Ali Sami Yen Stadı

Sene 2009,
Kasım aylardan, yurda dönüş yapmışım, askerlik öncesi son turlar.
Rakip İBB, 3 gün sonra teslim, geri dönüldüğünde sezon bitmiş olacak, ve o zaman görünen tablo bunun mabedde son maç olduğu.
Kapalının en ortası karşımda sahayı ikiye ayıran çizgi, bir tarafta kırmızı, diğer tarafta sarı, ortada hayat.
Futbolcular oynuyor, taraftarlar izliyor, ben sanki yokum.
Maçın sonları artık, Bünyamin Gezer diyor ki, ben buradayım, hüzünlü veda edeceksin evine, öyle de oluyor, içimize doğduğu gibi, golü yedirtiyor, ve insanlar kızgınlıkla ayrılıyor staddan.
Ben kalıyorum, başlıyorum hüngür hüngür ağlamaya, şaşırıyor güvenlik, kaç yaşında adamın yaptığına bak diye, ben ise son ağladığım zamanı hatırlamaya çalışıyorum.

Sene 1993,
Rakip Cork city, Avrupa'da ön eleme, frigo günü benim için maç, evet kırmızıya hasret ama işte frigo, babam diyor ki yok, kızmış bana atkımı takmadığı için cezalandırıyor, sinirden gözlerim yaşarıyor, ama tutuyorum, sonra Kubilay'ın golü, herkes seviniyor, babam da, bu sefer yaşlar gururdan tutulamıyor. Aradan geçen 16 yıl.

Orada olamadığım her zaman dilimi uzaktı sanki sana, kırmızıya, werder bremen'e kaybettiğimiz maç, son dakikadaki milan zaferi, sanki galatasaraya ait olanı damarlarda hissetmenin yolu bu yürekte hep orada olmaktan geçti.

Fenerbahçe maçları, ki sonuncusunu Arda dost ile izlemiştik, Avrupa zaferleri, kapalının o daracık koridorlarında, maç çıkışlarını bir saate yakın gerçekleştirirken söylenen gençlik marşları, derin kayıplar, acıyı doyasıya ama gururla yaşadığımız sahneler.

Sonra başkası için anlam ifade etmese bile, senin kişisel hafızana özel bir şekilde kazınmış, samiyen paylaşımları, o farkında olmasa bile bir manisaspor maçı mesela, başka hiç bir kimsede izi olmayan.

Mecidiyeköyde doğdum ben, o stad orada diye, ve orada büyüdüm ben, o stad orada diye, ve hatta babam gitti, ben orada kalmaya devam ettim, komşu kuruyemişçiden bir farkı olmayan, deplasmana gelmiş dortmundluları, sanki evimde ağırlıyormuş gibi hissettiğim, bana ait, benden olandı.

Anlatabilirsiniz değil mi, sizin için Samiyeni,
veda..
 
Ali Sami Yen'de iki maça gittim...

İki duyguyu da tattım, sanki kader bana oynunu oynuyordu.Bir tanesi Galatasaray Tarihinin en unutulmayacak maçlarından biri; diğeri ise çabucak akıllardan silinmiş olsa da gerek hakemin yediği nane gerekse tribündeki kareografi bakımından unutulmayacak maçtı.


Sevgilimle ilk buluşmam Bordo maçıydı, Onur Abime sürekli olarak hadi abi stada girelim artık diyip duruyordum küçük çocuklar gibi, maça 2 saat önceden girdik, öyle heyecanlıydım ki; öyle coşku doluydum ki; tek başına inletebilirdim sanki Sami Yen'i derken maç başladı daha 15. saniyede golü yedik.Ne uğurlu ayakmış lan bizimkisi derken sanki gol yememiş gibi devam ettik sevgimizi haykırmaya...Arda'nın golü geldi o sırada coşkuyla golün değerlendirmesini yaparken; hep beraber Pınarbaşı çekerken Kewell'ın müthiş füzesi geldi...Arda vurdu 3-1 oldu.Artık taraftar coşmuştu herkes turu aldık sanmıştı, ne yazık ki sahadakilerde öyle sanmıştı.maç 3-3 oldu ama herkesin yüzünde aptalca bi gülümseme hiç kimse elenmeyi aklının ucundan bile geçirmiyordu. dakika 90 +3 ü gösterirken iki gün önce yuhlanan Sabri'nin şutunun kaleye girişini hatırlıyorum sonrası bende flu...İlk buluşmamız böyleydi sevgilimle ;






