GSBASKET: Bu yıl Haziran ayında bir röportaj verdiniz. “Sonu şampiyonluk olan bir projenin peşindeyiz.” Diye. Sezonun henüz başında olmamıza rağmen kendinizi ve takımı nasıl değerlendiriyorsunuz?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Geçen sezon Galatasaray ile konuşmaya başladığımız ilk hafta, geçmişe bakılırsa Telekom senesi dışında yarım sezon çalıştığım çok fazla bir yer yok. Ben hep planı ve projeyi baz almış ve buna göre de çalışmış bir antrenörüm. Onlara şunu söyledim. Ben seve seve Galatasaray’da çalışırım; bu benim için büyük onur. Parasını pulunu konuşmadan yaptığımız bir görüşme bu… Ama dedim yani bizim planımız ne? Çünkü eğer paranız rakipleriniz kadar yüksek değilse bir planınızın, bir projenizin olması lazım. Dolayısıyla işin doğrusu çok gecikerek başladığımız bir transfer dönemiydi. Ağustos’un başıydı ve basketbol marketinde çok da istenilmeyen bir dönemdir Ağustos başı transfer için. İnsanlar Şubat’ta, Mart’ta başlıyorlar. Ama şansımız biraz yaver gitti. Biraz benim alışkanlığım; takip ettiğim, scout ettiğimiz oyuncular vardı. Sadece 2 menajer şirketiyle çalışabiliyorduk. Dolayısıyla bu oyuncuları bir anda alabildik. İyi karakterli, düzgün oyuncular ve bu sene de bu kadroyu aşağı yukarı koruduk. Ben hep şunu söyledim. Bunu 3 yıllık bir plan gibi görmek lazım. Gerçekçi olmak lazım. Ayaklarımızın yere sağlam basması lazım. İçinde bulunduğumuz bu mali durumda rakiplerimiz kadar para harcayarak bir yere varmamız mümkün değil. Biz bu 3. yılın sonunda şampiyonluk peşinde koşuyoruz dediğim hikaye bu. İskeleti oluşturalım. Problemlerimiz ve eksikliklerimiz var. Yapısal reformları yapalım. Daha kurumsal bir hale getirelim çalıştığımız şubeyi. Bunun devamında da inşallah hep beraber sonu şampiyonluk olan bir sezon yaşayalım. Anlatmaya çalıştığımız şey bu.

GSBASKET: Perez ve Jekiri ile çok ciddi ilgilendik. Bu ikili olsa takımın çehresi değişecekti. Yarı sahayı daha iyi oynayan, boyalı alanda daha fizikli bir takım ortaya çıkacaktı. Bu oyuncuların olmamasından dolayı alternatifler mi olmadı? Yoksa enerjik, enerji potansiyelini kullanan bir takım mı seçtiniz?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Yok, aslında şöyle. Hem Jekiri, hem Perez konusunda çok ciddi mesafe kaydettik. Zach tutmayı istediğimiz bir oyuncuydu. Başka bir planımız vardı işin doğrusu. Asvel’den gelen Euroleague teklifi rakam olarak da bizim üstümüzde bir teklifti. Dolayısıyla biz de bu rakamlara zaten çok çıkmak istemedik. Perez konusu da aşağı yukarı aynı. Aslında bizim elimizde yaz başından itibaren, hatta Mayıs ayının başından itibaren hem PG, hem çakılı bir C konusunda, -Zach daha çok mobil bir uzun- araştırmalarımız vardı. Elimizde birçok isim de vardı. Bu yüzden PG konusunda bize yapılan eleştirileri ben haksız buluyorum… Neden? Çünkü biz 6 tane önemli isimle konuştuk ve kontrat gönderdik. Bunlardan ikisi NBA’den kontrat aldı. Biri garanti, biri two-way. Yani biri Josh Gray, biri Derrick Walton’dı. Perez Zalgiris ile imzaladı. Chasson Randle ve Jerian Grant Çin’e gittiler. Mantas Kalnietis Kuban’a gitti. Bunları saklamanın bir anlamı yok. Marko’nun sakatlığıyla birlikte hareket planımız tamamen değişti. Çünkü tam Bormio’ya gitmeden 1 gün önce, 19 Ağustos sakatlandığı akşam… Dolayısıyla Bormio’da şekillenen başka bir transfere yöneldik. Hem Lazeric, hem Ben Moore…

GSBASKET: Bütçeyi bölmek durumunda kaldık.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Evet yani bir oyuncu parasına iki oyuncu almış olduk. Ben Moore transferi önemli bir transfer bana kalırsa. Marko’nun neyse ki çapraz bağında bir sorun yok, geri dönüyor. Zor bir karar bekliyor bizi. Çünkü Ben Moore burda olmaktan, bizle çalışmaktan çok mutlu.

