Fenerbahçe 58-69 Galatasaray | 2013-2014 EUROLEAGUE ŞAMPİYONU GALATASARAY!

Heyecandan maçın sonlarini izleyememistim ne günlerdi be insan özlüyor serefsizim.
Şimdi Ekrem hocam da giderse şüphesiz hayallerimiz de bile yasarken mutlu olduğumuz bu anılar resmen buruk olacak.
 
Rekabet açisindan sembol bir kupadir fakat sapkamizi onumuze koymamiz lazim: biz buralarin gediklisi olabilecekken bu basariyi taçlandirmak yerine gunden gune erirken, rakibimiz yine final 4'a kaldi. Final kaybettiler, belki yine kaybederler, yurt içinde haksizliga ugruyoruz hepsine amenna da bu yapilanmayi basaramamis olmak ve karsi yakaya bakip istikrar gormek insani çileden çikariyor. Ben arada bir oynanan finalleri kazanmak istemiyorum artik, surekli yukseklerde gezinen, belki her zmana kazanamayan ama yukselecegi asgari basamagin belli oldugu bir takim, bir sube dusluyorum.

Tam da yildonumunde belki de Ekrem hocayi son kez izleyecegiz. Galatasaray'in, gerçek evlatlarina reva gordugu bu.
 
"Mutluluktan uçalım biz" lafının belki de en çok bünyeye dolduğu maçlardan biri. En birincisi. Ne bileyim işte; üzerinden iki sene geçti hala rüya gibi geliyor.

"Siz sevinmeyin biz sevineceğiz" başlıklı enfes yazıda dediği gibi, 2000 lerin başında bir çocuğun basketbolda da Galatasaraylıyım diyebilmesi zor bir hadiseydi. Hastalık bütün vücudumuzu kaplamıştı oysa ki, sarı-kırmızı varsa ötekilerin üstü bir kalemde çizilirdi. Tabi Kıbrıs'ta yaşamak da olayın ayrı bir boyutu. İnternet dediğin şey 2-3 televizyon kanalının sitesinden, ancak "İstanbuldakilerin" bilebildiği birkaç forumdan ibaret. Televizyondaki, 65 saniyesinin 63 saniyesi futbol haberi içeren spor(!) bültenlerinden ötesi çok marjinal bilgi o yıllarda. Doksanlara dair Orhun Ene'nin coştuğu(yani umarım öyledir) bir fener derbisi dışında tek bir kare yok Galatasaray basketbolu hakkında hafızamda.

Benim taraftarlık ömrümün dönüm noktası 2002-2003 sezonudur. Hani böyle sokakta saç-sakal karışmış şarapçılara, kör bir sokak köşesinde gizliden "otlanan" bir keşe, evini barkını masada bırakmış kumar bağımlılarına sorarlar ya "baba sen nasıl bulaştın bu işlere" diye. Aşağı yukarı o derece bir dönüm noktasıdır. Tam vücuttaki Galatasaray enfeksiyonun doruğa çıktığı o sezon trt basketbol maçlarını yayınlamaya başlıyor. Abdi ipekçi, haldun alagaş, ahmet cömert gibi isimler ekleniyor hafızaya; bir de meşhur Jason Robert Koch...

Evimize lig tv geliyor bir şekilde o sezon, Galatasaray Dergisi gibi bir nimet çıkmış, internet gümbür gümbür gelmeye başlıyor. Hafızadaki marjinal bilgi(!) içeriği de artmaya başlıyor. Bir kadın basketbol takımının varlığından da Galatasaray Dergisi sayesinde haberdar olunuyor, ayın ilk günü koşa koşa gidip alınan dergideki "branşlarda geçtiğimiz ay" köşesinden ibaret tanışıklığımız...

Yıllar geçiyor, ergenlik vuruyor falan. Yıl oluyor 2005. Bir akşam yine haber bültenlerini izlerken görüyorum onları. Bir soyunma odası, bir banka çökmüş bir iki idareci, dizlerine kapanmış yerlerde hüngür hüngür ağlayan kızlar. Altta da kocaman "yüzüncü yılda küme düştüler" ibaresi. İdrak etmek güçleşiyor. O gün bu takım da ayrı bir saplantıya dönüşüyor, "Galatasaray" olmasından öte bir hikayesi daha oluyor... Fenerbahçe'nin o sezon avrupa kupasını son maçta kaybettiğini ise yıllar sonra falan öğreneceğim...