İkinci buluşmam ise İtalyan aygırı hakemin yediği nane yüzünden hüzünle bitti.Bu sefer Atletico maçındaydık, yapılan müthiş kareografiyle zaten şenlenin ortalık saha içindeki kötü oynumuzla daha da kötüleşiyordu atmosfer.
Ki ikinci yarı golü de yedik zaten, Keita'nın kafası bizi şarhoş etse de Forlan'ın vuruşu bizi elemeye beni ise paramparça etmeye yetti...

Ama o hakemi asla unutmayacam !



Sevgilimle yalnızca iki kere buluştum ama onu sevdiğim gerçeğini hiç değiştirmedi bu.Zaten aşkların en güzeli uzaktan sevmek değil mi ? Sen şimdi gidiyorsun , yok yok sen gidemezsin gitmemelisin . . .
 
Yalanın Kitabını Yazmak...

Kimi zaman hüzün, kimi zaman sevinç, kimi zaman da hem hüzün hem sevinç vardır o topraklarda...

Evet, çoğumuzun bir anısı vardır burada. Kimimiz bir kez gelmiştir, kimimiz o birin sağına sıfırları dizecek kadar. Yanına sıfırları dizenlerin o kadar çok anısı vardır ki mabette, her birini anlatırken gözler dolar, o anlar tekrar yaşanır...

Bana Ali Sami Yen´deki en güzel anını anlat deseler, yalnızca orada var olduğumu anımsadığım Kayseri maçı gelir aklıma. Kapalı´da sporla uzaktan yakından ilgisi olmayan bir kişinin -radyoyu icat eden Marconi´nin- kulaklarını çınlattığım gündür o gün. Kimi zaman Ali Sami Yen´de akrep yelkovanı kovalar, kimi zaman ikisi de durur dediğim andır o gün.

Bir sosyal paylaşım sitesinde yapılan ankette soruyor; *** için hiç yalan söyledin mi? An geldi sevgilimle buluşmaya gittim, sevgilim sendin; an geldi hasta ziyaretine gittim, aslında hasta bendim doktor sen; an geldi iş gereği fuara gittim, ithal ettiğimiz ve ihraç edeceğimiz oyuncularımızı inceledim; an geldi...

Ben yalanın kitabını senin için yazdım!
 
Ben aslen İzmir liyim askerlik görevimi 1999 da İstanbul da hasdal da yaptım
günlerden cumartesi idi çok kıyak bir komutanımız vardı o gün nöbetçi subay dı ama çok babacan biriydi fanatik derecede cimbom hayranıydı bana ve 2 arkadaşıma izin verdi gidin samiyende maçı seyredin dedi o günde GS-Karabük maçı vardı hiç unutmuyorum 2-0 yenmiştik o zaman Avrupa da fırtına gibiydik üstüste şampiyonlar yaşıyorduk vede kız basket takımı çıkmıştı sahaya yanılmıyorsam final four sonrasıydı 3.olduğumuz
neyse benim AliSamiyenle tanışmam o maçla olmuştu zorla bilet bulup otoban kısmına yerleştik aman yarabbi stad yıkılıyor ne gündü ah gözlerim yaşarıyor
hey gidi A.Samiyen hey dünya gözünle seni gördüm ya...
 
Burak Barut' Alıntı:
harbi ha abi ne yalancıymışsın sen ya :)
: )

26.02.2009 hayatımın en değerli günlerinden birisidir; İstiklal´deki kutlamayla, sokaktaki muhabbetle, Onur Uncu´nun polisle yaşadığı efsaneleşen diyalogla... O günü Ali Sami Yen´deki en güzel günüm diye kısıtlamak istemedim.

Şubat ayazında Fransız ekibi 5 de atsa umrumda olmazdı ve Bordeaux´tan 5 yediğimiz gün olarak yer edinmezdi hafızamda.
 
