlemek için oldukça geçerli sebeplerdi. Öyleyse yazı başlasın…

Round 3 : Kral Ünvanını Koruyabilecek Mi ?

Kral’ın Ordusu

Sezona kayda değer bir değişiklik olmadan başlayan Cleveland, sezonun ilk bölümünde yüksek bir performans gösterse de ortasına doğru yedek guard eksikliğinden dolayı hafif bir kaos yaşadı. Kaosu ilan edense Lebron’un bir maç sonrası en hafif tabirle ”yedek guarda ihtiyacımız var” sözleriydi.

Bu sözlerin üstüne takas dönemi sona ermeden Kyle Korver, All Star arasından sonra Andrew Bogut ve Deron Williams takıma kazandırıldı. Bu hamlelerle birlikte hem Mozgov’un hem Dellavedova’nın yeri kağıt üstünde fazlasıyla dolmuştu. Ancak Bogut’un Cleveland forması ile sahaya çıktığı ilk maçta yaşadığı garip sakatlık ile sezonu kapatması üzerine Cleveland tekrar yedek uzun aramaya başladı. Larry Sanders takıma katıldı ancak Sanders’ın uzun süredir basketbol oynamaması nedeniyle ondan istedikleri performansı göremediler ve en sonunda Walter Taveres’i kadrolarına kattılar.

Bütün bu takviyelere rağmen Cleveland Cavaliers için all star sonrası dönem pek iyi geçmedi. Bunu takım içi problemlerden ya da yeni oyuncuların adaptasyonundan ziyade, noelden beri süregelen takımın vites düşürme isteğinin bir sonucu olduğunu düşünüyorum. Nitekim Cavaliers şu ana kadarki playoff performansı ile beni haklı çıkarmış gibi gözüküyor.

O performansa şöyle bir bakarsak; ilk turda Indiana’yı zor maçlar oynasalar da kolay geçtiler. İlk maçın çok çekişmeli geçtiği ya da Indiana’nın dördüncü maçta kazanamasa bile maç içinde farkı ciddi seviyelere getirdiği söylenebilir. Ancak Indiana’nın Lebron ile ligde belki de en iyi eşleşen Paul George’a sahip olması ve George’un bazı bölümlerde kendi standartının bile üstüne çıkması, Indiana’nın maç kazanması için yetmedi. Bu seride Lebron ne isterse o oldu. (gerçi doğu playofflarını tek cümlede anlatmak için bu cümle yeterli bir cümle)

İkinci turda ise rakip, sezon ortasında PJ Tucker ve Serge Ibaka takviyeleri ile birlikte; yıllardır aşmak istedikleri eşiği aşma şansına sahip olan ama ilk turda Bucks engelini çok zor aşan Toronto Raptors’tı. Fakat bu seride Lebron, üstdüzey oyununa bir kaç gayrıciddi hareket de ekleyerek Kanada’nın tek Nba takımını playofflardan şezlonga, süpürgesiyle beraber gönderdi. Teorik olarak Lebron’u iyi savunması beklenebilecek olan Pj Tucker, Serge Ibaka, Demarr Carroll gibi oyuncular Lebron’un karşısında duramadılar. Serinin başında Lebron’a mesafe vererek şutunu riske etme düşüncesi, Lebron’un üçlükleri ile beraber kafalardan silindi. Belki de 2 iyi takviyeye rağmen maç bile alamayan Toronto’nun artık yeni bir yapılanmaya gitme zamanı gelmiştir.

Konferans finalinde ise rakip hem draft kurasında ilk sırayı kazanan, hem de konferans finaline yükselen Boston Celtics’ti. Diğer rakiplere kıyasla en azından bir maç bile olsa kazanan Celtics, oyun olarak ise belki de en ezilen takımdı Celeveland’a karşı. Isiah Thomas’ın da serinin neredeyse başında playoffları kapatan sakatlığı Celtics’in pek de olmayan şansını daha da azalttı. Sonuç olaraksa Cleveland kendi konferansında sadece 1 maç kaybederek finale ulaşmayı başardı.

Oakland Birleşik İsyancılar Birliği

Sezona Durant ve Zaza eklemesi ile başlayıp, Bogut ve Harrison Barnes’ı kaybeden Warriors; sezona çoğunluk tarafından ligin en büyük şampiyonluk adayı olarak başladı. Zaten bir önceki senenin şampiyonluğunu son anda kaçıran bir takımın Durant takviyesiyle iyice güçlendiği düşünülüyordu. Endişeler ise takımın ribaund ve boyalı alan savunması yönünden sorun yaşayabileceği yönündeydi.

Sezona beklenen sorunlar ile başlayan ancak yetenek havuzunun derinliği ile bu sorunları mağlubiyet hanesine yansıtmayan Warriors sezonun ortalarına doğru ribaund zaafiyetini takım olarak kollektif bir şekilde ribaundlara daha konsantre olarak bir nebze çözdü. Buna ek olarak Durant çember savunması konusunda kendinden beklenmedik derecede başarılı olarak savunmada Warriors’ı bir seviye yukarı çekmeyi başardı. Durant’in hücumda da kendini göstermesi ile bir ara MVP oylamasında da isminin geçti. Curry’nin sezon boyunca rölantide oynaması, Thompson’ın sezona yavaş girip sonradan açılması gibi normal bir takımın etkilenebileceği durumlar, bu takım için pek bir sorun yaratmadı.