Bölgesel lig bizim monşerlere de ağır geliyor belli ki, sezon sonu geri dönülüyor. Bir sezon+16 dakikanın sami yen'deki rize maçında sahaya inip onurlandırılıyorlar. 2006-2007 sezonu yeni bir habitat'a uyum sağlama süreci olduğundan bende çok bir kaydı yok. 2007 yazı da hayattaki dönüm noktalarından biridir, sabahın üçünde bile uyanıp entry giren bu türe dönüştüğüm sürecin yaşandığı dönemdir. Tam o sıralarda sitede bir toplu imza fotoğrafı düşüyor "gümbür gümbür geliyoruz" temalı gaz bir haber yazısıyla birlikte. İsimler araştırılıyor, lan hakikaten güzel takım. Tabi bi de imza atanlardan birinin kardeşi sandığım kısa saçlı biri var, onun hikayenin geri kalan kısmındaki rolünden de haberdar değilim...

Kulüp kanalları açılıyor o dönemde. amatör branş maçları yayınlanmaya başlıyor. Bu arada yılların özlemi "ua-üni" dönemi başlıyor şahsi kariyerimde. Bilgi&algı körüne kadar açılıyor tabi. Tarihin belki de en güzel kupasız sezonu 2007-2008'in tadı damakta kalıyor. Yarı finalde kaybedilen avrupa kupası, ligde 3-2 ile fenerbahçe'ye verilen(ya da verdirilen) final serisi falan sonucu değiştirmiyor. Bu takımla da kopmaz bir bağ kurmayı başarıyor hastalıklı bünye. Ertesi sezon cumhurbaşkanlığı kupası ile açılıyor, "hakettiğimizin peşindeydik" diyen kısa saçlı da camianın göz bebeği oluyor. Sonra bizim sözlük açılıyor, sahiplenilen bir sokak köpeği evini ne kadar sahiplenirse o kadar yerleşiyorum oraya. Hikayenin bundan sonrası hepimiz için bildik.. Sezon sonu kupa kalkıyor, birkaç sezon önce küme düştü diye hıçkıra hıçkıra ağlayan hallerini görüp takıldığım takımın Avrupa Kupası kaldırması bünyeyi sapıttırıyor. "o sene bu sene mi" derken bağlar kopuyor, parçalanıyor. gözlerden süzülen yaşlarla birlikte o kupa gidiyor...

Sonra gel-gitler yaşanıyor. saçma sapan işler, düdükler... Sürekli birşeyler eklenen ama her seferinde bir yerleri eksik kalan(ya da eksik bırakılan) bir yemek tadı veriyor. Sonra işte o sezon geliyor, 2007-2008 ruhu kapıdan usulca süzülüyor. Hani bizim meşhur saplantımızdır ya "ruh çağırma seansları". Okul nihayet bitiyor bu arada, akademik takvimle senkronize edilmiş biyolojik saat sapıtıyor boşluğa düşünce. Tam o sıralarda final eight geliyor. Her sene sınav dönemleri yaşanan fikstür azizliğinden eser yok tabi. Bir de totem hastalığı var tabi. Babamın izlediği maçları bir şekilde kaybediyoruz, tescil ve tespit ediliyor. Adamcağızın kabahati yok aslında ama...

Grup maçlarındaki acabalar, Ekaterinburg maçı sonrası iyiden azalıyor. Top havaya atılıyor ve maç başlıyor. Takımlar devre arası için içeri girerken acabalar minimuma inmiş durumda. Devre dönüşü üçüncü periyot, özellikle caferağa derbilerinden korkulu rüyamız. Yürekler sıkışıyor, fark kapanıyor, derken çooook uzaklardan iki üçlük geliyor. Gözlerden yaşlar süzülüp eller havayı yumruklamaya başlıyor. Taraftarlık durumu benim ters simetrim olan kardeşim bile kanepede takla atıyor. Maç bitiyor, ekranın altında yine bir alt yazı geçiyor; "Galatasaray avrupa şampiyonu" diyor...