1980'lerin 2. yarısında dayımın beni bjk'ın inönüdeki maçına götürmesinden hemen sonra karar vermiştim .Beşiktaşlı olmayacaktım! sarı kırmızı renkler beni çağırıyordu..o hafta geçmek bilmedi hafta sonu Asy 'ye gitmeliydim.Bütün hata harçlığımıbiriktirdim ve cumartesı sabah 9'da ekmek arasına bişeyler koyup hemen Kocamustafapaşa meydana çıkıp taksim otobüsüne ordanda mecidiyeköye geçtim.

Maçın başlamasına 8 saat olmasına rağmen ortalık ana baba günüydü..Halbukı normal bir lig maçıydı Altayla oynuyorduk.Kuyrukta uzun süre bekledikten sonra stadtan içeri girdim ve merdivenlerden çıktım içim kıpır kıpırdı .ve trıbune çıkıp stadı görünce iş işten geçmiş AŞIK olmuştum.Kara sevdaya tutulmuştum.

Yeni açığın numaralıya yakın baca dediğimiz yerde insanlar ayakta saatler öncesinden tezahurat yapıyodu.dayanamadım yanlarına gittim.ve okul yıllarım boyunca en hızlı zamanımızı orada geçirdim.Halen daha görüştüğüm sıkı dostluklar kurduk o bacanın kenarında..

Sonra bacanın ordan karnemızı alarak kapalı üste terfi ettik.Artık iş hayatı başlamıştı.trıbunun tozunu yutmuştuk.Sabahlama dönemleri ve yarı yarıya tribünler..Kanımıza işlemişti.
O dönem Kocamustafapaşadan her maça meydanda toplanıp kalabalık giderdik.deplasmanlarda otobüs kalkardı semtten..

Kurduğumuz dostlukların,hayatımıza yön verişimizin ,en ımkansız anlarda bile ne yapıp edıp olmak istediğimiz yerdi Alisamiyen..Hani diyorlaya Hayatın tam ortası samiyen kapalısı..bu kelımeyı her duydugumda dalıp gidiyorum...

Bunları benım gibi yaşamış hiçbir insana ASY ile başka stadı karşılaştıramazsınız bile ..Ali samiyen sadece stad diyenin aklına şaşarım!

Yıne gözlerim doldu,
iyi akşamlar..
 
Sene 1993
İlk defa bir stadyuma gidişimdi hep uzaktan görürdüm. 12 yaşında bir çocuksun. Galatasaray diye ölüyorsun ama ilk defa canlı canlı göreceksin. Anlatamam o günkü heyecanımı...

Manchester United maçıydı. Kasım ayıydı. Maçı izleyememiştim. Stada insanlara bakıp duruyordum. Tüm stad inliyordu. Ne tezahuratları biliyordum ne başka şeyi, ilk gittiğim maçtı. Gol olmamıştı. Ama herkes çok mutluydu bende dahil...

Ne o maçı unuturum. Nede saatlerce beklediğimizi. O açlık hala aklımdadır. Yemek yemek gelmemişti aklıma ilk defa izleyecektim takımımı...

Maçtan sonra eve giderken dayıma zorla bisküvi aldırıp otobüste büyük keyifle yiyişimde hala aklımdadır.

Lise başladı kaçışlarım başladı. Bazılarına kolaydır. Ama bana az zarar vermedi o stad... 1200 KM yol-20 saat süren otobüs yolculukları, zar zor bulduğum biletler, maçtan çıkıp terminale koşturmalarım, ilk otobüse binip 20 saat daha yol gitmelerim.
Bir günde zoruma gitmedi o zaman çocuktum, gençtim, delikanlıydım...
İzlediğim her maç benim için özeldi. Çünkü zorluklara katlanarak gidiyordum.
Ali Sami Yen benim için belkide çoğu insandan özeldir benim için çünkü 93 te başladı Sami Yen aşkım. Ve her sevdada olduğu gibi bu sevdada da yollarda sürünmek bana kaldı.

Yeni stada aynı şevkle gidermiyim bilmiyorum. Ama son lig maçına gelemesemde kupa maçına 2 elim kanda olsa geleceğim.
Şimdiden başladım yalanlara, o tarihte ya arkadaşımın babası ölecek yada İstanbuldan müşteri ile bir görüşme çıkacak.
Bekle beni Sami Yen sakla bir koltuğunuda bana. Evimdeki en özel yeri ayırdım şimdiden...
Bekle beni....
 
