Oncelikle belirteyim, Fener bizi de her turlu elerdi ki eledi, Efes'e karsi da 3-0 geride olsa dahi yuzde 45 sansi var diyebilirdim. Simdi yazacaklarimi "sonuç farkli olurdu"dan çok, "sonucun farkli olma ihtimalini dahi dusunemiyoruz" yonunde yorumlayabilirsiniz.
Yapilan hakem hatalarinin sayisi, huviyeti, zamanlamasi bazen takimlara net mesajlar veriyor. Efes de Fener de federasyon nezdinde lobisi olan takimlar sayilabilecegi için hakemlerin net bir kayirmasi yokmus gibi gozukuyor, Efes'e de eyyam dudukleri çaliyorlar fakat genel intibam su anda temas toleransini Fener lehine yorumluyorlar. Sikinti da burada basliyor, net hatali diyebilecegin duduklerde bariz bir dengesizlik yok ama faul de diyebilecegin temiz de diyebilecegin pozsiyonlari maç hatta seri sonunda degerlendirince standart sapmasi var. Ornegin Fener'in ikili sikistirma yaptigi anlarda temaslara çok tolerans gosteriyorlar. Duduklerin huviyetine gelirsek McCollum'un atis halindeki faulu hata mata degildi, oyun zaten durdugundan en kotu ihtimalle gorulmediyse monitore bakilabilirdi ve o anda o dudukte israr etmek takima "size kazandirmayacagim" mesaji veriyor, niyet o olmasa da dahi etki o oluyor. Hakemin goremeyecegi, yanlis gorecegi pozisyonlarda oyuncu sinirlenir ama takmaz oyununa bakar, bu tarz pozisyonlarda ise direncini tamamen yitirir. Galatasaray'in 10 sayi one geçse de son periyotta muhtemelen kaybetmis olacagi gerçegi, hakemlerin bu denli maksatli duduk çalmasini mesru kilmiyor. Hatta guçlunun lehine yapilan hatalari mesrulastirma retoriginin en onemli unsuru "zaten guçluler" gerçegini "guçluler zaten kazanir" sonucuyla es tutmaktir. Guçlunun seyrek de olsa kaybedebilecegi maçlarda kaybetme ihtimali, guçlunun gucunden dolayi ortadan kaldirilirsa buna totoloji denir. Dun Efes'e çalinan ikinci teknik faul de bu kapsamda bir duduk. Granger'in hareketi bence tartsimasiz teknik faul ama koça çalinan teknik faulun izahi yok. Bazen çok kuçuk kirilmalarin sonucu orantisiz olabiliyor, son periyotun 15 sayi farkla bitmis olmasini sonradan galibiyetin hakliligi yonunde degerlendirmek her zaman dogru bir yaklasim degil, "e zaten 6 sayi fazla yeseler de kazanirlardi" (ornek) mantigi gerçekte oyle islemiyor.
Sahsen sporun herhangi bir dalinda yasanan herhangi bir olaydan travma hissedecek kadar onem vermiyorum bunlara; bizim once kendi retorigimizi, tepkilerimizi gozden geçrimeye ihtiyacimiz oldugunu da dusunuyorum, hayalim ne olsun kufursuz tribun ki hayatimda bir an bile olsun kufurlu tezahurata katilmadim; ne var ki bu tarz "hatadir, olur" diyemeyecegimiz kararlarin yurtiçinde surekli ayni takimlarin lehine/aleyhine yapilmasi, "guçlu" ve "kazanmasi normal sayilan" takimlarin imajinin olusmasina da ciddi katkida bulunuyor. Kaya Peker'in potaya temasi ve kenardan havlu sallamasi, Markoishvili'ye yapilan faul, kadinlarda Horakova'nin 5 adimlar maçi uzatmaya goturen turnikesi... Bu kritik dakikalarda bu tarz duduklerin (CSKA maçini kenara koyarsak) Fener aleyhine çalindigi maçlari dusunuyorum, akilma hiçbir sey gelmiyor.