Aile Toplantısı 14. Hafta Konuğu: Emre Yüksel Sayfa:2

E

Erdal Can İçelli

Misafir
Re: Aile Toplantısı 14. Hafta Konuğu: Emre Yüksel

Röportaj sorularını bugün sevgili Yiğit Pazar ile hazırladık.Toplam 19 soru var ancak her soru 2-3 sorunun birleşiminden meydana geliyor.

Gerçekten içerik olarak çok tatmin edici ve merak edilen soruları sordugumuza inaniyorum ama tabiki karar sizin.Soruları yolladık Emre abiye gelir gelmez düzenlemeleri yapıp paylaşacağız

görüşmek üzere
 
E

Erdal Can İçelli

Misafir
Re: Aile Toplantısı 14. Hafta Konuğu: Emre Yüksel

19 Ağustos 2009 tarihinde başladığımız bu güzel aktivitenin 14.süne gelmiş bulunuyoruz.Bizim için zevkli geçen okuyucular için de zevkli geçtigini umduğumuz röportajlarımıza Emre Yüksel ile devam ediyoruz.9 ay boyunca destegini hiç kesmeyen ve röportajlarda çok büyük emeği olan Yiğit Pazar ve Uğur Güvene tekrar tekrar teşekkür edip merak ile beklenen röportaja geçiyoruz umarım beğenirsiniz...



1-)Forumun en renkli simalarından birisisiniz. Biz de bu renkli kişiliği daha yakından tanımak istedik. Gsbasket ailesi için biraz kendinizden bahseder misiniz?

Öncelikle bu ? renkli kişilik ? sıfatını bir övgü olarak gördüğümü ve teşekkürlerimi ilettiğimi bildirmeliyim.. Bu röportaj zincirinin bir halkası olmak benim için ancak onur olur. Bu onura layık görüldüğüm için ayrıca mutluyum. Layık görenlere teşekkürü bir borç bilirim.. Politikacı gibi açılış yaparım böyle.. Kendimi övmüş olmak istemem ama ayıptır söylemesi Karadenizli bir aileyiz..Ordu Fatsa?lıyız.. 1980 İstanbul doğumluyum.. 30 yaşında olmama 5 ay kaldı ama ısrarla 29 diyoruz bakalım. İlk ikisi erkek, sonuncusu kız, 3 kardeşiz.. Ana öğretmen, baba muhasebeci. 2003 yılında İstanbul Üniv. İktisat bölümünden mezun oldum. Aynı sene Yıldız Teknik?te Ekonomi üzerine yüksek lisansa başladım ama bitiremedim, yolun yarısında hevesim kırıldı diyebilirim.. 2005 de bir Cuma öğlen okuldan çıktım. Barbaros Bulvarı?nda aşağı , iskeleye yürüyene kadar kararımı verdim.. 2,5 ay kadar sonra da , karlı bir Aralık gecesi Amasya?da, ranzamda, tertiplerimle ?askerlikte ilk gün sendromu ? nu yenmeye çalışıyordum.. Askerlik sonrası bu öğrenciliklerimle ilgili hiçbir girişimim olmadı.. Diplomalarımı almaya dahi gitmemişimdir..Sonrası sivil hayat.

2-)Emre Yüksel, ne işle meşgul olmaktadır? İşten arda kalan zamanlarında, nelerden zevk alır? Bir günü nasıl geçer?

Öğrencilik zamanlarında yapılan ufak-tefek işleri, part-time meşguliyetleri saymaz isek gerçek anlamda iş hayatına başlamam satın almacılık ile oldu.. Yaklaşık 4 senedir , makyaj malzemeleri üreten bir kozmetik firmasının satın almacısıyım.. Yurt içi ve yurt dışından, üretimimiz için gerekli olan hammadde ve ambalajların tedariği ile ilgileniyorum. Son 6 aydır bu işe ek olarak ihracatı da üstlendim.. Çok yoğun tempoda, haftada 6 gün çalışıyoruz.. Ama şanslı olduğum yanlar da yok değil bu konuda... Yaptığım işi ve çalıştığım sektörü çok seviyorum. Kozmetik artık çok mecbur kalmadıkça bırakmayacağım bir sektör benim için.. Gün 06.30 da başlıyor..İşten dönüş 19.30-20 arasıdır.. Hafta içi akşamları çok önemli bir şey olmadıkça evden çıkmam.. Genelde o vakitler okuma eksenli geçer.. Televizyonda mutlaka bir spor müsabakası açıktır, ben de bir şey okurken uyumuşumdur.. Boş zaman bu.. Cumartesileri mutlaka bir organizasyon yapılmıştır.. Bu bazen arkadaşlarla bir yemektir, hava kötüyse sinemadır, güzelse hipodrom olabilir . Hiçbir şey yapamazsam tek başıma Cağaloğlu?na gider kitapçıları gezerim. İstanbul?u çok iyi bildiğimi her zaman iddia etmişimdir.. Mutlaka kendime bir meşgale, gidilecek bir yer bulurum. Cumartesi akşamları genellikle Taksim?de geçer.. Ne mutlu bana ki 4-5 kişilik ama çok nitelikli bir çekirdek arkadaş grubum var. Onlarla , o anki ruh halimize göre bir mekana kapak atarız.. Kışın Pazar günleri evden çıkmayı pek tercih etmem.. Yazın durum farklılaşabiliyor. Genelde aileme zaman ayıramıyorum. Annem, babam gün içinde en az gördüğüm insanlar oluyor. Öyle de bir sıkıntı var halletmem gereken. Bir insan günde, 20-30 farklı yüzle karşılaşıyorsa, konuşuyorsa ve bu yüzler içinde en az gördüğü, ana-babasının yüzü ise sorun büyük demektir.. Benim için hiçbir şey ailemden önemli değil.


