TKBL Final Serisi 5. Maç | Galatasaray 73-54 Fenerbahçe | 2013-2014 TKBL ŞAMPİYONU GALATASARAY!

Fener biraz direnç gösterse fark 50 olurdu. Bizim kızlar acıdı, maçı bıraktı.
Daha önceki yazılarımda yazdım; Esprili şekilde takıma sitemde ettim doğrusu <=-P keşke acımak değilde tempoyu hiç bırakmasalardı En iyi kıvamlarına getirmiş onlar maçtan kopmuşlar fırsat bu fırsat farkı 50,lere skoru ise 90,lara veya 100,lere çıkar hayatları boyunca unutamasınlar.Kendilerinin GALATASARAY,ı ancak hakemler yardımıyla yenebildiklerini kendi zihinlerine belki iyice kazırlardı. <=-P Doğrusu çok istedim böyle olmasını,dua etsinler KOÇ,umuz takımın hızını kesti,birde utanmadan takımın başarısını gölgelemeye kalkışıyorlar UCUBE HAZIMSIZLAR ...
 
Euroleague zaferinden sonra takımdan ve Işıl Alben'den özür dilemiştim.Yine ilk yazacağım şey takımdan,Işıl Alben'den ve forumdan özür diliyorum.Yine yüzümü kızarttılar.Yine utandım.Hem inanılmaz bir sevinç yaşıyorsun hem de kötü günde sürekli eleştirdiğim için acayip pişmanlık duygusu yaşıyorum.Affetsinler bizi.Oysa tek yapmamız gereken sabır göstermek ve kızlara inanıp destek çıkmakmış.Bu zaferleri Gatalatasaray taraftarlarına layık gördükleri için sonsuz teşekkürler.Onlar Memnun,biz pişman!

İyi bir ders olmuştur <=-P Ama gurur meselesi yapmayıp duygularını dobra dobra açıklayıp özür dilemekte her takımın taraftarının yapabileceği kolay bir iş değil ASİL bir davranış TEBRİK ederim !!!
 
Aslında Martinez ve Nevlin iyi hamle. Lakin takımda tutulacaklar daha önemli. Işıl, Şebnem, Nevriye, Bahar Türk olarak takımda tutulmalı. Sancho,Alba ve Zellous kesinlikte takımda tutulması gereken yabancılar. Bence Bone'da tutulmalı.
Zaten elimizdeki takımın iskeletini oluşturan oyuncuları tutmadıktan sonra gelecek yerli ve yabancı oyuncuların kaliteli bile olsalar anlamı ve esprisi olmaz, Diğerlerini zaten yazmışsınız <=-P
 
Quanitra'nın Sancho'ya attığı dirsek basketbolun içinde varmış. Sancho'nun yüzünü o kadar yaklaştırmaması gerekiyormuş. Bunların basketboldan anladığı neyse?... Yuh artık. :)
Tam o sırada maçı FB TV,den seyrediyordum, QU,nun attığı dirseğe dikkatle baktığımızda sanki görerek ve kasıtlı vuruyormuş gibi görünüyor,hakemlerin ya gözünden kaçtı yada görmezden geldiler, kasti faul yada teknik faul vermeleri gerekirdi. FB TV spiker ve yorumcu ucubelerine gelince; fark arttıkça olayı hep hedef ve algı saptırması yapmak için çok uğraştılar ama kendi oyuncularının bitik oyunlarını gördükçede çaresiz şekilde kendi oyuncularına yükleniyorlardı,geriye sadece M,USLU,nun yaptığı gibi takımımızın başarısını tribün olaylarına bağlayıp gölgelemeye kalkıştılar.Büyük camianın hazımsız ve ucube zavallıları desek bile hafif kalır onlar için <=-P
 
Dün gece NTV Spor,u seyrederken sinirlendim tabiiki kendi yönetimimize,herifler yine hinliklerini yapmışlar,şampiyonluğumuzun haberlerini yaptıktan sonra adeta FB TV ve FB,lilerin ücretsiz avukatlığını yapıp ortak yayın yaparcasına M,USLU ve N,KARAKAŞ,ı yayına bağlayıp salladıkça salladılar tabii bu durumda herkes kimin ne olduğunu biliyor olsada,yönetimden birisi NTV Spor,a çıkıp İDDİA,lara kesinlikle yanıt verselerdi.Onlar haksızken utanmadan iftira ve itham ederlerken bizim yönetim haklıyken nasıl ACİZ kalıyor anlamak mümkün değil. Resmi siteden yapılan açıklamayı ben açıklama olarak görmüyorum geçsinler bunları, ADAM gibi yönetimimiz yok maalesef ve bu başarıları kesinlikle hak etmiyorlar VESSELAM ...
 