Sezonun sonlarına gelirken Durant’in şubat ayında sakatlanması üzerine Warriors Matt Barnes ile anlaştı. Aslında yedek oyun kurucu arayan Warriors, Calderon ile anlaşmıştı fakat Durant’in sakatlığının ciddi gözükmesi üzerine Calderon’un kontratı imzadan kısa bir süre sonra feshedildi ve takıma Barnes katıldı.

Playofflara ilk sıradan rahatlıkla giren takım ilk turda Portland engelini zorlanmadan geçti. Portland’ın hem kadrosunun zayıflığı hem de en güçlü yönlerinin bile Warriors karşısında zayıf kalması, serinin 4-0 gibi net bir sonuçla sonlanmasına neden oldu. Portland özellikle dış oyuncularıyla skorda tutunmaya çalışsa da üçüncü maç haricinde bunda başarılı olamadı.

İkinci turda rakip Los Angeles Clippers’ı zor da olsa eleyen Utah’tı. Sempatik oyuncuları, göze hoş gelen oyunları ve sahada bütün sakatlık problemlerine rağmen her maç mücadele etmeyi bırakmayan bir takım olan Utah için ilk turu geçmek, aslında bu sezonki hedeflerini gerçekleştirdikleri anlamına geliyordu. Bu seride de Utah aslında fena savaşmadı ancak güçleri Warriors’a yetmedi. Utah’ın zaman zaman Warriors’ın işlerini zorlaştırdığı anlar yaşasak da bunu uzun süreye yayamadılar ve 4-0 gibi net bir skorla süpürülmekten kurtulamadılar.

Konferans finalinde beklenen eşleşme olan Warriors – Spurs eşleşmesi gerçekleşti. Daha zor bir seri oynayıp buraya gelen Spurs’ün ilk maçta yorgun olabilme ihtimali üzerinde durulsa da Sprus ilk maça müthiş başladı ve farkı bir hayli açtı. Fakat herkesin bildiği malum pozisyonda Zaza Pachulia’nın ayağının üstüne düşen Kawhi Leonard’ın sakatlığı Spurs’ü hem saha içinde hem de mental olarak yıktı. Farkı kapatan ve maçı da kazanan Warriors olurken, diğer cephede Leonard’ın sakatlığının serinin diğer maçlarını etkileyip etkilemeyeceği tartışılıyordu. Serinin ikinci maçı öncesi Leonard’ın oynamayacağı açıklandı fakat bu açıklama o gün sadece ikinci maç özelinde olsa da Leonard seri boyunca hiç sahaya çıkamadı. Parker’ın da seride oynamayacağı kesinleştiği için Spurs özellikle dış oyuncularından pek bir katkı alamadı. Üstüne Gasol’ün kötü oyunu, Aldridge’in sürükleyememesi, Mills’in kritik anlarda verdiği kötü kararlar gibi etmenler bir araya gelince Spurs de Warriors’tan maç çalamadan şezlongun yolunu tuttu. Bu serinin özellikle ilk maçı, Warriors’ın takım olarak ayaklarının yere basmasına yardımcı oldu.

Nasıl Geçer Final ?

Finali değerlendirmeye başlamadan önce bu finalin eski finallerle olan en büyük farkından bahsetmek istiyorum. Daha önceki finallerdeki her seride takımlar, bazı oyunculara önlemler alırken bazı oyunculara daha az baskı yapmaya, rakibi kendi istediği şut tercihlerine zorlamaya çalıştılar. Genelde  iyi savunmacılarını rakibin yıldız oyuncusuna verip rakip yıldızın her zamanki katkısını sahaya yansıtmamasını sağlamaya çalıştılar. Kimi zaman da rakibin yıldızları yerine rol oyuncularını çok iyi savunup diğer rol oyuncularını kitleyecek stratejiler ürettiler. İki farklı tempoda oynayan takımın final randevusu söz konusu olduğunda ise genelde tempoyu belirleme savaşına şahit olduk. Fakat bu seriyi değerlendirirken bu saydığım geçmiş senelerde bolca gördğümüz stratejinin neredeyse hepsi önemsiz gibi gözüküyor. Golden State ya da Cleveland’ın ilk beşlerinde rol oyuncusu sayısının yıldız sayısından az olması bunda büyük bir etken. Kurgulanan savunmalar hedeflerine ulaşsa bile diğer bir yıldızın çıkıp herşeyi değiştirebileceği durumları bu seride bolca görebiliriz.

Golden State’in temel amacı doğal olarak Lebron üstünde baskı uygulayıp onun skoruna ve yaratıcılığına baskı uygulamak olacakt. Fakat bu durum, benim yazdığım gibi de kolay olmayacaktır. Özellikle Igoudala’nın olduğu Zaza’nın olmadığı kısa beşler oyundayken Lebron’a yapılan baskı etkili olabilir. Fakat bu kısa beşlerin de bir cezası var; savunma ribaundları. Bu zaafı gidermek için ise kollektif çaba haricinde yapacakları kadro içi bir çözüme sahip değiller. Ancak kollektif çaba ile en azından havuza düşen topları alabileceklerini düşünüyorum. Diğer merak konusu olan durum ise elbette işler sıkıştığı anlarda sorumluluğun kimde olacağı. Curry bu takımın lideri ve Golden State dendiğinde akla ilk gelen isim, ancak Durant’in de bu sezon sahada olduğu bölümlerde takımın ana kolonu gibi oynadığı gerçek. Aralarında daha önce top kullanma sorunu yaşanmamış olabilir ancak krıtik anlarda sorumluluğu alma yönünde ikisinin çatışma ihtimali bence beklenenden fazla. Curry her zamanki gibi bu anlarda topu eline isteyebilir fakat Durant’in de geçen sene Thunder formasıyla konferans finalinde topun el yaktığı anlarda sergilediği kötü oyun onu daha da motive edebilir.