3-)Emre Yükselin yaşam felsefesi nedir ? Olmazsa olmazları ve aslalarını bizimle paylaşır mısınız ?En büyük hayaliniz?

Öyle odamda çalışma masama yapıştırdığım post-itlerim yoktur. Ya da kendime şiar edindiğim özlü sözler..Yani önemli bir karar arifesine geldiğimde ?benim hayat felsefem bu, buna göre böyle hareket edeyim ? diye bir düşünme içerisinde olmam..Ama bizim hayata bakışımız, öncelikle şükretme , sonrasında sabretme , sabrederken azmetme ve son olarak gerçekleşmesini umut etme çerçevesinde şekillenebilir.. Tabi azim sabrın kardeşidir derler.. Çalışkanlık, gayretkeşlik önemli özellikler.. Motive olduğum zaman her şeyi başarabilirim.. Burada sorun yok. Ama fazla duygusallığımdan kaynaklanan bir erken pes etme durumu da olabiliyor.. Zaten ben ya pes etmiş vazgeçmişimdir, ya da başarmış, istediğimi almışımdır.. Öğrenciliğimde, iş hayatımda , arkadaşlıklarımda , karşı cins ile olan ilişkilerimde bu hep böyle olmuştur.. Ya kazanmışımdır, ya da kazanamayacağımı anlamış erkenden pes etmişimdir.. Ne kadar doğru olduğu tartışılır ama ben böyle biriyim..Yine de her şeyin başı şükürdür.. Elindekinin kıymetini bilerek başlamak lazım..



5-)Galatasaray hayranlığı ne zaman başladı ve bu renklerin size hissettirdiği duyguları öğrenebilir miyiz?

Net olarak cevap verebileceğim bir soru. Her şey çok net.. Benim babam Beşiktaşlı ama öyle fanatik, iflah olmaz bir taraftar değildir.. Hayatında 2-3 kere maça ya gitmiştir ya gitmemiştir.. Dolayısıyla bize de bu yönde telkinleri olmamıştır.. Daha 33 yaşında iken, trafik kazasında kaybettiğim dayımın mirasıdır Galatasaraylılığım. Anneannemlere giderdik daha ben çok küçükken.. Yaşım belki 3 , belki 5.. Dayım yukarıdan üçlü çekerdi bizi görünce.. ?Kova fenerli mi olacaksınız lan? derdi.. Hiç unutmuyorum ki o günleri..Biz anne tarafından 12 torunuz.. Bunun 9 tanesi falan erkekse 6-7 tanesi Galatasaraylıdır. Dayımın çocukları ve tüm yeğenleri böyle Galatasaraylı olduk biz.. Hayatımın her aşamasında rahmetli dayımın izleri zaten görülüyor.. Evden kaçıp maça giden, üniversitede final zamanı sınavdan kaçıp deplasmana giden bir adamdan bahsediyoruz.. Trenle gidilen deplasmanların fotoğrafları hala duruyor.. Ondan iyi veya kötü alışkanlık olarak, ne aldıysam hepsi kabulümdür.. Galatasaraylığım da miraslarından biridir.. O?nu çok özlediğimiz de gün gibi ortadadır.. Galatasaray benim için , 20 sene önce, pazar günleri öğleden sonra TRT-1 de başlayan maçlarda sarı zemin üzerine kırmızı harflerle yazılmış isminin verdiği hazdır, huzurdur.. Galatasaray?ı çok seviyorum. Ama Galatasaray?ı.. Herhangi bir futbolcuyu, sporcuyu veya başka bir ferdi değil.. Tüzel kişiliğe, ruha , geleneğe, tarihe bu sevgim.. Hagi , Arda , Kewell, Işıl veya başka birisi.. Bir sporcunun abartılı şekilde sevgiye boğulmasına karşıyım. Onlar gidebilir ama biz gidemeyiz.. Onlar gün gelir gitmek zorunda kalır ama biz gidemeyiz.. Biz ölene kadar buradayız?

6-)Galatasaray SK, bu sezon istediği başarılara ulaşamadı. Bu başarısızlıktaki temel etkenler sizce nelerdi?

Öncelikle şunu söylemek lazım; Galatasaray uzun zamandır spor kulübü falan değil.. Adımız spor kulübü sadece..Biz futbol kulübüyüz pratikte. Basketbolda, voleybolda, kürekte, sutopunda veya başka bir alanda bir izimiz, bir etkinliğimiz yok.. Arada bir parlıyoruz ama devamlılık sağlayamıyoruz.. Yönetimler tarafından bu yanımız ihmal ediliyor.. Burada 4-5 satırda anlatmak zor.. Biz kötü bir noktaya geldik. Futboldan artık tamamen nefret ettim ve nedeni de bu.. Şova yönelik saçma sapan transferler, etrafta dolaşan ne olduğu belirsiz Brezilyalılar..Hayaller.. Yıkılan hayaller.. Galatasaray çok kötü yönetiliyor , ben sadece buna inanıyorum. Taraftar olarak biz de kötü taraftarlık yapıyoruz.. Ali Sami Yen?deki Fenerbahçe maçından sonra inanın 1 hafta normale dönemedim.. Galatasaray, şu anda kendisini Galatasaray yapan değerlerin çok uzağında.. Biz bir gelenek kulübüyüz ama geleneklerle bağımız gevşedikçe uzaklaşıyoruz. Fenerbahçelileşiyoruz.. Saçma sapan sansasyonlar.. Adam sinema kapatıyor, öbürü alem yapıyor. Bir de taraftara küsüyorlar.. Sen kimsin ki taraftara küsüyorsun.. Eskiden böyle bir şey olabilir miydi. ?. Hakan Şükür bize ne zaman küstü ya da Metin Oktay ne zaman surat astı ?.. Bu minvalde ?Galatasaray ruhu ? kavramı ön plana çıkartılmalı, kendisi de bir taraftar olan sporcularla devam edilmeye çalışılmalıdır.. Yeri gelmişken forma arkalarında isim yazılmasına ben de karşı olduğumu belirteyim.. Önemli olan formadır, içindekiler ve dolayısıyla sırttaki isimler değişebilir.. Eğer bir şeyi yücelteceksek, sporcumuzun soyadını değil kulübümüzün adını yüceltelim..