Doğru söylemişler, ayu mamuta atılan yumrukta oyunun bir gereği idi :p
Hani atılan yumrukta YUMRUK olsa bari,yumrukta değil onu yapan kişinin dediği gibi sadece makas almakmış ve doğru söylemiş <=-P Bir yumruk vursaymış şöyle hatırı sayılır, bunca iftira,itham ve hengemeye değermiş ama değmemiş becerememiş taraftar

Aslı olmayan idida,nın görüntüsü; https://twitter.com/PesindeyizTV/status/463669506179874817
 
Dünkü o atmosfer inanılmazdi gerçekten.

En son böyle bir atmosfere 2009da ki Euro Cup'ta denk gelmiştim.

Kadın Sporları bir daha çok zor görür böyle bir atmosferi.

Emeği geçen tüm herkese oradaki 12.000 şanslı aslana özel olarak teşekkürlerimi sunuyorum...
 
Adamlar kudurmakta haklı sen onca sene yatırım yap Galatasaray gelsin tepene binsin hem de Hunharca :)
Türkiye ligi Şampiyonluğu Galatasaray 12 - şikebahçe 11
Üst üste Türkiye Şampiyonluğu Galatasaray 9 - şikebahçe 8
Avrupa'nın iki numaralı kupası Eurocup Şampiyonluğu 1 - şikebahçe 0
Avrupa'nın bir numaralı kupası Euroleague Şampiyonluğu 1 - şikebahçe 0
İşte biz bu yüzden diyoruz ki ;
GERÇEKLERİ TARİH YAZAR, TARİHİDE GALATASARAY ;)
 
Babaannemi ziyaret ettiğim normal günlerden biriydi. Televizyonda her zamanki gibi FB TV açıktı. Bir göz atayım derken Fenerbahçe ile Galatasaray'ın kadın basketbol maçı olduğunu, Fenerbahçe'nin bizi yendiğini ve Galatasaray'ın küme düştüğünü öğrenmiştim. Kadın basketbol takımımızın varlığını ilk o zaman öğrenmiştim. Erkek basketbol takımımız zaten kötü zamanlar geçiriyordu, bir de daha varlığından yeni haberdar olduğum kadın basketbol takımımız küme düşmüştü. O zamana kadar ki yaşadığım en büyük şaşkınlık ve hayal kırıklığıydı sanırım. Uzunca bir zaman geçtikten sonra bir baktım Galatasaray finalde rakip ise güçlü kadrosu olan Fenerbahçe idi. Maçları izlediğimde ilk gözüme çarpan sadece rotasyonda en fazla 6-7 oyuncu kullanıyorduk. Sonuna kadar mücadele etmiştik ama nefesimiz bitmişti. 2009´da gelen Eurocup Kupası herhalde bu branşın adının çoğu Galatasaraylılar tarafından öğrenilmesini sağlamıştı. Önceki maçlara Sarıyer'de ki teyzeme kalmaya gidiyorum diye kandırdığım babamı kandıramamış ve o finale gidememiştim. Ölene kadar herhalde bu bende bir ukde olarak kalacak.