Cleveland rakibin en zayıf karnı olan ribaund konusunda ligin en iyi ribaundçularından Thompson ve Love’a sahip ve bu durum hem savunma ribaundlarını daha kolay almalarını sağlayacak, hem hücumda birden fazla hücum etme imkanları olacak. Ayrıca istatistiğe yansıtamayacağımız fakat bana göre en önemli fayda ise bu hücum ribaundlarının Golden State’in transition hücumuna ciddi bir darbe vuracağı. Fakat Cleveland’ın işin savunma kısmında, bahsedildiği gibi bir savunma takımı olduğunu düşünmüyorum. Hatta Golden State’i sahanın savunma tarafındaki yüksek çaba ile yenme imkanları olduğunu da düşünmüyorum. Cleveland kazanmak için hem doğru hücum etmeli hem de savunmada en azından geri koşmak konusunda disiplinli olmalı. Lebron’un işlerini kolaylaştırmak adına bir diğer kritik nokta da Smith, Korver, Williams, Frye, Jefferson gibi oyuncuların bulacağı dakikalarda isabetli şut atabilmeleri olacak. Lebron zaten ilgiyi kendi üstüne çekip  bu oyunculara şut hazırlamak konusunda oldukça maharetli ancak bu oyuncular şut sokabildiği sürece Lebron’un bu çabası skora yansıyacak.

Genel olarak ise her iki takımın da ”tutarak kazan” yerine ”atarak kazan” mantığıyla sahaya çıkacağını tahmin ediyorum. İki takımın da kadrolarının bir hayli kaliteli ve skorer olması, sahada hücum yetenekleri kısıtlı oyuncu sayısının eski finallere göre çok daha az olması beni bu düşünceye iten etmenler. ”Bowen’ı Kobe’ye ver ” , ”rakibi temposu dışına çıkart”, ” istikrarsız şutu olanları boş bırak” gibi klişeleşmiş önlemler yerine maç maç hatta saniye saniye farklı önlemler ve hemen ardından getirilen çözümler göreceğimiz bir seri olacağı aşikar.

Bu her final öncesi öngörülen klişeler toplu halde taca çıktığından ötürü seriyle ilgili tahminde bulunmak çok zor. Fakat hem Lebron’un formu hem de geçen seneden gelen psikolojik avantaj nedeniyle ben Cleveland’ı bir adım önde görüyorum. Fakat bu kadar değişkenin olduğu bir seride kesin bir tahminde bulunmak da fazla kahince geliyor. O yüzden yuvarlak bir cevap olarak güzel ve son topa giden maçlar izlememizi, serinin içinde bundan 10 yıl sonra NBA TV’de gösterilebilecek özel maçlar olmasını temenni ediyorum. Hakeden şampiyon olsun 🙂

Veysi Deniz Baskın

 

]]>
Geleceği Bugünden Kurabilmek https://gsbasket.org/genel/gelecegi-bugunden-kurabilmek/ Thu, 11 May 2017 17:13:02 +0000 http://gsbasket.org/?p=4544 GELECEĞİ BUGÜNDEN KURABİLMEK

Günümüzde herhangi bir branşta başarılı olabilmenin yolu plan ve programdan geçiyor. Hele ki istikrar amaçlıyorsanız, kısa vadeli planlar da yeterli değil, daha ayrıntıcı olmakla birlikte disiplinden de asla taviz vermemeniz gerek. Kuracağınız yapı makine düzeninde işlemeli, makineye müdahaleniz “en fazla bakımla sınırlı kalmalı”. Zira iş yap-boza dönerse, bırakın istikrarı kısa vadede başarı elde etmek bile çok zor, bunu hepimiz biliyoruz. Galatasaray’ın çözüm bekleyen sorunlarından birincisi de bu: Plansızlık. Özellikle basketbolda, o sırada görev başında olan yönetimin hangi sezon ne yapacağı hiç belli değil. Erkek ve kadın basketbol takımlarımızın bütçesi her sezon değişiyor, ödeme problemleri de cabası. “Taraftar kombine alsın da günü kurtaralım” anlayışıyla sürece yayılabilen başarıya ulaşmak (hadi meşhur deyimimizle oynayayım biraz) deveye basket attırmaktan daha zor!

Neler yapılabilir? Galatasaray basketbolunun yarınlarını daha net ve berrak görebilmesi için hepimizin kafa patlatma vakti geldi de geçiyor. Kadınlarda iki, erkeklerde ise bir Avrupa kupasını ülkemize getiren şubemiz artık bu noktadan geri dönemez. Hele ki basketbolun popülaritesi ve taraftarımız içerisinde basketbol tutkunları günden güne çoğalırken “küçülme” gibi boş lafların mevzu bahsi bile olmamalı. Gerekirse zoru başarmalı ancak bu kulüpte -en azından basketbol konusunda- şube ve taraftar işbirliğini en üst seviyeye taşımalıyız, Galatasaray tarihine karşı bu sorumluluğumuz var! Çözüm yollarını inşa etmemiz gerekiyor ki şubenin ayaklarını bastığı zemin bir nebze sağlam olsun. Şube, taraftarın sesine kulak verecek, taraftar şubeye katkı yapmaktan geri durmayacak. Sanırım en azından başarı vizyonunun en temel ihtiyaçlarından biri bu.