GSBASKET: Kontratı 1 yıllık değil di mi?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Hayır. Opsiyonu var. Zaten PAO, OLY ve Zenit’in getirememe sebebi de opsiyonu tercih etmemeleri. Bizim şöyle işimize geldi. Aslında karşılıklı bir iş oldu. Hem Marko’nun durumunu görmek istiyoruz. Hem Ben’in durumunu görmek istiyoruz. Çünkü geçen sezon Avrupa liginde ilk kez oynayan oyuncularla yaşadığımız sorunlarını görünce biraz sütten ağzı yanan yoğurdu üfleyerek yiyen misali… Temkinli davrandık. İkna etmek de uzun sürdü işin doğrusu. Velhasıl bizim birinci planımız tutabildiğimiz kadar iskelet kadroyu tutup ikinci planımız da eksik görebildiğimiz ve kendi imkanlarımız doğrultusunda tamamlayacağımız doğru oyunculardı. Kötü iş yaptığımızı düşünmüyorum. Elbette eleştirilmeye çok müsait bir iş yapıyoruz ama işin özünde geldiğimiz şu noktayı iyi değerlendirmek lazım. Galatasaray’ın şu an 15-20 milyon dolar harcayacak lüksü yok. Menajerlerin bizi, diğer takımları kullanarak şişirdiği bütçelere bizim ulaşma imkanımız da yok. Çok mantıklı, rasyonel, bundan daha önemlisi tekrar şubeyi zor bir duruma sokmayacak bir noktada olmamız lazım transfer politikasında. Biz de bunu izlemeye gayret ediyoruz elimizdeki imkanlar doğrultusunda.

GSBASKET: Maddi problemler sadece bizim değil, bütün ligin gerçeği. Anadolu Efes’i ve Fenerbahçe’yi çıkardığımızda… Sizin geldiğiniz dönem bu maddi problemlerden çok, insanların da basketbol konusunda ruhen sıkıntılarda olduğu bir döneme denk geldi. Basketbola inanç 2005’lerin de gerisine düşmüştü. Sizle insanlar bir şeylere inanmaya başladı. Sizin ileriye dönük şubeye dair hedefleriniz neler?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Ben oraya fotoğrafın bütününden bakıyorum. Gittiğim her yerde çalıştığım her yerde zaten yetiştiğim okul itibariyle de biraz öyle. Bu olay nasıl bir bütün? Her şeyden önce ben çalışan insanların mutluluğuna çok önem veriyorum. Bu ister oyuncu olsun, ister koç, ister sağlık ekibi, ister altyapı. Bu ne demek? İnsanların bir kere şevkle keyifle iş yapması lazım. Dolayısıyla bizim burda çok ciddi bir aile havamız var. Şeffaf bir ortam var. Her şeyi konuşarak, her şeyi paylaşarak, çok özel şeyler dışında elbette yönetimin bilmesi gereken şeyler dışında… Benim ekipten gizlediğim sakladığım hiçbir şey yok. Hatta hepsinin fikrini tek tek alıyorum. İkinci konu benim için çok önemli. Ben burda kaç yıl kalırım bilmiyorum ama ben burda 10 yıl kalacakmış gibi çalışıyorum ve yarın gidecekmiş gibi hazır bekliyorum. Buradaki benim için en önemli konu yapısal reformların üstünden geçmek, koç olarak. Nedir onlar? Bizim altyapıyı yeniden ele almamız lazım. Çok kronik problemlerin olduğu bir yer orası. Bununla ilgili yönetimle de konuştuk. Çeşitli hareket planları belirledik. Ümit ediyorum çabuk hareket ederiz çünkü bizim refleksimiz biraz yavaş. Oradaki antrenör arkadaşların hepsi çok değerli çocuklar. Bana göre A takıma hedef birkaç önemli oyuncu var. Çünkü işin şu tarafını görmek lazım. Eğer çok yüksek rakamlarla transfer yapmayacaksanız, eğer kaldığınız bu bütçe doğrultusunda aidiyet duygusunu artırıp formanın hakkını veren insanlarla bir arada olmak istiyorsanız altyapıdan da buraya mutlaka oyuncu koymanız lazım. Elbette altyapıdan çıkan Göksenin ve Ege dışında başka oyuncu yok. Serkan ve Utku var ama 2 yıldır şuna dikkat ediyorum. Geçen sene BGL’nin başına Tutku Açık’ı koymuştuk. Bu sene de Tolga’yı koyduk. Bunun sebebi de şu. Biz çünkü maalesef bir yerde çalışabilen bir şube değiliz. Biz Sinan Erdem’deyiz. Altyapı Florya’da ve bazı okullarda çalışıyorlar. Takip etmek gerçekten çok zor. Aslında bu şubenin en önemli problemlerinden biri bu. Yani bir kalenin olması. Bu kale nedir? Ofislerin ve salonun bir arada olduğu, bütün şubenin bir arada yaşadığı sorunların, mutluluğun beraber yaşandığı bir hal olması lazım. A takımı izleyen bir altyapı antrenör grubu, oyuncu grubu ve altyapıyı izleyen bir A takım antrenör grubu olması lazım. En büyük eksikliklerden biri bu benim gördüğüm. Bunu gidermek lazım. Şubenin geleceği açısından çok önemli bir şey bu ve öncelikli İstanbul’u baz alarak oyuncu arama-tarama işine başlamamız lazım. Oradaki antrenörlerin işlerini rahatlatmak adına bazı yapısal şeyleri de halletmemiz lazım. Diğer konular, çok basit konular var aslında. Ama bana sorarsanız şubenin en büyük eksikliği kendine ait bir salonunun ve çalışma ortamının yaratılamaması. Yıllardır süregelen bir sorun. Arkasından bence altyapı. A takımdaki oyuncu seçme işine gelene kadar birçok sorunun çözülmesi lazım. Biz bir taraftan burda hayalini kurduğumuz projenin peşinden koşarken diğer taraftan da Galatasaray’ın basketbol şubesinin geleceğini inşa etmeye gayret eden bir çalışmanın içindeyiz. Bu hepimizin sahip çıkması gereken bir proje. Dediğim gibi bu topyekûn bir hareket planı gerektiren proje. Ümit ediyorum başarırız bunu. Bu sene ufak bir başlangıç yaptık. Yeterli mi hayır değil. Altyapı bizim için tekrar ediyorum çok önemli. Mutlaka yönetimden başlayarak hep beraber ilgilenmemiz gereken önem arz ediyor bu ekonomik durumda.