Merdivenin basamaklarını birer birer tırmanıyorduk ve artık zirvenin tepesi olan lig şampiyonluğunu kazanmanın zamanı gelmişti. Ama bir türlü olmuyordu. Ya kadromuz yetersiz oluyordu ya da hakemler izin vermiyordu. Kadromuz çok iyi olsa bile olmuyordu, olduramıyorduk. Arada alınan Türkiye ve Cumhurbaşkanlığı Kupaları vardı ama yetmiyordu. Onca harcanan paraların üstüne gelen başarısızlıklar ve ev sahipliğini yaptığımız Final Eight'ten sonra yönetim de taraftarda artık eskisi kadar destek vermemeye başlamıştı. Açıkçası benim de artık içimden gelmiyordu. Dostlar arasında da bütçe küçülüyor lafı geldikten sonra tamam demiştim, bu takımın makus talihi finallerde Fenerbahçe'ye kaybetmek.

Ramazan ayındaydık. Nispeten erken bir saatte kalkıp Arena'ya gitmiştik. Ama amacımız futbol maçına gitmek değil Galatasaray Kadın Basketbolu için efsane denebilecek bir ismin, Ekrem Memnun´un imza törenine gitmiştik. Adını duymuştuk ama nasıl bir antrenördü, insandı bilmiyordum. Açıklamaları iddialı ve gerçekçiydi. Bizim açımızdan Türkiye'nin en iyi yerli 4 numarası olan Bahar Çağlar için yetersiz diyecek kadar da açık sözlü. Güven vermişti bana ama eskisi kadar dillendiremiyorduk şampiyonluk lafını. Sezon içinde yine her şey aynı gidiyordu. Klasikleşen Galatasaray-Fenerbahçe Türkiye Kupası finali ve son 1 saniyede skor eşitlenmişti. Ama son saniyede Ekrem Memnun ve Sancho Lyttle iş birliği ve kupa bizim müzemize gidiyordu. Oradaki birlik ve takım ruhunu gördükten sonra tekrar neden olmasın fikri uyanmıştı. Ama işler her zaman ki gibi yolunda gitmiyordu. Lindsay Whalen takımdan ayrılmıştı. Ekrem Memnun'un üstüne takımı kurduğu takımdan ayrılınca işler değişmişti. Takım yine dirayet gösteriyordu. Final serisinde deplasmanda maç bile almıştı. Fakat yine hakemler yine nefes yetersizliği, olmamıştı...

Sene başındaki transferleri gördüğümüzde "bu ne ya!" tepkisi vermeyen yoktu sanırım. Yıllardır 1. sınıf ABD'li oyuncular alan takım bu sene adı sanı duyulmamış ABD'liler alıyordu. Bir de yerli kontenjanından Şaziye gidince artık takımdan ümitleri bir bir kesenler artmış hatta şube artık miadını doldurdu, kapansın diyenler artık baskın taraftaydı. Sezon başında Cumhurbaşkanlığı finalinde de alınan ağır yenilgiyle beraber durumu ben de kabullenmiştim. Ama kabullenmeyen biri vardı. O bu takımı kurmuştu ve güveniyordu. Yürek konulan alınan Türkiye Kupası'ndan sonra gidilen Euroleague Final Eight için herhalde kimsenin bir hedefi yoktu. Gruptan lider çıkabilirsek çıkarız çıkamasak da Ekaterinburg'a elenir bir an önce lige konsantre oluruz. Ama Ekrem Memnun ve kızların söyleyecek daha çok sözleri vardı. Ve finaldeydik. Yıldızlar topluluğu Ekaterinburg, FIBA, herkes şaşkındı. Çünkü akla mantığa sığmıyordu bu olanlar. Finalde yine Türkiye Kupası'nda olduğu gibi daha çok isteyerek daha çok mücadele ederek adeta söke söke almıştık kupayı Fenerbahçe'nin elinden. Avrupa'nın en büyük kupasını ezeli rakibinden alıyorsun. Daha ötesi var mıydı?

Ama her şey bitmemişti. 14 senelik özlem duyulan bir kupa vardı. 2. kez çıktıkları EL finalinde bize karşı hiç ummadıkları yenilgiyi alınca artık ligi veremezlerdi. Rahat kazandığımız ilk iki maçtan sonra 3. ve 4. maçlarda neler yaşanıldığını hep beraber gördük. Hakemlerin kararları, hiç bitmeyen küfürler, rakip yöneticilerinin kontrol kayıpları... Bir final daha kaybedemezlerdi. Ama onların da gücü bir yere kadardı. 5. maç Abdi İpekçi Cehennemi'nde eriyip gittiler ve 14 senelik özlem nihayet son buldu...