Bütün bu ağdalı yazının içine edecek belki ama salak salak ekrana bakılıyor boş sırıtmalarla. Olayın farkına varılan an ise #10'un ekranda görüldüğü an oluyor. Nemlenmiş gözlerinin içindeki pırıltı 55 ekrandan bile seçiliyor "kariyerim boyunca tek bir şey dileme hakkım olsa bu anı dilerdim" diyor. o dakika film kopuyor, birkaç gün sonra güç bela yerine geliyor...

ulan gaassaray......
ulan! anlatacak o kadar çok hikayem var ki gaassaray!


http://gss.gs/1937797
 
Eurocup'u kazandik bu aksam ama ben bu camianin akil tutulmasini içime sindiremiyorum. Hele Ergin hoca buna vesile olunca daha da uzuluyorum. "20 sene once UEFA'yi kazanan kulube 20 sene sonra basketbolda ilk kez kupa getirdiniz" dedi oyunculara. Baskanlar, yoneticiler, menajerler soylese gram uzulmeyecegim ama Ataman gibi bir basketbol adaminin, Ekrem Hoca'nin, Isil'in, Sancho'nun, Sebnem'in, Alba'nin, Nevriye'nin emeklerini unutmasi Galatasarayliligimi acitiyor.
 
Gazetelere bakıyorum 16 yıl sonra falan diyorlar, kızların aldıkları kupalar döktükleri terler yok hükmünde sanki. Hadi gazeteler siteler yapar da bir Galatasaraylı böyle bir ifade kullanmamalı. 2009da Eurocup sonra Elyi kazandığımızda bugünden çok daha zor yollardan çok daha zor şartlardan geçtik. Şu takımın ve Ekrem hocanın yaptıkları bizim hem kalbimizde hem beynimizde kim ne derse desin. Galatasaray tarihinin en büyük koçu ve takımını unutmayacağız!
 


Galatasaray Odeabank, Kadınlar Avrupa Ligi Sekizli Final final maçında Fenerbahçe ile karşı karşıya geldi. DIVS Sports Hall'deki mücadeleden takımımız 58-69 galip ayrılarak AVRUPA ŞAMPİYONU oldu.

Kadın basketbolunda Türkiye'ye ilk Avrupa Kupasını getiren Galatasaray ilk kez Kupa 1'i kazanan takım olarak da tarihe altın harflerle geçti.


Takımımız 2009'da kazandığı FIBA Eurocup'ın ardından Avrupa Ligi'nde de şampiyonluğa ulaşarak çok büyük bir işe imza attı ve müzesine kadın basketbolda ikinci Avrupa kupasını getirdi.

1999'da üçüncülük yaşayan Ekrem Memnun-Derya Özyer ikilisi kariyerlerinde bir üst noktaya çıktı ve Avrupa'nın zirvesine Galatasaray'ın adını yazdırdı.


Avrupa Şampiyonu Kadro:

4 Ayşe Cora
7 Yasemen Saylar
8 Shavonte Zellous
10 Işıl Alben
11 Nevriye Yılmaz
20 Sancho Lyttle
21 Alba Torrens
23 Kelsey Bone
33 Şebnem Kimyacıoğlu
35 Bahar Çağlar
55 Esra Şencebe

Şube Koordinatörü: Murat Özyer
Genel Menajer: Müge Erdem
Takım Menajeri: Özge Alev
Baş Antrenör: Ekrem Memnun
Yard. Antrenör: Derya Özyer
Yard. Antrenör: Emre Vatansever
Kondisyoner: İsmet Aziz
Masöz: Zerrin Hatacıkoğlu
Fizyoterapist: Fatma Akdut
Malzeme Sorumlusu: Alaaddin Akkoyun


1. Çeyrek: 7-26
2. Çeyrek: 22-16 (29-42)
3. Çeyrek: 15-11 (44-53)
4. Çeyrek: 14-16 (58-69)

Sarayın Sultanları maça inanılmaz bir rüzgarla girdi. Set temposunu yüksek tutan ve inanılmaz keskin hücum eden Sarı-Kırmızılılar, özellikle ikili oyunlar üzerinden iyi üretim yaptı. Gerek Kelsey Bone'un alçak posttaki üretimi, gerek Işıl'ın dribbling üzeri verimli oyunu savunmadaki akıllıca yardımlarla birleşince Galatasaray Odeabank ilk çeyreğin ortasında çift hanelerle öne fırladı. Rakibinin bireysel çabalarını da durdurmayı başaran Galatasaray Odeabank, ilk çeyreği 7-26 gibi bir skorla önde tamamladı.

İkinci çeyrekte ise değişikliğe gidemeyen ve rotasyonu dar olan Sarı-Kırmızılıların özellikle hücumda teklemesiyle açıldı. Faul problemine giren Kelsey Bone'un ardan 2-3 alan savunmasına dönen ve ribaundlarda üstünlüğü kaybeden Galatasaray Odeabank, farkın yavaş yavaş erimeye başlamasına engel olamadı. Buna rağmen İkinci çeyreğin kalan dakikalarında hücumda faul çizgisi dolayları altın madenine döndü. Sancho, Bahar, Alba, Nevriye teker teker isabet buldular ve takımı ayakta tuttular. Sarayın Sultanları bir şekilde direnç koydu ve devreyi 29-42 ile önde geçmeyi başardı.