GSBASKET: Sadece 2 menajerle çalışıyoruz diye bahsetmiştik. Hayes’i Euroleague’e pazarlamak ve Harrison’ı Euroleague piyasasına çıkarmak bazı bakış açılarını değiştirdi mi?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Değiştirdi ama asıl önemli konu bizim geçen sene zaman zaman sıkıntılar yaşasak da sezonu borçsuz tamamlamamız. Var olan borçları da temizledik galiba. Borçları temizlenmiş olması, bize başka bir hareket kabiliyeti yarattı. Bu seneyi de biz sağ salim bir şekilde atlatabilirsek önümüzdeki sene sanıyorum çok daha rahat ve piyasadaki istediği oyuncuyu dikte edebilecek şekilde bir transfer politikası yürütebileceğiz. Çünkü zaman zaman menajerlerin dikte ettiği bir noktaya geliyor iş. Oyunculara değer koymak önemli bir şey. Geçmişte Galatasaray’a baktığımızda özellikle son 7-8 yılda kendini ispat etmiş oyuncuların geldiği bir şubeyi görüyoruz. Ancak şu an geldiğimiz nokta, buraya değerlenip yükselmek isteyen bazı NBA ile Avrupa arasına sıkışmış oyuncular geliyor. Bu bizim adımıza bir avantaj elbette transfer politikasında. Ben yapı olarak da çok veteran oyuncularla çalışmayı sevmiyorum. 1-2 tane olabilir ama takımın bütünü veteran olduğunda ben hoşlanmıyorum işin doğrusu. Bu önemli bir şey. Ama bundan daha önemlisi geçen sene borçsuz kapattığımız bir yılın üzerine bu sene de aynı şekilde düzenli ödeyerek borçsuz kapatırsak, seneye de bütçeyi yaparken çok rasyonel ve akıllı hareket edebilirsek Galatasaray basketbolunun önü pozitif yönde çok açık.

GSBASKET: Kendinize gerçekçi bir hedef koyduğunuzda, ben başarılıyım demeniz için takımın nerde olması gerekiyor? Başarı kıstasınız nedir?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Başarının tanımını iyi yapmamız lazım. Bulunduğum yeri baz alarak söylüyorum. Galatasaray kulübünde ikinciliğin taraftar gözünde başarı sayıldığı söylenemez. Tek bir başarı kriteriniz var: Şampiyonluk. Ama şöyle geçmişe baktığımızda Galatasaray basketbolunda çok önemli yıllar çok önemli kadrolar var. Bir tanesinde ben de asistan koç olarak vardım 97’de. Aldığınız şey harcadığınız şeyin karşılığı olmuyor. Biz bu sene geçen sene yaptığımız işin üzerine bir tuğla koymak istiyoruz. Daha iyisini yapmak istiyoruz. Ben her yerde söyledim bunu. Benim geçen sene en çok kendimi eleştirdiğim nokta Eurocup’tır. Bizim orda mutlaka ilk 8 içinde yer alan, mümkünse sene sonunu ilk 4’ün içinde bitiren bir hale gelmemiz lazım. Ama bu sene, ama önümüzdeki sene… Burda birçok parametre var bir takımın başarısını etkileyen. Sakatlıklar, organizasyon, mali koşullar… Olay sadece saha içindeki 12 oyuncu ve 1 antrenör değil. İşin içinde yönetiminden taraftarına, oyuncu grubuna, teknik idari ekibine kadar birçok sayamadığım unsurlar var. Bunlar tek başına bir araya gelip de bir hedefe kitlendiğinde işi yürütmek daha kolay oluyor. Başarı dediğim gibi geçen sene ligin 2. devresi Eurocup’tan belki de elenmek bizim için iyi oldu. Daha çok antrenman yapacak, Avrupa basketboluyla alakalı daha çok detay konuşacak şansımız oldu. Webster’i de o sınıfa koyarsak Hayes, Harrison sonuçta genç oyuncular, bizimle birlikte büyüdüler. Bu sene biz Eurocup’ta kendimizi ilk 8 içinde bulursak ve ligde de geçen sezonki başarıyı tekrar ettirebilirsek bana göre başarılıyız. Ama elbette hedefleri de sezon içinde büyütüyorsunuz. Eurocup’ı kazandığımız dönemi hatırlarsak eğer… Sezon içinde yapılan bir-iki dokunuşla iş çok başka bir yere gitti. Şu an planladığımız yolda ilerliyoruz ve bunu görüyorum ama tabi bu kadroyu yine 1 yıl tutabiliyoruz yani hepsinin birer yıllık kontratı var. Önümüzdeki sezon yine benzer sorunları yaşayacağız gibi görüyorum ama benim şu anki hedefim koç olarak elbette öncelikle bu gruptan çıkmak ve sonra da maç maç düşünmek… Bu çok geniş bir takım ve bu takıma hedefli bir baskı yapmak performansı aşağı çeken bir unsur. Geçen sene denedik. Baskı yaramıyor bu takıma. Ben biraz takımın üzerinden o baskıyı almak adına maç maç, sezon sonunu konuşmadan devam etmek istiyorum. Ama tabi hepimizin çeşitli hayalleri var; benim de var. Ümit ediyorum hayallerimizi ulaşırız.