Fakirliğin kol gezdiği 1940'lı yıllarda G.Saray'da A 4 sınıfında okuyan öğrenciler olarak stat için elimizde avucumuzda ne varsa verdik. Sonra futbolcu olarak unutulmaz başarılar yaşadım. Bir tarih kapandı ama anılar hep gözümün önünde

Ali Sami Yen Stadı'nın bende çok büyük hatıraları var. G.Saray Lisesi'nin Ortaköy'deki ilk kısmında okurken, G.Saray Kulübü'nden bir talep geldi. 'Stat yapacağız' dediler ve 'Sizlerden maddi destek istiyoruz' diye de ricada bulundular. Her sınıfa gittiler ve G.Saray'ın böyle bir stada temel harcı olarak bizlerin vereceği katkıyı büyük bir yüreklilikle istediler. Hepimiz coşmuştuk.
Makbuzlar, 5 ve 10 kuruşluktu. Bu söylediğim aşağı yukarı 1940'larda olan bir olaydır. Paranın özellikle talebelerin cebinde çok az bulunduğu bir zamandır. Ama biz gidip de verilen haftalıklarımızı herhangi bir yerde sarfetmektense hatta makbuzsuz, karşılıksız kulübün bu girişimine faydalı olmak dileğiyle cebimizde ne varsa verdik.

ARTIK G.SARAY'IN DEĞİL
Yıllar da geçse diyorduk ki 'hatırlanacağız...' İşte bak bugün hatırlanıyoruz.
4-A sınıfındaki arkadaşlarımın çoğu rahmetli oldu ama benim gibi hala yaşayanlar var ve G.Saray'ın yaptırdığı bu stada hep beraber para verdik diye o günkü mutluluğumuz halen devam ediyor. Bazen buluşuyor, yıllar öncesini hatırlıyoruz. Ne güzeldi o günler. Ama şimdi stat G.Saray'ın değil.
G.Saray Lisesi'nin ilk kısmını bitirdikten sonra Beyoğlu'ndaki Lise'ye geçtik. Zaman öyle çabuktu ki, birden bire kendimi lise kısmında buldum. Lise takımında santrfor oynuyordum. G.Saray'ın A takımında ise kaleciydim. O zamanki lig maçları Ali Sami Yen'de oynanmaya başladı. Zira bizlerin zamanında tribünleri olmayan ama sonradan tribünleri yapılan bu statla G.Saray övünüyordu. Deniz tarafına tribün yapmıştı kulüp. Harcadığı para da 200 TL'ydi. Ama o zamanlar bu para büyük paraydı doğrusu. Antrenmanlara gelirken tabii ki tramvaylara biniyorduk. O zamanlar Şişli deposunda iniyorduk. Zira daha ileriye ray yoktu. Ve Bülent ağabey önde, gençler arkada, Mecidiyeköy'deki stada doğru yürüyorduk. Baraka gibi soyunma odamız vardı. Topraktı saha. O zamanlar çim sahada oynamak harcımız değildi...

PIRLANTAYA KARŞI TENEKE
Her antrenmandan sonra iki kolumda ve dizimde olan kanamaları masörümüz Baba Yorgo temizler tekrardan bizi maça hazırlardı. Günler su gibi geçti. G.Saray kalesinde oynamanın yanı sıra kaptan da oldum.
Sene başında saha çimlenirdi sonra o çimenler gider yerini toprağa bırakırdı. En önemlisi o zamanki başkanımız Suphi Batur, bize Ali Sami Yen'i anlatırdı. G.Saray'ın nasıl kurulduğunu izah ederken ağlar, bizi de ağlatırdı. Bu bir üzüntü ağlaması değildi, doğrusu G.Saray kurucusu Ali Sami Yen'in G.Saray'da yaptığı iyi şeylerden dolayı kendisine gösterdiğimiz sevgi ve saygıdandı.
Ali Sami Yen'in gözleri şimdi yaşlı. Nedeni G.Saray onu terk etti. Pırlanta yüzüğü bir teneke yüzüğe tercih ettik. G.Saray'ın yeni stadı var deniyor.
İnanın içimden gidip bakmak bile gelmiyor. Ali Sami Yen'de galibiyetler, zaferler kazandık. Şampiyonluk kupaları aldık. Yenilmedik mi tabii ki yenildik ama bu yenilgiler bizi hiçbir zaman yıldırmadı. Sonunda arzuladığımız yere ulaştık. İşte o Ali Sami Yen'in gözleri yaşlı demiştim.