Hangi oyuncuyu övsem ki... Euroleague MVP'si Alba Torrens... Her an oyunun kaderini değiştirebilecek güler yüzlü Alba'mız... Aldığı dakikalarda üçlükleriyle can veren, "Şebneeeeem uzaktaaan şimdi koooyaaaaaar!"... İlk profesyonel kariyerinde gelip pota altında karşısında kim olursa olsun yürek koyan Kelsey Bone... İhtiyacımız olduğu her an gelip skor katkısını veren Shavonte Zellous... Gerçek bir winner, büyük bir basketbol aklı, her kritik maçta takımı ayağa kaldıran gerçek bir profesyonel Sancho Lyttle... Yıllarca sevmedik onu hatta nefret ettik. Ama bu toprakların kazananı o. Olduğu takım neredeyse hiçbir sezonu boş geçmedi. Büyük tecrübe Nevriye Yılmaz...

Eurocup yolunda gittiğimiz dönemde, büyük sakatlığından önceki oyununu bir türlü gösteremedi. Yıllarca Birsel ile kıyaslandı ama Işıl Birsel'den iyi diyen insan sayısı herhalde bir elin parmak sayısını geçmezdi. Galatasaray Kadın Basketbolu denince akla ilk o isim geliyordu ve bu yüzden yıllarca kaybedilen şampiyonluklar sonrası en büyük sorumlu hep o oldu. Çok ağır eleştirildi. Bundan sadece fanatik olur, ancak üçlü çektirsin diyenler bile oldu. Ama o yılmadı, pes etmedi, söylenenlere aldırmadı. Gün artık senin günün Büyük Kaptan Işıl Alben...

Ve bu mucizenin mi desem, destan mı desem adı konulamaz olayın baş mimarı Ekrem Memnun. O yapılan Amerikan basketbol filmlerinin senaristleri bile böyle bir hikaye yazamazdı. Allah seni başımızdan eksik etmesin hocam. Her oyuncuya verdiğin o güven, Işıl Alben'i tekrar kazandırman, kazandırdığın kupalar, şampiyon olduğumuzdaki gözlerinde ışıldayan hırs, azim; başarmış olmanın verdiği gurur. Çok büyüksün Ekrem Abi çok !

Şampiyon olduğumuzda ki o anı hele hiç bir şeye değişmem. Yıllarca bu takımı takip edip kırılanı da oradaydı bu takımdan vazgeçmeyen de. Bin atlı akınlar da çocuklar gibi şen olduk desem yalan olmaz. En büyüğümüzden en küçüğümüz el ele, kol kola, üst üste... CSKA maçında da yaşanmıştı bench arkasında ki kara delik ama o günkü herhalde en anlamlısıydı. O gün orada olan herkese selam olsun!

Bu şubenin geçmişte de en büyüğü bizdik şu anda da biziz...

Zaman artık bunu sürekli hale getirip Galatasaray'ın geleneği olan kupalara ambargo koymanın zamanı...

Müzemizdeki kupalar başka kimde var? Görmek istiyoruz nice şampiyonluklar!
 
Vallahi sabahtan beri arıyorum bulamıyorum. Şu arkadaş son 5 dakikasını koymuş fb tv den sadece bunu bulabildim.

FB TV | Galatasaray Odeabank - Fenerbahçe son 5 dakika - YouTube
Şaka gibiler ya :) Maçın son anlarında olaylardan konuşmaya başladılar, diğer yorumcu diyor ki "soyunma odalarına kadar yansıdı, koridorlarda oyuncularımıza sözlü veya fiziksel saldırılar olmuş olabilir, bilemiyoruz atmosferi"

Öncelikle bilmediğin konularda çıkıp ekran karşısında tahmin yürütemezsin, ayrıca, kişi kendinden bilir işi, biz öyle soyunma odası basıp (ki özellikle kadın sporcuların) sporcuları tartaklamak gibi, sözle taciz etmek gibi bayağı ve aşağılık hareketlerde bulunmayız canım.. Başka kapıya..
 
