Takım belli bir başarıya ulaşmak için göstermesi gereken oyun karakterini bu maçın 2. yarısında gösterdi. Ancak Emir'in de dediği gibi bu oyunu tek devre oynayıp yetebilecek bir teçhizat yok elinde. Bilhassa dış sahada bugün ilk yarıda oynadığımız oyun gibi oynarsak her takıma mağlup olabilir bu takım. Savunma zaten günün basketbolunda es geçilecek bir nokta değil. Biz belki pace and space'in etkisiyle günün basketbolunda savunmaların düştüğünü düşünebiliriz ama o tarz bir oyunu efektif oynamak için de çok sağlam bir savunma takımı olmanız gerek zaten. En basitinden belki günün ve tüm tarihin en iyi takımı GSW, hücumda pek tabii ki NBA'de başı çekerken savunma efektifliğinde de 30 takım içinde normal sezonu 2. sırada bitirdi tüm NBA'de. Ki bu takım bizim kötü basketbol mantığımıza göre her takıma yediğinden fazlasını atabilecek bir takım. Ancak bu oyunu onlar oynarken dahi savunmadan kaçma gibi bir lüksü yok, kimsenin yok. Hele bizim gibi sınırlı takımların bunu bir kimlik haline getirmekten başka hiç çaresi yok. Bunu tüm sezona yayarsak geçen sezonki Beşiktaş gibi sürpriz bir lig finali çıkartabiliriz, bunu yapmazsak Ataman'ın çok eleştirilen takımından farkı kalmaz. Ki Ataman'ın hiç yoktan profilli takımını düşünürsek bu takımın kötüsü çok daha dipleri görür, onu da bu camia kaldıramaz.
Bugün maçın kırılma noktası 3. çeyreğin 2. dakikasında Hardy-Emir değişikliği oldu. Emir'in 2 üçlüğünden sonra ''lütfen'' savunmaya dönmemiz pek umut verici bir hamle olmasa da takımın ilk 1 aylık çehresinde bir savunma azmi görmek pek tabii ki umutları arttırdı. Bu takımın genel karakteri önce savunmayı yapıp sonra hücuma çıkmak olmalı. O zaman sürekli sen at, ben at oyunlarda Hardy'nin, Hopson'ın kaçırdığı şutlar da daha az göze batacaktır. Renfroe da 2. yarıda hiç yoktan geldiğinden beri en ''büyük takım oyuncusu'' kimliğinde oynadı. Ben ilk 1 ayda Renfroe'ya çok şaşırmıştım. Bu adam hiçbir şey yapamasa birebirde göğüs göğüse hakikaten iyi bir oyuncuydu, top çalma konusunda da Jamon Gordon kadar olmasa da yetkin bir oyuncu. O kendi adına o savunmasını biraz gösterince hücumda da rahatladı ve geldiğinden beri en efektik hücum katkısını yaptı. Yeni transferlerden takıma en çabuk adapte olan Hendrix ve Summers gibi görülüyor. Bilhassa Summers'ın formu bu takım için çok değerli; çünkü çaylak TJ Cline'ı da saymazsak dışardan şut atabilen hiçbir uzunumuz yok. Günün oyununda bu çok büyük bir zaaf oluyor açıkçası. Summers'tan o şutları aldığımızda 5 numaralarımızın da oyunu daha verimli hale gelecektir.
İşin özü bu takım doğru oynadığında neler yapabileceğini bugünkü maçın 2. yarısında gösterdi. Bu azmi bir oyun kimliği haline getirip başarılı olmak ya da bugünkü maçın ilk yarısı gibi 20 dakika koş koş şut atıp savunmadan da bihaber dolaşıp dibi görmek onların ve koçun elinde. Geçen hafta Darüşşafaka maçının ikinci yarısını da bu tarz bir azimle oynayıp kaybetsek de takıma iyi bir mesaj olduğunu düşünmüştüm. Ama hafta içindeki Reggio maçıyla açıkçası o mağlubiyetin hiçbir getirisi olmadığını gördüm. Umarım bugünkü o azimin getirdiği doğru galibiyet bu sefer bize olumlu yansır ve hafta içindeki Buducnost ile hafta sonundaki Fenerbahçe maçlarını da benzer bir karakterde 80 dakika oynayıp bizim neleri yapamadığımızdan ziyade rakiplerin bize karşı neler yapabildiklerini tartışmaya daha çok odaklanabiliriz.
Bu şube yaklaşık 10 yıldır ciddi iyi hocalar ve iş yapabilecek oyuncularla gidiyor. Çalışıp ve çalışmamanın, odaklanmayla tembelliğin bu takımlara nasıl yansıyabileceğini de ne yazık ki pek çok kez acı-tatlı tecrübe ettik. Ben arkasında böyle bir taraftara sahip olan, her gittiği deplasmanı ev sahibine çevirebilen takımların en iyilerini yaptıkları ölçüde her zaman tavanlarını görebileceklerine inanıyorum. Bilhassa 3 büyük takımın gerekli özveriyi gösterdiği çerçevede taraftarların nasıl bir destek olabildiklerini de biliyoruz zaten. Böyle bir avantaj ortadayken gerekli azmi ve konsantrasyonu sergilemeyen koç ve oyuncular da eleştirilerden herkesten fazla nasibini alıyor zaten. Futbolda da basketbolda da böyle. Büyük takımlar kendilerine denk ve aşağı kadrolarda her takıma karşı maçlara 1-0 önde başlarlar, bu kadarını yapamayan herkesin de büyük takımlarda koltuğu tehlikeye girer.