Öncelikle dün sahada ellerinden geldiğince mücadele eden kızlarımıza helal olsun diyorum. O kafeste böyle mücadele edebilmek büyük başarı. Keşke sonunu getirebilseydik.
Evet maçtan önce ben dahil bir çok kişi bu maç hakkında umutsuzdu. Çünkü yaşanmış tecrübeler vardı. Şahsen dün akşam skor 22-6 olduğunda bile içimde en ufak bir ümit yoktu. Çünkü ben bu filmi daha önce görmüştüm. Hem de defalarca. Geçen senede aynı böyle oldu. Orada da ilk yarı öndeydik. İkinci yarı verdiğimiz ufak bir seri ile yıkıldık ve maçı kaybettik. Ondan önceki senede aynı şeyler oldu. Dolayısı ile bu senaryo bize çok tanıdık. Geçtiğimiz senelerden farklı olarak bu sene 3. periyotta değilde 4. periyotta maçı verdik. Farklı olarak söylenebilecek tek şey buydu.
Maç hakkında yazılan tüm yorumları okudum. Genel olarak Sylvia'nın erken faul problemine girmesinden sonra oyun dengemizin bozulduğuna ve maçın koptuğuna yönelik yorumlar var. Bu mağlubiyette bir etken olarak sayılabilir. Fakat 4 milyon dolarlık bir bütçesi olan takım sadece 2 oyuncunun eline bakmamalı. Seimone ve Sylvia oyunda yokken adeta amatör bir takım gibi oynuyoruz. Evet Sylvia oyunda kalmış olsaydı, o saçma hücum faul çalınmasaydı maç çok erken biterdi. Fakat bu kadar büyük bütçeli bir takımın Sylvia kadar olmasa da benzer özelliklere sahip yedek bir center oyuncusu bulunmak zorunda. Bu isim kesinlikle Gintare olamaz. Zaten bu oyunuyla nasıl geçen senenin en iyi genç oyuncusu seçildi hayret doğrusu. Eğer gönderilecekse bir an önce gönderilsin. Hem kızın kariyeri için hemde bizim için bir problem. Kullanamayacağın oyuncuyu neden tutuyorsun? Hiç kimseyi bulamıyorsan, ya kızı kazan ya da Melek ile oyna. En azından genç bir oyuncu kazanmış oluruz.
Seimone ve Sylvia bu takımın bütün yükünü çeken iki adet oyuncu ve bu oyuncuların ne yazık ki yedekleri yok. Sezon başında guard olarak Dooneka Hodges alındı ki ben anadolu takımlarından transfer edilen oyunculara oldum olası karşıyım. Oralar farklıdır, büyük takımlar farklıdır. Sayı kraliçesi de olsan Galatasaray'a geldiğin zaman sorumlulukların artar, eskisi gibi rahat oynayamazsın. Nitekim Dooneka takımdaki guard sorununa çözüm getirmesi için transfer edildi. Eğer sezonun en önemli maçında, rakip kısaların kapasitesi ortadayken sahada yer almayacaksa o zaman kadroda bulunmasının ne anlamı var? Diyecekler ki Gintare var yabancı hakkımız doldu. Gintare'a bakıyorum oynadığı süre 4 dakika. Düşünüyorum acaba Fenerbahçe'nin seri yakaladığı dönemleri Hodges ile oynasak daha mı az hata yapardık? Bilinmez. Fakat bu kadar bütçeli bir takımın sadece 2 oyuncu üzerinden oynaması beni üzüyor. Rakibe baktığımız zaman skora doğrudan etki edecek oyuncu sayısı 5-6. Birsel, Esmeral, Penny, Diana, Nevriye. Onların yanısıra Matovic ve Nevlin'de skoru değiştirebilecek isimler. Bizim takıma baktığımızda ise iki oyuncu dışında skora doğrudan katkı yapacak oyuncu yok. Bu isimlerin dışında en skorer isim 6 sayı ile Currie. İşte farkta buradan kaynaklanıyor.