Şaka gibiler ya :) Maçın son anlarında olaylardan konuşmaya başladılar, diğer yorumcu diyor ki "soyunma odalarına kadar yansıdı, koridorlarda oyuncularımıza sözlü veya fiziksel saldırılar olmuş olabilir, bilemiyoruz atmosferi"

Öncelikle bilmediğin konularda çıkıp ekran karşısında tahmin yürütemezsin, ayrıca, kişi kendinden bilir işi, biz öyle soyunma odası basıp (ki özellikle kadın sporcuların) sporcuları tartaklamak gibi, sözle taciz etmek gibi bayağı ve aşağılık hareketlerde bulunmayız canım.. Başka kapıya..
Bunlar herkesi kendileri gibi vukuatlı ve SÜFLİ sanıyorlar ama GALATASARAY,ın büyüklüğünü anlayamazlar daha zamanları var ...
 
...

Bugünleri yazmak için; şampiyonluğu, yaşananları, geçmişte yaşanmış üzüntüleri, bu takımın küme düşüşünü, sonra tekrar ayağa kalkışını.. Bekleyen çok insan vardı. Şimdi kelimeler bir araya gelip o duygulara tercüman olmakta zorlanıyor, lügat biraz kısır kalıyor şu takımı betimlemeye, ağızlardan çıkan belki de en yalın ama aynı zamanda şu takıma söylenilecek tek söz var; "HELAL OLSUN!"..

Ben hikayenin başlangıcında yoktum, hem yaşımız pek elvermiyor, hem de malum biçimde kadın basketbolu bir zamanlar birkaç "Arma Sevdalısı" dışında pek de popüler bir iş değil. Söylenen odur ki, bir güruh varmış bu şubeye hep inanmış, "kara gün dostu".. Sanırım bu sezon en çok onlara ithaf edilmiş bir sezon olarak tarihe geçecek. Ben ise şahsım adına Seimone&Işıl sempatikliğine kanıp, erkek basketbol maçlarından önce rast gelen maçlara gitmiş bir sıradan taraftar olarak kendimi tanımlayabilirim.

Dediğim gibi hikayenin başlangıcı benim adıma biraz bulanık; kadın basketbolunun tekeli kıvamındaki bir takımın bu ülkenin zirvesine tam 14 sene uzak kalmasına neden olacak süreç nasıl başladı, bu şubeyi kara günlere iten kuvvet ne oldu, bu şube dibi nasıl gördü? Şube ile ilgili ilk hatırladığım şeylerden biri, 100.yılımız ve şu kare;


Şimdilerde hatırlamak istemediğimiz, bu şubeyi bu hallere düşüren zihniyetin ayıbıydı. Ama belki de o son şampiyonluktan bu yana gelen serbest düşüşün durması için dibi görmek gerekliydi, o acıları çekmek gerekliydi, iç acıtsa da belki de şu sezonun kıymetini daha derinleştiren en önemli şeydi o günler. Çekilen zorluklar, o eski günler başarılar geldiğinde değeri katlayacaktı. Ardından ise kıpırdanmanın başlaması ve bu kulübün "kara gün dostu" denilecek şahıslarından Cem Akdağ ile yaşadığımız günler geldi. Belki şampiyonluk gelmedi, basketbol üzerinde kendi rejimini ve diktasını kurmuş olanların düzenini yıkmak kolay olmayacaktı zaten, ama o takım bir ışığı yaktı, bu ülkeye kadın basketbolunda bir Avrupa Kupası getirdi, Avrupa'nın en büyük ikinci kupasını. Güzel bir takımdık, "Çikolota Prenses" Augustus, Kaptan Işıl, Sophia, Marina, Tuğba.. Benim gibi birçok insanı kadın basketboluna çeken sıcak bir takımımız vardı. Mesela o EuroCup'ın geldiği gün, salon tıklım tıklımdı, bilet falan yoktu, salona girememiştim. Benim adıma büyük eksiklikti o güne takılık edememek, ama o görüntüleri izlemek bile yetmişti, hele şu kare;


Şampiyonluk ve Türkiye Basketbolu'ndaki haksız düzene karşı zafer için ise biraz daha sürenin geçmesi lazımdı; o zaman Ekrem Memnun'u beklediğimiz bir "Fetret Devri" miydi, yoksa Derya Özyer'in basketbolu bırakışının yasını mı tuttuk, Nevriye Yılmaz'ın geri dönüşünü mü bekledik, bilmiyorum. Ama son şampiyon kadronun üç simasının bu efsane sezonda emek vermesinin hoşluğu bir ayrı. Belki de önce "Yenilmez Armada"nın uzun ve özlem dolu hasreti bitirmesini bekledi; "Sarayın Sultanları"..

