Maça Tai, Göksenin, Harrison ,Greg ve Auguste beşiyle başlayan takımımız hücumda istediği ritmi tam olarak elde edemese de savunmada koyulan direnç ve hareketlilik ile skor üstünlüğünü maçın başında hemen ele aldı. Auguste’un ikili oyunlarından sayılar bulmamıza rağmen ilk çeyreğin sonlarına doğru Webster’ın yanlış tercihleri farkı açmamıza engel oldu. Topu yarı sahaya hızlı geçirmemize rağmen set temposunun düşük olması, spacingteki hatalar ve oyun kurmadaki sıkıntılar, maçın başından sonuna kadar hücumdaki verimimizi gittikçe düşürse de İtalyan ekibinin düşük yüzdeli oyunu ilk çeyreği önde kapatmamızı sağladı.

Yanlış rotasyonun içinde boğulduğumuz bir diğer maça Trento karşılaşmasını da bu çeyrekle beraber eklemiş olduk. İkinci çeyreğe Jones-Can-Yiğit-Moore ile başlayan Ertuğrul Erdoğan bu dörtlüden hücumda istediği verimi alamadı.  Topu yönlendirme ve şut tercihleri anlamında kötü bir sekans geçiren takım, hücumdaki bu performansı savunmaya da yansıtınca fark bir ara 3’e kadar indi. As oyuncuların tekrardan oyuna girmesiyle geçiş hücumlarından üst üste sayılar bulduk. Pota altında Whittington ve Auguste’un birçok pozisyonda rakiplerine karşı koyduğu üstünlükle devreye 14 sayı önde gittik.

İlk yarıyı önde kapatmamızın en önemli sebeplerinden birini, İtalyan ekibinin dış atışlardaki düşük yüzdesinden ve hücumdaki agresifliğinin en aşağı seviyelerde kalmasından kaynaklandığını söyleyebiliriz. Yoksa ilk yarıdaki Galatasaray ile ikinci yarıdaki Galatasaray arasında çok bir fark yoktu. Aynı kötü hücumlar, zorlama atışlar maç boyunca değişmedi.

İkinci yarıya Trento çok daha öz güvenli bir şekilde başladı. Craft&Knox ikili oyunlarına hiçbir şekilde çözüm bulamayıp, üçüncü çeyreğin sonunda Craft’ın toplamda 10 asisti bulunurken Knox’ın da aynı tip orta mesafe basketi 3 kez üst üste attığına şahit olduk. Savunmadaki bu kırılımı hücumda ise Harrison birebirleriyle nötrlemeye çalışsa da Webster ve Jones’un (iki guard) hiçbir şekilde maçın içine girememeleri bizi her hücumda düzen dışına itti ve üçüncü çeyreğin sonunda fark sadece 5 idi.

Üçüncü çeyrekteki bu geri dönüşle Trento’nun hücum serisi devam etti ve bu isimlerin yanına hem dışarıdan hem de içeriden isabetleriyle Toto Forray da eklenince Trento maç içerisinde ilk kez öne geçti.  Takımımız ise daha çok forvet bölgesinden uzun oyuncularımız ile potaya devrilmeye çalışsa da yine set temposunun vasatlığı, oyuncuların hücumdaki hareketsizliği ve Jones ile Webster’ın, Aaron Craft’ın bugün yaptıklarının yarısı bile etmeyecek kötü performansı, hücum ritmimizi bulmamızı engelledi. Harrison ve Greg’in birebir yaratıcılıkları ve Ben Moore’un da enerjisiyle farkı 1’e kadar indirsek de maçın sonunda yenilginin önüne geçemedik.

Maça Dair: Maçı kazanmayı hiçbir şekilde hak etmedik. 40 dakika boyunca yarı sahada yaptığımız iyi organizasyon sayısı bir elin parmaklarını geçmez. Harrison ile Whittington’ın bireysel çabaları olmasaydı maç çok daha erken bitebilirdi. Jones ile Webster’a gelirsek sezon başından beri oyun kurucu özelliklerinin hiçbirini yerine getiremiyorlar özellikle Jones. Webster’ı bir şekilde birebirlerde veya fiziksel avantajı ile kullanabilirsin –Fenerbahçe maçı gibi- ama Jones, sıfır katkı. Bu maçtaki ve şu ana kadar ki bir diğer hayal kırıklığı yaratan isim kesinlikle Yiğit. Kendine hiçbir şekilde takımda bir yer edinemedi. Sahada, takımdan çok fazla kopuk bir görüntü çiziyor. Bir an önce düzelmesini temenni ediyoruz çünkü potansiyeline hepimiz şahitiz. Bitirmeden bir eleştiri de koça. İkinci periyotun başında sahaya çıkardığı gibi hiçbir şekilde skor opsiyonu olamayacak oyunculardan kurulan beşlerden vazgeçmeli. Bu tip hamlelerle maçın ritmi bir anda karşı takıma geçebiliyor.

Yoruma kapalı.

İlginizi Çekebilir

GSBasket Konferans #1

GSbasket.org yazarları olarak erkek basketbol takımımızın sezon başından bugüne kadar oyna…