7-)Spor müsabakaları ile yakından ilgilisiniz. Gerçek yaşamınızda spora ne kadar zaman ayırıyorsunuz?


Spor bizim hayatımızın her zaman önceliklerinden oldu.. Bu bir kültür meselesi.. Yani insanın yoğrulduğu yerlerle, küçükken maruz kaldığı iletişimle, algı ile ilgili.. Bir insanı yoldan çevirip ? basketbolu seveceksin, seversen sana ayda 1000 tl veririm, sev ulan ? demekle olmaz.. İçeriden gelen bir iştah. Ben spor izlenen bir evde büyüdüm.. 1988 Seul olimpiyatlarında 100 metre finali koşulacaktı, biz de teyzemlerde idik, hiç unutmuyorum. Babam dedi ki ?hadi eve gidiyoruz , 100 m finali var ?.. Biz eve döndük, Ben Johnson- Carl Lewis finalini izledik. Bu, böyle bir şey.. Aslında ben spordan çok yarışmayı seviyorum. Yani benim sevgimi asıl tanımlayan kelime ?yarışma?. Her zaman yarışmak beni heyecanlandırmıştır.. Bu nedenle atletizm, tenis, basketbol ve son zamanlarda tğüm sporlardan daha zor olduğunu düşündüğüm snooker ?ı severek takip ederim. Kazanmanın hazzı diyelim beni çeken. Rekabet beni her zaman kamçılar.. Yüksek lisansta proficiency sınavına girecektik. Ama benim de o ara okulla alakam yok. 2 haftada 1 kere falan gidiyorum.. Biz kıza aşığım, kız bırakın reddetmeyi suratıma bile bakmıyor.. Yani dönüp suratıma tükürse sevinecek haldeyim.. O denli umutsuz vaka.. Her akşam Beşiktaş?tan Ortaköy?e yürüyorum kızı görmeye.. Neyse dersler falan rezil o ara.. Bir gün bir sınav sonucu açıklanmış. Bölümde de Çirkin Betty gibi bir kız vardı, adı da Nur?du. Eğer bu satırları okuyorsa hiç selam söylemiyorum. O da yüksek almış bir sınavdan bize artistlik yaptı falan.. Daha doğrusu aşağıladı laflarıyla. Ondan sonra kamçıyı sağ elimden sol elime aldım, bariyer dibinden bir yürüdüm.. 90 lar falan hava uçuştu. Hayatta geçemeyeceğim dersi geçmiştim.. Bunu anlatma nedenim ; ben gazla çalışırım. Birisi benle yarışsın, motive etsin, gaza getirsin yeter. Sporda da bunu buluyorum belki.. Ben buna bağlıyorum.. Aktif olarak hiç spor yapmadım. Yani hep amatörce futbol, basketbol oynadık. Yıllığımda yazar mesela.. Okula giderdik. Beyazıt?ta, merkez kampüste 8-10 potalık ufak bir alan vardı. Duruyor mu bilmem. Sabah 10 da oraya girerdik, akşam 5 de çıkar eve dönerdik.. Sözde okula gidiyoruz.. Haftada 3 gün halı saha maçı yaptığımız olurdu.. Masa tenisi ile çok içli dışlıydım bir dönem.. Deli gibi oynuyorduk. Şimdi iş yerime çok yakın bir yer tavsiye etti arkadaşlarımdan biri. Veteranlar Masa Tenisi Kulübü diye bir şey varmış.. Akşamları oraya devam etmeyi planlıyorum. Hareketsizlik nedeni ile aldığım kiloları vermem lazım.. Adamı gömerim yani masa tenisinde, affetmem : ) 15 dakika ısınayım yeter..Kimse dayılanmasın.


:cool:NBA' e olan ilginiz ne zaman başladı? Destekçisi olduğunuz takım ya da takımlar nelerdir?Hoşlanmadığınız takımlar ve nedenleri? Sabaha karşı olan maçları takip ederken, zorlanmıyor musunuz?