ALİ SAMİ YEN AĞLIYOR
Dikkat ederseniz G.Saray oradaki son lig maçını kaybederken Ali Sami Yen'in kemikleri sızladı. Sulu kar şeklinde yağan yağmur, sanki Ali Sami Yen'in gözünden inen yaşlar gibiydi.
Herhalde aradan bir gün geçmesine rağmen kurucu başkanım Ali Sami Yen hala ağlıyordur. Ne diyeceksiniz, G.Saray son maçında bu formaya yakışmayacak şekilde yenildi ve herkesi üzüntüye itti. Şimdi herkes düşünüyor; G.Saray nereye gidiyor diyorlar.
Bunun cevabını kim verebilir?
Turgay Şeren'in bugünkü yazısı. Bu başlığa uygun diyerek buraya kopyaladım. Uygun değilse kaldırabilirsiniz.
 
Ali Sami Yen... Ne zaman GS'lı olduğumu bilmem ben. Babam FB'liydi. Ama tüm arkadaşları GS'lıydı. Aguş Mustafa'nın Wolfswagen minibüsü ile beraber maç maç gezerlerdi babamlar. Onlara eşik eden Apo, Ayı Ünal, Babam Doktor Naim, Pırzo Nuri, Yanık Hasan, Kekeme Erdinç ve onlarla beraber gezen Kekeme Erdinç'in oğlu Akgün ve Ben. Akgün benden 2 gün ufaktır. Doğma büyüme arkadaşımdır benim. Babamlar hafta içi iş güç koştururken, hafta sonlarını içmeye, eğlenmeye ve spora adamışlardı. Çok defa bilirim Soğanlıkspor'un ardından Kartalspor'un maçına gidip GS maçı ile günü noktaladığımızı. Bu arada yol arasında ve maçlar esnası minibüsün ortasına kurulan çilingir sofrasından demlenirdi müdavimler.

Evet Babamın arkadaşları hep GS'lıydı ondan GS'lı oldum belki. Ama benim bir tahminim var ben Ali Sami Yen Stadyumu yüzünden GS'lı olmuş olabilirim. Çünkü İnönü'ye gittiğimizide hatırlıyorum zamanında. Maçları göremezdim ben. Tellere yüzümüzü yaslardık maç boyu suratımız baklava baklava olurdu. Gol olduğunda bizi korumaya alırlardı, herkes tellere yüklendiğinden.

Ali Sami Yen'deki hatırladığım ilk maçım ilginçtir FB-Boluspor maçı idi. Biz ilk yarı biterken girebilmiştik maça. Büyük ihtimalle başka bir maçtan geliyorduk ancak yetişmiştik. Sene 82 idi sanırım. FB 1-0 önde idi maç 1-1 bitti. Babamın "İsa ve Minas çok iyi futbolcular seneye üç büyüklerden birine gelirler" dediğini hatırlıyorum. İsa dünya karmasında da oynadı daha sonraki yıllar. Ama Minas diye birini bir daha hiç duymadım. Babamın futbolcudan anlayıp anlamadığını sorguladığım bir cümle olduğundan hiç unutmadım bu cümleyi :)

Evet o gün GS'lı olmuş olma ihtimalim yüksek. Çünkü maçı çok rahat seyredebilmiştik, Akgün de ben de Kapalı tribünde. Daha sonra eve dönüş yolunda Akgün Baba bu stad çok güzel dediğinde şimdi hatırlamadığım minibüstekilerden biri "GS'ın stadı burası" demişti. O zaman için doğrumuydu bilmiyorum. Belki de GS'lı olduğu için öyle demişti belki de doğruydu ama bizi GS'lı yapan etken oldu.