GSBASKET: Bu konuda kendi açımdan düşünürsem çeyrek final gelirse taraftarın da artacağını düşünüyorum. Tabii her maç fazla olması daha iyi.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Ben bu noktada sizden ayırıyorum kendimi ama ülkenin geleceğini de görmezden gelmiyorum. Geçen senenin ilk röportajında, medya gününde şunu söyledim. Biliyorum bu tip camialarin taraftarları takım kazandıkça daha çok gelir. Şampiyonluğa oynuyorlarsa da tamamen gelirler. Bazen de bir Avrupalı gibi düşünebilmek lazım. Takımın başarısında taraftar çok önemli bir etken. Buraya gelip o galibiyette önemli unsur olmak başka bir şey; takım kazandıkça gelmek başka bir şey. Bu yüzden hep söylüyorum; bizim bu yalnızlığı kırmamız lazım. Takım ilk 8’e kaldı ve taraftar daha çok gelecek… İlk 8’e kaldıktan sonra ritim zaten yakalanmış demektir. Taraftarın azlığıyla çokluğuyla alakası olmayan bir durum demektir. Ben basketbolun ne kadar sevildiğini biliyorum Galatasaray’da. Seven insanların küskünlüğünü anlamaya çalışıyorum; kırgınlıkları, kızgınlıkları anlamaya çalışıyorum ama kızgınlık niye bize? Bunu anlamıyorum. Çünkü biz burada müthiş bir mücadele veriyoruz. Geçmişten gelen kronik sorunların hiçbiri bize ait değil. Ne bu oyunculara ait, ne bana ait. Biz şartlar doğrultusunda en iyisini yapmaya çalışıyoruz. Eksiklerimiz elbette var. Elbette eleştirileceğiz. Sinan Erdem’in havası beğenilmiyor… Ama bizim şartlarımız bu. Biz burada çalışabiliyoruz. Başka bir salona gitme şansımız pek olmuyor. Salonla alakalı, ulaşımla alakalı… Bunların hepsini anlıyorum ben. Fakat tekrar ediyorum. Biz burada erkek basketbol takımı olarak elimizde bulunan şartların en iyisiyle iş yapmaya çalışıyoruz. Burda da taraftarlarımızdan açık bir kredi istiyoruz. Diyoruz ki gelin beraber kazanalım. Kazandıkça daha çok geleceksiniz ama siz kazanmadan gelin. Sayıyı artıralım. Burda çok önemli bir detay var. Tribünü boş gören hakemin yerine kendinizi koyun. Tribünü boş gören federasyonun veya ULEB organizasyonunun yerine kendinizi koyun. Ne düşünürsünüz? Ne kadar güçlü olduğunuzu varsayarsınız? Dolayısıyla bizim gücümüzü göstermemizin en önemli etkenlerinden biri taraftarımız. Şunu da söylemiyorum. Bana kızabilirler. Oyuncuları eleştirebilirler. Bu en doğal hakları. Burada bizim de eksikliğimiz var. Bilgi akışını sağlayamıyoruz. Şeffaf değiliz. Hemen örnek vereyim. Geçen sene TOFAŞ maçına gittik. Marko Arapovic’i kadroya alacağız. Otobüse bindik. Marko besin zehirlenmesinden hastanede yatıyor. Gittik maçı oynadık ve kaybettik maçı. Sonuna kadar getirdik. Çok dramatik kaybettik yani.