Monique, yapı olarak bu takıma belirli bir standardın dışında katkı verebilecek bir oyuncu değil. Skor gücü kısıtlı, asistçi bir oyuncuda değil. İyi yapabildiği tek şey savunma. Seimone sıkıştığında, baskı geldiğinde topu eline alıp oyunu sürükleyebilecek kapasitede değil. Bunları zaman zaman yapmaya çalışıyor fakat çoğunlukla bize zarar olarak geri dönüyor. Zaten yalnızca ligde oynayabilen bir oyuncu, maliyetinin de çok az olduğunu sanmıyorum. Eğer bu tarz bir görev oyuncusu alınacaksa, Türkiye liginde de bu işleri yapabilecek oyuncular var. Bizim ihtiyacımız olan bize gerektiği anlarda skor olarak katkı sağlayabilecek bir oyuncu.
Melisa Can, dün çok kritik anlarda çok kritik ve boş şutlar kaçırdı. Eğer kaçırdığı 7 şuttan 1-2 tanesini soksa belki de maçı alıp götürecektik. Sanırım kendisini hala Ceyhan'da oynuyormuş gibi hissediyor. Bu görevdeki bir oyuncunun, özellikle de Sophia Young'ı izlemiş bir taraftarın, Sophia'dan sonra Melisa'yı izlemesi gerçekten hayal kırıklığı. İçeride bir çok pozisyonda miss match-up'ta kalıyor. Arkasındaki oyunculara göre undersize olmasına rağmen aldığı topları sürekli zorluyor ve şimdiye kadar bunun bize herhangi bir şey kazandırdığını göremedim.
Dikkatimi çeken bir diğer unsurda sanki deplasmanda değilde kendi sahamızda oynuyormuşcasına rüzgarı arkamızda hissettiğimiz anda hızımızı hiçbir şey'in kesemiyor olması. 10-12 sayı civarı ile önde olduğumuz dakikalarda Fenerbahçe'nin yaptığı top kayıplarının tamamını fast-break olarak değerlendirme çabası, bizim hanemize top kaybı ve sayı olarak geri döndü. Bir çok kez Currie'nin, Melisa'nın ve Tuğba'nın topu kapar kapmaz rakip potaya gitme arzuları, saçma atışlar ve top kayıpları olarak geri döndü. Üstüne üstlük bizim yaptığımız bu anlamsız hataların tamamını potamızda sayı olarak gördük. Deplasmanda +10 öndeyken, süre bizim lehimize işlerken bu saçma hataları yapmanın amatörlükten başka açıklaması yok
Tuğba'ya özellikle dikkat ediyorum, sonradan oyuna girdiği tüm maçları faul problemi ile sürdürüyor ve genelde 5 faul ile kenarda tamamlıyor. Bu takımın şu anda ikinci guard'ı durumundasın ve sezonun en önemli maçına çıkıyorsun, takımı yönlendirmesi gereken bir oyuncu amatörce faullerle takımının hızını kesiyor. Maalesef bu 1 değil 2 değil. Her maç böyle. Tuğba'nın Galatasaray'a geldiğinden beri en büyük problemi "kontrolsüzlük". Ne zaman nerede ne yapacağı belli değil. Dış şutları istikrarsız. Dün bir tane stop jump-shot yaptı, eminim o şutun girdiğine kendisi bile inanamamıştır. İlk yarıda Diana'nın yanından bir turnike bıraktı. Blok korkusu yüzünden çok saçma bir yere attı. İkinci yarı o turnike'nin aynısını atmaya kalkınca da blok yedi. İyi bir oyuncu o pozisyonda faul almasını bilirdi. İlk yarıda turnikeye giderken yaptığı stepsi hakemler sezemedi. Kısacası ben Tuğba'yı izlerken korkuyorum. Aynı korkuyu geçen sene Yasemin'de hissediyordum.