Daha EuroCup şampiyonluğu bile gelmemişken Kaptan'ın bir sözü vardı;
"Kupalara ambargo koymadan başka bir formayı taşımak, almış olduğum mirasa ve içimdeki Galatasaraylılık inancına zaten uygun düşmezdi."
O dönem daha birkaç sezon önce 100. yılında küme düşmüş bir şubenin oyuncusu olarak pek de söylenecek bir şey değildi. Ama işte Kaptan'ın bahsettiği Galatasaray inancı da bunu gerektiriyordu. En zor, en kötü günde bile en imkansızı, en üstü arzulamak. Zaten o sakatlıkların ardından başkası olsa basketbolu bırakacakken dönüp, o günlerden sonra kupalara ambargo koymak da herkesin harcı değildi.

Ekrem Memnun..


Kızların Ekrem "Abi"si, bizim ise "İmparatorumuz" yuvaya döndüğünde ise kadın basketbolunda orantısız bir antrenör gücüne sahip olan inanan bir takımın tüm zorluklara ve engellemelere, hatta ilgisiz bir taraftara karşı destan yazacağı bir yolculuk başlıyordu. Kısıtlı bütçeler, ödenmeyen maaşlar ama buna rağmen bir kadın basketbolunda olabilecek en iyi takım basketbolu, savaş, azim, savunma, mücadele. Avrupa'nın en iyi oyuncusu Alba Torrens'ten sakatlıklar nedeniyle ile istenen verimi alamasa da iyi giden bir takım varken, Whalen'ın ayrılması hesapları alt üst ediyordu ve beklenen şampiyonluğu bir sene ertelenmesine zemin oluşturuyordu.

Bir takım düşünün ki bütçe kısıtlamasına gidilmiş, ona rağmen maaşları doğru düzgün ödenmemiş, rakipleri transfer üstüne transfer yaparken eldeki kadro ile yetinmiş, koskoca bir Final Eight'i 6-7 kişi ile oynamış, kadın basketbolunun ağır favorisini neredeyse basketbol bırakacak sakatlıklar geçirmiş bir sempatik "İspanyol" ile geçen, küçük takımın skorerini bir ELW'da şampiyonluk belirleyecek bir oyuncuya dönüştüren, kaptanı dinlenmeden robot gibi oynayan, sinirlendikçe fark yaratan sakatlığa aldırmayan bir Sancho'ya sahip, basketbola geri döndürdüğü bir doktora öğrencisinin en kritik yerde attığı üçlükler ile ELW şampiyonluğuna ulaşmış.. Çok özel bir takım, başlarında da kadın basketbolun haksız rekabet unsuru konumundaki; Ekrem Memnun.

Çok özel anlarla dolu bir süreç yaşandı, ELW şampiyonluğuna giderken herkes "buraya kadarmış.." dediği anda Ekrem Hocam çıktı, "Ekaterinburg yenilmez değildir" dedi, Alba da çıktı, efsane oynadı. Finale çıktık, bu onur bize yeter derken; Ekrem Hocam çıktı, "Finale çıktıysak kazanacağız" dedi, Sancho çıktı sakat sakat ortalığı dağıttı, Kimyacı da "Şebnem uzaktan şimdi koyaaaarrr..." sloganına zemin hazırlayan performansını sergiledi. Sonra TKBL Finali'ne geldik, normal yollarla bizi yenemeyenler kaos yaratmaya, savaş çıkarmaya, koçları altıncı oyuncu gibi parkede dolaşmaya başladı. Ekrem Hocam bu sefer de; " You're the European Champion, you're the league leader, you're the cup holder. They are not... '' dedi, çıktık Avrupa Şampiyonu gibi, lig lideri gibi oynadık, hasreti dindirdik.