Belli bir başlangıç tarihi, hikayesi yok.. Belki 20 sene önce TRT-1 de Murat Murathanoğlu, bildiğimiz ?NBA ACTION? ı seslendirirdi.. Sanıyorum cumartesileri olurdu, öğlen saatlerinde.. Biz de genel spor merakımız çerçevesinde etkilendik.. O zamanlar Charles Barkley , Sixers?ta oynuyordu ve çok parlak bir yıldızdı.. Önünde sadece ?76ers? yazardı formanın.. O vesile ile biz de Sixers taraftarı olduk..Sadece kitapçılarda satılan , çok düşük tirajlı basketbol dergileri ile avunduk yıllarca. Oynanan bir maçtan 1 ay sonra haberimiz oluyordu. Sonra internet çıktı ve dünya değişti tabii. Sixerslıyım. Barkley?den beri..Artık Sir ?ü pek sevmiyorum ama Sixers bize miras kaldı.. Stackhouse ile torumurcuklandı, Iverson ile çiçek açtı..Iverson da artık yok lakin biz sevmeye, desteklemeye devam ediyoruz.. Lakers?ı ve Knicks?i sevmiyorum. Lakers benim gözümde Fenerbahçe.. Sürekli sansasyon, sürekli gündem.. Suni gündemler.. Resmen boğuyorlar bizi Lakersa.. Renklerden de bir antipati var tabii..Sevmem ama hakkını da vermek lazım. Bu son 5-10 yılın meselesi değil. Her zaman contender olan bir franchise Lakers.. Başarılılar her daim. New York ise gerçekten en kötüsü.. Ortada bir başarı yok, ortada bir takım yok, ortada hiçbir şey yok ama Knicks kendisini NBA in en büyüğü olarak görüyor.. Acınacak haldeler bence.. Artık sabaha karşı maç izlemiyorum. Askerden sonra hiç izlemedim gibi bir şey.. Son 3 senede 3 kere kalkmamışımdır. Ama eskiden hiç yatmazdım. 2001 de final oynadığımız sene her gece maç bitmeden yatmıyordum. Kalkmakta zorlanmıyordum çünkü yatmıyordum..



9-)NBA'i hangi sitelerden takip ediyorsunuz? Bu sitelerde diğer üyelerle etkileşim nasıl?Türk insanın Nba hakkındaki bilgileri yeterli mi ?

Son 1-2 aydır salmış olmakla beraber, sabah şirkete geldiğimde, işe başlamadan nba.com?dan maç sonuçlarına bakar, haberleri okur, arkasından hoopshype.com?da rumors köşesine bir bakar, son olarak da Philadelphia Inquirer?a göz atardım. Nbadraft.net de arada bir göz attığım sitelerden biridir.. Tabii bu işin Türkiye ayağı , artık çok salsalar da batug.com, olmazsa olmazlardan.. Bir de Konyalı Portlandlılar diye bir blog var.. O da fena sayılmaz. Maç yazılarını değil ama haberleri okuyorum bazen. Bu sitelerde diğer üyelerle iletişimim yok.. NBA hakkında bilgi eskiye göre çok fazla tabii.. Şu an 16 yaşında olan bir NBA sever benim 16 yaşımdayken bildiğimin 16 katını biliyordur .. Yine de benim ?net şarjı ? dediğim bir tabir var.. Bazen insanlar için, bazen durumlar için kullanıyorum. Adamın beyzbolla ilgisi yok.. Oturmuş netten her şeyi okumuş ezberlemiş, biliyor havalarında dolaşıyor ( bkz. Eser atalay ).. Ben şimdi nette 1976 Dünya Kupası ile ilgili çok şey okusam ve ezberlesem, gelip burada ? Kempes de o gün ne oynadı be abi? dersem bu net şarjıdır.. Pavyondaki dolma rakı neyse, bu bilgi de odur.. Sevilmez.. Tercih edilmez.. Bunları sevmem. NBA le ilgili de böyle şarj çok görüyoruz ama genel anlamda daha yüksek tabii seviye.. Batug.com mesela.. O adamlara üstad deriz..



10-)Bir ara bize rakip olup Nba konusunda röportaj başlığı açmıştınız Dalembert hakkında :) işin şakası tabi ki nerden geliyor bu Samuel sevgisi ?

Evet..Neşeli bir günümüzdeydik.. Eğlenelim dedik.. Forumda , buna benzer çok faaliyetlerimiz oldu elbet.. Dalembert ile benim bir problemim yok.. Olamaz da.. İnsanlık olarak, beşeriyet olarak onla problemimiz var aslında.. Aramızda ne işin var diyoruz ona.. NBA üzerinde kontrat alıp üzerine yatan ne kadar oyuncu varsa, hepsinden ayrı ayrı nefret ediyorum.. Eski Genel Menajerimiz kel kafa Billy King, o yaz Kyle Korver ve Sammy Dalembert?e o dev kontratları vererek, Sixers?ın şu an bu halde olmasına neden oldu..Asla hak etmedikleri kontratlar aldılar ve hiçbir zaman hakkını vermediler, hepsinden acısı vermeye de çalışmadılar.. Dalembert aklı beş karış havada olan , iş ahlakı olmayan, aldığı parayı hak edip etmeme konusunda değer yargıları olmayan birisidir.. Benim gözümde sporcu falan da değildir.. Otel odaları kötü diye milli takımda oynamak istemeyen adamdan sporcu olmaz.. Onu suçlamıyorum.. Çünkü onun böyle biri olduğunu çözemeyip de o kontratı veren GM i suçluyorum.. Bu sene son senesi takımda..Hangi takımda oynarsa oynasın, bizde veya başkasında , bu sene alacağı para 12.2 milyon USD.. NBA tarihin en kazık kontratlarından birisi olarak görülüyor ve bence de öyle. Gelmiş geçmiş en rezil kontratı biz verdik bir oyuncuya.. Sixers?tan yeni bir rekor geldi ama tersten.


11-)Bir basketbol takımında koç olsaydınız, basketbol anlayışınız ne olurdu?Takımınızda görmek istediğiniz oyuncular kimler ?