  • Şube ile taraftar arasındaki iletişimi canlı tutabilmek ve gelir kaynakları oluşturmak

Birincisi; Kombine fiyatları ve basketbol ürünlerinin satışı konusunda kulüp taraftarın nabzını yoklayabilmeli, şubenin çıkarlarını da göz ardı etmeden fiyat politikasında “denge”yi tutturabilmeli. Taraftarın maçlara gitme alışkanlığını kazanması, bu alışkanlığı kazanırken de özellikle kombine bilet satın alarak şubeye katkı yapması çok mühim.

İkincisi; Sosyal medya etkili kullanılmalı (ki kullanılıyor ne mutlu ki), en azından basketbol şubemizin resmi hesapları konusunda geriye gidilmemeli. Mevcut çizgi korunmalı. Sosyal medya hesaplarımızdan, taraftarın basketbol takımlarımıza ilgisini arttıracak ödüllü yarışmalar düzenlenmesi gündeme alınmalı.

Üçüncüsü; Basketbol ürünleri mutlaka çeşitlendirilmeli. Basketbolcularımızın ve koçlarımızın bibloları, oyuncu tişörtleri ve posterleri aklıma ilk gelenler. Formaların satışa çıkarılması güzel, bu konudaki çizgi sürdürülmeli. Örneğin, yıkılması gündemde olan Abdi İpekçi Arena’nın maketi çıkarılsa fena mı olur? Şube bu konuya daha fazla eğilmeli, taraftar ile fikir teatisi canlı tutulmalı. Tasarım konusunda, taraftarın bağrından çıkmış isimlere danışılmalı ve öneriler lafta kalmamalı!

  • Şubenin yönetim yapısını güçlendirebilmek

Galatasaray köklü bir spor kulübü, tarihi sadece futbolla sınırlı değil. Neredeyse her spor branşında kulübümüzün bir şekilde öncülüğü olmuş ve ciddi misyonlar üstlenilmiş. Azimle mücadele etmek ve başarılı olmak adeta camianın genlerine işlemiş, geçmişten bugüne aktarılan potansiyelin değeri büyük. Peki ya bugün ve yarınlarımız? Özellikle basketbolda sık sık yönetici ilgisizliğinden şikayet edilmesi, bu kulübe yakışan bir durum mudur? Örneğin basketbol şubesiyle ilgilenen kaç profesyonel var? Teknik ekibin veya oyuncuların sorunlarına eğilen, başarının ilk şartı olan “aile ortamı”na katkı yapabilen yetkili sayısı bir elin parmaklarını geçiyor mu? Ya maçlara gelen yönetici sayısı? Ya da maçları TV’den de olsa izleyenler? Sıkça yaşadığımız hakem hatalarından hesap sorabilecek yetkili kimdir? Neredeyse tüm bu soruların cevapları belirsiz. Çare çok açık: Galatasaray yönetiminin, basketbol şubesinin hakkını savunacak donanımda bir ismi şubede görevlendirmesi gerekiyor. Gerektiğinde teknik ekip ile yönetim arasında, gerektiğinde yönetim ile taraftar arasında köprü olabilecek bir isim. Şube yetkilisi ya da menajeri, adına ne derseniz… Bu “hantal” görüntü, Galatasaray’a yakışmıyor!

  • Şubeye basketbolcu verisi sağlayacak bir scout ekibi kurmak

Günümüzde dünya basketbol piyasasına bir tek kişinin hakim olabilmesinin beklenmesi, oyuncu havuzunun genişliği göz önüne alındığında net bir haksızlık olur. Erkek ya da kadın basketbolu fark etmeksizin tüm yükü koçun omuzlarına yıkmak da koçun işini zorlaştırmaktan başka hiçbir şeye yaramaz. Bütçeniz ne olursa olsun, iyi bir basketbolcunun kumaşından anlayacak bir scout ekibi kurulması zaruri. Yalnızca menajerlere bel bağlamak da çözüm değil, bu konuda bir şeyler üretebilecek basketbol akıllarından yararlanmak konusu çok çok önemli. Erkek basketboldan örnek verelim: Khem Birch, Matt Lojeski, Bryant Dunston, Mike James, Adam Hanga, Fabien Causeur gibi cevherleri çok uygun maaşlarla oynatan Uşak Sportif, Olympiakos ve Baskonia gibi ekiplerden bir eksiğimiz olmamalı. NBA (kadınlarda WNBA) ve Avrupa piyasasına hakim ayrı iki ekip ve bu ekibin çalışanları şubeye çok güzel katkılar sağlayabilir. Scout hamlesi şube için faydalı bir alışkanlık haline getirilmeli. Özellikle yıldızı parlamış isimleri sınırsız bütçelerle takıma katamayacağımız göz önünde bulundurulduğunda!