Soyunma odasından daha diri ve hazır gelen ekip Fenerbahçe'ydi. Bu sefer 2-3 alan savunmasını Sarı-Lacivertli ekip kullandı ve Galatasaray Odeabank hücumlarını büyük ölçüde yavaşlattı. Karşı hamle olarak ise Sarı-Kırmızılı ekip özellikle McCoughtry ve Pondexter'ın hızlı hücumlarını iyi şekilde durdurdu. Buna rağmen maçtaki fark uzun süre sonra tek hanelere indi.

Son çeyrek ise Fenerbahçe oyun temposunu arttırarak maçı tekrar ortaya getirmeyi başardı yorgun Galatasaray Odeabank karşısında. Bu dakikalarda ise maçta ilk kez oyuna giren ve Final Eight'te henüz üçlük isabeti olmayan Şebnem Kimyacıoğlu çıktı saheye. Biri çok zor bir pozisyonda olmak üzere iki hançer gibi üçlükle takımı rahatlattı ve rakibinin direncini kırdı. Sarayın Sultanları kalan dakikalarda, özellikle serbest atış çizgisinde hata yapmayarak Avrupa'da birinci kupayı ilk kez müzeye götürmeye hak kazandı.


İSTATİSTİKLER:


FENERBAHÇE 58

Isabelle Yacoubou 2 sayı 4 ribaund 1 asist
Agnieszka Bibrzycka 10 sayı 3 ribaund 3 asist
Birsel Vardarlı 2 sayı 3 ribaund 2 asist
Esmeral Tunçluer 10 sayı 2 asist
Anastasiya Verameyenka 4 ribaund
Quanitra Hollingsworth 2 sayı 3 ribaund
Ivana Matovic
Cappie Pondexter 18 sayı 6 ribaund 3 asist
Angel McCoughtry 12 sayı 5 ribaund
Nevin Nevlin 2 sayı


GALATASARAY ODEABANK 69

Shavonte Zellous 9 sayı 8 ribaund 1 asist
Işıl Alben 9 sayı 6 ribaund 8 asist
Nevriye Yılmaz 4 sayı 2 ribaund
Sancho Lyttle 19 sayı 12 ribaund 1 asist
Alba Torrens 9 sayı 4 ribaund 6 asist
Kelsey Bone 10 sayı 2 ribaund 1 asist
Şebnem Kimyacıoğlu 6 sayı
Bahar Çağlar 3 sayı 1 ribaund




 
Son düzenleme:
Bu takımı izleyebildiğim için çok şanslıyım, dünyanın en güzel takımı.

[video=youtube;0MH5NND8cRE]https://www.youtube.com/watch?v=0MH5NND8cRE&t=2s[/video]
 
Moderatör tarafında düzenlendi:
6 sene geçmiş üzerinden. Şimdi EL katılım hakkı alsak yönetim turnuvaya gitmeyi kabul eder mi, bilinmez...

Bugün yıl dönümü, herkes maçı konuşuyor, hocayı konuşuyor, oyuncuları konuşuyor, Şebnem'in üçlüklerini konuşuyor...

Bu maç aslında 1999'da başlamıştı. 10 senelik Galatasaray hegomonyasını kırmıştı Fener. Hatta Aziz Yıldırım'ın ilk kupaları kadın basketboldadır. Biz o sene Euroleague'de 3. olduk ama Türkiye'de kalan kupaları Fener aldı. Ertesi sene ligi biz aldık ama ondan sonra biz gerilerken onlar gaza basmaya başladı. 2003'te Işık Eyigüngör'e teslim etti Aziz Yıldırım Fenerbahçe basketbol kadın takımını. Aras Kargo başta olmak üzere bir sürü sponsorluk, Migrosspor'u pilot takım almalar falan çok sağlamdılar. Bizim takım yedek forma bulamazken yapıyorlardı bunları. Eurocup mesela 2003'te başladı ilk. O sene yarı finalde elendiler, ertesi sene finalde kaybettiiler. Bizi küme düşürmekle övündükleri maça çıkarken aslında Eurocup F4'üne hazırlanıyorlardı...

Biz bölgesel lige gidip gelirken onlar da hegomonya kurmaya hazırlanıyorlardı. Nitekim 2005-2013 arası 8 sene şampiyon oldular. Ama öyle, ama böyle...