GSBASKET: 10 sayı öndeydik.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Maçın bitimine 1.17 kala 2 sayı gerideydik yani. 15’le kaybettik maçı. Birçok insan Twitter’dan Marko’yu neden almadığımızı, bunu göremiyor muyuz falan… O gün anladım ki bilgilendirmiyoruz insanları. Ben bu kırgınlığı, kızgınlığı anlayabiliyorum ama tekrar ediyorum. Geldin ofisi görüyorsun. Biz bu ofiste 7 gün çalışıyoruz. ABD’de 2 scouting ekibi bize çalışıyor. Biri NCAA, diğeri NBA takip ediyor. Bunu yapan birçok kulüp var ayrıca. Sadece biz yapıyoruz anlamında söylemiyorum. İşimizi olduğunca profesyonel yapmaya çalışıyoruz. O bilgi akışı olmayınca insanlar kaybediyorlar gelmeyelim diyor. Takım bizim olduğu kadar belki de daha fazla taraftarın takımı. Bu çocukları cezalandırmak yerine kızsanız da gelmeniz lazım. Hatta bir basın toplantısında bunu söyledim. Birçok insan beni eleştirdi. Ben zaten buraya gelenlere bir şey söylemiyorum. Buraya gelmeyenlere söylüyorum bunu. Günün sonunda bunu kendi adıma da istemiyorum. Bunu çocuklar ve takım adına istiyorum. Bu şubenin geleceğini bir şekilde hep beraber inşa edelim istiyorum. 12 tane iyi oyuncu, 1 tane antrenör… Ben kahramanlara inanmıyorum. Bu iş takım işi. Taraftar da bu takımın bir parçası. Ben yüksek egosu olan bir insan da değilim. Başarı olduğu gün paylaşmayı bileceksin. Başarısızlık olduğu gün de desteklenmeyi hak edeceksin.

GSBASKET: 2016 Eurocup finalinde Strasbourg ile oynadığımız final maçının biletleri yarım saatte bitmişti.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  İnşallah biz de oynarız.

GSBASKET: Birkaç gün sonra Darüşşafaka maçında sadece 1000 taraftar vardı. Saçmasapan bir basketle kaybettik. Normal sezon liderliği gitti ve play-off’ta FB’ye elendik.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:: Bu Galatasaray’a özel bir durum değil, Geçen sezon da bu hafta da Obradovic’in bu yönde bir eleştirisi olmuştu.

GSBASKET: Bugün de buna benzer bir serzeniş oldu.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Bilmiyorum. Twitter hesabımı kapattığımdan beri pek takip etmiyorum. Final Four’dan sonra… Hatta şampiyon oldular. Sonra lige dönüldü ve lig maçında tribünler bomboş. Gerçekten bu bir kültür meselesi. Avrupa’da böyle bir şey yok. Avrupa’da nereye gitsek salonlar doluyor. Bu bizim kültürümüz biraz… Yunanistan da bizim gibi. Benziyoruz yani. Şikayetçi olamam ama en azından ikna edebileceğimiz bir grup insan varsa benim derdim o insanları ikna etmek. Yoksa kültürü değiştirmek kolay bir şey değil.

GSBASKET: Biz de forum olarak bunun için çabalıyoruz. Neticede büyük bir forum… Geçen sene iç sahadaki Daçka maçı ve deplasmandaki FB maçı vardı. Maçın içine hiç giremeden kaybettiğimiz maçlar.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Ben sayarım daha… Mesela hiç maça giremeden kaybettiğimiz Kızılyıldız maçı.

GSBASKET: Evet ama lig özelinde… Afyon maçı da var. Benim pek beklemediğim bir mağlubiyet oldu. Savunmada neredeyse hiçbir şey yapmayan bir takım vardı sahada. Bu maçları dışarda tuttuğumuzda hep karar anlarında kötü oynayarak kaybettik. 5 Efes maçı yaptık. 4’ünü son 3-4 dakikada kaybettik. Bu konuda takımın beraber olmasını mı bir çözüm olarak gördünüz?

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Geçen seneyi konuşuyoruz. Biz sezona başlarken çok enteresan yine Kalnietis ile anlaştık ama Juskevicius ya oraya gidilir mi? Para ödemiyorlar dediği için… Sağ olsun Saras bu konuda yardımcı oldu. Onlar çok iyi arkadaş çünkü. Benim de çok iyidir Saras ile aram. Oradan da baskı kurduk. Çocukla ben de konuştum. Asvel’e gitmeyecek ve bize gelecek. Saat 6’da tamam dedi. Gece 12’de koç kusura bakma dedi. Çok eleştirilen Jaka ve Tai Webster transferi. Point guard yok denildi. Çok doğru. Zaten Ağustos ayında PG olmaz. Biz ne yaptık? 2 combo ile yola çıktık. Dedik ki o zaman hayatında hiç PG oynamayan Tai’yi, hayatında Run & Gun’dan başka bir şey oynamamış Webster’i biz PG’ye koyduk. Karar anlarında topu daha çok Aaron’ın eline geldi. Sezon sonuna bakarsanız Tai Webster play-off’ta çok daha iyi oynayan bir oyuncu haline geldi. Jaka… Çabuk unutuyoruz. Eleştiriliyor elbette. PG değil ama elinden geldiğince PG oynadı. Deplasmanda kazandığımız BJK maçında Tai doğru dürüst dakika almadı; Jaka ile oynadık. Deplasmanda kazandığımız Daçka maçında Tai oynamadı; Jaka ile kazandık. Ben böyle 5-6 maç sayarım. Jaka zaten Galatasaray’a gelip de 30 maç kazandırsa ben onu Galatasaray’a alamazdım. Eğri oturup doğru konuşalım. Dolayısıyla o günün şartlarında PG’siz yola çıktık ve öyle oynadık. Sene içinde bana getirilen eleştirilerden, bir sürü direkt mesajla gelen tavsiyelerden Jordan Theodore… NBA’de Isaiah Taylor vardı. Sene içinde bizim transfer yasaklarımız vardı ve transfer yapma şansımız hiç olmadı. Ben bir basın toplantısında bizim elimizdeki kadro bu, biz bunun en iyi şekilde nasıl kullanılacağı üzerine mesai yapıyoruz. Ben de çok isterim sınırsız bir bütçem ve sınırsız portföyüm olsun.