Şimdi biz Avrupa'nın en büyüğüyüz, biz lig şampiyonuyuz, bir her şeyiz.. Ama onlar sadece bir hiçler. Yıllardan beri estirdikleri terör, kurdukları düzen bir yerde bitecekti. Onu bitiren de Ekrem Hocam ve bu inanmış kızlar oldu. Bu düzeni bitiren "kupalara ambargo koymadan bir yere gitmeyeceğim.." diyen Işıl oldu, Alba oldu, Zellous oldu, Nevriye oldu, ilk profesyonel sezonunu geçiren Kelsey oldu, Sancho oldu, Şebnem oldu.. Şimdi her zaman olduğu gibi zafer gölgeleme sanatları ve mağdur edebiyatları revaçta, ama kimse bu güzel dönemi bozamaz. Bu zaferde emeği geçen bütün herkese tek tek teşekkür etmek lazım, ama ne desek az kalır bu da bir gerçek.

Gün Ekrem Hocamın günü.. Gün kızların günü.. Gün bu şubeyi en kötü günde bile yalnız bırakmayanların günü..

Şimdi geçip şu resimlerin karşısına 32 diş sırıtmanın günü..



 
Türk kadın basketbolunun son dönemine damgasını vuran isimlerden Fenerbahçeli Esmeral Tunçluer, basketbola veda kararı aldı.


Fenerbahçe’de 2007’den bu yana forma giyen Esmeral Tunçluer, parkeleri bırakıyor. 34 yaşındaki Tunçluer'in bu kararına anne olmak isteğinin neden olduğu belirtildi.

dökülmeler başladı bakalım Birsel de gitse tamamen çökerler
 
Bir şeyler yazasım var ama ne yazacağımı bilemiyorum hala. Ne yazarsam yazayım bir şeylerin eksik kalacağı düşüncesi hakim. Lakin düşündüklerimin hepsini yazıya döksem bu sefer de okuyanlar için işkence.

Günlerdir herhangi bir teknolojik alete ihtiyaç duymadan maçı izliyorum, beynime kaydetmişim!. Neme lazım Youtube´ye filan DNS ayarlarını değiştirerek de giremeyeceğimiz günler gelebilir, maçı kaydettiğim aygıt bozulabilir... Sahi n´ oldu o gece? Bir spor salonunda kitap yazıldı; “Savunma Sanatı.” Tabii yönetmen eserin sahibi ama oyuncular da hakkını verdi doğrusu. Zafere inananların önünde hiçbir şeyin duramayacağı gerçeği sergilendi pazartesi akşamı..

Sezon genelini değerlendirecek olursak, mücadele ettiğimiz her kulvarda “mutlu son” vardı ama yönetim oyuncu taraftar üçlemesiyle değildi. Ne taraftar ne de yönetim hakkını arayanların peşinde olmadı bu sezon. Basketbol şube yönetiminin en çok eleştirildiği yıllarda geldi başarı. Neyse!..

Hayatta girdiğimiz sınavların çoğunda üç yanlış bir doğruyu götürür kuralı geçerlidir ama bu sezon hayatın kitabını tersten yazdık, bir doğru tüm yanlışları götürdü. Daha doğrusu halının altına süpürdü. Bugünlerde halının üstünde durup Ekrem Memnun´un önünde saygıyla eğileyim.
 
Öyle bir sezonu geride bıraktık ki şuan bir çoğumuz farkında değil yapılan işin ne kadar büyük olduğunun.Yıllar geçtikçe yapılan mücadelenin verilen emeğin değerini daha iyi anlayacağız muhakkak, emeği geçen herkesten Allah razı olsun çok büyük mutluluklar yaşattınız ayrıca forumdaki birçok kişinin yazıları o kadar güzelki bizi geçmişe götürüyor.
 