2007 yazında ilk yatırımı yaptık., Olan biten yatırım da aslında iyi bir koç iyi bir 5'ti aslında. Salladık ama yıkamadık, 3-2'yle kaybettik seriyi. Eurocup'ta yarı finalde sayı farkıyla elendik. Ertesi sene Eurocup'ı aldık. Yarı finalde ligi bıraktık kaptanın sakatlandığı maçta. Aslında 2012'ye kadar biz de yatırım yaptık. Taurasi Türkiye liginde iki takım arasında gidip geliyordu falan. O dönemde takıma gelip rotasyona takılan ya da dikiş tutturamayan oyunculardan herhangi biri bu yaşında gelse havaalanına falan gideriz...

Ama işte Ceyhun hoca faktörü... Sağolsun kalibresini gösterdi ve 2009-2014 arası Türkiye kupası serisi hariç bir şey kazanamadık. Bazen biz kaybettik, bazen kaybettirildik...

Aslnda 2013-2014 sezonu başlangıcı da şimdikine yakındı. Yatırım kesme kararı alınmıştı ama işte erkek basketbol için yapılan Odeabank sözleşmesi sayesinde eldeki kadro korunabilmişti. Kaptan yeni yeni dönüyordu uzun sakatlık ve rehabilitasyon süreci sonrası. O zaman kupa gelince unutulmuştu ama kaptanın arkasından da teneke çalınan bir dönem vardı, top oynamayı bıraksın gitsin üçlü çektirsin ya da basketbolun sabrisi diye... Alba 2011'de bize gelirken en iyi Avrupa'lı olarak gelmişti. O da sakatlık yaşamıştı bizde ilk senesinde. O da toparlanıyordu yavaş yavaş. Sancho ve Shavonte vardı kadroda. Nevriye de vardı ama sakattı, rakiplerle olduğu kadar kendi beliyle de mücadele ediyordu. Yine transferler vardı ama bir tek Kelsey Bone adapte olabildi o kadroya. O da çok büyük bombaydı, Avrupa'da çaylak sezonunu yaşayan bir oyuncu zirveye çıkmıştı. Esra, Bahar, Ayşe, Şebnem,Ayşegül... Fena oyuncular değildi ama işte ilk 5 az çok belliydi.

O şartlarda, öyle bir sezonda geldi bu kupa. İyi bir koç, iyi bir ilk beş vardı. Ama yine sahipsizdiler, kimsenin umrunda değildiler. Futbolda sezon mantarlamasa yine pek kimsenin umrunda olmayacaktı. Fenerbahçe'ye karşı kazanılmış olmasa yıllar sonra da pek hatırlanmayacaktı. Hoca takviye isterken kulak tıkandı, sporcular sezon ortası sözleşme uzatmak için ya da transer için izin isterken bile muhatap bulamadı. F8'e giden 11 kişilik kadronun 8'i ertesi sezon Galatasaray'da olmayacağını biliyordu. Buna rağmen oynadılar ve kazandılar. Aziz Yıldırım salon kapısında Galatasaraylılarla kapışırken bizim "camia" İstanbul'da taht kavgası yapıyordu. Yönetim bir kaza olur korkusuyla tam kadro kongre salonundaydı, camianın ileri gelenleri de aba altından sopa göstermekle meşguldü ibra konusunda... Maç günü yayıncı kuruluşa bağlanan bir yöneticinin demeci hala aklımda "Bu şube bu takım bizim sırtımıza yük. Biz bunu taşıyamayız ve atacağız. Kupayı alsalar da almasalar da..."

Sözlerinden de dönmediler. 2015'te Odeabank bittikten sonra sponsorun s'sini bütçenin b'sini göremedi takım. Aradan 5 sene geçti hala daha 5 tam 1 yedekle mücadele etmeye devam ediyoruz. İki tane büyük skandal var sponsorluk konusunda, onu da bilenler bilir. Şubenin mevcut haliyle kime neye hizmet ettiği ayrı bir yazı konusu da bu günde yazılacak şey değil. Yine de bir avuç insanın gayretleriyle yoluna devam ediyor...

O günün herkes için bir hikayesi vardır illa ki ama işin aslı bir avuç inanmış insanın yazdığı bir tarihtir. En iyisi buydu, daha iyisi olmaz, en fazla tekrar edilebilir...


İnanan, inandıran, emek döken, ısrar eden o bir avuç insana sonsuz kere teşkkürler...
 

Üst