Ali Sami Yen yıkılınca gerçek anlamda içimden de bir çok şey kopacak. Çünkü ben bayramları teyzemlere giderken yoldan geçtiğimde o Samiyen'in duvarlarını görmeye bayılırdım. O stadın yakınından ne zaman geçsem, Boğaz köprüsünden geçenlerin, boğaza bakışı gibi hayran hayran bakardım. Ki bu yaşıma geldim aynen devam ediyor bu bakışlarım.

Ali Sami Yen'in yaşadığı tüm travmalarda ve zaferlerde oradaydım. Aklınıza gelecek hangi maçı saysanız bir anım vardır kesin. Ama benim için anlamı büyük olan iki maç vardır. Xamax maçı ve FB'nin 103 golle şampiyon olduğu yıl ligin son maçı olan Eskişehir maçı.

Xamax maçı zamanı Lise sondaydım. Evin haberi yoktu maça gittiğimden. Benim okulum, tam gündü. Okuldan kaçıp maça gitmiştim. Maç bittiği gibi de millet sokaklarda turlar atarken ben koştura koştura evime dönmüştüm. Çocuk kurnazlığı ile de Anneme "anne maç kaçkaç?" diye soruyordum Ses çatal ötesi bir kıvamdayken. Maça gittiğim her halimden belli olmasına rağmen annem anlamamış gibi yapıp maçın skorunu söylemişti bana.

Eskişehir maçını unutmamamın sebebi ise, GS taraftarının büyüklüğü yüzündendir. FB Beşiktaş ile şampiyonlukta çekişmiş 103 golle şampiyon olmuş. Ligi 3. bitirmişiz (ki o yıllarda bir nevi sonunculuk demek) FB 23000 kişi ile şampiyonluk kutlarken Ali Samiyende biletli 34bin taraftar ama belki de 40.000 den fazla taraftar GS'a olan sevgisini haykırıyordu. Şu an bile hatırlayınca gözlerimin dolduğu anlardır o anlar.

Ben Ali Sami Yen'i çok seviyorum ama GS taraftarı ile seviyorum Ali Sami Yen'i. O taraftar yoksa neyleyim Ali Sami Yen'i neyleyim Aslantepe'yi. Ali Sami Yen hayatımda anlatacağım binlerce anıyı içinde barındıran bir mabettir benim için. Ama GS taraftarı o mabede değerini veren en güzel topluluktur. Zamanında rakiplerimizin avrupa maçlarını oynamak için sıraya girdiği akustiğini onların bile kabul ettiği, Dünya basınında ismi kısaca Hell diye bilinen ve o Hell'i yaratanlarıyla Ali Sami Yendir. Ali Sami Yen gidiyor artık ama umarım o Hell'in yaratıcıları veya çocukları yeni yuvamızda o ruhu devam ettirir. Yoksa Ali Sami Yen yıkılmakla yıkılmaz. Ali Sami Yenler Ölümsüzdür.
 
Rahmetli dayımın, annemin tüm aksi ısrarlarına rağmen hatırlayamayacağım kadar eski zamanlarda götürdüğü maçları bilmiyorum..

Stadda hatırladığım en eski maç.. Galatasaray-Karşıyaka: 4-1... Sene 89-90 falandır.. O zaman kapalı altın girişi , şimdi kapalı üst girişi olan yerdeydi.. Babam Galatasaraylı olmamasına rağmen mecburen beni maça götürüyordu.. Galatasaray hangi tarafa hücum ediyorsa o yarı sahada bir koltuğa oturulurdu.. İkinci yarı yer değiştirilirdi.. Hava yağmurlu ise alt sıralara oturmaktansa en arkada ayakta durulurdu.. Üst katın şarkılarını dinlerdik maç boyu..

Okuldan kaçıp gittiğimiz maç.. Galatasaray-E.Frankfurt: 1-0.. 90 ların başıdır yine.. Gol, Uğur Tütüneker.. Kapalıdan iki tane davul aşağı düşmüştü golde.. Avrupa maçlarını müthiş iştahlı oynadığımız senelerdi.. Papin Mustafa ( Kocabey), Hakan Şükür, Tugay, Arif, Okan.. Defansta Falco ile Stumpf vardı o sene.. Frankfurtta Yeboah diye çok meçhur bir adam vardı.. Stumpf onu tutmuştu da kendini kabul ettirmişti..