Kelimeleri kifayetsiz bırakan bir sezon yaşadık. Türkiye Kupası finalinde, Yasemen'in airball attıktan sonra dönen tota attığı üçlüğü, Ekaterinburg maçındaki Olaf Lange - Sandy Brondello ikilisinin ne yapsak yapalım olmuyor çaresizliğini, maçın bitimine 2.54 kala skor 73-67 iken Alba'nın attığı üçlük esnasında Olaf Lange'nin havayı tekmelemesini, final maçından sonra Ekrem Hocanın yumrukları havada sevinerek ilerlerken bir an duraksayıp Iniguez'in elini sıkmasını, Final serisi 4. maç sonu basın tıoplantısında Ekrem Hocanın söylediği ''Pazartesi tek bir sonuç olacak o da Galatasaray galibiyeti'' açıklamasını unutmak mümkün olmayacak , bu takımı, bu sezonu unutmak mümkün olmayacak. Bu takımı izleyebildiğim için kendimi ne kadar şanslı saysam azdır. Rüya gibi bir sezon yaşadık, rüyayı yaşadık, Teşekkürler kızlar, teşekkürler Ekrem Memnun.
 
Ekrem Abinin hikayesi tek sağlam yabancı ile çıktığı Fenerbahçe maçı ile başladı…

Derya Hoca’nın o maç için ‘Maç 5e 5 oynanıyor’ sözü hala akıllarda…

Kadrosu, gücü sınırlı olsa da ne yaptığını bilen bir takım vardı sahada…

Farklı kaybetsek de umutla bakıyorduk yarınlara…

Sonra Türkiye Kupası geldi Sancho’nun buzzer beater’ıyla…

Alba da dönmüştü, tam koyduk gidiyoruz derken,

Önce Whalen skandalı sonra 20 dakikalık Euroleague kazası geldi başımıza…

Herkes umudunu kaybetmişken, takım kaybetmedi; kazandı kritik maçı deplasmanda…

Saha avantajını kazandığımızda 3. Maç öncesi basın girişinde yüzlerdeki heyecan akıllarda…

Verilen mektuplar verilmeyen basket faul ve buzzer beater…

Kaybedilen şampiyonluk değil umutlardı…

Bütçe küçüldü ama Ekrem Abi hedef küçültmedi…

Kadro küçüldü ama yürekler büyüdü…

Galatasaray büyük başarılarını hep zor zamanlarında kazandı…

UEFA Kupası, 2006 ve 2008 şampiyonlukları…

Sanırım bu kulübün genlerinden kaynaklı…

Hayatı bu kulüpte geçen Ekrem Abi inandı, takım inandı ve bizi imkansıza inandırdı…

Sadece Ekrem Abi’nin yanında olmak için gittiğim Ankara’da Türkiye Kupasını kaldırdı…

Yıpranmadan dönelim diye gittiğimiz turnuvada Euroleague kupasını kazandırdı…

Ekrem abi ve oyuncular kahraman değil bence manyaktı…

Dünyanın en iyi takımına 25 sayı fark atılır mı?

En iyilerin karşısında 29 sayı atılır mı?

Süre dolarken uzaydan üçlük yollanır mı?

Her maç 40 dakika oynanır mı?

Bunları yapan benim için kahraman değil manyaktır!

Tüm bunları yapanlar Türkiye Ligini bırakır mı?

Suyun öte yakasının dizleri titriyordu artık…

Psikolojik üstünlük bizdeydi…

Hem de daha önce kafa kafaya girilen her maçı kaybetmişken…

1 - 0, 2 - 0; soyunma odasını boyama planları yapılırken…

Bilindik senaryonun fazlası, küfürler, hakaretler, verilen ve verilmeyenler…

Ama artık sabrı taşmıştı Galatasaray’ın…

Herkes için tek ihtimal vardı…

Pazartesi tek sonuç Galatasaray Zaferiydi…

15.000 kişi maça öyle girdi ki 4-0’da mola geldi…

Takım daha ilk periyotta maçı bitirdi…

ABD milli takım oyuncusu sakatlık numarasıyla sahadan kaçma niyetindeydi…

Taraftar inletti İpekçiyi; Takım da aldı hak ettiğini…

Sanmayın ki zafer sarhoşuyuz; biz daha yeni başlıyoruz!
 

Üst