Çok net..Hızlı basketbol.. Run and gun.. Bol bol fast break.. Bol bol şut.. Havada uçuşan smaçlar.. Basketbol temaşa sporudur.. Murat Didin?in deyimi ile ?koş koş basketbolu ?.. Tabii ki iyi çizilmiş bir set izlediğimizde - ki bunlar genelde mola dönüşü olur- zevk alıyoruz ama genel anlamda hızlı basketbolu, topun aktığı, guardın eline yapışmadığı basketbolu severim.. Bu işin piri de Steve Nash?tir kuşkusuz... Bir NBA takımına sahip olsam mutlaka Steve Nash oyuncum olsun isterim.. Biedrins gibi bir uzun böyle bir takım için biçilmiş kaftan olurdu.. Joe Johson olabilirdi, şutörlüğü lazım olacak bir Ray Allen olabilirdi.. Tabii ben hem uygun olacaklarını düşündüklerimi , hem de sevdiklerimi aynı takıma sokmaya çalışıyorum : ) Bir de Iverson babaya her zaman kapım açık olurdu.. Arada gönül bağımız var.. Bir yerden sonra ? yerim sistemi , topu bana verin ? diyecek birine de ihtiyaç olabiliyor.. Iverson?ın yüreği NBA de kimsede yoktur.. Ben göremiyorum.


12-)Basket kadar tenis ile de ilgili olduğunuzu biliyoruz peki Nadal'ın sakatlığı sonrası eski performansına dönebileceğini düşünüyor musunuz?

Tenis severim evet..Bir Wimbledon günü Gabriella Sabatini?ye aşık olmamla başladı her şey.. Her yerde anti-brasil , her yerde viva argentina.. Nadal kariyerinin zirvesine 2008 de çıkmıştı.. Roland Garros zaten cepteydi ama Wimbledon ve Australian Open finallerinde Federer?i indirmesi kariyerinin zirvesiydi. Ben bir daha böyle bir seviyeye çıkacağını sanmıyorum ama şu ara bütün sakatlıklarından kurtulmuş bir halde.. Toprak kort sezonu açıldı ve Nadal her önüne geleni yeniyor.. Daha dün yine Federer?i yendi toprakta.. Roland Garros?ya hazır geliyor.. Orada yarım gaz oynasa , bazen vitesi boşa atsa bile yetiyor..Kazanır herhalde..



13-)Atlara olan tutkunuz, ilginiz nasıl başladı? Atınız var mı ?


1994-95 gibi başladı..Yine dayı izleri var aslında.. İlk tanışma öyle.. Sonrasında biraz benim merakım, biraz etrafımda bu sektörde bulunan insanların çokluğu ile gelişti.. Şimdi en yakın arkadaşlarımdan biri 10-12 atlı bir ekürinin sahibi..Hiç bir şarkıcıyı, yazarı , sporcuyu sevmediğim kadar sevdiğim jokey ağabeyler var.. Bu camiada at sahibi, antrenör veya jokey olarak, uzaktan veya yakından tanıdığımız çok insanlar, çok dostlar var..Aslında ben her zaman kendime at sever demeyi tercih ederim.. Atları her zaman insanlardan çok sevmişimdir.. Bununla ilgili anlatabileceğim bin tane hikaye var aslında.. Sevdiğimiz bir ağabeye ait THORNBERRY diye bir at vardı.. Attan çok insana benziyor derdi sahibi.. Normalde yarış sabahları atlara çok fazla su verilmez şişmesin diye, yarış sonrası istediği kadar içer.. Bir yarış sabahı, ata da fazla su vermiyorlar tabii , ahırın kapısını kapatıp gidiyorlar.. Yarış zamanı atı ahırdan almaya bir geliyorlar, her yer su içinde.. ?Ulan bu su ne? falan. At o kadar akıllı ki, ahırın bir köşesinden geçen su borusunu bulmuş, içinden geçenin su olduğunu biliyor gibi dişleriyle kemirerek koparmış ve oradan canının istediği kadar su içmiş.. Sonrasında ahırın içine dolmuş tabi bütün su..Bu kadar akıl bende yok mesela. Bu hayvanın ancak boynuna sarılırım. Şöyle bir şey var bir de.. Aynı at sahibinin atları eküridirler..Eküri yanılmıyorsam Fransızcada ?ahır ? demektir.. Yarış içinde eküri koşarlar, birbirlerine yardım ederler.. Bu olay yine en az 15 yıllık olay. BARAKUDA ve SANDOKAN diye iki at yıllarca eküri koştular.. Beraber sahaya çıktılar, akşam beraber ahıra döndüler, beraber yediler, içtiler.. Sonra sahibi SANDOKAN ı sattı.. At başka bir ahıra gitti. Bu iki at bir süre sonra yine bir yarışta karşılaştılar.. Ama artık eküri değildiler.. Ve BARAKUDA gidip SANDOKAN ı ısırdı yarış içinde.. ?Sen bizi sattın gittin ? dercesine.. Yani yıllarca aynı ahırda kaldığı ata düşman oldu gitti diye.. Daha ne hikayeler var böyle de yer yok, zaman yok.. Yarışı kazanamadım diye sinirden kendini yerden yere atan atlar, rakibini geçemiyor diye onu ısırmaya gidenler. Çok komik olaylar da var.. Bir ara yazarım. An itibari ile atım yok. Ancak bir bekleyişimiz var.. Olunca yazarım.

14-)Ne sıklıkla, hangi tür kitapları okumaktan hoşlanırsınız? Kendi halinizde yazarlık deneyiminiz oldu mu? Sizi etkileyen ve bizimle paylaşacağınız eserler varsa, bunlar nelerdir?