***

Yapılacak şeylerin zor olmadığı çok açık. Önce farkındalık yaratmak, ardından somut bir şeyler üretebilmek için biraz olsun emek harcamak gerekiyor. Basketbol, dünyanın en muhteşem oyunlarından biri. Takım oyununun ve başarısının tadına varabilmek için herkesin fedakarca çalışması şart.

SEMİH NİŞANCI

 

]]>
Galatasaray Odeabank – Euroleague https://gsbasket.org/erkek-takimimiz/galatasaray-odeabank-euroleague/ Sat, 08 Apr 2017 10:56:08 +0000 http://gsbasket.org/?p=4520 27 Nisan 2016 gecesi Abdi İpekçi’de yazılmaya başlanan roman, 6 Nisan 2017 gecesi Almanya’da sona erdi. Galatasaray kazıya kazıya geri döndüğü Euroleague’de sezonu 12.olarak bitirdi.

Yaz başında Euroleague kadrosunu kurmak için çalışmalara başladığımızda Ergin Ataman’ın açıklamalarına göre temel hedef, Eurocup’ı kazanan kadroyu korumaktı. Kadro istikrarının devam etmesi, elbette sezona daha hazır bir halde girmeyi amaçlıyordu ve oluşan bu pozitif havanın toz bulutuyla karışmaması isteniyordu. Birbiriyle uyumlu, birbiriyle oynamaktan zevk alan, çok iyi dostluklardan oluşan bu takım, birdenbire dağılmak zorunda kaldı. Lasme’ye 1 yıl ceza verildi. (Bu tip yasaklı madde kullanımlarında en büyük cezanın Lasme’ye verilmesi dikkat çekiyor. Bu konuda büyük bir haksızlığın yapıldığını düşünüyorum. Zaten 6 aylık cezanın ardından FIBA, Lasme’nin basketbol oynamasına izin verdi ve Lasme D-League’de oynamaya başladı.) Eurocup MVP’si Errick McCollum Çin’e transfer oldu ve geldiği günden itibaren Galatasaray’ın çölde bulduğu suyu olan Chuck Davis basketbolu bıraktı. Tüm bunların ardından yeni oyuncularla yeni heyecanlar yaşamaya hazırken yeni takım olmanın yaratmış olduğu uyumsuzlukla sezona 0/5 başladık. Oyun kuruculardan beklediğimiz katkının gelmemesi (Avrupa basketboluna uyum sağlayamayan Russ Smith ve kafası pek burda olmayan Dentmon), sezonu menisküs yırtığıyla açan Micov’un kendisini bulamaması, Tibor’un takıma Krstic problemi yüzünden Eylül ayında katılması, sistem içinde büyük bir karmaşanın yaşanmasına neden oldu. Tüm bu yaşananlar, karamsar tabloyu zindana çevirdi. Sadece bunlar değil; Ergin Ataman’ın kariyeri boyunca pek tercih etmediği 9 yabancı problemi de takıma zarar verdi. Kısaca tutmayan bir mayanın ürünü olmuştuk. 0/5 yaptıktan sonra yavaş yavaş doğru beşleri yakalamaya başlayan Ergin Ataman, Tibor’u ve Diebler’ı daha aktif kullanmaya başladı. Abdi İpekçi’de Olympiakos, Daçka, Barcelona ve Milano galibiyetlerinden sonra birkaç hesap yapıp treni yakalamaya çalıştık. Aslında yakaladık da

İşlerin yoluna girer gibi olduğu bu dönemde üst üste gereksiz mağlubiyetler almak hepimizi derinden yaraladı. Langford’sız Unics deplasmanıyla başlayan, Efes (2 maç), Brose-Zalgiris ile devam eden ve Euroleague’in en soft deplasmanlarından biri olan Milano maçıyla sona eren bu dönemde yalnızca Zalgiris Kaunas’ı mağlup ettik. Yarışta kalıp Final-Eight iddiamızı devam ettireceğimiz anda, yarıştan koptuk. Sonrasında formaliteden öte geçmeyen maçlarla birlikte Galatasaray oyun içi gelişimi bakımından sezon başına göre aşama kaydetmeye başladı. Son 12 maçta gelen 6 galibiyet ve oynanılan iyi basketbol izleyicileri tatmin etti. Bu gelişim, Errick McCollum transferiyle birlikte ligde final-şampiyonluk iddiasının sürmesi açısından oldukça önemli.

Sezona dair hatırlamak istediğimiz bazı anlar yaşadık. İlk deplasman galibiyetimizi, GSBasket‘in aylar öncesinden yapmış olduğu organizasyonla Barcelona’ya çıkarma yaptığı maçta aldık. Önce İZMİR MARŞI ile coşan arkadaşlarımız, “YAŞA MUSTAFA KEMAL PAŞA YAŞA” sesleriyle Palau Blaugrana’yı inletti ve gelen galibiyeti doyasıya kutladılar. Üzerinden yıllar geçse dahi asla unutamayacağımız bir maç daha yaşadık. Deplasmanda oynadığımız Olimpiakos maçı… Nasıl unutulabilir ki? 20 sayı geriden gelerek Pire’de Olimpiakos’u mağlup etmek gerçekten unutulmaz maçlardan biri olarak hafızalarımıza kazındı bile.

