Geçen hafta Karşıyaka'nın oynadığı 73-72 yenildikleri Türk Telekom maçında maçı Karşıyaka kendi elleriyle vermişti. Türk Telekom da hiç hazır görünmedi, ancak Karşıyaka sınırlı bütçesine rağmen inatçı ve fiziksel bir takım olduğunu gösterdi.
Khalid el-amin'in oğlu Ishmael el-amin en büyük silahları gibi duruyor. Birebir savunulması gereken ve mutlaka switch yapılması gereken bir kısa.
Briante Weber ve Kelly en çok süre alan diğer Amerikalıları. Maçta bunlar benim dikkatimi çekmemişti. Baskı altında Weber birkaç hata yaptı. Bu denenebilir.
Üstte yazan Markel Starks geçen hafta oynamadı. Kadroya yeni mi katıldı, bilmiyorum; ancak eğer öyleyse Weber'den daha etkili olacağını düşünüyorum.
İnatçı yapısı olan bir takım, Telekom maçında da kötü mücadele etmediler.
Bütün bunlara karşı bütçe ve güç olarak onların ne yapabileceğinden ziyade bizim nasıl oynayacağımız önemli. Geçen hafta bazı anlarda boyalı alan savunmamız kötüydü, Metu'nun bazı şut tercihleri kötüydü. Bunların daha iyi olması ve tabii ki galibiyet sezonun gelişimi açısından bizim için önemli olan konular.
Son olarak: Bleijenbergh oynasın, Nikolic gitsin.
MAÇ SONU ANALİZİ
Maç öncesi yazdığım kısa analizden çok farklı bir maç olmadı, Karşıyaka özelinde. Bizim nezdimizde ise kötü oynayan bir takım değil, oynayan bir takım değil, mücadele etmeyen bir oyuncu topluluğu gördük. Başlayalım.
Karşıyaka geçen haftaki kadrosuna ek olarak Marcel Starks ve Xavier Munford eklemeleriyle geldi. Munford'dan çok bir katkı alamasalar da Marcel Starks sadece 5 (BEŞ!) gün önce katıldığı takımda liderliği üstlendi ve uzatmada oyunu yönlendiren, takımı sakinleştiren ve takımının değil MAÇIN temposunu ayarlayan oyuncuydu. Karşıyaka maçın başından sonuna kadar mücadele etti. İnatçı yapısını gösterdi. Bence geçen hafta da Telekom maçını kazanmayı net bir şekilde hak eden taraftı. Geçen hafta yaptıkları hatalardan ders alarak bu maç sonunu bizde daha iyi oynadılar.
Galatasaray analizi konusunda oturup şunu yaptık, bunu yapmadık, şu oyunlarda daha iyiydik vs. gibi beyhude açıklamalar yazmayacağım. Zira, takım herhangi bir oyun oynamadı, parkede bir takım yoktu. Profesyonel ve maç kazanmak için para alan oyuncular görevini yerine getirmedi. Pek çoğumuzun yıllarca çalışıp kazandığı parayı bir sezonda taş çatlasın 50-60 maça çıkıp kazanan bir oyuncunun sahaya çıkıp 1 maç böyle oynaması ile bizim iş yerine gidip 3-5 ay işimizi yapmamamız arasında hiçbir fark yok bence. O yüzden basketbol değil takımdaki sorunları konuşmak lazım.
1- Metu: Vücut dilini Çayırova maçında da beğenmemiştim ve yazdığım kısa yazılarda kendisinin şut tercihlerine değinmiştim. İlk maçta da maç kopmamışken saçma şut tercihleri ile (maçın ve üçüncü çeyreğin başında tüm şutları kendisinin kullanması ve bunların zorlama pozisyonlar olması), garip stepbackler fadeawayler denemesi, en ufak bir hırs göstermemesi gibi sorunlar vardı. Ancak ilk maçlar, kondisyon ve fizik durumunu görece zayıf bir rakibe karşı zorlamak istememesi, sağlığını düşünmesi vb. iyi niyetli sebeplerle daha detaylı bir şey yazmadım.
Buna karşın, bu maç emin oldum ki bu arkadaş burayı küçük görüyor. Umursamıyor, paramı alayım gideyim kafasında da değil. Ben burada hiçbir şey yapmayayım en kısa zamanda beni kovsunlar, böylelikle onun kendi seviyesinde gördüğü takımlara çıkışı hızlansın. Yüksek ihtimalle geldi ve kulübü beğenmedi. Bu maç belki değil ama bir maç daha aynı oyunu göstermesi durumunda kadro dışı bırakılmalı, ufak bir buy-out ile gönderilmeli. Böyle oynayacak bir oyuncudansa Karşıyaka'daki Yavuz Gültekin'i, altyapıdaki Şekeroğlu'nu tercih ederim.
2- Pozzecco: Forumda kendisini savundum ama hocam biz ne oynuyoruz. Ne yapıyoruz biz? Çayırova maçını da rakip dar rotasyon ve yıldızları yaşlı diye son çeyrekte kopardık. Ayrıca, üçlük performansımız da çok iyiydi ama sezonun ilk maçı dedik geçtik. Bu oyun nedir?