Bu konuda çok şanslıyım. Babam tam bir kitap kurdudur. 12 Eylül?de babaannemin yaktıklarından sonra bile kitap sayısı dört haneli rakamlarla ifade ediliyordu. Şu anda bir oda dolusu kitap var evde..Bu bir şans.. Her zaman devam ettiğim birden fazla kitap vardır.. Hepsini beraber okurum. Ayda 3-4 kitap bitirmeye çalışırım.. Ortaokul ve lise yıllarım klasikleri okumakla geçti diyebilirim.. Ne yazık ki şimdi çoğunu hatırlamıyorum bile. O zamandan gelen büyük bir Ernest Hemingway hayranlığım var.. ?Silahlara Veda? yı bir akşam başlayıp, sabah ezanıyla bitirip yattığımı çok iyi hatırlıyorum.. Defalarca okumuşumdur.. Hemingway?in eğer duymadığım bir kitabı yoksa, tüm eserleri elimden geçmiştir.. Rus edebiyatı çok büyük ve derin bir ekoldür ama ben hiçbir zaman sevememişimdir.. Aslında sevebilsem ne şaheserler var.. Mesela şimdi azmettim , Gogol?un ?Bir Delinin Hatira defteri ? isimli öykü kitabına başladım. Bırakmak da istemiyorum ama okuyamıyorum.. Akmıyor.. Bitsin diye okuyorsun bir yerden sonra.. Beni kitaptan soğutan budur.. Önemli olan üslup.. Ne anlatıldığından çok nasıl anlatıldığıdır benim beğeni derecemi belirleyen. İyi yazılmış saçma bir kitabı, kötü yazılmış ilginç konulu bir kitaba tercih ederim. Bu yüzden ne zaman Erol Mütercimler bir kitap yazsa meraklanırım sonra okuyamam.. Çünkü dünyanın en akmayan kitaplarını O yazar..Aynı şekilde Soner Yalçın okuyayım diye kavrulurum sonra bitiremem..Son 4-5 yılda roman okumaktan uzaklaşmıştım. Siyasi kitaplar ilgimi çekiyordu.Ama yavaş yavaş yine tercihim değişiyor.. Son zamanlarda gerçek yaşam temeli üzerine kurulmuş romanlar okuyorum. Sinemada da böyledir.. Yaşanmış olaylar üzerine kurulu eserler ilgimi çeker.. Tabii bir de 2.Dünya Savaşı merakım var.. Onunla ilgili kitap, gazete, film , belgesel.. Ne varsa hepsiyle ilgiliyim.. Kendi çapımda yazarlık denemelerim çok eskiden beri var.. Adı üstünde, kendi çapımda.. Çok yakın olduğum 1-2 arkadaşıma okutmuşumdur belki.. Silahlara Veda (Hemingway ) , Çanlar Kimin için çalıyor (Hemingway) , Açlık ( Knut Hamsun ) , Başucumda Müzik ( Kürşat Başar ) , Biz Burada Devrim Yapıyoruz Sinyorita ( Ece Temelkuran ) , İki Darbe Arasında ( İskender Pala ) , Kürtler (Hasan Cemal), Nazik Alet ( Aziz Nesin ) , Fatin Rüştü Zorlu?nun Öyküsü ( Semih Ünver ) ..Her zaman kütüphanemde baş köşede duracak, okuyanların pişman olmayacağını düşündüğüm kitaplardan bazıları..



15-)Beethoven´ın "Müzik, erkeklerin kalbini alevlendirmeli, kadınların ise gözünü yaşartmalıdır" sözü hakkındaki düşünceleri nelerdir? Belli bir türe ya da sanatçıya bağımlılığı var mıdır yoksa kulağa hoş gelen her tür müziği dinlerim mi diyor? Unutamadığı konserler var mı, varsa hangileri?

Benim en zayıf yanım müzik..Ne genel bir müzik kültürüm var, ne bir dinleme seçiciliğim.. Genelde sabah işe giderken kulağıma takılan bir şarkıyı kendi kendime söyleyerek akşam ederim.. Müzikle çok içli dışlı değilim.. Bir kaset veya cd almayalı yıllar olmuştur.. Radyolar vasıtası ile ihtiyacımızı gideriyoruz..Reklam, haber ve dj olmayan, non stop müzik çalan net radyoları arasında dolaşıyorum akşama kadar.. Konserlere gitmiyorum çünkü canlı müzik dinlemeyi hiç sevmem nedense.. Bu konuda hep garip karşılanan kişi olmuşumdur.. Canlı müzik sevmem diyorum , millet ? ne ? diye suratıma bakıyor. Yalan söyleyecek halimiz yok. Sevmem.. Orijinalini severim.. İlla bir hayranlık olacaksa Samime Sanay ablamıza duyarım. Onu ve sesini de kimseye değişmem.. Ablam benim.

16-)Eser Atalay ile nasıl tanıştınız? Bu dostluğunuz ile ilgili söylemek istedikleriniz nelerdir?Aklınızdan çıkmayan olay veya bir anı var mı ?

Eser Atalay ile forumumuz vasıtası ile tanıştık. Bu aralar genelde yurtdışında olduğu için pek görüşemedik ama iyi anlaştığım, iyi zaman geçirdiğim arkadaşlarımdan birisidir.. Beraber maça da gittik, hipodroma da gittik, Taksim?e de çıktık. Anı mutlaka vardır ama tabii en unutulmazı Steaua Bükreş maçıydı.. Maçı İstiklal?de beraber izleme kararı almıştık..İş çıkışı buluştuk.. Maçın başlamasına çok az zaman vardı. Aynı akşam, Fenerbahçe?nin de bir maçı vardı ve bizim maçı verecek bir yer arıyorduk Nevizade çevresinde.. Zaman da çok dardı.. Bulduğumuz ilk mekana daldık. İzbe ve pis bir yerdi.. Üst kata çıktık. Maçı izlemeye koyulduk. İkinci yarı yan masaya bir grup geldi.. Adamlardan birini ben hemen çözdüm zaten. Bir baktık el ele tutuşmalar falan başladı. Bir süre sonra 3-4 kişi daha katıldı.. İş öpüşmeye falan vardı..Allah?tan maç o ara bitti de koşarak uzaklaştık olay mahallinden. Biz kendimizden eminiz de millet bizi ne sandı artık bilmiyorum. Sonradan arkadaşlara sordum, öyle tiplerin gittiği bir yermiş zaten.. Eser ondan sonraki Taksim çıkmalarına arkasına teneke bağlayarak katıldı bir süre.. Şanssızlık masamızda veya yanımızda bir kız da yoktu ki ben hayatta yanımda 4-5 kız olmadan sokağa çıkmam : ) Şaka tabii. 3-4 erkek girdik, 3-4 erkek çıktık oradan. Acı bir tecrübe oldu bize.. Bir de Cras Basket Taranto maçında Eser?in heyecanı kaldıramayıp kendini dışarı atması, maçın sonunu aşağıda, büfede, tv?den izleme geyiği vardır. Onu da kendi anlatsın.