GSBASKET: Theodore’a bizden bütçe çıkmaz zaten.

ERTUĞRUL ERDOĞAN:  Bu sene de vardı Theodore tavsiyeleri. Eleştirirken bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu anlattığım bilgiler muhtemelen sizde yok. Ben bu tip işlerden kaçan biri değilim ama bazen de sizin anlatamayacağınız şeyler oluyor, gizli kalması gereken… Geçen sene maç sonu sıkıntılarımızın temelinde yatan konu bizim PG’siz oynamamız. Can Korkmaz var. O da skorer bir guard. Bu sene değişmeye başladı. Oyununu değiştiriyor. Artık sadece şuta dayalı oynamıyor çünkü. Emir vardı. Bazıları bana birçok yerden mesajla, hatta Emir’e de mesaj atarak senin hakkın yeniyor tarzında şeyler söylüyordu. Emir 1 sene önce Antalyaspor’da 2. ligde oynayan bir oyuncuydu. Biz Galatasaray ölçeğinde Emir’e de haksızlık yapıyoruz yanlış yorumlar yaparak. Emir genç bir oyuncu. Biz herkesten yararlandık geçen sene. Yaptığımız işin kredisi bana göre önemli. Bu sene az önce de bahsettim. Birçok oyuncuya yöneldik; saha içi liderini oluşturalım diye istedik ve olmadı yani. Eylül ayındaki borç temizliği Haziran’da olsa çok daha farklı olabilirdi. Önümüzdeki sene tahmin ediyorum çok daha rahat hareket edeceğiz. Afyon maçına gelirsek Afyon’da 2 önemli oyuncu eğer ayrılmasa…

GSBASKET: McGee ve Marcos Knight.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: O takım birçok canı yakardı. O takım dengeli ve iyi bir takımdı. Oradaki ödeme sorunları, oyuncuların takımı erken bırakıp gitmesi, sadece bir oyuncu değil birkaç oyuncunun… O takımı başka bir yere getirdi ama elbette o maç sonunda biz oyuncuları hiçbir yere göndermedik yani oyuncuların ceza aldığı bir maçtır. Kare kare hepsini izledik. Bazen öyle maçlar oluyor ki ne yapsanız toparlayamıyorsunuz. Sezon içerisinde yakalandığınız böyle bir maç oluyor. Mesela Bahçeşehir maçından çok endişeliydim. Deplasmandan geldik, 1 antrenman yaptık ve maça çıktık. Bahçeşehir 1 hafta bize çalıştı.

GSBASKET: Çok ekstra şutlarla geri geldiler. Düzen içinde değillerdi.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Bizim yaptığımız hatalar da var. Tercih hataları. Hala akıl konusunda, tecrübenin eksik olmasından dolayı eksik kalıyoruz ama her geçen hafta daha iyi olacağını ümit ediyorum. Geçen seneki şartları iyi bilmek, yapılan işi o anlamda iyi analiz etmek ve maç kayıplarının en çok nerelerde olduğunu da görmek lazım. Daçka maçı bizim çok kötü yakalandığımız bir maçtı. Ödemelerle alakalı majör bir sıkıntının olduğu dönemdi. Bütün sene 1 ay gerideydik ama orda yüksek bir seviyeye çıkmış sıkıntı vardı. İlk devreyi yakın kapatmamıza rağmen ikinci devre bir anda kırıldık.

GSBASKET: 35-30’dan bir anda oralara geldi.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Genelde öyle olur kırılgan, kafası saha içinde değil de saha dışında olan takımlarda. FB maçı ise onu şöyle özel bir yere koyuyorum. Ataşehir’de şöyle kötü bir maç bekliyordum. Birincisi onların oynadığı 5 kısalı sisteme biz cevap veremedik ikinci devre. Çalıştığımız birçok düzen vardı

GSBASKET: Harrison erken üçledi.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Tai erken üçledi. Bir sürü problem yaşadık. 1/12 attı Hayes. Dolayısıyla zaten hücumda silahlarınızın sınırlı olduğu bir yerde silahlarınızın bir tanesi faul problemiyle kenarda, diğeri de 1/12 atıyorsa… Oyuna hiç giremedik değil. Birinci periyot biz öndeydik. Bizim asıl sıkıntımız 2. periyodun son 4 dakikası başladı.  5 kısaya döndüler ve yağmur gibi sokmaya başladılar. Sahada önemli hücum silahlarımızın olmadığı bir dönem o. İkinci devreye saklayalım, 10 sayının altında bitirebilir miyiz diye düşündük ama olmadı. Bunların en kötüsü hangisi derseniz, tabi ki Kızılyıldız maçı. Atmosferi kontrol edemedik. Vahşi bir atmosfer vardı. Ürktük. Maç biz oynamadan, mücadele edemeden, maç bitsin de gitsek havasında oynayarak bıraktığımız maç. Benim en büyük yaşadığım hayal kırıklığı o maçla alakalıdır. Diğer maçların mazereti olabilir ama o maç benim gözümde mazereti yok.