Asla unutamayacağım kötü maç.. Galatasaray-Fenerbahçe: 0-4.. Sene 96 .. O sene üniversite sınavına gireceğim, maça gitmem yasak.. Kahveye gidip izlemek bile yok.. Yalvar yakar babamdan izin aldım Fener maçı diye.. Yağmurlu bir pazar akşamıydı.. Hayatımda gördüğüm en sıkı tribündü..Hala öyle bir tribünün içinde olduğumu hatırlamıyorum.. İlk yarı 0-3 oldu. Devre arası tribün yarı yarıya boşaldı.. Oturup ağladığımı hatırlıyorum.. O maçın etkileri çok uzun sürmüştü..

Asla unutamayacağım iyi maç.. Galatasaray-Milan: 2-0... Sene 2001 falan herhalde.. Tamamen tesadüfler eseri numaralı tribündeydim.. Jardel'in attığı golden sonra bütün takım tam önüme bir yere gelip üst üste atlamıştı. O maç nedense çok sevinmiştik..

Olmadığıma en çok yandığım maç.. Galatasaray-Kayseri: 3-0.. Sene 2006.. Fenerbahçenin şampiyonluğu bekleniyor.. Askerliğimin bitmesine sadece 3 gün var.. O saatlere nöbeti olan fenerliler, nöbet değişmeye adam arıyor.. Gidip gazinoda maçı izleyecekler, nöbete de gece gidecekler.. Biz de nöbetten yamulmuşuz, mayısta bile sıfırın altında geceleri.. Şampiyon olacağımıza da inanmıyoruz.. Nöbeti bir Fenerli ile değiştik.. Maç oynanırken nöbetteydim.. Malum olaylar sonrası gelen şampiyonluklar.. Maç sonrası kutlamaları izlemek.. Ağlayan futbolcular, taraftarlar.. O gün orada olamadığım için çok üzülmüştüm..

Yüzlerce maça gitmişizdir..Akşam 19 da başlayacak bir Fenerbahçe maçı için sabah 9 da stada girdiğime yeminler edebilirim.. 2-2 biten bir Fener maçıydı.. Son dakikalarda Boliç'in attığı.. 20.45 muhabetlerinin başladığı maç.. O gün stadda olanlar hatırlarlar..

Soğuk havalarda koridora , güneşli günlerde arka sıralara, çatının altına sığınışımız.. Etrafımızda yanan meşalelerden üzerimize sinen plastik kokusu çıkmıyor diye atılan kazaklar, kaşkollar.. Bağırmıyorsunuz diye aşağıdan bacaklarımıza, dizlerimize yediğimiz yumruklar : ) Tribünlerin yarı yarıya olduğu zamanlarda polis, rakibe daha fazla yer vermesin diye polis boşluğuna yakın oturmak için kavga etmek.. Polislerin arasından Fenerlilerle atışmak..

O stad oradan kalktıktan sonra Mecidiyeköy'den nasıl geçeceğiz bilmiyorum.. Yolumuz az düşse bari.. Bana en ağır gelen yeni stadın Ali Sami Yen adını almamış olmaması.. Ben anlamam.. Benim için Galatasaray'ın evi Ali Sami Yen'dir..
 
Şu ana kadar sadece 2 kez maç izleyebildiğim mabed gece tüm ihtişamı ile rüyalarımı süsledi. =) Kalktığımda bu rüya hiç bitmesin istedim, o ne güzel rüyaydı yahu.. : )
 
Bu ayki Galatasaray dergisinde ana tema Ali Sami Yen doğal olarak..
Stadın 30 lu yıllarda başlayan hikayesi resimlerle süslenmiş ve bir ek yapılmış..
Benim gibi stada, tribüne, pankartlara aşık biri için tam arşivlik malzeme..
"Soma Linyit Diyarından Galatasarayımıza Sevgilerle " bile var..
O zaman likör fabrikasının yanı dut bahçeleri ile doluymuş, şehrin dışı diye istememişiz önce.. Şimdi şehrin tam ortası oldu..Bir sürü hikaye, bir sürü resim, bir sürü hüzün.. Son 10 gün..
 

Üst