Bir de unutmak istediğimiz bazı kötü olaylar yaşadık. Özellikle ucu ucuna kaybedilen maçlar bizleri epey üzdü. İçerde oynadığımız Kızılyıldız maçı, deplasmanda oynadığımız Maccabi, Milano ve Baskonia maçları küçük hatalarla kaybedildi fakat maçların kaybedilmesinden daha önemli bir olay daha yaşadık. Ultraslan grubu, Galatasaray koçunu hedef aldı ve tribünde istenmeyen olaylar yaşattı. Koçunu koruyan taraftarlara saldıran, Abdi İpekçi’ye basketbol izlemeye gelen çocukları ve kadınları korkutan, salona yalnızca huzursuzluk çıkarmaya gelen bu grubun derdinin basketbol olmadığını hepimiz biliyoruz…

Son olarak parkeye dönmek gerekirse, bu sezon psikolojik açıdan bizi çok hırpaladı ama içerde ve dışarda gelen Olympiakos, Barcelona galibiyetleri, 3.çeyrekte sahadan sildiğimiz Real Madrid maçı, bizleri biraz olsun teselli ediyor. Lig için umutların tükenmediğini de belirtmek isterim. Temennim en kısa sürede yeniden Eurocup’ı kazanıp Euroleague’de mücadele etmek ve 2013-2014 sezonunda olduğu gibi Final-Eight’e kalmak. Sevgilerle…

Engin Ağzıdeli

]]>
DeAndre Kane https://gsbasket.org/genel/deandre-kane/ Mon, 13 Feb 2017 14:25:44 +0000 http://gsbasket.org/?p=4468 OYUNCU PROFİLİ

BOY: 1.93
KİLO: 95
YAŞ: 28 / 10.07.1989
KOLEJ: Marshall – Iowa

NCAA KARİYERİ (ÖZET)

Kolej kariyerinde toplam 132 maça çıkan Kane, 132 maçın 129’unda ilk 5 başladı ve kolej kariyerinin ilk 3 sezonunu, Miami Heat uzunu Hassan Whiteside’ın da bir zamanlar formasını giydiği, Marshall’da geçirdi. 3 yıl boyunca Marshall’da adından sıkça söz ettirdi. Freshman sezonunda sezonun en iyi Freshman takımına seçildi ve yılın en iyi Freshman oyuncusu oldu. Iowa’da geçirdiği Senior sezonunda takımın asist lideri olan Kane, aynı zamanda Melvin Ejim’in arkasından takımın en skorer 2. ismiydi.

FRESHMAN: 15.1 SAYI – 5.5 RİBAUND – 3.4 ASİST – 3.4 TOP KAYBI
SOPHOMORE:
16.5 SAYI – 5.4 RİBAUND – 3.5 ASİST – 2.9 TOP KAYBI
JUNIOR:
15.1 SAYI – 4.4 RİBAUND – 6.9 ASİST – 4.2 TOP KAYBI
SENIOR:
17.1 SAYI – 6.8 RİBAUND – 5.9 ASİST – 2.9 TOP KAYBI

OYUNCU ANALİZİ

Eurocup: 16.7 Sayı – 7.6 Ribaund – 4.3 Asist – %51.4 FG
VTB: 16 Sayı – 7.2 Ribaund – 3.2 Asist – %55.3 FG

Bireysel anlamda çok başarılı bir sezon geçiren DeAndre Kane’in analizine girmeden önce, okuyucuların zihninde biraz fikir oluşturmak amacıyla çeşitli maçlardan derlediğim DeAndre Kane videosunu izleyebilirsiniz. Analize de Kane’in başarılı olduğu sisteme göz atarak başlayalım… Nizhny koçu Stalbergs Kane’in hem hücumda, hem de savunmada takıma liderlik yapmasını istiyor. Bu doğrultuda Kane de rolünün hakkını vererek takımın skor ve ribaund yükünü çekiyor. Şutör Boynton ve pasör Strebkov ile oynaması onu verimli hale getiriyor. Kane’in Zubcic, Gubanov gibi beyaz, yumuşak ve atletik olmayan uzunlarla oynadığını da belirtelim.

Fizik olarak eski oyuncumuz Jamont Gordon’a benzeyen Kane, Avrupa basketbolunda az bulunan oyuncu profillerinden biri. Hücumda ve savunmada çok nitelikli bir oyuncu olan Kane’in güçlü fiziği hem hücum yeteneklerine, hem de savunma potansiyeline büyük bir artı yazıyor. Peki bu hücum ve savunma yetenekleri neler?