17-)Forumdan Eser Atalay dışında görüştüğünüz isimler var mı? Forumdaki genel atmosferi nasıl değerlendiriyorsunuz? Eksik gördüğünüz noktalar varsa nelerdir?

Aslında bu forumu ben askerdeyken keşfetmiştim..Sanırım Halil Üner?in coach olduğu seneydi.. Bir Beşiktaş maçında görmüştüm pankartı.. Sonra uzun süre okudum.. Bir süre sonra da yazmaya karar verdim. Normalde de hiç sevmem forum hayatını ama burası nedense hoşuma gidiyor.. Bir çok buluşmaya, organizasyona katılmak istedim ama ya saat uymadı, ya gün.. Yine de tanıştığımız arkadaşlar var tabii maçlarda falan. Ama düzenli görüştüğümüz yok.. Yakından tanımak istediğim arkadaş sayısı ise çok.. Bir arkadaşla organizasyon yapalım dedik , 6 ay oldu.. Adını burada anmak istemiyorum.. O şahıs kendini çok iyi biliyor.. Her akşam bizim evin oralarda dolaşan bir arkadaş. : )


1:cool:Kanlıca' da ikamet ediyorsunuz, Kanlıca, sessiz ve doğal güzelliğiyle ön planda olan bir yer. Nasıl bir duygu Kanlıca' da yaşamak?Kanlıca da yaşamasaydınız yaşamak istediğiniz özel bir yer var mıydı ?


Valla her halde güzel bir duygudur.. Benim pek bir bağım yok. Emekliler için güzel.. Onun dışında fazla sessiz ve sakin.. Pazartesi akşamı 9 da geç, gece yarısı 3 gibi etraf.. Ben pek dolaşamıyorum etrafta.. Şimdi yazın gelmesi ile iskele şenlenecek tabii.. Hıdiv Kasrı ve özellikle evime yakın olan Mihrabad Korusu hoş mekanlar ama ben hiç gidemiyorum. 3-4 senedir uğramamışımdır.. Bir akşam bütün forum ahalisini yoğurt yemeye bu vesile ile davet edebilirim iskelede. Sözüm söz.. Bendensiniz.. Buraya yazdım işte.. Ama Şamil mutlaka gelecek. O gelmezse olmaz.. Hayatımda bir kez Köyceğiz?e gittim.. Hiçbir yeri o kadar sevmemişimdir.. Belki 3 gün sonra sıkılınır bilmiyorum ama gördüğüm en güzel yerdi.. Keşke yakın bir yer olsaydı da ara sıra gidebilseydik. Ama gerçekten uzak yani..Türkiye?nin her yerine uzak olan tek yer herhalde Köyceğizdir..Oraya en yakın yer bile çok uzak.. İstanbul içinde başka bir semtte yaşamak istemezdim ama..İyi böyle...

19-)Son olarak Gsbasket ailesi için mesajınız nedir ?

Yukarıda defaatle yazdığım gibi forumları yazmaktan çok okumak için kullanırdım.Ama burası farklı.. İlginçtir, forumda rahatsız olduğum hiç kimse yok.. Yazdıklarından rahatsız olduğum hiç kimse yok. Herkes için olumlu fikirlere sahibim.. Burada olmaktan, yazmaktan , okumaktan , şamata yapmaktan çok mutluyum. Umarım böyle devam eder. Tekrar teşekkürler hepinize..


Leo Franco: Açılamayan şemsiye..

İstanbul: Dersaadet.

Siyaset :Yozlaşmak..

Messi:Şaka..

Maradona:Yaşasın Caniggia.

Gsbasket Röportaj Ekibi:Emek

Televizyon:Eurosport


GSBASKET RÖPORTAJ EKİBİ
 
Müthiş oldu. 16. soruya ve yanıtına dikkat lütfen. :) Hehe. Bir dakikadır gülüyorum ya.

Çok eğlenceli oldu. Bizim de aradığımız buydu. Teşekkürler. :)
 
''Bizim hayata bakışımız, öncelikle şükretme , sonrasında sabretme , sabrederken azmetme ve son olarak gerçekleşmesini umut etme çerçevesinde şekillenebilir..''

Emre Abi şu cümlenin patentini al derim.. :)

Lakers konusunda orta noktada anlaşacağız ona da eminim. =)

Güzel bir röportaj olmuş. Röportaj ekibinin eline, Emre Abinin yüreğine sağlık.
 
mekandan zihnimde kalan şey Total Recall de Arnold ,Marstda bi bara girer ya 3 göğüslü hatunun falan olduğu acayip yer işde gittiğimiz yer istanbulda o atmosferi nasıl başardıysa yaratmışdır.
 