GSBASKET: Ben FB maçında da vardım Ataşehir’de. Afyon maçını biraz şu yüzden söyledim. Bizim bir karakterimiz var takım olarak, kötü hücum etsek bile. En azından bir şekilde savunmada ayakta kalabiliyorduk. O maçta hiç ayakta kalamadık. Kazanmak da benim kafamda bir şey değişmeyecekti.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: 91-91 bitti maç. 91 atmışsın ama 91 yiyoruz. Maç diyor ki ben Galatasaray’a çok yakın değilim. Şans topuna kalacak bir maçtı bizim açımızdan ve şans topu onlara denk geldi işin doğrusu. Ben o maçlardan ziyade mücadele etmediğimiz maç olarak Kızılyıldız maçını söyledim çocuklara. Bütün sene o maçı konuştum ben bu olmaz diye.

GSBASKET: Brescia maçının 3. çeyreği de dahil edilebilir.

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Evet ama yine benim anlayabileceğim bir durum var. Deplasmanda bir İtalyan takımına, size sürekli eşleşme problemi çıkaran bir takıma oynamak kolay değil. O benim açımdan şöyle özel bir durum. Aaron oradan 4 sayıyla çıktı. O 4 sayı da maçın sonunda attığı 4 sayı. Maç 20 olduğunda Aaron 0 sayıydı. Zach çok kötü bir günündeydi. Tai performansının uzağındaydı. Biraz Jaka, biraz Hayes katkı yaptı. Yerliler de istenilen katkıyı veremedi. Biraz Can orda kıpırdamıştı. Bu, geçen senenin karakteristik bir özeti. Bir anda durduğumuz, dramatik bir düşüş yaşadığımız maçlar var. 5-6 maç sayarım böyle.

 

GSBASKET: Yerli oyuncuların tamamının takım içinde belli bir rolünün olması uzun zamandır bu şubede görmediğimiz bir şey her oyuncu takım içinde belli rollere sahip. Bu konuda takımı nasıl hazırlıyorsunuz sezon içinde?

ERTUĞRUL ERDOĞAN: İçinde bulunduğumuz şartlarda olabilecek en iyi yerli oyuncu grubuyla çalışıyoruz. Herkes olayı performans olarak değerlendiriyor ama burada çok farklı parametreler var. Caner’in rolü bu takımda çok farklı. Oyuncular ve teknik ekip arasındaki iletişimi sağlayan iki oyuncudan biri Can ile birlikte. Ben yapı olarak hiçbir oyuncunun takım içindeki rolünün etkisiz ve silik olmasını sevmiyorum. Ayberk ve Can geçen sene Banvit deplasmanında maç kazandırdı. Göksenin’in kazandırdığı Brescia maçı örnek verilebilir; özellikle hücum tarafında. Keza Caner’in de Afyon deplasmanında ciddi bir skor katkısı oldu. Bu oyuncuların özgüvenle birlikte kendi rollerine sahip çıkarak sahada yer almalarını ve katkı yapmalarını bekliyorum. Benim bakışım bir takımda her maç 20 top atıp 20 sayı atan oyuncu mu yoksa her maç rakibe göre strateji belirleyip farklı farklı skorer çıkaran bir sistem mi? Ben ikinciyi tercih ediyorum. Çok istediğim seviyede yaptığımı söyleyemem ama her maç bunu yapmaya uğraşıyoruz. Bu biraz beraber oynamaktan, sistemi anlamaktan, sahaya akıl koymaktan geçiyor. Fenerbahçe Beko yaklaşık 6-7 yıldır kemik bir kadrosunu korumaya çalışıyor. Bu da bazen oyuncunun sahada çalışmadığınız bir pozisyonda insiyatif alabilmesi, bir pas kanalını kapatabilmesi beraber oynamanın meydana getirdiği şeyler. Ben bu sürece 3 yıllık bir proje olarak bakıyorum. Hatta 5 yıllık da denilebilir umarım da öyle olur. Günün sonunda ben Türk oyuncuların rol oyuncusu olmasını değil, bu takımı sahiplenmelerini istiyorum ve bu doğrultuda cesaretlendiriyorum. Potansiyelleri ve günlük performansları doğrultusunda dakika alıyorlar ama herkesin bu takıma sahip çıkması ve yabancı oyuncuların aynı şekilde bağlılık göstermesi iyi bir şey.