Kane hakkında bahsetmek istediğim ilk hücum becerisi, onun topsuz oyunda olan aktifliği. Çembere yapmış olduğu topsuz koşularla hücuma oldukça çeşitlilik katıyor ve rakibin kısalarını/uzunlarını zorluyor. İlk adımının hızlı olmasıyla rakibini geçen Kane her maçta defalarca tekrarladığı topsuz koşuların ödülünü alıyor. Sadece bu değil, topsuz koşular sonrasında kendisine yaratmış olduğu sırtı dönük hücumlar hücum portföyünü genişletiyor. Post-Up oyunlarında etkisini genellikle gücüyle gösteren Kane müthiş ayak hareketlerine sahip değil. Fiziği sayesinde sırtı dönük oynayarak çembere yaklaşıyor ve bu hücumları daima şutuyla bitiriyor. Sırtı dönük hücumlarda top isterken rakibini önüne alıp çembere doğru topsuz hareketlenmesini de ekleyelim. Oyunu doğru oynama isteği, pasörlük özelliğini de sahaya yansıtıyor. Bencillikten uzak kalarak takım arkadaşlarına pozisyonlar hazırlıyor. Pas istasyonu olurken görevini başarıyla yerine getiriyor. (Kane bu sezon 3.7 asist ortalamasıyla oynuyor.) Kane’in pasörlüğünü konuşurken ikili oyunlarına da değinmemiz gerekecek. Her oyuncunun belirli bir kapasitesi vardır ve oyuncuların sivrilen becerileri haliyle parkede ön planda yer alır. Yani her oyuncu yapabildiği işleri en iyi şekilde yapmayı tercih eder. Örneğin bazı oyuncular çok iyi Pick&Roll hücumu oynar. Bazı oyuncular savunmada dirençlidir. Bazı oyuncular perde çıkışlarında şut atar. Kane ise maç içinde az tercih ettiği Pick&Roll hücumlarında uzunu belli bir seviyeye kadar beslese de Kane’i elit bir Pick&Roll oyuncusu olarak tanımlamak zor. Kısacası Kane’den bir maçta harika Pick&Roll hücumları beklemek hayalcilik olur.

2014-2015: 3 SAYI: %32.8 (0.95/2.90) – SERBEST ATIŞ: %54.5 (2.15/3.92)
2015-2016: 3 SAYI: %32.3 (0.95/2.95) – SERBEST ATIŞ: %64.7 (2.14/3.31)
2016-2017: 3 SAYI: %28.0 (0.85/3.05) – SERBEST ATIŞ: %56.9 (2.74/4.81)

Kane’in vasat bile diyemediğimiz şut performansı oyunun sıkıştığı dönemlerde takımı için problem yaratıyor. Oyunun kilitlendiği dakikalarda şutunun kötü olduğunu bildiği için şut yerine 1’e 1 hücumlarla çembere gitmeyi tercih ediyor. Çembere penetre ettiği hücumlarda takım arkadaşlarına rahat konfor alanları sunuyor. Sağına vurduğunda çembere daha kuvvetli gidiyor fakat genellikle topu sağına vurarak çembere gitmesi onu tahmin edilebilir kılıyor. Savunmada iyi pozisyon alan bir kısa Kane’in sağını kapatarak topu soluna vurmasını istediğinde Kane’in yapabileceği işleri sınırlıyor. Ayrıca çembere çok kuvvetli gittiği için bazen ortaya dengesiz pozisyonlar çıkıyor. (Hücum faul, dengesiz turnikeler gibi…)

Kane’in VTB League’de çıktığı 14 maça dair şut istatistikleri

Kane’in en iyi yönlerinden biri savunması ve bu, onun en değerli basketbol silahlarından biri. Isırgan yapısı ve fiziğinin yardımıyla birden fazla pozisyonu (1-2-3) rahatlıkla savunabilen Kane çok yönlülüğünü ortaya koyuyor. Lateral hızıyla sağa-sola yapılan penetreleri engelleyerek rakibinin karşısında kalmayı başarıyor. Rakibin hızlı hücumlarını kesmek için savunmaya çok çabuk dönüyor. Ters eşleşmelerde uzunlarla mücadeleden kaçınmaması, onlara top aldırmamak için maksimum enerjiyle savaşması, onu Euroleague arenasında rol oyuncusu olacak hale getiriyor. Son olarak ribaundlar… Kane bir kısaya göre ribaundlara ekstra katkı veriyor. Kariyeri boyunca yüksek ribaund ortalamaları tutturan Kane bu sezon maç başına 7.4 ribaund ile oynuyor ve Eurocup’ta ribaund sıralamasında 2.sırada bulunuyor. Stoudemire, Devin Booker, Miro Bilan gibi oyunculardan daha fazla ribaund toplayan Kane’in hücum ve savunma ribaundlarındaki istekli tavrı, pozisyon bilgisi ve fizik kuvvetinin de kendisine kazandırdığı özgüvenle ribaund konusunda takımına büyük katkı sağlıyor. Kane’i gelecek sezon Euroleague’de izlemek sürpriz olmayacak. Sevgilerle…

Engin Ağzıdeli

]]>
Bruno Fitipaldo https://gsbasket.org/erkek-takimimiz/bruno-fitipaldo/ Tue, 27 Dec 2016 11:14:56 +0000 http://gsbasket.org/?p=4444 Birçok kişiden farklı olarak Fitipaldo’nun ağırlıklı olarak milli takım maçlarını izlemeyi tercih ettim. Lega Basket’in bazı oyuncuları olduğundan iyi veya kötü gösterdiğini düşündüğüm için daha çok milli takım maçlarına göz attığımı söyleyebilirim fakat tabi ki de sadece bununla sınırlı kalmayarak Lega Basket günlerini de izledim. Milli takımda oynadığı süre içinde karşısında Vargas, Campazzo ve benim kişisel hissiyatımla alakalı olarak birbirlerine çok benzediklerini düşündüğüm JJ Barea ile karşılıklı oynamış olmasının, oyuncu özellikleri açısından bizlere daha net bir fikir sunacağını düşünüyorum. Öncelikle Fitipaldo’nun herhangi bir kolej kariyeri bulunmuyor. Tamamen Güney Amerika topraklarına ait, oranın ikliminde büyümüş bir oyuncu. Fitipaldo’yu yakından tanıyanlar onu izlemenin fantastik olduğunu belirtiyor ve analiz yazısı yazmak için izlediğim her maçta onlara hak vermemek yanlış olurdu.