Röportaj ekibinin de, sorulara içtenlikle yanıt veren Emre´nin de emeğine sağlık.

Dolu dolu bir insanı daha da yakından tanıyınca, yok mu ufukta bir Ankara deplasmanı diyesi geliyor insanın...
 
Herkesin emeğine sağlık çok güzel çok keyifli olmuş, tabi Emre Abi'nin katkılarını da unutmamak gerekir.

Emre abi gelicez Kanlıca yoğurdumuzu yiycez, sen ısmarlıyosun ona göre :) .
 
Emre abi şimdi daha az dolanıyorum oralarda ama aklımda hep de bir türlü olamıyor organizasyon. Yakın zamanda birşeyler yapmayı planlıyorum. Görüş alışverişinde bulunuruz.

Röportaj da güzel olmuş. Elinize sağlık.
 
Süper olmuş...
Yüreğine sağlık ve üstad..
Galatasaraylılıkla ilgili söylediklerini duvara asmalı birileri .. Neyse.. :)

Şimdi anlamadığım bir şey var. Sen hatırlıyor musun beni o potalardan.

Bir de bana Grand Ekinoks u anlat yahu. :)
 
murat o potalardan seni hatırlamıyorum : ) keşke hatırlasam.. ama böyle çok uzun adamlar gelirdi tanımadık.. onlardan biriysen ebilmem.. bizi hırpalar giderlerdi.. hatta bilirsin bir ara ana kampüs turistlere açılmıştı.. içeride öğrencilerden çok turist olurdu.. onlar da maça katılırlardı.. hey gidi..

grand ekınoks 'a gelene kadar daha kimler var : ) ama şöyle söyleyeyim.. grand ekınoks 'u yetiştiren at sahibi, tayı satmak istiyor daha koşmaya başlamamışken.. alıcılar gelip tayı inceliyorlar.. sırtı çukur diye kimse almak istemiyor.. gerçekten de onda anatomik bir bozukluk vardı.. sırtı düz değildi, hafif çukurdu.. kimse almıyor tayı.. en sonunda atçılığa yeni başlamış yasin ekinci 35 milyar gibi bir rakama alıyor ( bir tay için bedava) ve Gazi dahil olmak üzere alınmadık kupa bırakmıyor.. Bold Pilot'tan sonra kimsenin yapamadığı triple-crown 'u yapıyor. ( 3 yaşındayken ,bir sezon içinde 3 büyük yarışı kazanmak ) Dubai'de falan başarılı yarışlar yapıyor..

Ben şahsen Grand Ekinoks'u hiç sevemedim, onun gazi kazandığı sene ( 2001 olmalı ) red neck diye bir tayı tutuyorduk Gazi'de.. Red Neck'e binen jokey öz ağabeyim gibi, babam gibi sevdiğim bir ağabeydi. Ülke yarışçılığının gördüğü en efendi, en delikanlı jokeydi.. Biz Gazi'yi o kazansın istedik ama 2. kaldı. Çok üzülmüştük.
 
Ben de hep o potalardaydım. İktisata bakan tarafta diptekinde. İlginç ya :)

Taner vardı hukuktan potayı aşağı indirirdi filan.

Grand Ekinoks Gazide güzel para kazandırmıştı bana bak günahını alma haha.
 
Emre ağzına sağlık, keyifli bir röportaj olmuş:) Snooker' cı bulduk demektir bir tane forumda:)

AT yarışında dediğin Barakuda'yı da Sando0kan'ıda iyi hatırlarım. Adana atlarıydılar orta mesafe koşarlardı 1400-1700 arası (özellikle sandokan 1600 kumcuydu) zaten sağolsun sandokan bana parada kazandırmıştı.:)

94-95 te başladıysan Atlara ilgi göstermeye, Jhonny Guitar'a yetişmişsindir. O at yarış hayatını bıraktığında ( Ertul cankılıc'ın yüzündendir) abartısız söylüyorum onalrca koca koca adamın hüngür hüngür ağladığını bilirim. Tabi ingilizlerdeb bahsediyorum araplarda ağlanan çok daha fazla at vardı :) Grand ekinoks Aziz Yıldırım'ın atı olduğundan hayatım boyunca hiç ona oynamadım. Allahtan Trapper geldi de rahatladık:D

İlgilendiğim hemen hemen her spora ilgin var ve maşllah GS hariç biri bile ortak değil. Şöyle yoğun spor olan bir hafta yanyana olup içmek izlemek lazım seninle tamamı rakip olduğundan.. F1 - Moto GP ve bisiklet ile ilgili sormamışlar belki orda da vardır tercihlerin..

Neyse çok uzatmıyayım. Röportajı yapan arkadaşlara da bunları uzun uzun yanıtlayan Emre'ye de teşekkürler.
 
Murat İNAL' Alıntı:
Uzatalım Süphan Hocam :)

Odin, Odin Han sülalesinden bahsedelim daha 8)
Odin de Gürbüz Refioğlunun atıydı o yüzden onada hayatta oynamazdım Murat:) Bilirsin Gürbüz Refioğlu Aziz'in en büyük destekçisiydi. :)

Her yarş severin tuttuğu atlar vardı. Benim sevdiklerim genelde arap atları idi. İngilizlerden sevdiğim atlar hipodroma göre değişirdi. Mesela İzmir'de Kazbek Adana'da Airman benim için efsaneydi.. "Your wife is never" vardı mesela ingiliz, çabuk harcandı ama 3 yaştayken iyiydi. Atların şahı dediğim at güzeli Karabeyhan vardı. Vayy be 7-8 senedir oynamıyorum at yarışı yada başka bir bahis, akla gelince insan garip oluyor.
 

Üst