Yıllardır Bahar için ısrarla üstüne gidilsin, üstüne gidilsin dendi. Dün yeterince şans verildi sahada neler yapabileceğini ben gördüm, artık kim ne derse desin. Neler yapabileceği belli bir oyuncu, her an top kaybı riski var, şutu istikrarsız, korkarak oynuyor. Bu takımın oyuncusu değil. İlk yarıda bir tuğla attı ki evlere şenlik.
Seimone ve Sylvia bu takımın her şeyi. Seimone için biraz sabır diyordum, hala sabır diyorum. Çok çok daha iyi olacak, inanıyorum. Dün akşamki 24 sayısı ve savunmadaki gayreti iyi bir sinyaldi. Sylvia bu ligin en iyi 3 oyuncusundan biri. Her maç aynı istikrar. 30 sayı fark yeriz aynı, fark atarız aynı. Belli bir standardı var onu hiç bozmuyor, her maç üzerine çıkmaya gayret gösteriyor. Gençlere örnek olsun.
Bu forumda Işıl'a laf söyleyeni 9 köyden kovuyorlar ama bu Işıl'ın şu anda bu takıma verebileceklerini göz ardı etmemizi sağlamıyor. Işıl iyi bir guard ama şampiyonluğa yürüyen bir takımın 1. guard'ı kesinlikle olamaz. Sakat, formsuz, takım kötü, yardıma gelmiyorlar diyenler elbette olacaktır. Bunları bende sizin gibi iyi biliyorum ama gerçek şu ki şu anki takım kimyasında bu kız bu yükü kaldıramaz. Sen sezon başında Işıl'la beraber oynasınlar diye aldığın oyuncuyu hiç bir maçta oynatmazsan bütün yükü Işıl'ın omuzlarına bırakırsan bu kız o yükü kaldıramaz. Işıl'ın en iyi zamanını da biliyoruz, yapabileceklerini biliyoruz. İyi performans Eurocup'ta Aris'e attığı sayılar, yaptığı asistler değil. Eğer bizim tek rakibimiz Fener ise o maçtaki performansı benim için kıstastır ki Işıl'ın Fener maçlarındaki performanslarını da hepimiz biliyoruz. Dün yine kötüydü. Elindeki bir topu rakibe kendi elleriyle verdi, bir kez daha aynı hatayı yapacaktı ki Seimone araya girdi. Bu takıma kaliteli bir guard alırsın Hammon ayarında, Işılı da koyarsın arkasına, rahat rahat izlersin maçını. Kafan rahattır çünkü 1 numaran kalitelidir. Ama şu an görünen o ki bu sezon 1 numarada daha çok eziliriz.
Nihan geçtiğimiz sezon çok başarılıydı, ama dün gördüm ki o Nihan gitmiş, yerine ürkek, çekingen, savaşmaktan korkan bir Nihan gelmiş. Bu haliyle bize bir katkı veremez.
Takım her an patlamaya hazır bir bomba gibi. Çok dengesiz bir kadromuz var. Oyuncular bulunduğu yerin farkında değiller. Öne geçtik, farkı açtık, tam maçı kazanma hamlelerini yapmaya geldiğinde 1-2 kişi hariç herkesin eli titremeye başladı, saçma sapan hatalar peşi sıra geldi. Maç esnasında oyun durduğu anda bir araya gelip neleri konuşuyorlar. Birisi çıkıp "hücumda telaş yapmayın, top çevirin, yardımlaşın" demiyor mu? Fener farkı eritti, her hücum iki pas yapamadan ellerimizde eridi. Hiç bir varyasyon yok, kimse taşın altına elini sokmuyor. Işıl'da öyle savunmayı delip sayı atacak, faul alacak bir performansta olmadığı için maç sonlarında her geçen hücumda başarısız olduk. 35 dakika iyi oynayıp son 5 dakikada maçı 16 sayılardan vermek çok can yakıcı. Hatalardan ders çıkartmaktan bahsediliyor ama bu hatalar orada yıllardır yapılıyor.