GSBASKET: Yerli oyuncular özelinde devam edersek Yiğit Arslan’dan bahsetmek istiyorum. Bu yıl takımımıza katılması bizi oldukça sevindirdi. Saha içine inersek onu Tofaş’ta alışık olduğu bitirici pozisyonda mı yoksa yarı sahada takımı yönlendirecek oyuncu olarak mı düşünüyorsunuz?

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Yiğit’i TOFAŞ’ta oynadığı rolden daha farklı bir role alıştırmaya çalışıyoruz. Hazırlık maçları ve normal sezon maçlarını takip ettiyseniz bu doğrultuda kullandığımızı da görebiliriz. Tabi ki onun için yeni bir rol, hataları olacaktır ama her geçen gün daha iyi çalışıyor. Çünkü TOFAŞ’ta olduğu gibi bir oyuncu yapımız yok. Bu yönden farklı oyunculara sahibiz ve Yiğit’i de bu noktada farklı bir rolde oynatmaya çalışıyoruz. Ben bireysel gelişime inanan bir antrenörüm. Yiğit’ten de hem Pick & Roll oyunlarında bitirici noktada olmasını ve aynı zamanda takım arkadaşlarına da pozisyon yaratmasını bekliyoruz. Zaman zaman Göksenin’i de bu doğrultuda kullanıyoruz. Bunu da anlatmak isterim çünkü ciddi eleştiriler alıyoruz bu konuda. Bazen rakibin en zayıf savunmacısı -aynı zamanda en iyi hücumcuları oluyor- Göksenin’in üzerinde oluyor. Bu yüzden Göksenin’in köşede beklemesi rakibi de dinlendireceğinden bu işimize gelmiyor haliyle. O adama bir faul problemi yaratmak ya da onu fiziksel olarak yormak bizim oyun planlarımızdan bir tanesi. Melih’in geldiği noktayı ele alırsak benzer bir durumu görebilirsiniz. Bir süreç sonunda topu yere vuramayan bir şutör, Pick & Roll yönlendiricisi olacak hale geldi. Ben kendi adıma söylersem zor bir yol seçtik. Oyuncunun gelişmesinin yanında maç kazanmanız da gerekiyor.

GSBASKET: 2 yıllık transfer sürecine bakarsak fiziksel olarak güçlü uzunlardan daha çok pas kanallarını iyi okuyarak, çabuk ayaklarıyla savunma yapmaya çalışan Zach Auguste, Greg Whittington, Ben Moore gibi oyuncuları tercih ettik. Bu piyasada istediğimiz oyuncuları bulamamaktan mı yoksa tamamen sizin planınız doğrultusunda mı gerçekleşti?

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Bu konuda Greg’i biraz daha dışarda tutmak lazım. Çünkü yaz başından beri kafamızda olan bir isimdi. Ben Moore ise Arapovic’in sakatlığından sonra oldu. Geçen sene de çok ilgilendik ama bu konuda Nigel Hayes’i biraz daha önde gördüğümüz için onu tercih ettik. Bu sene de seçeneklerimiz arasındaki en iyi tercihti. Uzun transferini Zach Auguste’u tamamlayacak bir olay gibi görüyordum. Çünkü rahatlıkla 4 numarada oynatabileceğimiz bir oyuncu. Farklı bir oyun oynayabilir miyiz diye düşündüm. İki uzunlu bir denemeye gidecektik. Zach’ten de oldukça memnunum. Center gibi oynamayı öğrendiğini düşünüyorum.

GSBASKET: Son olarak önümüzde EWE Baskets ve Beşiktaş maçları var. Taraftara iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

ERTUĞRUL ERDOĞAN: Valla hep aynı şeyi söylüyorum ben. Bekliyoruz. Bizim de taraftarlarımıza yönelik projelerimiz var. Doğa Sigorta ile neler yapabiliriz diye konuştuk. Gerek maç önü gerek maç sonrasına yönelik organizasyonlar planlıyoruz. Yakında bir şeyler şekillenecek. Taraftarlar buraya geldiğinde sadece bir basketbol maçı izlesin istemiyoruz. Keyifli bir 2-3 saat geçirsin istiyoruz. Taraftar gelsin diye yapılacak her türlü etkinliğe, öneriye açığız. Bu konuda sizlerden de tavsiye bekliyoruz. Takımın, taraftarın ve antrenörün arasındaki entegrasyonu sağlamamız gerekiyor. Bunun yolu şeffaf iletişimden geçer. Bizi bir planımız var maç sonlarında Fransa’daki gibi Lounge oluşturmak istiyoruz. Burda 30-45 dakikalık oyuncuların ve antrenörlerin taraftarla buluştuğu sohbet edeceği bir ortam yaratmak istiyoruz. Başarabilir miyiz bilmiyorum ama bu karşılıklı niyetle alakalı. Tabii ki bunun üstünde çalışacağız.

Yoruma kapalı.

İlginizi Çekebilir

X Faktör | Galatasaray DS – Ewe Basket Oldenburg

X Faktör Galatasaray Doğa Sigorta, Eurocup 2. Maçında EWE Baskets Oldenburg’u 92-79 mağlup…