İlk olarak, biz bu maçın uzatmaya gitmesini de hak etmedik. 62-60 öndeyken Karşıyaka'nın hücumunda Ballo, El-Amin'in turnikesinde panyaya bariz bir şekilde vurmasına rağmen (barizliğini şöyle söyleyeyim Ballo'nun dirseği panyanın alt sınırındaydı ve o cam panyanın üstünde 2 15lik bir adamın tüm alt kolunu hayal edin) hakemler fahiş bir hata yapıp basketi vermedi ve 62-62 olacak skor Karşıyaka itiraz ederken adamları hazırlıksız yakaladığımız hücum ile 64-60 oldu. Maçın bitimine 1 dakika kala böyle bir avantajın varken bile skoru tutamıyorsun.
Ayrıca, oyuncu değişikliği konusunda hamleler kötü. Hadi çok iyi niyetli olalım oyuncu değişikliğini oyuncuların antreman performansı hazır olması vs ile sen biliyorsun diyelim. Sahada ne oynanıyor ya? Hücumda takım koca maç boyunca 60-65 sayı atsın diye mi geldi bu kadar oyuncu? 2-3 tane düzgün set oyunu oynadık da onu liseyi bırak ilkokul takımları da 2-3 saat set çalışınca oynuyor. Savunmada bir düzen yok, hücumda ne oynandığı belli değil ve senin elinde Smailagic gibi şutör uzun ve Ballo gibi fiziksel üstünlük varken yapamıyorsun bunları. Bu adamlar bu seviyedeki rakipler için tüm matchupları dengesiz hale getirebilecek adamlar. Ona rağmen bir şekilde korkunç başladığın maçta öne geçiyorsun tutamıyorsun. Maç sonlarında hakem hataları ile çok ciddi bir avantaj kazanıyorsun koruyamıyorsun. Bu rezilliktir. Cibona maçı bence son maçı olacak. Çünkü Yugoslav takımları en yeteneksiz halleri bile olsa disiplinlidir ve sahada basketbol oynarlar.
3- Şehmus: Bu başlığı maç sonunda kaçırdığı bariz turnike sebebiyle açmıyorum. Çünkü basketbol oynayanlar bilir, yeri gelir neler kaçar. Bu da öyle bir pozisyondu. Bu başlığın açılma sebebi maç içinde (en kritiği son dakikalarda olan pozisyon olmak üzere) kendisinin açık olduğu pozisyonda şut atmayıp pas vermesi. Bunların hepsi de ya bir önceki şutu kaçırdığı pozisyon sonrasında, ya bir önceki pozisyonda savunmada hata yaptığı pozisyonda geliyor. Sen bu takımın yıldızı olmaya geldin. Biz seni tahtaya ilk beş guardı olarak yazıyoruz. Bu sorumluluğun sende olduğunu bilmen lazım. Pozzecco'nun maçta yaptığı tek mantıklı değişiklikti belki de maçın sonunda Şehmus'un benche alınması. 2 dk kala o şutu atmadığın için seni kenara aldı ve maç topunu Ivanovic kullandı. Atacaksın Şehmus, girmese de atacaksın ama o topları kullanacaksın. Oyun içindeki mentalin de bir önceki pozisyondaki başarına/başarısızlığına bağlı olmayacak.
4- Herkes: Takımda Nikolic'in son çeyrek başındaki hırsı ve genel olarak Ballo'nun mücadelesi dışında bir tane oyuncunun ekstra hamlesini görmedik. Hadi bir de Smailagic'in hart-hurt oynayan bir uzun olmaması ve seri yakaladığı dönemi sayalım en azından kendi yetenekleri doğrultusunda oynadığı ve geri dönüşte katkısı olan sekans nedeniyle. Karşıyakalı oyuncuların top için yere atladığı, uçtuğu 5 pozisyon sayarım şu an. Basketbol her an mücadele isteyen bir spor. Futboldaki gibi 90 dakikanın çoğunda yatayım bir ara baskı kurar istediğimizi alırız yapamazsınız. Koşacaksınız, sertlik göstereceksiniz. Oyuncuların bu ölçüde gevşek olması da koç başarısızlığıdır. Bunu Saras'ın Obra'nın Ataman'ın takımında yapamadıkları için o takımlar Euroleague şampiyonu oldu. Herkesin bildiği Obra-Datome sekansında o moladan sonra Datome'nin hücumda sayı savunmada harika savunma yaptığını hatırlatalım.
Özetle hepimizde olduğu gibi gün içinde maç için heyecanlanıp maçı izlerken sadece hüsran yaşadığım bir maç oldu. Maç öncesi yazımda da belirttiğim gibi Karşıyaka düşük bütçesi sebebiyle direkt düşme adayı olarak lanse ediliyor ama ben onları Telekom maçında beğenmiştim. Bu maçta kazansaydık da yine beğenecektim. Geçen sene de Büyükçekmece böyleydi, bir ara üst üste 6-7 maçı en fazla 3-4 sayıyla kaybediyorlardı sonra zaten düşecekleri belli olmaya başlayınca guardları da düştü. Karşıyaka bu galibiyeti ile onlardan ayrıldı, umarım ligde kalırlar. İşleri kolay değil, çünkü bu sene her takımın belli bir tehdidi var.
Cibona maçında da böyle bir takım görürsek sezonu takip işi sıkıntıya girer. Ayrıca, hakemlerin bu kadar bariz hata yapmasının önüne geçilmesi lazım. 3 tane hakem o pozisyonda Ballo'nun dirseği cam panyanın üzerinde sertçe vuruyorken bunu görmemek imkansız. Bu sporun etiğine, ruhuna ve eğlencesine aykırıdır. Bu hakemlerin o kararının da resmi olarak sorgulanması gerekir.