Sanırım konuyu biraz açmak gerekecek:
Hepimiz etten kemikten yapıldığımıza göre dış etkenlerin varlığı tabi ki yadsınamaz.
Olanlar ve olması gerekenler bazen birbiriyle örtüşmez. Bizim oyuncularımızın diğer yabancı oyunculardan en büyük farkı da burada ortaya çıkıyor. Biz daha duygusalız. Bu nedenle yukarıdaki konularda daha hassaz oluyoruz.
Uzağa gitmeye gerek yok kendim de buna benzer duyguları çokça yaşadım. Eğer kenarda inandığınız, güvendiğiniz güçlü bir kişilik varsa, sahada, takım içinde, oyuncular arasında tecrübeli bir abiniz, ablanız varsa, onun o dik, yılmayan, savaşan duruşu o kadar önemliki. Bu anında size de yansır ve birlikte savaşmaya başlarsınız.
Zaten özellikle 1 numaranın karakteri burada belirleyici unsur oluyor. Eğer takımın önünde savaşan,yılmayan bir cengaver varsa gerisi de geliyor.
Gelelim kenardaki antrenör konusuna; burada kenardaki antrenörün hoplayıp zıplamasından ziyade onun karakteri önemli. Eğer ben Oktay hocanın nasıl bir insan olduğunu biliyorsam, ona inanıyorsam onun eline koluna, hareketlerine değil gözlerinin içine bakarım. Dikkat edin büyük hocalar ve oyuncular da birbirleriyle böyle temas kurarlar. Birbirlerini anlarlar hiç konuşmadan.
Profesyonel oyuncu bunları düşünmez derken kastettiğim farklı bir durum. Örneğin Taurasi, Naumoski, Jordan ve benzeri büyük oyuncular antrenör kenarda sakin sakin oturuyor diye onlar da sahada rölanti mi olurlar sizce?
Eğer iyi bir profesyonelseniz antrenörü de gaza getirirsiniz, o kenarda teslim bayrağını çekse bile siz sahada son düdük çalana kadar savaşır ve yenilgiyi asla kabul etmezsiniz.
Yani antrenör bir faktördür ama belirleyici unsur değildir, olmamalıdır.
Basketbol bir takım oyunuysa antrenörden oyuncuya herkesin işini iyi yapması gerekir ki makina teklemeden çalışsın.