Temel olarak sorulacak ilk soru kaptan Sinan Güler ile olan uyumunun nasıl olacağı. Fitipaldo topsuz oyunda oldukça etkili olan bir guard. Sinan ile birlikte çift kısa oynadıkları dönemde onu skorer olarak kullanmak Galatasaray’a avantaj sağlayacak. Skorunu şut üzerinden de bulması oyunun sıkıştığı dakikalarda rakibi açmak için iyi bir anahtar olacak. Şutlarını dripling üzerinden attığı gibi set içinde topsuz koşular sonrasında da bulması hücum çeşitliliği bakımından pozitif gözüküyor. Kısaca Fitipaldo’dan 3 sayı çizgisinin gerisinden şut atmasını ve buralardan skor üretmesini beklemek gerçekçi bir yaklaşım. Zira 3 sayılık şutlarının yüzdesi bir hayli yüksek.

2015: FIBA Americas (8 MAÇ): %38 – (2.4/6.2)

2016: Orlandino (11 MAÇ): %42.6 – (2.4/5.5)

Topsuz oyunda Fitipaldo ve Diebler’ın sahada olduğu dakikalarda hücumda aşırı enerjik bir Galatasaray Odeabank izleme şansımız var. İki oyuncunun da yaptığı topsuz koşular, oyunu yönlendiren Sinan, Schilb gibi oyuncular için çok değerli. Koşulardan bahsetmişken açık sahada da etkin bir model Fitipaldo. Tam sahada toplu ya da topsuz çembere atak etmekten çekinmiyor. Galatasaray’da Ergin Ataman’ın özellikle ortaya enerji koyan beşlerle oynadığında sezonun geri kalan kısmında takımın çembere daha çok gittiğini göreceğiz. Topsuz oyunun dışında büyük resme baktığımız zaman bazı maçlarda kaptanın aldığı yüksek sürelerden kaynaklı ciğerini sahaya bırakacağını anlar gelse de Fitipaldo’nun rotasyonu rahatlatacağı ve bu doğrultuda Sinan’ın veriminin artması olası.

Geçiş Hücumları, Cut’ları ve Çembere Gidişi

Fitipaldo’nun en büyük artılarından biri Pick and Roll hücumlarında olan aktifliği. Özellikle Slip-Screen yapan çabuk ayaklı uzunları (Alex Tyus) besleme konusunda çok yetenekli bir kısa. Diğer yandan Tibor Pleiss’ı rakip savunmayla çok fazla içli-dışlı yaşatmak, en azından hücumda, bizim isteyeceğimiz bir durum değil. Sonuçta 2.20’lik Tibor’u savunmada diri tutmak Galatasaray için başlıca gayelerden biri. Bu durumda Fiti’nin, sezonun son 1.5 ayında olduğu gibi, Tibor’a hazırlayacağı orta mesafe şutlar hem Tibor, hem de Galatasaray için yararlı olacak ve anlatmaya çalıştığım bölümler kuş bakışı olarak Galatasaray’ın 1-5 P&R hücumlarını özetleyecek. Ek olarak forvetleri de besleyebildiği P&R hücumlarında pick sonrası ters tarafta olan oyuncuyu görüş açısına alması, oyun aklının yaşından daha da büyük olduğunu gösteriyor.

P&R Videosu

Orlandina kariyerinde henüz 11 maça çıkan Fitipaldo Euroleague arenasında ilk kez yer alacak ve bu, kafalarda bazı soru işaretleri oluşturuyor. “Uyum sağlayacak mı? Fiziği yeterli olacak mı?” Bu kısımda öngörü yapmak kolay değil. Çünkü Russ geldiğinde büyük umutlarla büyük performanslar göstermesini beklemiştik fakat bir türlü o çıkışı yapamamıştı ama bir önceki sezonda vasat takımlarda forma giyen Galatasaray’a Errick geldiğinde sezon sonunda Eurocup MVP’si olmuştu. Zaten sezon ortası bir hamle ve çoğu sezon ortası transferinde olduğu gibi Fitipaldo transferinin de riski mevcut.

Zayıf karnı ilk olarak elbette fiziği ve savunması fakat burada önce küçük bir emsal sunmak istiyorum. Savunma emek isteyen, fedakarlıklardan oluşan bir eylem. Burada Diebler örneği üzerinden konuşmak doğru olacak. Diebler kariyeri boyunca savunmasıyla anılan bir oyuncu olmadı fakat Galatasaray’da durum öyle bir noktaya taşındı ki, Göksenin ile birlikte Diebler takımın en ateşli savunma oyuncusu haline geldi. Diebler bu sezon başlarken “ben harika bir savunma oyuncusu olacağım” demedi fakat savaştı ve ortaya büyük bir emek koydu. Fitipaldo’nun zihnine Galatasaray’da hücumda var olduğu kadar savunmada da + yazması kazınmalı. Rakibi rahatsız etmeli ve yüreğini parkeye sermeli. Ön alanda Fitipaldo & Sinan / Fitipaldo & Göksenin / Fitipaldo & Diebler ile oldukça hareketli bir savunma ikilisi görmemiz mümkün.

]]>